Shelley Emling – Fosil Avcısı (2020)

Henüz on iki yaşındayken, 1811 yılında lchthyosaur’un ilk dinozor iskeletini keşfetmiş Mary Anning’in katkılarını anlatan, böylece okurunu paleontolojinin ilk günlerine götüren harika bir çalışma.

Bilindiği gibi Darwin, Anning’in fosilleşmiş yaratıklarını, geçmişte yaşamın şimdiki gibi olmadığının tartışılmaz kanıtı olarak görmüş, Stephen Jay Gould ise Anning’i “paleontoloji tarihinin en önemli kişiliği” diyerek övmüştü.

İşte Shelley Emling’in bu enfes çalışması da, Anning’in yaşamını anlatıyor ve buradan yola çıkarak paleontolojinin bilim olarak ortaya çıktığı dönemin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

Anning’in yaşamını ve bilime katkısını, canlı bir şekilde ve sosyolojik bağlamını da ihmal etmeden anlatmasıyla dikkat çeken çalışma, dinozorların keşif sürecini yakından görmek için çok iyi fırsat.

  • Künye: Shelley Emling – Fosil Avcısı: Mary Anning’in Yaşamı ve Paleontolojinin Doğuşu, çeviren: Mehmet Doğan, Alfa Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2020

Ken Richardson – Zekânın Bilimi ve İdeolojisi (2020)

Zekâ tanımlanmış, doğuştan gelen ve testlerle ölçülebilen bir özellik midir?

Ken Richardson, zenginlerin zekâları sayesinde servet biriktirdikleri, yoksulların da söz konusu zekâdan yoksun oldukları için yokluk içinde bulundukları iddialarına dayanak oluşturan siyasi ve “bilimsel” tezlerle kıyasıya hesaplaşıyor.

Richardson, zekâ üzerine yapılan benzer çalışmalarının aksine, zekâyı aramaya sinir sisteminin mikro patikalarında başlıyor.

Zekânın değişken çevrelere uyum sağlayan, esnek, işbirliği ve iletişime önem veren özelliklere sahip olduğunu gösteren Richardson, genlerin efendi konumunu yitirdiği, işbirliği ve kültürün sonuç değil bağlama dönüştüğü bir bilişsel evrim ortamında, sinir sistemimizin de diğerlerinin sinir sistemine öylesine bağlandığını ve sınıflı, hiyerarşik mevcut toplum kadar olası bir başka seçeneğin daha ufukta belirdiğini söylüyor.

Bu seçeneği katılımcı, eşitlikçi, kapısı herkese açık bir dünya olarak kavramsallaştıran yazar, buradan hareketle genetiğe ve beyne yönelik indirgemeci bakışı sorguluyor.

“Önümüzdeki görev zorlu, fakat insanlık tarihi bu tür ideolojilerin alaşağı edildiği örneklerle dolu!” diyen Richardson, zekâ konusunda kaderciliği ve karamsarlığı defetmeye yardımcı olacak sağlam bir alternatif sunuyor.

  • Künye: Ken Richardson – Zekânın Bilimi ve İdeolojisi: Genler, Beyin ve İnsanın Potansiyeli, çeviren: Mehmet Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2020

Kolektif – Otoriter Neoliberalizmin Gölgesinde (2020)

Dünyada ve Türkiye’de son yıllarda muazzam dönüşüm geçiren iktidarı artık neoliberal kelimesiyle tanımlamak kifayetsiz.

Bu iktidar, yaşam alanlarını sömürgeleştirmekte her geçen gün daha bir pervasız hale geliyor, üstüne üstlük bunu yaparken, oldukları haliyle bile ihtiyaca yanıt veremeyen mevcut yasaları da ihlal etmekten çekinmiyor.

İşte bu derlemede bir araya gelen yazarlar, en hafif tabirle otoriter neoliberalizm olarak tanımlayabileceğimiz bugünkü iktidarın müştereklerimizde nasıl büyük yıkımlara neden olduğunu Türkiye özelinde ortaya koyuyor.

Otoriter neoliberalizmi, adeta en yıkıcı örneklerine tanık olduğumuz kent politikalarını merkeze alarak ve ayrıca birçok örnek üzerinden izleyen çalışma, kentsel toplumsal-mekânsal ilişkilerde piyasalaşmanın yanı sıra, derin kültürel/ideolojik dönüşümleri de amaçlayan bu yeni ekonomi-politiğin kent siyasalarını, farklı alanlar ve ölçekler arasında dolaşarak tartışıyor.

Zengin saha araştırmalarından da yararlanan kitap, sermaye birikim süreçleriyle siyasetin, mekânın, toplumsallığın ve öznelliğin ne denli iç içe geçtiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyan, muhakkak okunması gereken bir çalışma.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Deniz Ay, Ulaş Bayraktar, Ayşe Çavdar, Didem Danış, Neslihan Demirtaş-Milz, Şerife Geniş, Esra Kaya Erdoğan, Tuna Kuyucu, Faranak Miraftab, Mehmet Penpecioğlu, Tuna Taşan-Kok ve Candan Türkkan.

