Frederick C. Beiser – Dünya Acısı (2022)

‘Dünya Acısı (Weltschmerz)’, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Alman felsefesine egemen olan kötümserliğe dair bir çalışmadır.

Kötümserlik, esasen hayatın yaşamaya değmediği teorisiydi.

Bu teori, felsefesi 1860’larda çok moda olan Schopenhauer tarafından Alman felsefesine tanıtıldı.

Frederick C. Beiser, Almanya’da felsefenin gündemini bilimlerin mantığından uzaklaştıran ve yaşamın değerinin incelenmesine doğru değiştiren Schopenhauer’in kötümserliğinden doğan yoğun ve uzun tartışmayı irdeliyor.

Kötümserliğin başlıca savunucularını (Philipp Mainländer, Eduard von Hartmann ve Julius Bahnsen) ve başlıca eleştirmenlerini, özellikle Eugen Dühring ve Yeni-Kantçıları ele alıyor.

Yüzyılın ikinci yarısının kötümserlik tartışması, ikincil literatürde büyük ölçüde göz ardı edildi ve bu kitap, 1880’lerden bu yana, onu yeniden incelemeye ve ortaya attığı önemli felsefi sorunları analiz etmeye yönelik ilk girişim.

Tartışma, hepsinin en temel felsefi sorunuyla ilgiliydi: Hayatın yaşamaya değer olup olmadığı.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Dünya Acısı: Alman Felsefesinde Kötümserlik (1860-1900), çeviren: Nagehan Yanar, Say Yayınları, felsefe, 528 sayfa, 2022

Georg Simmel – Schopenhauer ve Nietzsche (2022)

İki Alman yaşam felsefesi ustasını fikirleri, çelişkileri ve tezatlıklarını oyuna dahil eden enfes bir kitap.

Georg Simmel’in çalışması, hem Schopenhauer hem de Nietzsche’nin felsefeleri üzerine yapılmış çok iyi bir açıklama ve yorum.

Nietzsche genellikle Schopenhauer’un derinden etkilediği filozoflardan biri olarak görülür.

Bu kitap da, iki düşünürün felsefi konumlarını tartışması ve karşılaştırmasıyla çok önemli.

  • Künye: Georg Simmel – Schopenhauer ve Nietzsche, çeviren: Emre Güler, Beyoğlu Kitabevi, felsefe, 2022

Paul Redding – Kıta İdealizmi (2021)

Genel eğilim, Alman felsefesinin klasik anlatımlarının Kant’la başladığı yönünde.

Paul Redding ise, Alman idealizminin öyküsünün ilk olarak Leibniz’le başladığını savunarak Kıta ve Avrupa felsefesinin kökenleri üzerine özgün bir tartışma sunuyor.

On dokuzuncu yüzyıl Alman felsefesinin klasik anlatımları genellikle Kant’la başlar ve ondan sonraki filozofları Kant idealizmine verdikleri cevaplar ışığında değerlendirir.

‘Kıta İdealizmi’nde’ Redding, Alman İdealizminin öyküsünün Leibniz’le başladığını savunuyor.

Redding, Leibniz’in Newton’la uzay, zaman ve Tanrı’nın doğası üzerine tartışmasını irdeleyerek başlıyor ve devamında Leibniz’in kendine özgü idealizm karakterine Platoncu ve Aristotelesçi unsurları dâhil etme biçimini vurgular.

Redding, Leibniz’in uzay ve zaman görüşlerine ilişkin düşüncelerinin nihayetinde Kant’ın “transendental” idealizm düşüncesini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.

Üstelik Redding, bir yanda Fichte, Schelling ve Hegel gibi Post-Kantçı idealistlerin, öte yandaysa Schopenhauer ve Nietzsche gibi metafiziksel kuşkucuları kapsayan her iki kanadın nihai olarak Leibniz’den türetilmiş bir idealizm biçimiyle boğuşmaya devam ettiklerini ileri sürüyor.

‘Kıta İdealizmi’, felsefe tarihinin en önemli felsefi hareketlerinden birinin yeni bir anlatımını sunmanın yanında, Kıta ve Avrupa felsefesinin kökenlerine duru ve kıymetli bir giriş imkânı yaratıyor.

  • Künye: Paul Redding – Kıta İdealizmi: Leibniz’den Nietzsche’ye, çeviren: Kenan Mutluer, Say Yayınları, felsefe, 376 sayfa, 2021

Ahmet İlhan – Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche Felsefesinde Duyguların Anatomisi ve Şiirsel İzdüşümleri (2021)

Duygular felsefesi, bilhassa son yıllarda büyük ilgi çeken konulardandır.

