Onur Akşit ve Aslı Favaro – Teknokültürel Düşler ve Kâbuslar (2021)

Yirmi birinci yüzyıl bilimkurgu sinemasında, teknoloji ve insan ilişkisinin nasıl inşa edildiği üzerine iyi bir analiz.

Onur Akşit ve Aslı Favaro’ya göre, teknokültür kendine has yapısıyla yeni bir sosyal gerçekliğin temsilcisidir.

Yazarlar bu amaçla, güncel bir anlatı olarak (teknokültürel ideoloji ve söylem düzenine sahip) bilim kurgu sineması üzerinden teknokültürün tematik bir çözümlemesini yapıyor.

Türkiye gibi, teknoloji ve bilimin üreticisi olmasa da zihinsel ve sosyal bir gerçeklik anlamında teknokültürün üreticisi ve tüketicisi konumunda olan Batı dışı toplumların teknokültürü nasıl karşıladığını ve buna bağlı ideoloji ve söylemleri nasıl inşa ettiğini anlamak, teknokültürün hâkimiyetini görünür kılmayı sağlayacaktır.

Teknokültürü anlamak, bu kültürü benimseyen ve aynı zamanda bu kültüre maruz kalan toplumu kendi dinamikleri içinde kavrama, kendine özgü soruları araştırma gündemine getirme, eleştirel bir perspektifi koruma ve yeni anlayışlar geliştirebilme olanaklarını oluşturacaktır.

‘Teknokültürel Düşler ve Kâbuslar’ da, bu anlamda yapılmış önemli bir katkı.

  • Künye: Onur O. Akşit ve Aslı Favaro – Teknokültürel Düşler ve Kâbuslar: 21. Yüzyıl Bilim Kurgu Sinemasında Teknoloji ve İnsan, Kalkedon Yayınları, sinema, 250 sayfa, 2021

John Bellamy Foster – Doğanın Dönüşü (2021)

Bugün toplumlar, ekolojik köklerini yeniden keşfediyor.

John Bellamy Foster, ekolojik ve sosyalist eleştiriye katkıda bulunmuş pek çok düşünürün fikirlerini izleyerek harika bir ekoloji tarihi çalışmasıyla karşımızda.

2020 Isaac and Tamara Deutscher Ödülü’nü kazanmış çalışma, Foster’ın yaklaşık yirmi yıl sürmüş düşünsel yoğunlaşmasının ve arşivlerde yapılmış çalışmalarının ürünü.

Kitap, günümüzün ekososyalizme doğru ilerleyen küresel hareketini daha iyi kavramak açısından büyük önem arz ediyor.

Yazara göre, kitapta ele alınan düşünürler düşüncelerini ekososyalizmin tarihsel bir özgül direniş formu olarak 1980’lerde ortaya çıkışından çok daha önce geliştirmiş olsalar da, çok daha sofistike bir şekilde olsa da, ekolojik eleştiriyi geliştirmek için sosyalist kavramları, sosyalizmi geliştirmek için de ekolojik eleştiriyi kullanarak herkesin izleyeceği yolu hazırladılar.

Foster şöyle diyor:

“Burada bizim geçmişten çıkarmamız gereken şey, sadece bir tarihsel anlam değildir, elde ettiğimiz ancak unutulmuş sonuçlar bugün verdiğimiz mücadeleler bakımından çok büyük önem taşıyor. Homeros’un İlyada’sındaki trajedi, daha iyi bir kahraman olan Hector’un yenilmesiydi. Yine de bu, ölmeyecek ve tekrar tekrar geri dönecek bir geçmişi simgeliyordu.”

  • Künye: John Bellamy Foster – Doğanın Dönüşü: Ekolojinin Uzun Bir Tarihi, Cilt 1, çeviren: İdem Erman, Kalkedon Yayınları, ekoloji, 368 sayfa, 2021

Mario Tronti – İşçiler ve Sermaye (2021)

İşçi sınıfı bugün, hem sermaye ve devletin hem de solun kurumsal yapıları içinde sıkışmış durumda.