  • Künye: Kolektif – Otoriter Neoliberalizmin Gölgesinde: Kent, Mekân, İnsan, Nika Yayınevi, siyaset, 400 sayfa, 2020

Diana Leafe Christian – Birlikte Bir Yaşam Kurmak (2020)

Kendine yeten, sürdürülebilir bir ekoköy oluşturmanın yolları nedir?

Diana Leafe Christian, her potansiyel ekoköy okurunun muhakkak okuması gereken bu kitabı, topluluklarda yaşayan veya onlar için tasarım yapan birçok permakültür tasarımcısı için altın değerinde bir kılavuz.

Kitap, ekoköy kurarken iyi bir başlangıçla yola çıkmak için ne yapmak gerektiğini, 90’lı yılların başından beri kurulan pek çok topluluğun yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak açıklıyor.

Birçok pratik uygulamayla zenginleşen çalışma, vizyon belgelerinin oluşturulmasından karar verme sürecinin ve topluluğun idaresinin belirlenmesine, anlaşmalar ve ilkelerin oluşturulmasından arazi için para kaynağı bulunması ve arazinin satın alınmasına, ekoköyde iletişim ve işleyişten ekoköye katılacak insanların seçilmesine kadar pek çok aydınlatıcı konuyu ele alıyor.

  • Künye: Diana Leafe Christian – Birlikte Bir Yaşam Kurmak: Ekoköyler ve Niyetli Topluluklar İçin Pratik Bilgiler, çeviren: Zeliha Yıldırım, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 416 sayfa, 2020

Mark Fisher – Tuhaf ve Tekinsiz (2020)

Tuhaf ya da tekinsiz olanı nasıl tanımlarız?

Hiçbir şey olmaması gerekirken bir şeylerin olması mı?

Yoksa bir şeyler olması gerekirken hiçbir şeyin olmaması mı?

AKP’li Ali İhsan Yavuz, İstanbul seçimlerinin iptal edilmesi gündemdeyken “Hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey oldu” diyerek aslında hangi derin felsefi soruna parmak basmıştı? (!)

Bize garip olanı çağrıştıran tuhaf ve tekinsiz, Mark Fisher’e göre, birbiriyle yakından ilişkilidir ve daha da önemlisi, 20. yüzyıla damgasını vuran birer üretim biçimidir, yani film ya da kurgu biçimi, kavrayış biçimi, hatta nihayetinde bir var olma biçimidir.

Fisher bunu yaparken de, H.P. Lovecraft, H.G. Wells, M.R. James, Christopher Priest, Joan Lindsay, Nigel Kneale, Daphne du Maurier, Alan Garner ve Margaret Atwood gibi yazarlar ile Stanley Kubrick, Jonathan Glazer, David Lynch ve Christopher Nolan gibi yönetmenlerin eserlerini derinlemesine irdeleyerek tuhaf ve tekinsiz olan üzerine derinlemesine bir felsefi sorgulamaya girişiyor.

  • Künye: Mark Fisher – Tuhaf ve Tekinsiz, çeviren: Berkan M. Şimşek, Koç Üniversitesi Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2020

Keith Devlin – Fibonacci’nin İzinde (2020)

On üçüncü yüzyılda yaşamış, modern matematiğin temellerini atmış İtalyan matematikçi Leonardo Fibonacci üzerine harika bir kitap.

Keith Devlin, Fibonacci’yi, onun içinde yaşadığı dönemde bilimde yaşanan muazzam dönüşümleri merkeze alarak tanıtıyor.

Kitaptan da öğrendiğimiz gibi, Fibonacci’nin asıl katkısı, modern matematik alanında ve bilhassa da kalkülüste çok önemli çalışmalara imza atmış olması.

Fibonacci, Leonard Euler, Karl Friedrich Gauss, Pierre de Fermat’dan Kurt Gödel’e kadar kendisinden sonra gelen bütün matematik dehalarının, temel aldıkları matematiği şekillendirmiş, çok büyük bir bilim insanıdır.

Devlin de eldeki önemli çalışmasında, bu ünlü matematikçinin macerasını tarihsel bağlamı içine yerleştirerek bizlere sunuyor.

  • Künye: Keith Devlin – Fibonacci’nin İzinde: Dünyayı Değiştiren Unutulmuş Matematik Dehasını Yeniden Keşfetmek, çeviren: Ezgi Yüksel, Alfa Yayınları, bilim, 260 sayfa, 2020

Aydın Afacan – Şiir ve Mitologya (2020)

Antik Yunan ve Latin mitologyası, Cumhuriyet dönemi şiirini nasıl etkiledi?

Aydın Afacan’ın bu alanda ilk olan elimizdeki çalışması, hem bu etkileri hem de bu etkilerin günümüz şiirine yansımalarını kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Afacan, Nâzım Hikmet’ten Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya, Oktay Rifat’tan Melih Cevdet Anday ve Behçet Necatigil’e kadar pek çok şairimizin eserlerinin izini sürerek Cumhuriyet dönemi şiirinde ve özellikle de 1950’li yıllar ve sonrasında mitologyadan beslenen şiirimizin yetkin yapıtlarını ele alıyor.

