Paulo Freire – Özgürlüğün Pedagojisi (2019)

Paulo Freire’in son dönem çalışmalarından olan bu kitap, 1997’de Harvard’ta verilmesi düşünülen özgürleşme pedagojisi konulu seminer için yazıldı.

Freire burada, her öğretmenin sahip olması veya hiç olmazsa ders olarak görmesi gereken, ama öğretmenlik eğitimi sırasında nadiren öğretilen başka temel bilgilerin altını çiziyor.

“Öğretmek eğitimin ideolojik olduğunu bilmeyi de gerektirir.” diyen Freire, öğretmenin etikten ayrı düşünülemeyeceğini ve öğretmenin eleştirel olma becerisi gerektirdiğini belirtiyor.

Freire bu temel bilgilerin, dünyanın eleştirel bir okumasını yapabilmek için kesinlikle gerekli olduğunu çok ikna edici biçimde ortaya koyuyor.

Kitap, her şeyden önce özgürleştirici eğitim yolundaki mücadeleyi tazelemek için baskıcı eğitime alternatif arayanlara yapılmış güçlü bir çağrı.

‘Özgürlüğün Pedagojisi’, Freire’nin kült kitabı ‘Ezilenlerin Pedagojisi’nden uzun yıllar sonra yayımlandı ve bir yönüyle de o ünlü eserdeki temel kavramları zamanın süzgecinden geçirip yeniden yorumlamasıyla çok önemli.

  • Künye: Paulo Freire – Özgürlüğün Pedagojisi: Etik, Demokrasi ve Medeni Cesaret, çeviren: Gülden Kurt Gevinç, Yordam Kitap, eğitim, 188 sayfa, 2019

Martin Parker, Valerie Fournier ve Patrick Reedy – Alternatifler Sözlüğü (2010)

Üç yazarlı ‘Alternatifler Sözlüğü’, varolagelen anlayışları farklı ve eleştirel bir gözle yeniden yorumluyor.

Sözlükte bunu sağlamak için de, Marksizm, Anarşizm, Feminizm, Fourier, St. Simon ve demokrasi gibi çok farklı kaynak, sistem ve tarza ait maddeler bir araya getiriliyor.

Ayrıca, alternatif bir bakış açısı geliştirmek amacıyla, çevrecilik, antikapitalizm gibi toplumsal hareketler; Brook Çiftliği ya da Oneida gibi Amerika’daki ütopyacı denemeler; kooperatifler ve ekolojik köyler gibi somut alternatifler de göz önünde bulundurulmuş.

Sözlük, alternatif örgütlenme biçimlerini açığa çıkarıyor.

  • Künye: Martin Parker, Valerie Fournier ve Patrick Reedy – Alternatifler Sözlüğü, çeviren: Bülent Doğan ve Emine Ayhan, NTV Yayınları, sözlük, 328 sayfa

Étienne-Louis Boullée – Mimarlık: Sanat Üzerine Deneme (2019)

Fransız Devrimi’ni de görmüş Étienne-Louis Boullée, çağının çok ilerisinde bir mimardı.

Sanatın eğitici erdemler taşıdığına inanırdı, çağının mimarlığını sık sık eleştirirdi ve devrimci bir mimar olarak cüretkâr ve ilerici çözümler önerirdi.

O’nun mimarı anlayışı, aynı zamanda Devrim’in talep ettiği toplumsal ilerlemeyi sağlayacak kurumları somutlaştırmayı da talep ediyordu.

“Bence binalarımız, özellikle de kamu binalarımız, bir anlamda şiir gibi olmalıdır.” diyen Boullée, bu kitabında hacimler kuramını tartışmaya açıyor.

Yazar hacimler kuramını inceliyor, analiz ediyor, hacimlerin özelliklerini, duyularımız üzerindeki güçlerini ve bizim örgütlenmemizle olan benzerliklerini ortaya koyuyor.

Boullée ayrıca, Vitruvius’un mimarlığı bina etme sanatı tanımını da tartışmaya açıyor.

Boullée, öncelikle bu tanımı çok kaba buluyor.

Gerçekleştirmek için tasarlamak gerektiğini, ilk atalarımızın kulübelerinin önce görüntüsünü tasarladığını, sonra inşa ettiğini ve mimarlığı tam da bunun, yani zihnin bu üretimi olduğunu söyleyen Boullée, mimarlığı herhangi bir binayı üretmek ve mükemmeliyete ulaştırma sanatı olarak tanımlıyor.

Bütün bunları kendine has özgün bakışıyla irdeleyen Boullée, ayrıca mimarlığın kurucu ilkelerini nasıl kesinleştirebileceğimiz ve doğanın incelenmesinin mimarlık için ne kadar vazgeçilmez olduğu gibi ilgi çekici konuları da tartışıyor.

