Kolektif – Suyun ve Rüzgârın Şehri Çanakkale (2020)

Hem Anadolu’nun son noktası hem bir adalar bölgesi olan Çanakkale üzerine usta işi bir derleme.

Farklı yazarların Çanakkale’yi farklı yönleriyle ele aldığı çalışma, Çanakkale’nin tarihini, şehrin Tahtacı Türkmenlerini, Çanakkale Yahudilerini, Çanakkale’nin kültür hayatını, Çanakkale’de yerleşim ve mimari özelliklerini, şehirdeki bağcılık ve şarapçılık serüvenini, Çanakkale’de yerel siyaset ve toplumsal dönüşümü ve bunun gibi pek çok konuyu irdeliyor.

Renkli ve oldukça zengin şehirlerimizden olan Çanakkale konusunda daha iyi bilgilenmek isteyenlerin muhakkak okuması gereken bir çalışma.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Bülent Akgezer, Kasım Akın, Rüstem Aslan, Sitem Atefl, Duygu Baflkan, Seyhan Boztepe, Alaattin Canbay, Nurduran Duman, İsmail Erten, Aggelos Frantziz, Ülgür Gökhan, Naci Hasanefendi, Sami Kumru, İrfan Mutluay, Sadettin Onay, Sema Öztürk, Fecri Polat, İpek Sakarya, İsmail Fen, Ali Uyanık, Yorgos Zarbuzanis ve Ahmet Zeren.

  • Künye: Kolektif – Suyun ve Rüzgârın Şehri Çanakkale, derleyen: İbrahim Dizman, İletişim Yayınları, şehir, 342 sayfa, 2020

Ayşegül Yaraman – Cinsiyetçi İkiyüzlülük (2020)

Cinsiyetçi ikiyüzlülük, neden çok tehlikelidir?

Çünkü bu durumda cinsiyetçilik karşıt bir söyleme bürünerek yeniden üretimini sağlar.

Başka bir deyişle sinsidir, sözde muhalefetin içine yedirilmiştir ve bu nedenle aleni cinsiyetçi ayrımcılıktan çok daha tehlikelidir.

İşte Ayşegül Yaraman’ın bu çalışması, örtük cinsiyetçi ikiyüzlülük pratiklerini görünür kılmasıyla ve bunun nasıl ayırdına varabileceğimizi açıklamasıyla büyük öneme haiz.

“Cinsiyetçi ikiyüzlülük bir suçlama değil, bir tespittir” diyen Yaraman, cinsiyetçi ikiyüzlülüğü nasıl anlayabileceğimizi ve bundan nasıl arınabileceğimizi irdeliyor ve böylece bir anlamda bilinç yükseltmememize katkıda bulunuyor.

Cinsiyetçi ikiyüzlülüğün zekâ, eğitim, sosyal ve kültürel sermaye arttıkça arttığını belirten Yaraman, bu bağlamda, cinsiyetçi ikiyüzlülüğün ve cinsiyetçiliğin dünya genelinde kadınların ve LGBTİ bireylerin kalkınmasına bağlı olarak egemen sistemin sinsi rövanşı biçiminde arttığını söylüyor.

Cinsiyetçiliğin içimize kök salmış yansımalarını daha iyi kavramak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Ayşegül Yaraman – Cinsiyetçi İkiyüzlülük, Bağlam Yayınları, siyaset, 168 sayfa, 2020

Eray Yılmaz – Türkçe Çocuk Gazetelerinde Osmanlı Kimliği (2020)

Geç Osmanlı döneminde, bilhassa Tanzimat’ın da etkisiyle Osmanlı iktidarı, Müslüman ve gayrimüslim tüm unsurları ortak bir vatan paydasında, yani Osmanlı kimliğinde buluşturmayı amaçlıyordu.

Bunun önemli araçlarından biri de çocuk gazeteleriydi.

İşte Eray Yılmaz’ın bu değerli çalışması, 1869-1908 tarihleri arasında yayınlanmış Türkçe çocuk gazetelerinde Osmanlı kimliğinin nasıl işlendiğini çok yönlü bir bakışla izliyor.

