E. A. Wallis Budge – Antik Mısır Büyüleri (2022)

‘Antik Mısır Büyüleri’nde Tanrı, Tanrılar, Kıyamet Günü, Yeniden Diriliş ve Ölümsüzlüğe saygı duyan Antik Mısırlıların fikir ve inançlarının bir açıklaması okuyucunun önüne koyuluyor; kısacası dinlerinde güzel, asil ve yüce olanı kısa ve öz ana hatlarıyla açıklanıyor.

Bu açıklamanın bulguları en eskisi birkaç bin yıllık, en yenisi ise altı yedi bin yıllık bir eskiliğe sahip olabileceği söylenen yerli dini eserlerden elde edilmiş.

  • Künye: E. A. Wallis Budge – Antik Mısır Büyüleri, çeviren: Sena Duruer, Gece Kitaplığı, tarih, 148 sayfa, 2022

Simone de Beauvoir – Sartre’a Mektuplar 1 (2022)

Simone de Beauvoir, 1983’te Jean-Paul Sartre’ın ona göndermiş olduğu mektupları yayımlatmış, fakat kendisinin ona yazdıklarını gün ışığına çıkarmaya niyeti olmadığını belli etmişti.

Soran dostlarına, bunların ancak ölümünden sonra, bulunursa belki basılabileceğini söylemişti.

Söz konusu mektupları kızı Sylvie Le Bon de Beauvoir, onun vefatının hemen ardından, Kasım 1986’da bir dolabın dibinde buldu.

Bu kitapta, “Mösyö Sartre”a hitaben yazılmış, çoğu zarfların içinde katlanmış halde bekleyen mektuplardan 1930-1939 yıllarına ait yüz kırkı bir araya geliyor.

Simone de Beauvoir, en eski hayallerinden birinin, tüm varlığının devasa bir kayıt cihazıyla kaydedilip bir yerlerde saklanması olduğunu sık sık söylerdi.

Onun sesini, en kırılgan ve en güçlü tonlamalarıyla duymamızı sağlayan ‘Sartre’a Mektuplar’, Simone de Beauvoir’ın iç dünyasını tüm çıplaklığıyla ortaya koyarken, hiçbir konuda konuşmaktan çekinmeyen büyük bir 20. yüzyıl entelektüelinin sesini ve düşünsel evrenini de bugüne taşıyor.

  • Künye: Simone de Beauvoir – Sartre’a Mektuplar 1: 1930-1939, çeviren: Damla Kellecioğlu, Everest Yayınları, mektup, 452 sayfa, 2022

 

Mualla Anhegger Eyüboğlu – Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem (2022)

Topkapı Sarayı, özellikle Harem Dairesi, Osmanlı padişahlarının yaşam biçimini ve özelliklerini yansıtabilen tek mimari kalıntıdır.

Osmanlı İmparatorluğu saray mimarisinin özgün örneği olan bu sarayda Harem Dairesi’nin onarımında uzun yıllar sorumlu olarak çalışmış Mualla Anhegger Eyüboğlu bu konudaki gözlem ve deneyimlerini okurlarıyla paylaşıyor.

İlk kez 1986’da yayımlanan ‘Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem’, Eyüboğlu’nun restorasyon çalışmaları sırasındaki notlarını okurlara sunuyor.

Sarayın en gizemli ve en çok merak edilen bölümüne dair yapılan ilk kapsamlı çalışmalardan birini anlatan kitap, mimarî araştırmalara ve Osmanlı tarihine dair bir dönemin bakışını yansıtması bakımından da önem taşıyor.

  • Künye: Mualla Anhegger Eyüboğlu – Topkapı Sarayı’nda Padişah Evi – Harem, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 184 sayfa, 2022

Jacques Donzelot – Aile Polisi (2022)

Aile, müesses nizamı yeniden üretmenin bir aracı mıdır?

Jacques Donzelot, siyasi aklın eleştirisinde bir başyapıt teşkil eden ‘Aile Polisi’nde, on sekizinci yüzyıldan itibaren kamusal müdahale alanına dönüşen ailenin tabi tutulduğu reform hareketini, “sosyal” sektörünün ortaya çıkışıyla birlikte ele alıyor.

