Kolektif – “Osmanlı Hanımları” Mutfakta (2019)

Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınlar için yazılmış kitaplar ve kadınları hedefleyen dergiler, bize dönemin düşünce yapısını ve ruhunu göstermek açısından vazgeçilmez belgelerdir.

“Osmanlı Hanımları” Mutfakta adlı bu kitap ise, 1880-1926 yılları arasında kadın dergilerinden derlenmiş yemek, sofra kültürü ve beslenme alışkanlıkları konularını ele alan makalelerden yapılmış çok güzel bir seçki.

Makaleler, Aile, Hanımlara Mahsus Malûmât, Hanımlara Mahsus Gazete, Parça Bohçası, Mehâsin, Kadınlık, Bilgi Yurdu Işığı, İnci, Türk Kadını, Süs, Âsâr-ı Nisvân, Kadın Yolu ve Çalıkuşu dergilerinden toplanmış.

Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet’e geçiş dönemi sayılacak bir dönemde yayımlanmış bu dergiler, ülkenin içinde bulunduğu karmaşık ruh halini yansıtmaları açısından da çok iyi.

Burada, gelenekselle modern arasında sıkışmış bir toplumdan ve bu toplumun mutfağa, ev hayatına, kadına ve Batı’ya bakışını yakından görüyoruz.

Nihayetinde bu güzel derleme, yalnızca mutfakla ilgilenenlerin değil, Osmanlı’nın Doğu-Batı arasında yaşadığı ikilemi görmek isteyenlerin, ayrıca kadın çalışmalarına ilgi duyanların severek okuyacağı bir kitap.

  • Künye: Kolektif – “Osmanlı Hanımları” Mutfakta: Osmanlıca Kadın Dergilerinde Yemek ve Mutfağa Dair Makaleler, derleyen: Abdullah Uğur, İletişim Yayınları, tarih, 232 sayfa, 2019

Siegfried Kracauer – Polisiye Roman (2019)

Polisiye roman, kendi araçlarına ve tekniğine sahip edebiyat tarihinin en özgün türlerindendir.

Yolu Edgar Allan Poe açtı ve Poe’nun gösterdiği yolu takip edenlerden Arthur Conan Doyle, ‘Sherlock Holmes’ serisi ile polisiye romanın standartlarını yükseltti.

Böylece polisiye roman, macera romanlarının, şövalye kitaplarının, kahramanlık efsaneleri ve masalları gibi melez bir ürün olmaktan ziyade, kendi dünyasını özgün estetik araçlarla anlatan başlı başına bir tür halini aldı.

Siegfried Kracauer’in felsefe ve edebiyat eleştirisinin yetkin bir bireşimi olan elimizdeki çalışması, polisiye romanın ortaya çıktığı toplum ve uygarlıkla ilişkisi hakkında harika bir eser.

Polis ve dedektifin olduğu kadar suçun ve suçlunun toplum içinde temsil ettiği konum üzerine derinlemesine düşünen Kracauer, Georg Lukács’ın ‘Roman Kuramı’nın ve Søren Kierkegaard’un felsefesinin izinden giderek bu edebi türün toplumsal içeriği üzerine derinlemesine düşünüyor.

Polisiye romanın, uygarlaşmış ve bütünüyle rasyonelleşmiş toplum fikrine dayandığını ve bu fikri radikal bir tek taraflılıkla kavrayıp estetik bir şekilde stilize ederek ete kemiğe büründürdüğünü belirten Kracauer, polisiye romanın hedefinin uygarlık denen gerçekliği doğasına sadık kalarak aktarmaktan ziyade, en başından beri bu gerçekliğin zihinsel karakterinin altını çizmek olduğunu belirtiyor.