Otonom Marksizmin kurucu metni olan ‘İşçiler ve Sermaye’ ise, bu durumdan devrimci bir çıkış önermesiyle dikkat çekiyor.

Kapitalist toplumu sermayenin değil de işçi sınıfının bakış açısından okumaya davet eden Mario Tronti, emeğin politik öznelliğini sermayenin içindeki ve karşısındaki yıkıcı güç olarak görüyor ve bu gücü devrimci bir politik pratiğe dönüştürmenin yolunu açıyor.

İşçi sınıflaşmamış bir proletaryayı, emek gücüne dönüşmemiş bir emeği ve tarihsel koşulların olgunlaşmasına bağlanmamış bir devrimi, ücretli emeğin reddine oturtuyor.

Canlı emeği, sermayenin karşıtı değil, otonom bir fark olarak; işçi sınıfı mücadelesini de sermayenin kendini olumlamasının bir dinamiği değil, emeğin farklanma hareketi olarak görüyor.

Marx’ı ve Lenin’i en görmezden gelinip eleştirilen, ama en devrimci yönleriyle öne çıkarıyor: “Devrimi sürekli köşe başında gören” Marx ve “uygunsuz zaman ve anda devrim yapmak isteyen” Lenin.

Tronti’nin kendi ifadesiyle, “bir tarafta yarın her şeyin infilak edeceğini ve eski dünyanın parçalanacağını söyleyenler, diğer tarafta ise önümüzdeki elli yıl boyunca hiçbir şeyin yerinden oynamayacağını söyleyenler olduğunda, ilk gruptakileri olgular yanlışlamış, ikinciler ise haklı çıkmıştır; biz birinci gruptayız, buradayız…”

İşte İtalya’da Sıcak Sonbahar’ın, dünya devrimci hareketinin en özgün deneyimlerinden biri olan Otonomist Marksizm’in devrimi devrimcileştiren temel tezi.

  • Künye: Mario Tronti – İşçiler ve Sermaye, çeviren: Eyüp Eser, Otonom Yayıncılık, siyaset, 432 sayfa, 2021

John Reed – Balkanlar’da Savaş (2021)

Balkan Savaşları Osmanlı için sonun başlangıcıydı.

O süreçte hem bölgeyi hem de Türkiye’yi gezerek yaşananlara yakından tanıklık etmiş gazeteci John Reed’in bu kitabı ise, yaşanan büyük yıkımı kayda alan eşsiz bir belgesel.

Gazeteci kimliğinin yanı sıra, öyküleme özelliğiyle de dikkat çeken bu eserinde Reed, yozlaşmış sistemleri, ağır aksak işleyen bürokrasileri, milletlerin başka milletlere düşmanca tavrını ve ırkçılığın nasıl da basit temellere dayandığını, savaşın bulanıklığını, hastalıktan kırılan şehirleri ve çok daha fazlasını anlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Geriye dönüp baktığımda, bana öyle geliyor ki, savaşa dair bilinmesi gereken en önemli şey; diğer halkların nasıl yaşadığı, çevrelerinin, geleneklerinin, yaptıkları ve söyledikleri şeylerin onları nasıl açıkladığıdır. Gelgelelim, insanların şiddetli kriz anlarında su yüzüne çıkan pek çok niteliği, barış zamanlarında örtülü vaziyettedir. Öte yandan, şahsi ve ırki özelliklerin çoğu, halk büyük bir kriz yaşadığında insanların içine gömülür. İşte, bu kitapta Robinson ve ben, 1915 Nisan’ından Ekim’ine kadar Balkan ülkelerinde karşılaştığımız insanlar hakkındaki izlenimlerimizi basitçe aktarmaya çalıştık.”

  • Künye: John Reed – Balkanlar’da Savaş, çeviren: Aleyna Beyhan ve Kemal Köksal, Selenge Yayınları, tarih, 252 sayfa, 2021

Jean-Luc Godard ve Marcel Ophüls – Sinema Üzerine Konuşmalar (2021)

İki sinema ustasından sinema üzerine eğlenceli bir sohbet.