Ahmet İlhan da bu özenli çalışmasında Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche’nin duygu tanımlarına ve bunun şiirsel izdüşümlerine odaklanıyor.

Çalışma, bir yandan söz konusu dört büyük filozofun duygu tanımları, çözümlemeleri ve betimlemelerini aydınlatırken, diğer yandan da şairlerin güçlü sezgilerini ve yaratıcı imgelemlerini felsefenin canlı yaşam akışına çekiyor.

İlhan’ın bu kapsamlı felsefi duygu çalışmasında karşımıza,

  • Spinoza’nın, duyguların matematiksel hassasiyetle incelenebileceği, duygu tarafından motive edilen insan davranışının tamamen anlaşılabilir ve açıklanabilir olması gerektiği düşüncesi,
  • Kant’ın duygu, akıl ve eylem arasındaki bağları çözümlemeye çalışırken eylemlerimizin bilgiyle nasıl iç içe geçtiği ve eylemlerimizin duygu ile akıl arasındaki gerginliğe nasıl vesile olduğu yaklaşımı,
  • Schopenhauer’un insanın sürekli bir gereksinme “isteme” halinde kaçınılmaz olarak hayal kırıklıkları ve acılar çekmeye yazgılı olduğu biçimindeki yaklaşımı,
  • Ve Nietzsche’nin kadim duygularımızla ilgili olarak bize inandığımız, bildiğimiz, sandığımız ve düşündüğümüz her şeyin büyük bir yanlışın parçası olabileceği ihtimalini fikri gibi pek çok ilgi çekici konu çıkıyor.

Künye: Ahmet İlhan – Spinoza, Kant, Schopenhauer ve Nietzsche Felsefesinde Duyguların Anatomisi ve Şiirsel İzdüşümleri, Sümer Yayıncılık, felsefe, 304 sayfa, 2021

Arthur Schopenhauer – İstemenin Özgürlüğü Üzerine (2021)

“Özbilinçten yola çıkarak insan istemesinin özgürlüğü kanıtlanabilir mi?”

Arthur Schopenhauer, Norveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nin ilan ettiği bu yarışma sorusuna, elimizdeki ödüllü denemesiyle yanıt vermiş.

Schopenhauer, felsefe tarihinin bu en zorlu sorularından biri olan insan istemesinin özgürlüğü sorusuna yanıt verirken aynı zamanda kendine özgü düşünme biçiminin iyi örneklerinden birini veriyor.

Burada özgürlüğü hem sistematik bir biçimde farklı kavramsal katmanlar boyunca analiz eder hem de felsefe tarihinin büyük düşünürlerinin tanıklığına başvuran Schopenhauer, özgürlük gerçekten de bir muamma mıdır sorusuna çarpıcı yanıtlar veriyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – İstemenin Özgürlüğü Üzerine, çeviren: Adnan Esenyel, Fol Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2021

Arthur Schopenhauer – Yeterli Temel İlkesinin Dörtlü Kökü Üzerine (2021)

Arthur Schopenhauer’un ‘Yeterli Temel İlkesinin Dörtlü Kökü Üzerine’ adlı bu kitabı, ilk kez Türkçeye çevrildi.

Schopenhauer’un başyapıtı ‘İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya’nın devamı olan çalışma, bu yönüyle düşünürün özgün fikirlerini daha iyi kavramak açısından çok önemli.

Schopenhauer burada, temellendirmelerin sadece ve sadece tasavvurlar arası mümkün olduğunu, tasavvur dünyasının oluş ve yok oluşların akıp giden sonsuz sahnesi olduğunu, bu varoluş içerisinde tek işlevi somut olanı soyut kavramlara dönüştürmek olan “aklın” ise, insanı bu gerçekliğin ötelerinde olduğu varsayılan bir yerlere asla ulaştıramayacağını iddia ediyor.

Düşünür burada ayrıca, Hegel ve Schelling başta olmak üzere Kant sonrası Alman felsefe dünyasına sıkı eleştiriler de getiriyor.