“Polisiye roman uygarlığın yüzüne bir lunapark aynası tutar. Aynadan uygarlığa bakan, kendi canavarlaşmış halinin karikatürüdür. Polisiye romanların çizdiği tablo gayet korkutucudur.” diyen Kracauer,  polisiye romanlarda gerçekliğin suni şekilde devre dışı bırakıldığını ve bunun da kişilerin ve nesnelerin donuk ve kafa karıştıran bir şekilde yan yana ve yer aldığı bir toplumsal durumu gösteren bir tablo sunduğunu söylüyor.

  • Künye: Siegfried Kracauer – Polisiye Roman, çeviren: Dilman Muradoğlu, Metis Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2019

Silva Özyerli – Amida’nın Sofrası (2019)

‘Amida’nın Sofrası’, Diyarbakır Ermenilerinin mutfak ve yemek kültürleri hakkında çok değerli bir çalışma.

Kendisi de doğma büyüme Diyarbakırlı olan Silva Özyerli, şehrin mutfak kültüründen pek çok örneği bizimle paylaşırken, aynı zamanda bu yemeklerin Diyarbakırlı Ermenilerin gündelik ve toplumsal hayatlarındaki izlerini de keyifle okunacak bilgiler, anekdotlar ve hikâyelerle harmanlayarak anlatıyor.

Yazar, burada, aile geçmişinden, eski kuşak Diyarbakırlılarla yaptığı görüşmelerden, bilhassa Ermenice yazılı kaynaklardan yaptığı araştırmalardan yararlanarak, bugün bazıları yaygın olarak bilinse de, önemli kısmı yok olmaya yüz tutmuş veya değişip dönüşmüş, bir kısmı ise tamamen unutulmuş yemekleri eskiden pişirildikleri halleriyle gün yüzüne çıkarıyor.

Özyerli’nin, aile tarihinde iz bırakmış acı tatlı olaylarla harmanlayarak geliştirdiği anlatım tarzı, Diyarbakır ve çevresinin yüz yılı aşkın tarihine alternatif bir bakışın taşıdığı imkânlara işaret ettiği için ayrıca önemli.

Dolmalardan üsküre kebaplarına, kavurmalardan perdeli ciğerlere, bastırmalardan duvaklı pilavlara pek çok tarif, burada.

  • Künye: Silva Özyerli – Amida’nın Sofrası: Yemekli Diyarbakır Tarihi, Aras Yayıncılık, yemek, 272 sayfa, 2019

Mary Wollstonecraaft – Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (2019)

38 yıl gibi kısa bir ömür sürmüş Mary Wollstonecraft (1759-1797),  modern feminizmin kurucularındandır.

Bilindiği gibi kendisi, daha sonra ‘Frankenstein’ı yaratacak Mary Wollstonecraft Shelley’nin de annesidir ve Shelley’nin doğumundan on bir gün sonra hayatını kaybetmişti.

Wollstonecraft, kısa hayatına rağmen o döneme değin erkeklerin tekelinde olmuş felsefe alanında kaleme aldığı metinlerle, kendinden sonraki yüzyılları kadın hakları konusunda derinden etkilemiş bir 18. yüzyıl düşünürüdür.

İlk kez 1792’de yayımlanan ‘Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi’, özellikle uysal ve gösterişli kadınlık algısıyla kıyasıya hesaplaşarak yeni ve erkeklerle tümüyle eşit bir kadın tasavvuru yaratıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kadınları, hem zihnen hem de bedenen kuvvet kazanmaları için çaba sarf etmeleri gerektiğine razı edebilmeyi; onları, yumuşak sözlerin, kalbin kırılganlığının, ince fikirliliğin ve ince zevkin zayıflıkla neredeyse eşanlamlı olduğuna; sadece merhamet ve merhametin kız kardeşi addedilen bu çeşit sevginin nesnesi olan bu varlıkların, çok geçmeden aşağılanma nesnesi de olacaklarına ikna edebilmeyi diliyorum.”

