Leonardo Padura – Köpekleri Seven Adam (2021)

Küba edebiyatının en büyük yazarlarından Leonardo Padura’dan bir şahyapıt.

Felsefi temaları, özgün karakterleri, siyasi ve tarihsel derinliğiyle dikkat çeken ‘Köpekleri Seven Adam’, devrimci lider Troçki’nin 1940 yazında Meksika’da NKVD ajanı Ramón Mercader tarafından öldürülmesi etrafında kurgulanmış.

Yirminci yüzyılın en büyük tarihsel dramlarından birine ve insanlığın en uzun süren ütopyasının ikilemlerine ışık tutan roman, eleştirmenler tarafından yazarın en önemli eseri kabul ediliyor.

Troçki’nin Büyükada, Paris ve Meksika’daki sürgün yılları hakkında az bilinen gerçekleri ortaya koymasıyla, tartışmalı konulara girme cesaretiyle ve sürükleyici bir polisiye roman tarzındaki kurgusuyla her tür okurun ilgisini çekebilecek bir okuma deneyimi sunuyor.

2015 yılında Asturias Prensesi Edebiyat Ödülü de dahil olmak üzere çok sayıda ödüle layık görülen Leonardo Padura’nın ‘Köpekleri Seven Adam’ı, sürgündeki bir devrimcinin çalkantılı yaşamı ve peşindeki NKVD ajanının suikast planları ile ilerleyen muhteşem bir siyasi gerilim.

  • Künye: Leonardo Padura – Köpekleri Seven Adam, çeviren: Volkan Ersoy, Bilgi Yayınevi, roman, 792 sayfa, 2021

Marge Piercy – Benim Bedenim Benim Hayatım (2021)

Yalnızca kişisel değil toplumsal kurtuluşun anahtarı da feminizmdir.

Marge Piercy, işçi sınıfından gelen bir feminist olarak kendi gelişim serüvenini bizimle paylaşıyor.

Kendisini “sosyalist-anarşist-feminist” olarak tanımlayan ödüllü yazar Piercy, ‘Benim Hayatım, Benim Bedenim’ adını verdiği kitabında denemelerini, şiirlerini, anılarını, söyleşilerini, inişlerini çıkışlarını okurları için bir araya getiriyor.

Piercy, kişisel gelişim hikâyesinin yanı sıra, TV kültürünün artılarını eksilerini, bir yazarın hayatındaki ego danslarını, evsizleri ve ev kadınlarını, Allen Ginsberg’i ve Marilyn Monroe’yu, feminist ütopyaları, kurmacanın neden fizik olmadığını ve elbette ki şöhreti, seksi, parayı tartışıyor.

Kişisel olduğu kadar politik olan çalışma, okurlarını feminist ve politik aktivizmin derin kuyularına götürmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Marge Piercy – Benim Bedenim Benim Hayatım, çeviren: Elif Zeynep Yıldırım, Düşbaz Kitaplar, feminizm, 128 sayfa, 2021

Ayşe H. Köksal – Resim ve Heykel Müzesi (2021)

Türkiye’nin ilk modern sanat müzesi olarak 1937 yılında kurulan Resim ve Heykel Müzesi, bugün varlıkla yokluk arasında bir yerde duruyor.

Ayşe Köksal, Cumhuriyet dönemi sanatının bu en önemli teşhir ve temsil alanının mücadelesini anlatıyor ve müzeyi nasıl yaşatabileceğimizi tartışıyor.

Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı olarak Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde bulunan müze, Halil Edhem’in tasarımının vücuda gelmiş haliydi.

Resim ve Heykel Müzesi’nin yaşam öyküsünü anlatan bu çalışma, müzenin hayal ile hakikat arasında kalmışlığının ardındaki nedenleri araştırıyor.

Zira müze, ömrü boyunca var ile yok arasında bir yerde, arafta kaldı.

Ne var oldu, ne de yok oldu.

Resim ve Heykel Müzesi’ni özellikle sanatçıyla paylaştığı varoluş alanı üzerinden anlamayı amaçlayan Köksal, müzenin hayat hikâyesini okurken aslında sanatçının varoluş hayallerini, tahayyül ettiği müzeyi, Müze’nin hakikatinin karşısında yeniden giriştiği mücadeleleri de aktarıyor.

Köksal ardından, müzenin uzun yıllar boyunca yaşadığı arafta kalma halini ve müzeyi ihya etmek için neler yapılması gerektiğini irdeliyor.

Kitap, müzede çalışmış olan kişilerle yapılan sözlü tarih çalışmalarıyla da zenginleşmiş.

