Peter Sloterdijk – Nietzsche’nin Beşinci “İncil”i (2022)

Bugün, 2000 yılında, fiziksel ölümünün yüzüncü yıldönümünde; kendisinden sonra diye tarihlenmeleri gerekeceğini öne sürdüğü bin yılların birincisinin başında, Nietzsche hakkında nasıl konuşmalıyız?

Tüm yaşamı boyunca ait olduğu ve oradan yazarlık ününün sonsuzluğuna atladığı yüzyılın kendisi gibi, acılarıyla ve büyüklüğüyle karşımızda durduğunu mu söylemeliyiz?

Kendisinin bir insan değil, bir dinamit olduğuna ilişkin kendi yargısını mı paylaşmalıyız?

“Etki-tarihi”nin dikkat çekiciliğini; henüz hiçbir yazarın seçkinciliği böylesine vurgulamadığını ve bayağılığı üzerine çekmediğini bir kez daha mı öne çıkarmalıyız?

Nietzsche’yle birlikte narsisizm döneminin başladığı ve bu dönemin kendini önce “kitlelerin ayaklanması” ve daha sonra kolektivist “büyük politika” ve nihayetinde global pazarın diktatörlüğü olarak gösterdiği tanısını mı koymalıyız?

Nietzsche’yle birlikte akademik felsefe tarihinin sona erdiğini ve düşünmenin sanat tarihinin başladığını mı kabul etmeliyiz?

Yoksa yorum yapmaktan kaçınıp Nietzsche’yi okumalı ve hep yeniden okumalı mıyız?

Nietzsche, 13 Şubat 1883’te, Rapallo’dan, Chemnitz’deki yayıncısı Ernst Schmeitzner’e yazdığı bir mektupta ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ kitabını, “bu bir ‘edebi eser’ ya da beşinci bir ‘İncil’ ya da henüz bir adı bulunmayan bir şey: Uzun süredir verdiğim ürünlerin en ciddisi hem de en neşelisi ve herkese hitap ediyor” sözleriyle bildiriyordu.

Peter Sloterdijk’ın Nietzsche’nin yüzüncü ölüm yıldönümünde yaptığı bir konuşmasını barındıran bu kitap, Nietzsche felsefesinin temelindeki çelişkilere odaklanıyor.

Öte yandan ‘Nietzsche’nin Beşinci “İncil”i’, Nietzsche’nin yıllar içinde nasıl markalaştırıldığına ve Nietzsche’nin kendisini bir markaya nasıl dönüştürdüğüne bakıyor.

‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ aracılığıyla duyurulan bir marka.

Sloterdijk, kendini övmenin ve kendini onaylamanın kısa bir tarihini, övünmenin evrimini ve bir felsefi marka olarak Nietzsche’ye özgün bir yaklaşım sunuyor.

  • Künye: Peter Sloterdijk – Nietzsche’nin Beşinci “İncil”i: İyi Haberin Düzeltilmesi Üzerine, çeviren: Mustafa Tüzel, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2022

Max Beer – Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi (2022)

Kapsamlı bir sosyalizm ve sosyal mücadeleler tarihi çalışması arayanları bu tarafa alalım.

Pek çok Marksist tarih çalışmasının yapılmasına öncü olmuş Max Beer’in eseri, ilkçağdan 20. yüzyılın başına sosyal mücadelelerin tarihini anlatıyor.

Max Beer şöyle diyor: “Hegel de Marx da çelişkilerin çarpışmasının ve karşıtlıkların vurgulanmasının hayatın ve evrensel bütün güçlerin gelişiminde, ilerlemesinde en etkin araçlar olduğu görüşündeler. Marx, en önemli sosyal gelişimlerin çelişen çıkarlara dayalı sınıf mücadelesinin sonucunda oluştuğuna inanıyor.”

Ustasının bu görüşünden aldığı ilhamla Max Beer, sosyal mücadelelerle ilgili bulabildiği her şeyi bir araya getirerek ortaya bir tarih çalışması koydu.

Elinizdeki ilginç ve kullanışlı çalışma ortaya çıktı.

Yazarın, Marksist tarih görüşünü yeterli ve ulaşılabilir şekilde okuyucuyla buluşturmak amacıyla ortaya koyduğu eseri yayımlandığı zaman da oldukça ilgi gördü.