Jean-Luc Godard ve Marcel Ophüls, “auteur”ün ne olduğundan Yeni Dalga’ya ve kült filmlere pek çok ilgi çekici konuyu tartışıyor.

‘Sinema Üzerine Konuşmalar’, birbirine benzemez iki sinema ustasının iki ayrı buluşmadaki sohbetlerini bir araya getiriyor.

Sinema tarihine damgasını vurmuş Godard ile en iyi belgesel film Oscar ödüllü Ophüls yan yana gelince; Yeni Dalga, Godard’ın kült filmleri, Marcel Ophüls’ün Godard’ın da hayranlığını kazanmış babası, yönetmen Max Ophüls’ün kendine has kamera hareketleri, sinemanın tarihle ilişkisi, prodüksiyon maliyetleri, “auteur”ün ne olduğu, birlikte çekmeyi planlayıp çekemedikleri filmler gibi konulara dair içten, hınzır, eğlenceli sohbetler ortaya çıkıyor.

Vincent Lowy ve André Gazut’nün önsözleri ile Daniel Cohn-Bendit’in Godard’a dair sonsözü de bu keyifli sohbete eşlik ediyor.

  • Künye: Jean-Luc Godard ve Marcel Ophüls – Sinema Üzerine Konuşmalar, çeviren: Işıl Kocabay ve Nihan Özyıldırım, Kırmızı Kedi Yayınevi, sinema, 80 sayfa, 2021

Terri Cheney – Modern Delilik (2021)

Akıl hastalığı olan birinin insani yönlerini çarpıcı şekilde ortaya koyan samimi, mizahi, incelikli bir kitap.

Terri Cheney’nin hastalara karşı korku değil, sempati duymamızı sağlayacak bu kitabı, bizi önyargılarımızdan kurtaracak.

Cheney, bir zamanlar ünlüleri ve büyük sinema stüdyolarını temsil eden başarılı bir avukatken, savunma becerilerini şimdilerde akıl sağlığı konusunda kullanıyor.

New York Times’da yayımlanan yazısı, Amazon TV dizisi Modern Love’da Anne Hathaway’in oynadığı bipolar karaktere ilham kaynağı olan yazar, muzip olduğu kadar dürüst bir üslûpla kendi tecrübelerinden yola çıkarak akıl hastalarıyla birlikte nasıl daha iyi yaşanabileceğine dair samimi bir kılavuz öneriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Merhaba, normaller! Biz kendi aramızda size böyle diyoruz: Bipolarların çoğu akıl hastalığı olmayan (veya henüz bir teşhis konmamış) olanlarınız için böyle diyor. Makul ölçüler içinde, aklı başında, yapacakları tahmin edilebilen insanlarsınız. Çift kör çalışmalarda kontrol grubu sizlerden oluşur. Hayatınızdaki her şey yolunda gider ama bazen, “normal” olarak kabul edilmeyen bizlerle karşılaşırsınız ve davranışlarımıza bir türlü anlam veremezsiniz. Belki de biz, sizin en iyi arkadaşınız, çalışanınız, patronunuz, kardeşiniz, çocuğunuz, sevgilinizizdir. Bize iyi davranmayı canı gönülden istiyorsunuz ama kabul edelim ki bizi anlamakta zorlandığınız oluyor. Havadan nem kapıyoruz. Garip garip davranıp farkında bile olmuyoruz. Bizimle uğraşmak hiç kolay değil. Biliyoruz. Size içeriden bilgi getirdim.”

  • Künye: Terri Cheney – Modern Delilik: İçlerinden Biri Tarafından Yazılan Akıl Hastalarıyla Birlikte Yaşama Kılavuzu, çeviren: Hatice Oluk, Saltokur Yayınları, psikoloji, 276 sayfa, 2021

Francis R. Wegg-Prosser – Galileo ve Yargıçları (2021)

Kilise’nin, Galileo’nun bilimsel çalışmalarına nasıl tepki verdiğini içeriden anlatan eşsiz bir kitap.