Kitabın en önemli katkılarından biri de, bunu dönemin siyasal tartışmaları, gelişmeleri ve önerileriyle birlikte araştırıp tartışması.

Yazar burada, Türkçe çocuk gazetelerinin hangi ihtiyaçla ortaya çıktığını, bu gazetelerin yayıncıları ve yazarlarının kimler olduğunu, devletle ilişkilerinin ne düzeyde gerçekleştiğini, okurlarının kimler olduğunu, imparatorluğun hangi şehirlerinde takip edildiklerini, gazetelerin kimlik tartışmalarına nasıl katıldığını, Osmanlı kimliğinin unsurları olarak ifade edilen ahlâk, ilim, dil, tarih ve coğrafya anlayışını nasıl ifade ettiklerini ve bütün bu temalar ile gelenek ve modernleşme arasında nasıl bir ilişki kurduklarını kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

  • Künye: Eray Yılmaz – Türkçe Çocuk Gazetelerinde Osmanlı Kimliği (1869-1908): Ahlâk, İlim, Dil, Tarih ve Coğrafya, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, tarih, 350 sayfa, 2020

William E. Connolly – Kimlik ve Farklılık (2020)

Kimliğimizi belirleyen şey tam olarak nedir?

William E. Connolly’nin yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan bu özgün çalışması, kimliklerin oluşum sürecini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Her kimliğin bir dizi farklılıkla bağlantılı olarak ve bu farklılıklardan bazılarının da kötü, anormal veya akıldışı, özetle “öteki” olarak tanımlanması üzerine kurulduğunu belirten Connolly’e göre, öteki de, sırf varlığıyla bile kimliğin kesinliğini, doğruluğunu, normalliğini, akılcılığını şüpheli kılmaktadır.

Öteki’nin bu nedenle, tarih boyunca hep “doğru” kimliği benimsemeye davet edildiğini, olmuyorsa üzerinde baskı kurulup susturulduğunu, o da olmuyorsa yok edildiğini belirten Connolly, Nietzsche’nin “hınç” kavramı ve Foucault’nun bu kavrama yaptığı katkılardan yola çıkarak hıncın toplumsal ve siyasal ifadesinin nasıl oluştuğunu ayrıntılı bir şekilde izliyor.

Connolly bununla da yetinmeyerek, demokratik bir kimlik siyasetinin imkânlarını da tartışıyor.

Yazara göre, demokratik kimlik siyaseti, ötekilere kimlik dayatmaktan, farklılığı cezalandırmaktan ve anormal olarak nitelemekten kaçınır, tartışmaya açıktır, kendisine belli bir mesafe ve ironiyle bakar, ötekine özen gösterir ve hayatın zenginliğine saygı duyan bir etiğe dayanır.

Öte yandan Connolly, bu tezleri, sürekli yeni düşmanlar yaratma üzerine kurulu verili “ulus” kimliği bağlamında da tartışıyor.

Yazara göre, hayatın en temel meseleleri artık ulus-devlet sınırları içinde çözülemeyecek ölçüde küreselleşmiştir ve bu nedenle de demokratikleştirmeyi uluslararası ölçeğe yaymak bir zorunluluktur.

  • Künye: William E. Connolly – Kimlik ve Farklılık: Siyasetin Açmazlarına Dair Demokratik Çözüm Önerileri, çeviren: Ferman Lekesizalın, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 280 sayfa, 2020

Elizabeth Harrower – Gözetleme Kulesi (2016)

Babaları öldükten sonra, Felix isimli hastalıklı ve akıldışı bir adamla evlenen Laura ile kardeşi Clare’in tehlikeli ve pamuk ipliğine bağlı yaşamı…

Ruhsal bozuklukların ne denli bulaşıcı olduğunu ve hastalıklı bir kimsenin yakınında bulunmanın dehşetini derinlikli psikolojik çözümlemelerle tasvir eden bir roman.

  • Künye: Elizabeth Harrower – Gözetleme Kulesi, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları

Simon Jenkins – İngiltere’nin Kısa Tarihi (2020)

İngiltere tarihi, zaferleri ve felaketleriyle istikrarlı bir şekilde, dünya üzerindeki ülkelerin tarihlerinin en maceralılarındandır.