  • Künye: Ayşe H. Köksal – Resim ve Heykel Müzesi: Bir Varoluş Öyküsü, İletişim Yayınları, inceleme, 307 sayfa, 2021

Walter Benjamin – Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine (2021)

Walter Benjamin, gençlik hareketi, burjuva ve proleter çocuk eğitimi, oyun ve oyuncak, pedagoji ve gençlikle deneyim arasındaki zıtlığı sıklıkla irdelemişti.

Bu derleme ise, Benjamin’in bu konularda yazdığı çok değerli makalelerini bir araya getiriyor.

Düşünür burada, çocukların öğrenme becerilerinden çeşitli eğitim yöntemlerinin çocuklar üzerinde yarattığı etkilere, oyuncakla kurdukları ilişkiden oynama biçimlerine dek çocukların gençliğe ulaşırken izlediği yolu adım adım takip ediyor.

Bunun yanı sıra, gençlik hareketlerini, üniversiteleri ve üniversitelilerin hayatlarını, gençliğin deneyimle etkileşimini ve toplumun gençlikte yarattığı yeni yönelimleri de sıklıkla irdeliyor.

Çalışma, yazarın koleksiyonundan seçilmiş fotoğraflarla da zenginleştirilmiş.

  • Künye: Walter Benjamin – Çocuklar, Gençlik ve Eğitim Üzerine, çeviren: Mustafa Tüzel, Alfa Yayınları, eğitim, 152 sayfa, 2021

Hüseyin Batuhan – Bilim ve Şarlatanlık (2021)

Özellikle Covid-19 pandemisiyle birlikte şarlatanların sayısında büyük artış oldu.

Hüseyin Batuhan’ın enfes bir bilim tarihi çalışması olarak okunabilecek bu eseri de, Pasteur’den Koch’a, Erich von Däniken’den Zakkumcu Doktora uzanarak şarlatanların foyasını ortaya çıkarıyor.

Çalışma, şarlatanlar ile dâhilerin bitmek bilmez kavgasının öyküsünü anlatıyor.

Neye ‘inanmanız’ değil, neye ‘inanmamanız’ gerektiğini bilim tarihinin en ‘özel’ örnekleriyle sunuyor.

  • Şarlatan kimdir?
  • Bir bilim insanı ile şarlatanı nasıl ayırt ederiz?
  • Peki, astronomlar; ne söyleseler inanmalı mı?
  • Mars’ta hayat var mı?
  • Ya dünya, gerçekten de düz olamaz mı?
  • Burçlar ya da Venüs gerçekten de kalbimize yön verebilirler mi?
  • Paranormal olaylar gerçek olamaz mı?

Pasteur’den Koch’a, Erich von Däniken’den Zakkumcu Doktora; alternatif tıp şarlatanlarından çubuk ile su bulmaya eldeki kitap, kökleri ve omurgası ile patolojik bir bilim tarihi okuması sunuyor.

Şüpheci yaratılışa bir adım daha yaklaşmak ve dogmatik uykularımızdan uyanmak için kaçırılmayacak fırsat.

  • Künye: Hüseyin Batuhan – Bilim ve Şarlatanlık, Fol Kitap, bilim, 616 sayfa, 2021

Andy Merrifield – John Berger (2021)

John Berger’ın geniş alana yayılan çalışmaları ile kendisini etkileyen fikirler ve kişiler hakkında kaçırılmayacak bir çalışma.

Andy Merrifield, bu sıra dışı ismin dünyasını ve mirasını çok yönlü bir bakışla izliyor.

Bağımsız, sıra dışı ve her türden sınıra karşı duruşuyla tanınan İngiliz deneme yazarı, roman yazarı ve sanat eleştirmeni John Berger (1926-2017) hem ana akım hem de alternatif kültürde ilham verici bir etki yarattı.

Çığır açan sanat eleştirisi kitabı ‘Görme Biçimleri’, Batı kültürel estetiğinin ve imgelerinin incelenmesinin yeni ve radikal bir yorumunu sunan dört bölümlük bir BBC televizyon dizisinden kitaplaştırılmıştır.

Aynı yıl Berger, deneysel romanı ‘G.’ ile sınırları zorlamış, ününü genişletmiş ve kurgu dalında Booker Ödülü’ne layık görülmüştü.

Merrifield, Berger’ın Fransız Savoy kırsalındaki çalışmalarını ve yaşam biçimini konu aldığı bu incelemesinde, Berger’ın sanatçı kişiliğine ve gündelik yaşamına ışık tutuyor.

Berger, gerçekliği romantik Rousseau gibi ele alırken aynı zamanda şeylere Spinoza kadar eleştirel ve rasyonel dikkatle yaklaşan titiz bir realisttir de.