İlk Çağ’dan 20. yüzyılın başına sosyal mücadelelerin tarihini anlatan eser yayımlandığı dönem kapsamlı bir sosyalizm ve sosyal mücadeleler tarihi çalışmasının eksikliğini giderdi.

Pek çok Marksist tarih çalışmasının yapılmasına öncü oldu.

Günümüzde hala tarihsel süreçlerin anlaşılır ve iyi hazırlanmış bir derlemesi olarak okuyuculara tarihsel bakış açısını sunuyor.

  • Künye: Max Beer – Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Tarihi, çeviren: Galip Üstün, Doruk Yayınları, tarih, 608 sayfa, 2022

Edward Dutton – Neden İnsanları Dış Görünüşlerine Göre Yargılarız? (2022)

“İnsanları dış görünüşlerine göre yargılayamazsın!”

Bu söz daha çocukluğumuzdan itibaren beynimize işlenmiştir ancak bu kitapta da okuyacağınız üzere tamamen yanlıştır.

Edward Dutton, insanları dış görünüşlerine göre yargılamak üzere evrildiğimizi gösteriyor.

İnsanların karakterlerini ve zekâlarını dış görünüşlerine bakarak kesin olarak okuyabiliriz ve hatta hayatta kalmak istiyorsak okumalıyız da.

Dutton bize vücut şekli, kıl oranı, göz yapısı, parmak uzunluğu, hatta kadınların memelerinin büyüklüklerinin ve daha fazlasının karakter, zekâ ya da ikisine birden açılan pencereler olduğunu gösteriyor.

Bu kitabı okuduktan sonra insanlara bir daha aynı gözle bakamayacaksınız.

  • Künye: Edward Dutton – Neden İnsanları Dış Görünüşlerine Göre Yargılarız?, çeviren: Ayşe Betül Kum, Liberus Yayınları, inceleme, 100 sayfa, 2022

Richard Rorty – Felsefe ve Doğanın Aynası (2022)

‘Felsefe ve Doğanın Aynası’, 1979’da ilk yayınlandığında felsefe dünyasında bir bomba etkisi yarattı.

Richard Rorty, kitapta on yedinci yüzyıldan başlayarak, filozofların temsil nosyonuna yönelik hastalıklı bir takıntı geliştirdiklerini gösterdi: bu takıntı, zihni gerçekliği yansıtan bir ayna olarak tasavvur ediyordu.

Rorty’nin kitabı bu imgenin ve onu yaratan düşünce geleneğinin güçlü bir eleştirisidir.

40 yılı devirdikten sonra dahi en çok okunan kitaplardan biri olan ‘Felsefe ve Doğanın Aynası’, yirminci yüzyıl felsefesinin bir klasiği oldu, gelecek felsefeler için de kaçınılması gereken büyük yanılsamalara dair felsefi bir imkan hüviyeti kazandı.

Kitabın akademide, hem felsefe içinde hem de geniş bir disiplinler yelpazesi üstünde yarattığı etki kesintisiz biçimde devam ediyor.

Bu basım, Rorty’nin daha önce yayınlanmamış “Uzman Olarak Filozof” denemesinin yanı sıra, Funda Günsoy’un sunuş ve değerlendirmesini, filozof Michael Williams ve edebiyat uzmanı David Bromwich’in Rorty üzerine yazılarını içeriyor.

  • Künye: Richard Rorty – Felsefe ve Doğanın Aynası, çeviren: Funda Günsoy, Dergah Yayınları, felsefe, 2022

Viktor Şklovski – Düzyazı Kuramı (2022)

  • Sanatın işlevi nedir?
  • Bir ürün hangi özellikleri taşıdığı için “eser” olarak değerlendirilir?
  • Edebi türler neden sürekli evrim geçirir?
  • Neden edebî anlayışlarda, ekollerde sürekli bir yenilenme oluyor?
  • Don Kişot için neden “ilk roman” denir?
  • Okuru merak içinde bırakmak, heyecanlandırmak için roman yazarları hangi stratejileri kullanırlar?