Simon Jenkins’in bu güzel çalışması da, İngiltere’nin doğuşundan Fatih William’a, Magna Carta’dan Yüz Yıl Savaşları’na, Güller Savaşı’ndan Tudor hanedanına, Reformasyon çağından Edwardlar dönemine, Thatcherizm’den bugüne, İngiltere’nin dört dörtlük bir tarihini sunuyor.

Kitap, tarihin muhtemelen en şatafatlı geçmişine sahip bir ulusun kökenlerine inmek için çok iyi fırsat.

  • Künye: Simon Jenkins – İngiltere’nin Kısa Tarihi, çeviren: Uygur Kocabaşoğlu, İletişim Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2020

Minna Silver, Gabriele Fangi ve Ahmet Denker – Çölün Gelini Palmira (2020)

Görkemli Palmira harabeleri, IŞİD’in bölgeyi işgalinden sonra dünyanın gündemine oturdu.

Bu korkunç çete, antik kalıntıları ve restore edilmiş yapıları dinamitleyerek yerle bir etti, o da yetmedi heykelleri çekiçlerle parçaladı, mumyaları acımasızca imha etti.

İşte bu enfes çalışma, bu yok edilen mirası yeniden canlandırıyor.

Kitap, Palmira’nın tarihsel serüvenini kapsamlı bir şekilde izliyor ve buna ek olarak modern teknoloji ve görüntüleme yöntemlerine başvurarak Palmira kentine havadan ve uzaydan ne şekilde yaklaşabileceğimizi saptıyor.

Minna Silver, Gabriele Fangi ve Ahmet Denker’in muazzam çabasıyla ortaya çıkan kitap, eski haritalar, çizimler, tablolar, fotoğraflar ve dijital görüntülerden yararlanarak bu eşsiz kültür mirasını kayıt altına alıyor.

Suriye’nin orta yerinde, etrafı çöl kumlarıyla çevrili yeşil bir vahada yer alan antik Palmira kentinin kültür mirasını daha iyi anlamamıza yardımcı olacak ve hatıraları koruyacak pek çok görsel burada.

  • Künye: Minna Silver, Gabriele Fangi ve Ahmet Denker – Çölün Gelini Palmira: Görüntüleri, Kalıntıları ve Kültürel Hatırasıyla, çeviren: Yasemin Alptekin, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, mimari, 300 sayfa, 2020

Sedef Erkmen – Türkiye’de Kürtaj (2020)

 

Türkiye’de kadın olmak, cehennemin diğer adıdır.

Bu aralar sıklıkla tartışılan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması da, bu cehennemi koyultmanın diğer adıdır.

Sedef Erkmen’in bu önemli çalışması ise, kadına yönelik kuşatmayı başka bir pencereden, ülkede kürtaj politikalarının tarihsel dönüşümünü irdeleyerek ortaya koyuyor.

Başka bir deyişle Erkmen, günümüz iktidar ilişkilerine toplumsal cinsiyet rejimi bağlamında ışık tutmak için kürtaj politikalarını çok yönlü bir şekilde ele alıyor.

Erkmen, Türkiye’de kürtaj biyopolitikasının AKP döneminde derinleştiğini ve yaşamın her alanına nüfuz ettiğini ve bu partinin kullandığı teknik ve söylemlerin neoliberal ve muhafazakâr nitelikleriyle milliyetçi ve cinsiyetçi ataklarla birleştiğini gözler önüne seriyor.

Kadınların bedenleri üzerindeki denetimleri anlamında bir hak olan kürtaj ve doğum kontrolünün ne zaman özel alanın kuytularından çıkıp devlet politikalarının konusu haline geldiği sorusunun yanıtını arayan Erkmen, feministlerin bu zorlu konuyu nasıl tartıştıklarını da kapsamlı bir bakışla ortaya koyuyor.