Merrifield’ın Berger biyografisi; onun sanatla, edebiyatla ve siyasetle ilişkisini bir potada eriterek, yirminci yüzyılın sanatsal ve kültürel atmosferi üzerine çalışan araştırmacılar ve bu konunun meraklıları için tam bir başvuru eseri ortaya koyuyor.

  • Künye: Andy Merrifield – John Berger, çeviren: Mehmet Gündoğdu, Runik Kitap, biyografi, 215 sayfa, 2021

Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar (2021)

“Tanrı kötücül kullarını öbür dünyada cezalandırırken iyi ve yoksul kullarına neden bu dünyada yardım etmiyor?”

Sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın, tanrıya yazdığı altmış üç mektupla, iktidarın kendisine yaşattığı baskıları anlamaya çalışıyor.

‘Tanrıya Mektuplar’, 1932 yılında Malatya’nın Pötürge kasabasında doğan ve köyünde ilkokul olmadığı için 16 yaşındayken ilkokulu dışarıdan bitirerek öğrenimine devam eden sosyalist öğretmen Hasan Basri Aydın’ın mücadelesini anlatıyor.

Tanrının, kullarının iyiliğini düşündüğüne hükmedip, başına gelen sürgün, açığa alınma ve hapis gibi cezalandırılmaları anlamaya çalışıyor.

Sonunda tanrıya yazdığı altmış üç mektupta başına gelenlerin nedenlerini ve tanrının kötüleri neden cezalandırmadığını sorguluyor.

  • Künye: Hasan Basri Aydın – Tanrıya Mektuplar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 384 sayfa, 2021

Scott Turow – Harvard Hukukta İlk Yıl (2021)

Bugünkü Türkiye’de iyi bir hukukçu olmak, bilakis çok önemli.

Ünlü avukat Scott Turow’un Harvard hukuk fakültesindeki ilk yılındaki deneyimlerini barındıran bu kitap da, özellikle mesleğe yeni adım atacak her hukukçunun başucu kitabı olmaya aday.

Hukuk fakültesinde ilk yıl; korkuların ve zaferlerin, depresyonların ve sevinçlerin, mecburi çalışmanın, acımasız rekabetin ve nihayet kitlesel histerinin yılıdır.

Turow, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en eski, en büyük, en saygın hukuk fakültesindeki ilk yılını anlatıyor.

Turow’un, birinci sınıf öğrencilerinin “H1ler” olarak adlandırıldığı Harvard Hukuk Fakültesi’ndeki deneyimleri, her yerdeki birinci sınıf hukuk öğrencilerininkiyle paraleldir.

Kitap, bir yandan ABD’deki hukuk eğitimine dair önemli ve yerine göre eleştirel bilgiler verirken, diğer yandan bir hukukçu adayının zorlu bir tecrübedeki dönüşümünü sürükleyici bir dille anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Beyzbolda çaylaklık yılıdır. Askeriyede intibak. Hayat devam ederken benzer sınavlar, kabul edilme dönemleri vardır; çıraklar kendi beceriksizliklerinin kurbanı olmaya zorlanır; hayatta kalmak için, yapacakları işin gerektirdiği asgari becerileri bir şekilde öğrenmek zorundadırlar.

Hukukçu olmak isteyenler için kendini kanıtlama vakti, hukuk fakültesinin birinci sınıfıdır.”

  • Künye: Scott Turow – Harvard Hukukta İlk Yıl, çeviren: Ertuğrul Uzun, Lykeion Yayıncılık, hukuk, 317 sayfa, 2021

Mihalis Mentinis – Yemeğin Psikopolitikası (2021)

Ne yediğimiz, nerede ve kiminle yediğimiz kim olduğumuza dair çok şey söyler.

Mihalis Mentinis bu enfes çalışmasında, neoliberalizmde yemeğin ve yemek yapmanın dönüşen psikopolitik fonksiyonunu tartışmaya açıyor.

Deleuze ve Guattari, makinesel bir asamblaj içinde “bedenlerin zorunlu, kaçınılmaz ya da izin verilen alaşımını düzenleyen şeyin, her şeyden önce bir beslenme rejimi ve cinsellik rejimi” olduğunu ileri sürer.

Bu görüş, neoliberal simgesel düzende şef figürünün merkeziyeti açısından çok önemli bir saptamadır.

Bedenlerin birbirine karışmasının benliklerin birbirine karışmasıyla ayrışmaz bir şekilde ilintili olduğunu göz önünde tutacak olursak, çağdaş beslenme rejiminde kilit bir role sahip olan şef figürü psikopolitik açıdan da önemli bir role sahip.