‘Düzyazı Kuramı’, düzyazı türünün masaldan romana evrilen macerasını Tolstoy, Dostoyevski, Çehov, Charles Dickens, Conan Doyle, Laurence Stern gibi dünyaca tanınmış yazarların eserlerinden örneklerle açıklamakla kalmıyor; aynı zamanda birçok ulusun halk edebiyatı ürünlerine dair ilgili çekici bilgiler de veriyor.

  • Künye: Viktor Şklovski – Düzyazı Kuramı, çeviren: Tahsin Yaprak, Bilge Kültür Sanat Yayınları, inceleme, 320 sayfa, 2022

Jonathan Neale – Söndür Ateşi (2022)

Jonathan Neale bilim, teknoloji ve politikayı, fikirler ve gerçekçi tasarılar ile harmanlayıp herkesin anlayabileceği şekilde sunma konusunda sıra dışı yeteneklere sahip bir yazar.

Bu hünerini, Birleşik Krallık’taki sendikacılar, aktivistler ve siyasetçileri bir araya getiren Bir Milyon İklim İşi kampanyasında da sergilemişti.

Şimdi de ‘Söndür Ateşi’ adlı son kitabıyla tüm dünyaya sunuyor.

Neale, iklim adaleti aktivistleri için çok güçlü bir argüman ve sıkça başvurulabilecek bir kılavuz sunuyor.

Akıl yürütme şekli, fikirleri ve motivasyonunun etkileyici gücü bir araya gelince kusursuz bir çerçeve çıkıyor ortaya.

Pek çoğumuz için, yıllarca başucumuzda durmasını isteyeceğimiz bir kitap olacak.

  • Künye: Jonathan Neale – Söndür Ateşi: Yeşil Yeni Düzen ve Küresel İklim İstihdamı, çeviren: Tuna Emren, Z Yayınları, ekoloji, 432 sayfa, 2022

Charles Kenny – Salgın Döngüsü (2022)

Salgın hastalıklar tarih boyunca sadece milyonlarca insanın kaderini belirlemekle kalmadı uygarlıkların, imparatorlukların, devletlerin, şehirlerin gelişim çizgilerine de olumlu ya da olumsuz şekil verdi.

Gerek hayat koşullarının, gerek hijyen yaklaşımlarının iyileştirilmesiyle ve tıp alanındaki devrimlerle salgınlarla mücadelede yüzyıllar içinde önemli yol alındı.

Ancak, COVID-19 pandemisinin de gösterdiği gibi, her zaman bir tehdit olan salgınlar insanlığın gündeminden hiçbir zaman tam olarak da düşmüyor.

Charles Kenny, günümüze dek getirdiği ‘Salgın Döngüsü’nde insanlığın bulaşıcı hastalıklarla, salgınlarla mücadelesinin canlı, kapsamlı, özlü ve kolaylıkla anlaşılır bir dökümünü sunuyor.

Tarihsel ilerlemeler, ekonomi, küreselleşme, kültür, halk sağlığı ve bulaşıcı hastalıklar arasındaki ilişkinin haritasını çıkaran Kenny, alınacak derslerle dolu olduğu kadar gelecek için önerileri de içeren bir bakış sunuyor.

  • Künye: Charles Kenny – Salgın Döngüsü: İnsanlığın Bulaşıcı Hastalıklarla Bitmeyen Savaşı, çeviren: Şule Ölez, İletişim Yayınları, inceleme, 316 sayfa, 2022

Rebecca Solnit – Tüm Soruların Anası (2022)

Yazar ve aktivist Rebecca Solnit’ten kadınların temel meselelerine geniş açıyla bakan bir kitap: ‘Tüm Soruların Anası’.

‘Tüm Soruların Anası’, Solnit’in mizojiniye dair makalelerini bir araya getiriyor.

Kadınları üreme yetisi üzerinden tanımlamakta direten toplumsal dinamikleri ele alan Solnit, edebiyat kanonunu şekillendiren eril saplantıdan tecavüz şakalarına uzanıyor ve hayatın her köşesinde maruz kaldığımız kadın düşmanlığını hedefe koyarak günümüzde kadınlık durumunu masaya yatırıyor.