Kilise’ye yakın Francis R. Wegg-Prosser, Galileo’nun yargıçlarının nasıl düşündüğünü ortaya koyuyor.

Egosantrik (insanmerkezli) bir bakış açısıyla şekillenmiş olan arkaik varoluş düşüncelerinin hemen tamamı, ister dini, ister felsefi, ister siyasi, isterse de bilimsel nedenlerden dolayı olsun, Dünya’yı evrenin merkezine yerleştirir ve Güneş dahil tüm gök cisimlerinin de evrenin merkezinde olduğumuz için Dünya’nın, dolayısıyla da biz insanoğlunun etrafında döndüğünü varsayardı.

Ancak Kepler ile başlayan bilimsel gözlemler, bu düşünceyi geri dönüşsüz olarak değiştirecektir.

Kepler’in izinden gidip, hem gözlemleri hem de matematiği ile bu yeni evren modelini açıklamaya çalışan Galileo, dönemin otoritelerinin oklarını üzerine çekmeyi başarmıştı.

Yakın arkadaşlarından birinin Papa olmasına, güçlü dostluklarına ve Kilise’nin içinden kendisine uzanan yardım ellerine rağmen, bu kavganın bir tarafı olmaktan kurtulamayacak olan Galileo’nun mücadelesi üzerine çokça yazıldı.

Bu kitap ise, olayı ilk kez Kilise’ye yakın bir kaynaktan sunmasıyla önemli.

Galileo’yu, dolayısıyla bilimsel gelişmeleri yargılayan otoritenin nasıl düşündüğünü, nasıl tepki verip organize olduğunu gözlemlemek; engizisyon döneminin düşünce yapısını kavramak için eşsiz bir eser.

  • Künye: Francis R. Wegg-Prosser – Galileo ve Yargıçları: Dört Asırlık Kavgaya İçeriden Bir Bakış, çeviren: Derman Kızılay, Kanon Kitap, tarih, 144 sayfa, 2021

Theodore Mommsen – Roma Tarihi, 1. Cilt (2021)

Theodore Mommsen’in tam 167 yıl önce yazdığı başyapıtı ‘Roma Tarihi’, ilk cildiyle Türkçede.

1902 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış Mommsen, “tarihsel yazma sanatının yaşayan en büyük ustası” olarak onurlandırıldı.

Klasik tarihçi Mommsen, 1854-1856 yılları arasında ‘Roma Tarihi’ isimli eserini yayınladı ve böylece çalışmaları bilim camiası ve okuyucular tarafından büyük beğeni topladı.

Roma’yı yücelten Aydınlanma yaklaşımını reddeden Mommsen, bunun yerine yeni ve titiz bir kaynak eleştirisinin rehberliğinde Roma tarihinin mitolojiden arındırılmasını sağladı.

Canlı ve ilgi çekici bir tarzda, klasik fikirleri ifade etmek için modern terimleri kullanan Mommsen on dokuzuncu yüzyıl ile Antik Roma arasında paralellikler ortaya koymayı başardı.

Roma’nın kökenlerinin açıklanmasıyla başlayan birinci cilt din, hukuk, adalet, tarım, ticaret, ulaşım, ölçü sistemi, yazı ve sanat gibi geniş bir yelpazede sunduğu doyurucu bilgilerle okuyucuları muhteşem bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Künye: Theodore Mommsen – Roma Tarihi, 1. Cilt: Krallık Dönemi, çeviren: Mehmet Ali Erbak, Say Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2021

Kolektif – Salgın Halleri (2021)

‘Salgın Halleri’, Covid-19’un ortaya çıkardığı çok katmanlı eşitsizliklerin harika bir dökümü.

Derlemede, pandeminin gündelik hayatın dönüşümündeki etkilerinden eğitim üzerinde yarattığı kırılganlıklara ve işçi sınıfı üzerindeki derinleşen eşitsizliklere kadar pek çok konu tartışılıyor.