Kitap bununla da yetinmeyerek, mitos ve mitologya kavramları ile sanat ve mitos arasındaki bağları çok yönlü bir şekilde inceliyor, ayrıca psikanaliz, arketipçi kuramlar, mythopoetik yöntem, feminist mit eleştirisi gibi mitosa dair felsefi ve psikolojik yaklaşımlar konusunda sağlam bir kuramsal çerçeve sunuyor.

Şiir ve mitologya ilişkisi konusunda çok iyi bir inceleme olarak okunabilir.

  • Künye: Aydın Afacan – Şiir ve Mitologya: Cumhuriyet Dönemi Şiirinde Yunan ve Latin Mitologyası, Everest Yayınları, şiir eleştiri, 376 sayfa, 2020

Edward O. Wilson – Yarım Dünya (2020)

Bu dünyayı insan türü için cennete çevirelim derken, yalnızca biyosferin oluşmasının 3,8 milyar yıl sürdüğü koca bir gezegeni yok etmekle karşı karşıyayız.

Peki, bu durumdan çıkmamızın bir yolu var mı?

Ekonomik büyüme, dizginlenmemiş tüketim, sağlık ve bireysel mutluluk dışında bu dünyaya bakabileceğimiz başka bir pencere var mı?

Edward Wilson, ‘Yarım Dünya’da, şu an karşı karşıya bulunduğumuz büyük ekolojik felaketin üstesinden gelmemiz için ahlaki düşüncede temel değişiklikler yapmamız gerektiğini, en başta da insan dışındaki canlıları da esas alacak köklü bir değişimin neden artık geciktirilemeyecek bir zorunluluk olduğunu açıklıyor.

Wilson, bu amaçla acil bir çözüm sunuyor: Ancak gezegenin yarısını veya daha fazlasını ihtiyat olarak bir kenara ayırarak, çevrenin yaşayan kısmını kurtarabilir, kendi varlığımızı da sürdürebilmemiz için gereken dengeyi sağlayabiliriz.

Künye: Edward O. Wilson – Yarım Dünya: Gezegenimizin Hayatta Kalma Mücadelesi, çeviren: Sami Oğuz, Koç Üniversitesi Yayınları, ekoloji, 236 sayfa, 2020

Güneş Ayas – Musiki İnkılabı’nın Sosyolojisi (2020)

Klasik Türk müziği, özellikle Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren Osmanlı-şark kimliğiyle özdeşleştirilerek dışlandı.

Örneğin 1926’da eğitimi, 1934-36’da ise radyolarda icra edilmesi yasaklanmıştı.

Tüm bu aşağılamalara rağmen klasik Türk müziği varlığını sürdürmeyi başardı, daha da önemlisi toplumsal tabanını da genişletti.

İşte, Güneş Ayas’ın yeni bir baskıyla yayımlanan eldeki çalışması, klasik Türk müziğinin, tüm bu baskılara karşı ayakta kalmayı nasıl başardığının izini sürüyor.

Türün, ülkenin çağdaşlaşma programına nasıl direnç geliştirdiğini ve en önemlisi de bu çağdaşlaşma sürecine nasıl uyum sağlayarak muazzam bir dönüşüm geliştirdiğini ortaya koyan çalışmanın, 2015 yılında “Yılın Türk Müziği Yazarı ve Kitabı” dalında Itri Ödülü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Güneş Ayas – Musiki İnkılabı’nın Sosyolojisi: Klasik Türk Müziği Geleneğinde Süreklilik ve Değişim, İthaki Yayınları, müzik, 408 sayfa, 2020

Alan Barnard – Antropolojide Tarih ve Teori (2020)

Antropoloji alanından öğrencilerin doğal olarak, antropolojiye ilgi duyan okurların ise muhakkak okuması gereken bir kitap.

Alan Barnard bu çalışmasında, antropolojide teorilerin soykütüğünü çıkarıyor.

Bu alandaki belli balı düşünce okullarını inceleyen Barnard, antropolojik teorilerin üzerine yoğunlaştığı sorunları derinlemesine açıklıyor ve alandaki büyük tartışmaları tarihsel bağlamına yerleştiriyor.

Kitap, antropolojinin öncülerinden bütün biçimleriyle evrimciliğe yayılmacılıktan ve kültür alanı teorilerine, işlevselcilikten eylem-merkezli teorilere, süreçsel ve Marksist perspektiflerden rölativizme, yapısalcılıktan post-yapısalcılığa pek çok farklı yaklaşımı ayrıntılı bir bakışla ele alıyor.

Barnard çalışması için, geniş bir akademik alanda yaptığı araştırmalara dayanmış.

  • Künye: Alan Barnard – Antropolojide Tarih ve Teori, çeviren: Sevgi Doğan, Alfa Yayınları, antropoloji, 320 sayfa, 2020