Foucault’ya bakacak olursak bu durum daha da açık hale gelir.

Foucault modern dünyanın kontrollü diyet kaygısının cinsellikle ilgili bir takıntıya dönüştüğü savının artık geçerli olmadığı görüşündedir.

Bugün artık yemek ve dolayısıyla da beslenme rejimi, ahlak kurallarının bölgesi, bilimsel araştırma konusu, bireyselleşmeci düşünümsellik anlamında ayrıcalıklı bir konum elde etme iddiasındadır ve dolayısıyla neoliberal asamblajın yeniden şekillenişinde daha önce olduğundan çok daha büyük bir öneme sahip.

Bir başka deyişle, ne yediğimiz, nasıl ve ne miktarda yediğimiz, kiminle ve nerede yediğimiz, kim olduğumuzu belirlemede cinsel faaliyetlerimizden daha önemli (ya da en azından eşit) bir konuma yerleşmiştir.

Mentinis bu kitapta, yemeğin ve yemek yapmanın psikopolitik fonksiyonunu eleştirel bir şekilde incelerken konuyu farklı coğrafyalar ve disiplinler bağlamında ele alıyor.

Gastronomik faaliyetleri ünlü “şef” ikonundan ekonomik krizlere, anoreksiyadan yamyamlığa geniş bir çerçevede ele alan Mentinis çağdaş mutfak kültürünün, neoliberal gelişme süresince bir aşamadan başka bir aşamaya geçişi işaret eden bir ritüeller dizisi olarak anlaşılabileceğini ileri sürüyor.

Çalışma, sunduğu kapsayıcı teorik ve analitik çerçeveyle yemeğe ve yemek yapmaya dair farklı bakış açıları sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Mihalis Mentinis – Yemeğin Psikopolitikası: Neoliberal Çağda Yemek Ritüelleri, çeviren: Nazlı Sinanoğlu İnanç, Ayrıntı Yayınları, yemek, 192 sayfa, 2021

Marie-France Hirigoyen – Narsisistler İktidarda (2021)

Günümüzün en büyük küresel sorunu, narsisistlerin siyaset başta olmak üzere en önemli makamları işgal etmiş olmaları.

Deneyimli psikoterapist Marie-France Hirigoyen, narsisizmi toplumsal ve kültürel bir olgu olarak irdeleyerek narsisizm kuşatmasından kurtulmayı sağlayacak çıkış yolları öneriyor.

Gittikçe daha karmaşık ve rekabetçi hale gelen günümüz toplumunda, narsisistler iş dünyasında, medyada ve siyasette, her geçen gün daha sık karşımıza çıkıyor.

Üstünlüklerini her fırsatta sergilemeyi seven, baskın ve baştan çıkartıcı karakterdeki bu kişiler, en önemli makamları işgal ediyorlar.

Bu durum bir kesimin tepkisini ve öfkesini çekse de, toplumun büyük çoğunluğu -bazen kendi çıkarları pahasına- onlara hoşgörü göstermeye devam ediyor.

Narsisizmin çağımızı bu derece etkisi altına almasını nasıl açıklamak gerekir?

Hirigoyen, ‘Narsisistler İktidarda’da şaşırtıcı araştırma verileri ve klinik gözlemler

eşliğinde, bu can alıcı soruya cevap arıyor.

Daha önce ‘Manevi Taciz: Gündelik Hayatta Sapkın Şiddet’ kitabıyla geniş okur kitlesine ulaşan yazar, sosyoloji ile psikolojinin kesişim noktasında yeşeren çözüm ihtimaline işaret ediyor ve narsisizm kuşatmasından kurtulmayı sağlayacak çıkış yolları öneriyor.

Ortak geleceğimiz üzerine kafa yoran herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

Kitaptan bir alıntı:

“Çağdaş narsisizmi küresel olarak, kim olduğumuzu etkileyen toplumsal ve kültürel bir olgu olarak anlamak gerekir. İster psikolojik ister sosyolojik açıdan yaklaşalım, küreselleşmenin bireylerde derin bir dönüşüme yol açtığını görmeliyiz. Gerekli taviz ve kısıtlamalar üzerine kurulu, nevrozların ortaya çıkışını kolaylaştıran ataerkil bir toplumdan, bireyin özgürlüğü ve hüsrana karşı tahammülsüzlük üzerine kurulu, narsisistik kırılganlıkların telafisini zorlaştıran bir kültüre geçtik.”

  • Künye: Marie-France Hirigoyen – Narsisistler İktidarda, çeviren: Ayşen Gür, İletişim Yayınları, siyaset, 223 sayfa, 2021