Ailelerin yönetiminden ailelerle yönetime geçiş olarak kuramsallaştırdığı bu süreçte, Donzelot, işçi sınıfı ile orta sınıfın, liberal ekonomi bağlamında aile-toplum ilişkini yeniden şekillendirmek isteyen sosyal pratikler ile söylemler tarafından nasıl farklı şekillerde hedeflendiğini, aile yoluyla hangi problemlerin çözülmeye çalışıldığını ve ailenin “ileri liberal toplum”a adaptasyon sürecinde filantropi, sosyal meslekler, tıp, eğitim ve psikiyatrinin oynadıkları rolü, psikanalitik söylem ve pratiklerin yükselişine doğru ele alıyor.

“Toplumsal yüzeyin bir tarihini yazma” iddiasıyla, eleştirinin bütün gücünü kuşanmış olarak gelen bu kitap, Gilles Deleuze’ün son sözüyle birlikte, ilk kez Türkçede okurlarıyla buluşuyor.

Bu kitabın açtığı yolu, yine en iyi, iki yazar anlatıyor:

“Bu kitap bir ilk olduğu söylenebilecek bir adım attıysa, bu onun ailenin son iki yüzyılı kapsayan bu reform hareketini ‘yönetim’ değişikliği kabilinden düşünmüş olması, bu terime vurgu yaparak sosyal kontrol ve disiplinleşme terimlerine yoğunlaşan tek yönlü okumalardaki yanılgıları bir ölçüde aşmış olması ve böylece Michel Foucault’nun çok geçmeden sistematik bir kurama dönüştüreceği bir yaklaşımın genel hatlarını ortaya koymuş olmasıdır.”

  • Künye: Jacques Donzelot – Aile Polisi, çeviren: P. Burcu Yalım, Nika Yayınevi, sosyoloji, 264 sayfa, 2022

Nevin Halıcı – Mevlevi Mutfağı (2022)

Mevlevi Mutfağı hakkında güvenilir ve kapsamlı bilgi edinmek isteyenler için temel bir başvuru kitabı.

Nevin Halıcı, bu özgün mutfağı, tarihsel gelişimini de ihmal etmeden anlatıyor.

Türk Mutfağı’nda, tasavvufun izleriyle ilk karşılaşmamız 12. yüzyılda Arslan Baba’nın Ahmet Yesevi’ye ulaştırdığı hurma ile başlar, 13. yüzyılda Yunus Emre’nin alıç hikâyesi ile yürür.

Aynı dönemde Mevlana’nın Allah’a ulaşma yolundaki cehdini yemek sembolleri üzerinden ifadesiyle devam eder.

Mevlana, eserlerinde yemek ve tasavvufi sembolleri sanki iç içe geçirir, böylece bizlere döneminin yemeklerinin âdeta bir arşivini de bırakmış olur.

Ateşbaz-ı Veli, nimetin ve yemeğin yeryüzündeki seferinin Mevlevilik tarikatındaki kılavuzudur.

Mevlevilik, dervişlik eğitimini mutfaktan başlatmakla, mutfağın bir eğitim ve kültür değeri olduğu anlayışının ilk örneğini sergilemiş olur.

Ateşbaz-ı Veli mutfağın başında bulunan ermiş bir zat, dünyada adına anıt mezar yapılan ilk şeftir.

Ateşbaz-ı Veli mutfağın bir ekip işi olduğunu 13. yüzyılda görmüş, mutfakta ekipleşmeyi dünyada ilk gerçekleştiren kişi olmuştur.

Ateşbaz-ı Veli mutfağı araç gereci, malzemeleri, teknolojisi, iş akış planı, çalışanları, iş bölümü, görev yetki düzeni ve servis düzeni ile belirli ilke ve kurallara bağlı olarak işleyen bir kurum seviyesine ulaştırmıştı.

Selçuklu başkenti Konya’nın 13. yüzyıldan günümüze bir kültür, sanat ve lezzet merkezi olmasının ardında, böyle bir birikime sahip olması yatar.

  • Künye: Nevin Halıcı – Mevlevi Mutfağı, Oğlak Yayınları, yemek, 216 sayfa, 2022

Zeynep Şarlak – Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti (2022)

Ulus-devletlerin kurumsallaşmasıyla beraber “milli güvenlik” diye adlandırılan ve hiçbir zaman yalnızca dış politikanın konusu olmamış siyasi ajanda, hem siyaset biliminde hem de uluslararası ilişkiler disiplinlerinde en önemli tartışma başlıklarından birisi oldu.