  • Künye: Étienne-Louis Boullée – Mimarlık: Sanat Üzerine Deneme, çeviren: Alp Tümertekin, Janus Yayınları, mimari, 172 sayfa, 2019

Johan Huizinga – Ortaçağın Sonbaharı (2019)

Johan Huizinga’nın, 20. yüzyılın en önemli tarihi klasiklerinden biri olan ‘Ortaçağın Sonbaharı’, yeni çevirisiyle raflardaki yerini aldı.

Huizinga burada, Ortaçağ’ın kapanışı olan on dört ve on beşinci yüzyılların harikulade bir fotoğrafını çekiyor.

Yazar, Van Eyck kardeşler ve onların çağdaşlarının gerçek sanat anlayışlarını kavrama, yani bu sanat anlayışını o dönemin tüm hayatıyla bağlantısı içinde değerlendirerek anlamını kavramaya girişiyor.

Huizinga’ya göre, söz konusu çağın uygarlığının değişik tezahürlerinin ortak özelliği, gelecek için taşıdıkları tohumlardan ziyade geçmişle olan bağlantılarında yatıyor.

Yazar Ortaçağ’ın son dönemlerini yalnızca sanatçılar değil, ilahiyatçılar, şairler, tarihçiler, prensler ve devlet adamlarının gözünden de dönemin zihniyet anlayışını farklı yönleriyle irdeliyor.

  • Künye: Johan Huizinga – Ortaçağın Sonbaharı: 14 ve 15. Yüzyılda Fransa ve Hollanda’da Yaşam, Düşünce ve Sanat Formlarına Dair Bir İnceleme, çeviren: Orhan Düz, Alfa Yayınları, 407 sayfa, 2019

Vijay Prashad – Esmer Milletler (2019)

Afrika, Asya ve Latin Amerika halkları sömürgeciliğe karşı verdikleri sonu gelmeyecek gibi görünen mücadeleleri boyunca yeni bir dünyanın hayalini kurdular.

İkinci Dünya Savaşı’nın enkazından, insanlığın varlığını tehdit eden iki kutuplu bir dünya doğmuştu.

ABD ve Sovyetler şeklinde ayrılan bu iki kutbun arasında kalan esmer milletler ise, Üçüncü Dünya olarak bir araya gelmeye başladı.

Bu süreç, milyonları harekete geçirdiği gibi büyük tarihsel kahramanlar da yarattı.

Bu kahramanların bazıları, üç büyük dev (Nasır, Nehru, Sukarno) ve Vietnam’dan Nguyen Thi Binh ile Ho Şi Minh, Cezayir’den Bin Bella, Güney Afrika’dan Nelson Mandela gibi siyasi figürlerdi.

Bu proje, aynı zamanda şair Pablo Neruda, şarkıcı Ümmü Gülsüm ve ressam Sudjana Kerton gibi kültür emekçileri için de yeni bir dünya demekti.

İşte Vijay Prashad’ın ‘Esmer Milletler’i, 1920’lerden 1960’lara ve oradan da 1980’lere uzanarak Üçüncü Dünya projesinin dört dörtlük bir tarihini sunuyor.

Üçüncü Dünya’yı coğrafi olmaktan ziyade dünya çapında sömürgeciliğe karşı çıkan halkların siyasi, iktisadi ve kültürel mücadelelerinin bütünü olarak ele alıp irdeleyen Prashad, bu projeyi ortaya çıkaran koşulları, gelişimini, dönüm noktalarını, gerileyişi ve nihayet trajik çöküşünü baştan sona izliyor.

Kitabın bir diğer önemli katkısı ise, bu deneyimin geleceğe nasıl bir miras bıraktığı üzerine derinlemesine düşünmesi.

  • Künye: Vijay Prashad – Esmer Milletler: Halkların Üçüncü Dünya Tarihi, çeviren: Çağdaş Sümer ve Senem Erdoğan, Yordam Kitap, tarih, 448 sayfa, 2019

Atilla Güney – Sosyolojinin Marksist Reddiyesi (2019)

Sosyolojinin tarihinde, kapitalist üretim ilişkilerini meşrulaştıran evreler istisna değildir.

Özellikle işçi sınıfı ve onun hikâyesinin kuramsal izdüşümü olan tarihsel maddeciliğin reddedilişi üzerinden kurgulanmış, emek değer teorisi yerine idealist-spekülatif bir kültürel değer anlayışını ana omurgası yapmış bir sosyoloji disiplininden bahsediyoruz.

İşte Atilla Güney’in bu özgün çalışması, soğuk savaş döneminin ideolojik mücadeleler ikliminde kurumsallaşmış ve “olgunlaşmış” bu sosyoloji disipliniyle, yanı sıra onun Türkiye’deki tedarikçileriyle hesaplaşıyor.