Kitap bu yönüyle, sadece güncel siyasete dair tespitler yapmakla kalmıyor, aynı zamanda direnişe dair fikirleri tartışması ve feminist bir karşı-hegemonyanın olanaklarına işaret etmesiyle de çok ama çok önemli.

  • Künye: Sedef Erkmen – Türkiye’de Kürtaj: AKP ve Biyopolitika, İletişim Yayınları, siyaset, 208 sayfa, 2020

Nathan H. Lents – İnsanın Kusurları (2020)

Dünyanın efendisi insanın, bütün sistemleri, organları ve dokularıyla o görkemli vücudu öve öve bitirilemiyor.

Oysa insan, dünyanın en kusurlu türlerindendir.

Amerikalı biliminsanı Nathan Lents de, bu özgün çalışmasında, insanın görkemi ve yüceliği yerine onun kendine has kusurlarını konu ediniyor.

Tepeden tırnağa kusurlarımız üzerine harika bir hikâye sunan kitapta,

  • Diğer hayvanlara kıyasla üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden daha açık olduğumuz,
  • Bedenimizde niçin gereksiz kemiklerin bulunduğu,
  • Dizlerimiz, sırtımız ve belimizin niye sık sık sorun çıkardığı,
  • Birçok hayvan tek çeşit besinle bütün ihtiyacını karşılayabilirken bizim neden “dengeli” beslenmek zorunda olduğumuz,
  • Primatlar içinde neden bebek ve anne ölüm oranı en yüksek olan türün neden insan türü olduğu,
  • İnsanın bağışıklık sisteminin niye kendi bedenine bu denli sık saldırdığı,
  • Beynimizin yanılgılara ve kötü kararlar vermeye neden bu denli yatkın olduğu,
  • Ve bunun gibi, insana özgü daha pek çok konu aydınlatılıyor.

Lents, kusurlarımızın kendine has bir güzelliği olduğunu düşünüyor ve kusurlarımızı, yaşam mücadelesinde kazandığımız galibiyetlerden geriye kalan yara izleri olarak tanımlıyor.

  • Künye: Nathan H. Lents – İnsanın Kusurları: İşe Yaramaz Kemiklerden Bozuk Genlere, Arızalarımıza Genel Bir Bakış, çeviren: Şiirsel Taş, Metis Yayınları, bilim, 248 sayfa, 2020

Achille Mbembe – Düşmanlık Politikaları (2020)

 

‘Düşmanlık Politikaları’, çağımızın “kendisi dışındaki her şeyi yok saymak” biçiminde özetleyebileceğimiz dünya anlayışı üzerine muhteşem bir çalışma.

Bugün bütün dünya demokrasiden uzaklaşıyor, savaş kutsanan bir değer haline geliyor, diktatörce uygulamalar hızla dünyayı gasp ediyor, ırkçılığa ek olarak nanoırkçılık toplumun tüm hücrelerine sızmış…

İşte günümüzün önde gelen post-kolonyal yaklaşım kuramcılarından olan Achille Mbembe, Frantz Fanon’un izinden giderek düşmanlık ilişkisinin nasıl olup da çağımızın kuralı ve kurucu normu haline geldiğini irdeliyor.

Mbembe, koskoca halkların, kendi suçlarını ve hatalarını hatırlamak istemediklerini, kendi kendilerine ürettikleri ve esiri oldukları kötülük nesnelerinin korkusuyla yaşadıklarını ve artık bunlardan şiddet yoluyla kurtulmak istediklerini belirtiyor.

Yazar yalnızca yaşadığımız çağın çok iyi bir fotoğrafını çekmekle kalmıyor, aynı zamanda bu kuşatmayı nasıl yarabileceğimiz konusunda kimi perspektifler de sunuyor.

Dünyanın her yerini kendi yuvası yaparak düşmanlık ilişkisinden kurtulabilecek bir insanlığın mümkün olabileceğini belirten Mbembe, bunun da ancak hümanizmin de ötesine geçerek bütün canlıları kapsayacak bir politika ve ortak bir soyağacıyla mümkün olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Achille Mbembe – Düşmanlık Politikaları, çeviren: Ayşen Gür, İletişim Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2020