  • Künye: Mary Wollstonecraft – Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi, çeviren: Duygu Akın, Kafka Kitap, 160 sayfa, 2019

Monique O’Connell ve Eric R. Dursteler – Akdeniz Medeniyetleri (2019)

Muazzam bir çalışma olan ‘Akdeniz Medeniyetleri’, okurunu ana hatlarıyla orta ve erken modern çağ tarihi, Roma’nın çöküşüyle (500) Napolyon fetihleri (1800) arasında yer alan 1300 yıllık dönem hakkında bilgilendiriyor.

Kitap, Akdeniz’i siyasi ve askeri gelişmeler, sınır hareketlerinin tasviri, dini, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişmeler bağlamında izliyor.

Kitapta,

  • Roma İmparatorluğu’nun kuruluş ve çöküşü,
  • Barbar, Bizans ve Latin Hıristiyan olarak parçalara bölünmesi,
  • Erken ortaçağda Roma İmparatorluğu’nun kalıntıları üzerinden yeni siyasi yapılar inşa eden yeni Hıristiyan ve Müslüman toplumların gelişimi,
  • Ortaçağın son dönemlerindeki Hıristiyan ve Müslümanların kutsal savaşları,
  • Avrupalıların Haçlı savaşlarını ve Müslümanların buna karşı tepkisi,
  • Ortaçağın son dönemindeki ekonomik değişim bağlamında Latin Avrupalı tüccarların Yahudi ve Müslümanların ticari ağlarına girişi,
  • 1348 yılında hıyarcıklı veba salgınının başlamasıyla ortaya çıkan değişiklikler,
  • İberya ve İtalya’da giderek bölgesel devletlerin ortaya çıkışı,
  • Osmanlı Türklerinin bölgede iktidar sahibi olmak için mücadele eden ciddi bir güç olarak ortaya çıkışıyla doğuda Bizans ve Memluk İmparatorluklarının zayıflaması,
  • Erken modern dönemdeki kültürel gelişmeler,
  • Rönesans’ın Avrupa’daki yansımaları,
  • Ticaret şekillerindeki ve lüks malların dolaşımındaki değişiklikler,
  • Daha önce bölgesel devletler olan Habsburg, Osmanlı ve Venedik İmparatorluklarının gelişimi,
  • İmparatorluklar arasında yer alan erken modern dönem sınır belgelerindeki yaşam,
  • İklim, demografi ve hastalık konusundaki global dengesizliklerin Akdeniz kültürünü nasıl değiştirdiği,
  • Akdeniz’de modern öncesi dönemden modern döneme geçişi belirleyen on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllardaki Napolyon ve Rus istilaları,
  • Ve bunun gibi, pek çok önemli konu ele alınıyor.

Zengin kaynaklara dayanması ve kapsamıyla dikkat çeken çalışma, Akdeniz kültürü ve tarihiyle ilgilenenler açısından kaçırılmaması gereken bir kaynak.

  • Künye: Monique O’Connell ve Eric R Dursteler – Akdeniz Medeniyetleri, çeviren: Bozkurt Leblebicioğlu, Say Yayınları, tarih, 576 sayfa, 2019

Robert Aronowitz – Risk Tıbbı (2019)

Çağdaş tıp, semptomları gidermek ve hastalıkları iyileştirmek yerine, daha çok risk azaltmaya mı odaklanıyor?

Robert Aronowitz’in bu kitapta, durumun tamı tamına böyle olduğunu savunuyor.

Kanser tarama programlarının her zaman bizim daha iyi yaşamamızı sağlamadığını, olur olmaz yapılan ameliyatların da sağlıklı dokuların alınmasına neden olduğunu belirten Aronowitz, son otuz kırk yıl içinde sağlık sektöründe, doktorların semptomları gidermek veya hastalıkları iyileştirmek yerine riski azaltmaya yönlendiren dönüşümlerin peşine düşüyor.

Aronowitz burada çok çarpıcı bir saptamada bulunuyor.

Yazara göre, bu dönüşümün önemli bir nedeni, ürünlerini nüfusun belli bir hastalıktan gerçekten mustarip ufak bir yüzdesi yerine, risk grubuna giren daha büyük bir yüzdesine pazarlamak isteyen ilaç şirketleri bulunuyor.