‘Sosyolojinin Marksist Reddiyesi’nin ilk bölümü, 20. yüzyılın hâkim toplumsal düşünce biçimini, yani paradigmasını alan sosyolojinin felsefi arka planını eleştirel bir gözle değerlendiriliyor.

İkinci bölümde, soğuk savaş döneminin örtük sınıf savaşımları koşullarında söz konusu paradigmanın sosyolog denilen kişi tarafından nasıl ideoloji ve dünya görüşüne dönüştürüldüğü ortaya konuluyor.

Üçüncü bölümde ise, iki tersine dönmüş toplumsal görüngü olarak din ve devlet gerçekliğinin nasıl kavramsal bir inşa olarak merkez-çevre modeli aracılığıyla Türkiye yakın tarihinin ve bugününün açıklanmasında kullanıldığını irdeliyor.

Çalışmanın, toplumsal/siyasal olgulara, din ve devlet üzerinden kurgulanmış merkez-çevre gibi ikili açıklama modelleri üzerinden yaklaşan sosyoloji anlayışının sınıfsal ve ideolojik tarihsel seyrini açıklamasıyla büyük öneme haiz olduğunu söylemeliyiz.

  • Künye: Atilla Güney – Sosyolojinin Marksist Reddiyesi, Yordam Kitap, sosyoloji, 238 sayfa, 2019

Stephanie McMillan – Kapitalizm Ölmeli! (2019)

Kapitalist sistem ölümcül ve kötücüldür.

Durdurulması gerekir.

Fakat kapitalizm kendi kendine ortadan kalkmayacak veya yıkılmayacaktır.

Daha da kötüsü, eğer bu şekilde devam etmesine izin verilirse yeryüzündeki yaşamın tamamını silip süpürecektir.

Stephanie McMillan’ın çizimlerle zenginleşen, ayrıca eğlenceli üslubundan da taviz vermeyen bu kitabı, kapitalizmi mağlup etme mücadelemizde bize yardımı dokunacak kavramları netleştiriyor ve nesnel koşullarımızı çözümlemeye katkıda bulunuyor.

Akademik bir deneme veya sanatsal bir göz boyama olmadığını özellikle belirtmemiz gereken kitabın ilk bölümü, düşmanımız kapitalizmi daha yakından tanımamızı sağlayacak bazı temel kavram ve fikirleri açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitabın ikinci bölümü kapitalizmi yok edebilmemize olanak sağlayacak politik hattı inşa etmek için nasıl bir hedef, strateji ve taktik geliştirebileceğimizi açıklıyor.

McMillan’ın bütün bunları anlatırken eğlenceden de taviz vermediğini, kitabın da mizahı ustaca kullanmasıyla benzer çalışmalardan ayrıldığını ayrıca söylememiz gerek.

  • Künye: Stephanie McMillan – Kapitalizm Ölmeli!, çeviren: Deniz Eren İnan ve Ali Mert, Yordam Kitap, siyaset, 240 sayfa, 2019

Neel Mukherjee – Özgür Topraklar (2019)

Neel Mukherjee’nin ‘Özgür Toprakları’ hem Hindistan toplumu ve kültürünün çok iyi bir fotoğrafını çekmesi hem de edebiyata armağan ettiği özgün karakterleriyle muhakkak okunması gereken bir yapıt.

Roman, Hindistan orta-üst sınıfından bir ailenin ve onlara hizmet eden aşçı Renu ile temizlikçi Milly’nin gündelik hayatıyla açılıyor.

Ailenin Londra’da yaşayan ve yılın bir ayını ülkesinde geçirmeye gelen oğlu ise, ülkesinin adeta kılcal damarlarına sinmiş kast sistemine karşı tepkilidir.

Zira kast sisteminin beraberinde getirdiği eşitsizlikler, en çok da evdeki hizmetliler ile anne-babası arasındaki gerilimli ilişkide kendini göstermektedir.

Bu oğulun hayali, ülkesinin bütün yemek kültürlerini barındıran bir yemek kitabı hazırlamaktır, dolayısıyla özellikle de evlerinde aşçılık yapan Renu’dan bu amaçla yararlanmayı istemektedir.

Fakat kahramanımız için keyif veren, Hindistan kültürünün en zengin damarlarından biri olan yemek, aslında toplumdaki kast sisteminin de en iyi okunabildiği olgulardan biridir.

‘Özgür Topraklar’, söz konusu aileden sonra, yoksulluğun ve çaresizliğin diz boyu olduğu Hindistan’ın alt sınıflarının dünyasına inmeye başlar.

Burada, daha önce karşımıza çıkan ve pek göz önünde bulunmayan Milly, güçlü bir karakter olarak karşımıza çıkmaya başlar.