Zira düşünüre göre hem dönemin üniversite felsefe bölümlerinin hem de Kant sonrası Alman felsefesinin çabalarının büyük kısmı, Kant’ın Tanrı’nın varlığına dair ontolojik, kozmolojik ve fiziko-teolojik olarak bilinen ispatları yıkmasından sonra, tüm bunlara yeni kıyafetler giydirip tekrar devreye sokma gayretinden oluşmaktadır.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Yeterli Temel İlkesinin Dörtlü Kökü Üzerine, çeviren: Abdullah Onur Aktaş, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 245 sayfa, 2021

Arthur Schopenhauer – İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya (2020)

Schopenhauer’un 1818 yılında bitirdiği fakat ilk basımı 1819 yılında yapılan ‘Die Welt als Wille und Vorstellung’un Türkçe ilk tam çevirisi, ‘İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya’ başlığıyla yaklaşık iki yüzyıl sonra yayımlandı.

Bu görkemli yapıtında, dünyayı deneyimin ve bilimin nesnesi olarak irdelemeye koyulan Schopenhauer, aklın başarabileceklerinin sınırları, beden ve dünya arasındaki bağ, dünyaya arzu temelli bağların sanat aracılığıyla ifadesi konularını derinlemesine bir bakışla irdeliyor.

Düşünür bunu yaparken de, anlama, gerçeklik, akıl, idealar, sanat, varoluşun anlamı, zaman ve mekan, nedensellik, bedenin dolaysız nesne oluşu, dış dünyanın gerçekliği, yaşam için felsefe, bilimin sınırları, kendinde şey olarak isteme, doğal bilimlerin sınırları, estetik deneyim, özgürlük ve determinizm ve etik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kant felsefesinin tamamının en kapsamlı eleştirisi olarak da okunabilecek yapıt, Schopenhauer’un gerçek felsefesine ve dehasına yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya, çeviren: A. Onur Aktaş, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 746 sayfa, 2020

Arthur Schopenhauer – Din Üzerine (2009)

‘Din ve Felsefe’de Arthur Schopenhauer, ikisi de sürekli hakikatin izini sürmüş din ve felsefe ilişkisine odaklanıyor.

Din konusu, Schopenhauer düşünüldüğünde dikkat çekicidir.

Zira onun dünya görüşünün görece idealist, fakat mutlak derecede realist olduğunu biliriz.

Kitapta, filozofun inanç ve bilgi; vahiy; Hıristiyanlık; eski ve yeni mezhepler, teizm ve panteizm gibi konuları irdeleyen metinleri yer alıyor.

Ünlü Alman filozof, tarih boyunca birbirine rakip olmuş, birbirini yenmeye çalışmış iki alanı, kendine has bakış açısıyla yorumluyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Din Üzerine, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları, felsefe, 176 sayfa

Arthur Schopenhauer – Akıl Sağlığı (2015)

Bireyin her yönüyle sıkı bir cendereye alındığı günümüzde, akıl sağlığımıza nasıl sahip çıkabiliriz?

Yüzyıllar önce böyle bir kaygıyla yola çıkmış ünlü düşünür Schopenhauer, bizi başlıca tuzak ve manipülasyonlara karşı teyakkuzda olmaya çağırıyor.

“Son kale” denen aklımıza sahip çıkmak konusunda Schopenhauer’un söyleyecek çok şeyi var.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Farklı olan ancak farklı olan tarafından hissedilir.”

“Önümüzü göremediğimiz, gördüklerimizin de hayır mı şer mi olduğunu seçemediğimiz bugünlerde var olan aklımıza mümkün olduğu kadar mukayyet olmamız lazım. Fakat herkes elbirliği etmiş bizi aklımızdan etmek için uğraşıyor.”

“Muhakeme kabiliyeti ve kendine has fikirlere sahip olma, dünyanın ağzına kadar dolu olduğu sıradan, sefil kafalarda gerçekten eksik olan şeydir.”

“Bir manipülasyon çağında yaşıyoruz ve artık boş bulunup dolduruşa gelmemek, sinsi bir tezgahın safdil kurbanları olmamak için her şeyi ihtiyatla karşılıyor, her şeye temkinle yaklaşıyoruz.”

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Akıl Sağlığı, çeviren: Ahmet Aydoğan, Say Yayınları

 

Arthur Schopenhauer – Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar (2015)

Mutlu bir varoluşu konu edinen; hayatın bize vereceklerinden ziyade, bizim hayata verebileceklerimizi irdeleyen aforizma, özdeyiş ve öğütler.

Arthur Schopenhauer, ne olduğumuz kadar ve sahip olduklarımızı da tartışmaya açarak, daha bilgece bir yaşamın imkân ve zorluklarını ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, çeviren: Firuzan Gürbüz, Alfa Yayınları