İroni yüklü bu makaleler, tarih boyunca kadınları susturmaya yönelik pratiklerle dayatılagelmiş sessizliğe vurgu yapıyor ve sessizliği bozma, anlatma ve dinleme edimlerinin kazanımlarını öne çıkarıyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Tüm Soruların Anası, çeviren: Elif Ersavcı, Siren Yayınları, kadın, 199 sayfa, 2022

Helen Pluckrose ve James Lindsay – Alaycı Teoriler (2022)

Dilin şiddet ve bilimin cinsiyetçi olduğunu hiç duydunuz mu?

Size hiç obez olmanın sağlıklı olduğu, biyolojik cinsiyet diye bir şeyin olmadığı veya sadece beyazların ırkçı olabileceği söylendi mi?

Bu fikirler kafanızı karıştırabilir.

Bunlar Batı toplumunun mantığına güçlü şekilde meydan okumaktadır.

Bu cesaretin nereden kaynaklandığını merak ediyor musunuz?

Helen Pluckrose ve James Lindsay, bu kitapta bu fikirleri besleyen dogmaların, Fransız postmodernizmindeki kaba kökenlerinden, aktivist akademik alanlardaki inceliklerine kadar nasıl bir evrim geçirdiğini gözler önüne seriyorlar.

Bugün bu dogmalar, ana akım medyada, sosyal medyada, üniversite amfilerinde ve kampüslerinde karşı konulamaz ilke ve değerler olarak kabul ediliyor: Bilgi sosyal bir inşadır; bilim ve akıl, baskı araçlarıdır; tüm insan etkileşimleri, baskıcı gücün oyun alanlarıdır ve dil tehlikelidir.

Pluckrose ve Lindsay’a göre bu Aydınlanma karşıtı inançların kontrolsüz çoğalması, sadece liberal demokrasi için değil, aynı zamanda modernliğin kendisi için de bir tehdit oluşturuyor.

‘Alaycı Teoriler’, uygulamalı postmodernizmin postkolonyal teori, queer teori, eleştirel ırk teorisi, dördüncü dalga feminizm, toplumsal cinsiyet çalışmaları, şişmanlık çalışmaları ve yetenekçilik gibi pek çok alandaki akademik yaklaşımlarını aşırı ve tutarsız bulmakta ve bunları eleştirmektedir.

  • Künye: Helen Pluckrose ve James Lindsay – Alaycı Teoriler: Aktivist Akademisyenler Nasıl Her Şeyi Irkla Toplumsal Cinsiyetle ve Kimlikle İlişkilendirir ve Bu Niçin Herkese Zarar Verir?, çeviren: İhsan Çapcıoğlu, Bahadır Metin ve Rüveyda Çınar, Episteme Yayınları, inceleme, 341 sayfa, 2022

Frederick C. Beiser – Dünya Acısı (2022)

‘Dünya Acısı (Weltschmerz)’, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Alman felsefesine egemen olan kötümserliğe dair bir çalışmadır.

Kötümserlik, esasen hayatın yaşamaya değmediği teorisiydi.

Bu teori, felsefesi 1860’larda çok moda olan Schopenhauer tarafından Alman felsefesine tanıtıldı.

Frederick C. Beiser, Almanya’da felsefenin gündemini bilimlerin mantığından uzaklaştıran ve yaşamın değerinin incelenmesine doğru değiştiren Schopenhauer’in kötümserliğinden doğan yoğun ve uzun tartışmayı irdeliyor.

Kötümserliğin başlıca savunucularını (Philipp Mainländer, Eduard von Hartmann ve Julius Bahnsen) ve başlıca eleştirmenlerini, özellikle Eugen Dühring ve Yeni-Kantçıları ele alıyor.

Yüzyılın ikinci yarısının kötümserlik tartışması, ikincil literatürde büyük ölçüde göz ardı edildi ve bu kitap, 1880’lerden bu yana, onu yeniden incelemeye ve ortaya attığı önemli felsefi sorunları analiz etmeye yönelik ilk girişim.

Tartışma, hepsinin en temel felsefi sorunuyla ilgiliydi: Hayatın yaşamaya değer olup olmadığı.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Dünya Acısı: Alman Felsefesinde Kötümserlik (1860-1900), çeviren: Nagehan Yanar, Say Yayınları, felsefe, 528 sayfa, 2022