‘Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti’nde Zeynep Şarlak, “milli güvenlik devleti” kavramını, bilhassa karşılaştırmalı siyaset bilimi perspektifini kullanarak, Türkiye’de Soğuk Savaş döneminden itibaren tedricen tesis edilmiş bir rejimi tanımlamak üzere ele alıyor ve Soğuk Savaş döneminden itibaren Türkiye tarihine bu kavram üzerinden bakmayı öneriyor.

Milli güvenlik devletinin özellikle iç siyaseti tasarlayıcı ve düzenleyici boyutuyla ilgilenen çalışma, asker-sivil ilişkileri, sosyal ve siyasi haklara dair kırmızı çizgiler, iç düşmanlar, güvenlik aygıtlarının tesisi gibi başlıklar üzerinden bugünün siyasi rejimi üzerine de yeniden düşünmeye davet ediyor.

Gündelik hayata da ziyadesiyle sirayet etmiş siyasi paranoya ve korkuların temellerini aramaya girişiyor.

Şarlak, Türkiye’nin Soğuk Savaş’la birlikte kademeli şekilde bir milli güvenlik devletine dönüştüğünü ortaya koyuyor.

  • Künye: Zeynep Şarlak – Türkiye’nin Milli Güvenlik Devleti: Kökeni, Gelişimi, Dönüşümü, İletişim Yayınları, siyaset, 368 sayfa, 2022

Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm (2022)

Kadınların aile yapısının neredeyse evrensel bir parçası olan annelikleri, bütün toplumlarda bildiğimiz şekliyle toplumsal cinsiyetin örgütlenmesine ve değer biçilmesine belirli özellikler kazandırdı, ebeveynlik düzenlemeleri kadar toplumsal cinsiyet sistemimiz de bize kapitalizm öncesi geçmişimizden miras kaldı.

Aynı zamanda toplumsal cinsiyetin örgütlenmesinin ve değerlendirilmesinin belli özellikleri kendi toplumumuzda da önem kazanmış durumda.

Yaşadığımız şekliyle toplumsal cinsiyetin düzenlenmesi ve erkek egemenliği tarihin ürünleridir ve bunların tarihsel olarak anlaşılması gerekir.

Kadınların annelikleri kadınların hayatlarının ve aile örgütlenmesinin temelini oluşturmaya devam ediyor ve kadınlara dair ideoloji bu temelden doğdu.

Ancak endüstriyel kapitalizmin gelişimi bunu değiştirdi, kadınların anneliğine ve erkek egemenliğine özel anlamlar yükledi, bunların önemlerini kendilerine özgü yollarla arttırdı.

Aynı baskılar, duygulanımların ve bağlanmanın inkârı, kadınların ve dişil şeylerin dünyasının reddi, erkeklerin dünyasının sahiplenilmesi, idealize edilmiş evde olmayan babayla özdeşleşme -hepsi de kadınların anneliğinin ürünü- toplumsal cinsiyet sistemi içinde erilliği ve erkek egemenliğini yaratır ve aynı zamanda erkekleri kapitalist iş dünyasının katılımcıları olarak var eder. Dolayısıyla, aile yapısının ve erkek egemenliğinin temelini oluşturan kadınların anneliğiyle kapitalizmin yeniden üretimi arasında içsel bir bağlantı gelişmiştir.

İşte bu usta işi derleme, patriyarka ile kapitalizm arasındaki sıkı ilişkiyi ayrıntılı bir şekilde ortaya koyması ve buna karşı çözüm önerileri sunmasıyla dikkat çekiyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle. Ellen DuBois, Heidi Hartmann, Linda Gordon, Margery Davies, Nancy Chodorow, Nancy Hartstock ve Zillah Eisenstein.

  • Künye: Kolektif – Patriyarka ve Kapitalizm, Kalkedon Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2022

Umut Şener – Senem (2022)

Bu yıl Almanya’ya işçi göçünün 60. yılı…

Senem Bakır ilk giden işçi kadınlardan biri.

O gideli de tam 50 yıl geçmiş…

Bu 50 yılın içinde tüm gurbetçi hikâyelerinden bir parça, bir izdüşüm, bazen de acı var…

Umut Şener bu kitabında, Senem Bakır’ın iniş çıkışlarla dolu hayatını anlatıyor.

9 çocuk ve 26 torun, onların çocukları…

Kartal gibi yavrularına kanat geren, onlar için her zorluğa göğüs geren bir kadın…

Kadınlar dünyanın her yerinde direnişlere öncülük ediyorlar.

Çocuklarını korumak, gelecek düşlerine sahip çıkmak adına…

O yüzden bu kadın anlatılmalıydı.