Kanser tarama programları ve çeşitli önleyici aşılar gibi örneklerden yola çıkan yazar, günümüzde pek çok müdahalenin asıl amacının, gerçek tedavi yerine korkuları ve belirsizliği azaltmak olduğunu savunuyor.

‘Risk Tıbbı’, modern tıbbın risk takıntısına dikkat çekiyor, bunun yanı sıra risk azaltıcı müdahalelerin daha sıkı denetlenmesi ve sağlık sektörünün, hastalıklardan mustarip insanların tedavisine ve ıstıraplarının dindirilmesine odaklanması çağrısında bulunarak çok önemli bir rol üstleniyor.

  • Künye: Robert Aronowitz – Risk Tıbbı: Korkuyu ve Belirsizliği Tedavi Etme Arayışımız, çeviren: Zeynep Alpar, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 336 sayfa, 2019

Carlos Fonseca – Hayvan Müzesi (2019)

Carlos Fonseca’nın ‘Hayvan Müzesi’, Latin Amerika’nın tropikal topraklarında gizemli, bol göndermeli ve keyifli bir yolculuğa çıkarıyor.

Karayipli bir müzebilimci ünlü bir kadın moda tasarımcısından davet alır.

İkisi, hayvan dünyasındaki esrarengiz biçimler üzerine ortak bir sergi açacaktır.

Fakat nice buluşmanın ertesinde yaşanan pek çok tuhaflık, bu projenin belirsiz bir geleceğe ertelenmesine neden olur.

Günün birinde genç tasarımcı kadın ortadan kaybolur, ta ki yedi yıl sonra, müzebilimci onun ölüm haberini alana kadar.

Müzebilimci bu haberle birlikte, kadının kendisine bıraktığı zarflar dolusu arşiv belgesine de ulaşır.

Ve tuhaflıklar da burada başlar.

Kahramanımız belgeleri inceledikçe tasarımcının gizemli aile tarihini deşifre eden ipuçlarına ulaşır.

Latin Amerika’nın tropikal ormanlarında güneye doğru yapılan siyasi bir hac yolculuğu bunlardan biridir.

Farklı anlatıcıların farklı tarihlerde verdikleri bilgilerin peşinde polisiye bir kurguyla açılan roman, Subcomandante Marcos’tan W. G. Sebald’a, Marx’tan Walter Benjamin’e, Edward Hopper’dan Francis Alÿs’in yapıtlarına gizli açık göndermelerle okuru görünen ile gizlenen, yalan ile hakikat, hukuk ile adalet, sanat ile gerçek üzerine düşünmeye davet ediyor.

‘Hayvan Müzesi’nin, yayımlandığı yıl El Mundo / El Cultural tarafından 2017’nin En İyi Kitabı seçildiğini de belirtelim.

  • Künye: Carlos Fonseca – Hayvan Müzesi, çeviren: Roza Hakmen, Metis Yayınları, roman, 384 sayfa, 2019

Donatella della Porta – Demokrasi Seferberliği (2019)

1989’da Orta ve Doğu Avrupa’da ve 2011’de Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da gerçekleşen iki demokrasi protestosu dalgası, demokrasinin gelişimine katkıda bulundu mu?

Donatella della Porta, bu iki süreçte deneyimlenmiş vakaları ayrıntılı bir bakışla karşılaştırarak demokrasi seferberliklerinde ortaya çıkan nedensel mekanizmaları gözler önüne seriyor.

Kitap, protesto olaylarının demokrasi için ne gibi fırsatlar yarattığını irdeleyerek çalışmasına başlıyor ve devamında da, toplumsal hareketlerin nasıl bir kaynak seferberliğine gittiklerini, sivil toplum örgütlerinin ne zaman ve nasıl protestoya katkıda bulunduklarını, protestolarda çeşitli aktörlerin etkileşimini ve milliyetçiliğin demokratikleşmeden ziyade onun aleyhine kullanıldığı durumları kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Porta’nın söz konusu demokratikleşme girişim ve seferberliklerini Macaristan, Polonya, Fas, Türkiye, Romanya, Arnavutluk, Libya ve Suriye gibi pek çok ülke üzerinden izlemesi de, çalışmayı ayrıca önemli kılıyor.