Covid-19, hızlı bulaş riski, yayılma kapasitesi ve dirençli varyantları sebebiyle tüm dünyayı kısa sürede etkisi altına aldı.

Bu beklenmedik ve endişe verici gelişme, küresel ticaret ve ulaşım ağlarındaki yoğunluk, siyasal öngörüsüzlük, sağlık hizmetleri ve altyapısındaki yetersizlikler gibi faktörlerin eklenmesiyle toplumsal hayatın her alanında giderek derinleşen bir krize dönüştü.

Sadece dünyanın her köşesinden milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine yol açmadı.

Küresel ölçekte yaşanan istihdam kaybı, olağanüstü hâl kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasağı, seyahat engeli gibi kısıtlamalar ve aksayan eğitim faaliyetleri milyarlarca insanın hayatına ket vurdu.

Hal böyleyken, salgını kontrol altına alabilmenin yollarını araştırmak kamu sağlığı açısından ne kadar önemliyse, salgının sosyo-politik ve ekonomik alandaki tezahürlerini sorgulamak da bu süreçte ortaya çıkan ve pekişen toplumsal eşitsizlikleri anlamak açısından o kadar önemli.

‘Salgın Halleri’, salgının bir anda ve tüm çıplaklığıyla ortaya saçtığı bu çok katmanlı eşitsizlikleri mercek altına almasıyla önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ebru Kayaalp Jurich, İbrahim Burhan Işık, Mehmet Barış Kuymulu, Onur Bilginer, Bahar Aykan, Duygu Hatıpoğlu Aydın, Aksu Akçaoğlu, Can Özen, Yeşim Mutlu, Zafer Ganioğlu, Önder Küçükural, Etrit Shkreli, Hatice Yaprak Civelek, Gökten Doğangün ve Canan Balan.

  • Künye: Kolektif – Salgın Halleri: Covid-19 ve Toplumsal Eşitsizlikler, derleyen: Bahar Aykan ve Onur Bilginer, Nika Yayınevi, siyaset, 480 sayfa, 2021

Kolektif – Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar (2021)

Yeni medya, görüntüleri hızlı bir biçimde yerel ve küresel ölçekte kitlelerle buluşturarak yepyeni aidiyet ve ifade biçimleri yaratıyor.

Bu nitelikli derleme de, bu durumun küresel politikaları nasıl etkilediğini çok yönlü bir bakışla ele alıyor.

Dijital ağların zamanı ve mekânı aşan yapısı sayesinde yeni medyadaki içerikler anlık olarak dolaşıma giriyor ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan yeni medya kullanıcıları tükettikleri ve/veya ürettikleri içerikler ile ortak bir paydada buluşabiliyor.

Hareketli ve durağan görüntülerin kolayca üretilebilmesi ve tüketilebilmesiyle, söz konusu içeriklerin kullanıcıların olay, kişi ve olgulara bakış açısını şekillendirme gücü bizleri, yeni medya kullanıcılarının görsel küresel politikalar alanında bir özne mi yoksa nesne mi olduğu sorusuna götürüyor.

İşte ‘Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar’ başlıklı bu çalışmanın çıkış noktası da tam olarak, yeni medyanın bu alanda yarattığı değişim ve bu değişimin mimarı olan kullanıcılar.

Etkileşimli yapısı ve multimedya özelliği ile ön plana çıkan yeni medya, durağan ve hareketli görüntüleri anlık ve hızlı bir biçimde yerel ve küresel ölçekteki kitleler ile buluşturarak küresel çapta yeni aidiyet ve ifade biçimleri yaratıyor ve böylece görsel küresel politikaları etkiliyor.

Söz konusu aidiyet ve ifade biçimlerinin farklı alanlardaki yansımaları kitaptaki on bir yazıda detaylı şekilde ele alınmış ve güncel örnekler üzerinden tartışılmış.

  • Künye: Kolektif – Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar, editör: Gözde Kurt ve İrem Çoban, Kalkedon Yayınları, medya, 294 sayfa, 2021