Okuma hayalleri olan, kitapları tutkuyla seven Milly, henüz küçük bir kız çocuğuyken ailesi tarafından zengin ailelere hizmet etmesi için kiralanır.

Gelecek hayalleri öldürülen, artık tek görevi ailesini geçindirmek olan bu kız çocuğu, daha sonra evlenip iki çocuk sahibi olana kadar da bu işleri yapar.

Yoksulluk ve istemediği bir hayatı yaşamak zorunda olmak, onun kaderi gibidir.

Öte yandan Milly’nin çocukluk arkadaşı Soni de, ülkesindeki adaletsizliklerle mücadele etmek için Milly’ninkine taban tabana zıt başka bir yol tercih eder.

Roman böylece, yoksul doğup bu yoksulluğa mahkûm olan insanların daha iyi bir gelecek kurmak için çıktıkları, trajik bir biçimde hepsi de aynı kapıya çıkan dokunaklı yolculuklarını anlatır.

‘Özgür Topraklar’, ismiyle müsemma olmayan bir roman.

Karamsar bir hikâye anlatmakla birlikte, insan olmaya dair evrensel temaları çok iyi işlemesiyle özgünlüğünü ortaya koyuyor.

İrem Uzunhasanoğlu’nun özenli çevirisiyle daha bir güzelleşen roman, Hindistan’ın ne denli muazzam bir kültürel zenginliğe sahip olduğunu göstermesiyle dikkat çekiyor ve bunun yanı sıra Hint mutfağı konusunda ilginç bilgiler da önemli.

  • Künye: Neel Mukherjee – Özgür Topraklar, çeviren: İrem Uzunhasanoğlu, Timaş Yayınları, roman, 334 sayfa, 2019

Gökhan Murteza – Ahlak, İktisat ve Bilim (2019)

Klasik iktisadın kurucusu sayılan Adam Smith, aynı zamanda güçlü bir sistemi olan bir filozoftu da.

Gökhan Murteza ise bu çalışmasında, Adam Smith’in özgün felsefini kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Günümüzün iktisadi bakışı, ahlaki olandan ziyade olgularla ilişki kuran, başka bir deyişle ahlakla arasına mesafe koyan bir iktisadi bakıştır.

Oysa Smith ve onun çağdaşları için iktisat, dünya tasavvurunda ahlaktan tamamen bağımsız olmak bir yana, bizzat ahlaki yargılar tarafından belirlenen bir alandı.

Başka bir deyişle Smith için iktisat, doğru ve iyi olanı dert edinen felsefi bir meseleydi.

İşte Murteza’nın çalışması da, Smith’in fikirleri üzerinden ahlakla ve felsefeyle ilişkisini kesmemiş bir iktisadi düşüncenin dinamiklerini çok yönlü bir şekilde ortaya koyması ve bunu yaparken de okurunu başka bir iktisadın imkânları üzerine düşündürmesiyle çok önemli.

  • Künye: Gökhan Murteza – Ahlak, İktisat ve Bilim: Adam Smith Felsefesine Giriş, Pinhan Yayıncılık, felsefe, 224 sayfa, 2019

Jonathan Gottschall – Hikâye Anlatan Hayvan (2019)

Fanteziler, romanlar, filmler, tiyatro oyunları…

Hikâye anlatmak bizim temel dürtümüzdür ve hikâye kurmak, ayrıca bunları anlatmak üzere tasarlamak, insanlığımızın dönüm noktasıdır diyebiliriz.

Jonathan Gottschall, Los Angeles Times Kitap Ödülü finalisti olan bu eserinde, çevremizi saran olayları ve kişileri hikâyeleştirmemize neden olan etkenleri incelerken psikoloji, sosyoloji, tarih, kültür ve bilim gibi farklı disiplinlerden yararlanıyor.

Sağlam bir hikâye anlatımı teorisi olarak okunabilecek kitap, hikâyelerin hayatın karmaşık sosyal problemlerini çözmemizde bize nasıl yardım ettiğini, hikâye anlatımı ile hayatta kalmamızı sağlayan diğer davranışlarla arasında nasıl sıkı bir ilişki olduğunu ve nihayet hikâye anlatmanın dünyayı daha iyi bir yer haline getirmede bize nasıl yardımcı olabileceğini irdeliyor.

Nöroloji, psikoloji ve evrimsel biyoloji alanındaki son araştırmalara dayanmasıyla da dikkat çeken kitap, bize hikâye anlatan bir hayvan olmanın ne demek olduğunu açıklıyor, daha da önemlisi hikâyelerin bizi nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Jonathan Gottschall – Hikâye Anlatan Hayvan: Hikâyeler Bizi Nasıl İnsan Kılar?, çeviren: Defne Yazıcıoğlu, Sola Unitas Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2019