Künye: Donatella della Porta – Demokrasi Seferberliği: 1989 ile 2011 Yıllarının Karşılaştırması, çeviren: Aslınur Akdeniz Brehmer, Kafka Kitap, siyaset, 496 sayfa, 2019

Walter Terence Stace – Hegel üzerine (2019)

Hegelci felsefe, Hegelci diyalektik ve Hegel’in metodolojisi hakkında, çok net ve sistemli bir giriş arayanlara bu kitabı muhakkak tavsiye ederiz.

Walter Terence Stace’in kapsamlı çalışması, Hegel’in bütün kitaplarını didik didik etmesinin neticesinde ortaya çıkmış.

Hegel’i yorumlamaktan çok onu açıklaması ve tanıtmasıyla aslında bu konuya giriş yapmak isteyenler için çok değerli olan çalışma, Hegel’in sistemini kapsamlı bir biçimde ortaya koyuyor, en önemlisi de, Hegel’in bu sistemde hangi akli çıkarımlara başvurduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Walter Terence Stace – Hegel Üzerine, çeviren: Murat Belge, Fol Kitap, felsefe, 192 sayfa, 2019

Frank M. Turner – Rousseau’dan Nietzsche’ye Avrupa Düşünce Tarihi (2019)

Avrupa düşünce tarihi hakkında klasikleşebilecek bir kitapla karşı karşıyayız.

Frank Turner, ele aldığı meseleleri alabildiğine rahat ve anlaşılabilir bir şekilde anlatan örneği az bulunur bir akademisyendi.

Turner’ın ölümünden sonra yayımlanan bu kitabı ise, kendisinin uzmanlık alanının en görkemli örneği.

Avrupa entelektüel tarihine yakından bakmak açısından çok fırsat olan elimizdeki çalışma, özellikle öğrenciler ve konuya yeni başlayan okurlar için bir başvuru kaynağı.

Turner’ın Yale Üniversite’sinde verdiği derslerin ürünü olan kitap, Aydınlanma’dan başlayıp 21. yüzyılın başına uzanıyor ve bu süre zarfında Avrupa’da yaşanan radikal değişimi fikir akımları ve öncü figürler üzerinden anlatıyor.

Farklı disiplinleri ustaca bir araya getirmesiyle de dikkat çeken çalışma, açık, akıcı ve öğretici üslubuyla pek çok konuyu aydınlatıyor.

Turner burada,

  • Rousseau’nun moderniteye yaklaşımında öne çıkan vurguları,
  • Darwin’i doğa ve Tanrı arasındaki bağı açıklamaya iten nedenleri,
  • Kapitalizmin liberal düşünceyi nasıl şekillendirdiğini,
  • Liberal düşüncenin kadın hakları konusunda neden sınıfta kaldığını,
  • ABD devlet düzeninin Avrupa’nın demokrasi anlayışını nasıl değiştirdiğini,
  • Aydınlanma’dan sonra sanatçıların neden Gotik anlayışa dönme ihtiyacı duyduklarını,
  • Sanatçı kültünün nasıl yaratıldığını,
  • Avrupalı düşünürleri Marx’ın ilk çalışmalarını keşfetmeye zorlayan nedenleri,
  • Milliyetçiliği ve ırkçılığı ortaya çıkaran koşulları,
  • Nietzsche’nin neden evrensel değerlere savaş açtığını,
  • Ve bunun gibi pek çok önemli konuyu ele alıyor.

Künye: Frank M. Turner – Rousseau’dan Nietzsche’ye Avrupa Düşünce Tarihi, çeviren: Soner Soysal, Kafka Kitap, felsefe, 284 sayfa, 2019