Covid pandemisi değişe dönüşe dünyanın dört bir yanında hayatları alt-üst etmeye devam ediyor.

Ekonomik, siyasi yanları kadar sosyolojik olarak da dünya halklarının hayatlarında derin izler, dahası yaralar bırakıyor.

Yüzbinlerce insanın sevdiklerini kaybederek yaşadığı acıyı, bir ailede bıraktığı izlerle gözler önüne seren bir hikâye bu.

  • Künye: Umut Şener – Senem, Sınırsız Kitap, anlatı, 120 sayfa, 2022

Kenan Göçer – Türk İktisat Zihniyeti (2022)

Türklerin iş yapma kültürünü ve iktisat zihniyetini mercek altına alan bu kitap, iki temel soru soruyor: “Neden olmuyor?” ya da “Neden hep böyle oluyor?”

Ve bu soruların cevabını Sabri Ülgener’in başlattığı izleği takip ederek din (İslam), tasavvuf (özellikle Melâmîlik) ve kültür (armağan, potlaç) alanlarında arıyor.

İlk bölümde Kuran’daki “arz” ve “dünya” kavramlarına getirilen yorumun Osmanlı iktisat zihniyetini nasıl şekillendirdiği üzerinde duruluyor ve bu her iki kavram için de yeni bir yorum geliştiriliyor.

İkinci bölümde kibri, gösterişi ve muteber olmayı değil çalışmayı önemseyen ve fakat kazancı biriktirmeyi değil, dağıtmayı salık veren Melâmîlik’in iktisat zihniyetine etkisini inceliyor.

Üçüncü bölümde, armağan kültürü üzerinden Türklerin İslam öncesi ve sonrasında özgün bir karakteri olarak Ahilik’in yorumlanmasında yeni ufuklar sunuyor.

Son bölümde ise Ahmet Hamdi Tanpınar’ın meşhur romanı ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü armağan kültürü (potlaç) üzerinden okumayı deniyor.

Böylelikle, armağanın Türk iktisat zihniyetini şekillendirmede uzun dönem (long dure) etkisine sahip olduğunu göstermeye çalışıyor.

Türk iktisat zihniyetini anlamak için bir giriş denemesi olan kitap, ihmal edilen iktisat zihniyeti çalışmalarına yeni, heyecan uyandırıcı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Kenan Göçer – Türk İktisat Zihniyeti, Lejand Yayınları, iktisat, 122 sayfa, 2022

Martijn Konings – Sermaye ve Zaman (2022)

Batı ekonomileri büyük krizler yaşamak pahasına neden hâlâ spekülatif yatırımlara müsaade ediyor?

Martijn Konings, bu kitabında neoliberalizm ve onun eleştirilerine dair sosyoloji, ekonomi ve felsefenin hem çağdaş hem de klasik literatürün yeni bir okumasını yapıyor; sermaye ve zamanın bir araya gelip spekülasyon olgusunu nasıl oluşturduğunu resmediyor.

İlk neoliberal eleştiriler devleti, tarafsız ve piyasanın dışında konumlandırmışlarken, Konings aslında devletlerin spekülatif hareketlere müdahil olduğunu iddia ederek, 1970’lerden beri süregiden piyasa krizlerini başka bir gözle yorumluyor.

Diğer bir deyişle liberalizmi eleştiren neoliberalizmin bir eleştirisini sunuyor. Foucault, Hayek ve Minsky gibi düşünürlerin neoliberalizm yorumlarını ele alan Konings, çağdaş finansal sistemin işleyişini Niklas Luhmann’ın sistem çözümlemesi ve öz-göndergelilik kavramları ekseninde tekrardan düşünmeyi öneriyor.

Çift girişli muhasebe kayıtları, merkez bankası para politikaları, yatırımlarda kaldıraç kullanımı gibi enstrümanları felsefi, sosyolojik ve politik bir bakışla değerlendiren Konings, okurlarını neoliberal zihniyeti ve neoliberalizmin güç kullanımını spekülasyonun edimselliği ve üretkenliği üzerinden anlamaya davet ediyor.

‘Sermaye ve Zaman: Neoliberal Aklın Yeni Bir Eleştirisi’ spekülasyon, neoliberalizm ve çağdaş finansa dair yeni bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Martijn Konings – Sermaye ve Zaman, çeviren: Zeynep Nur Ayanoğlu ve Işık Barış Fidaner, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 208 sayfa, 2022