Özlem İlyas – Freelance Emek (2022)

Freelance çalışmak, neoliberalizmin yeni kölelik biçimidir.

Özlem İlyas, insanların 7 gün 24 saat işe koşulabilmek anlamına geldiği bu yeni emek rejiminin nasıl bir tuzak olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Güvencesizlik koşullarında sınıf siyasetini yeniden düşünen ‘Freelance Emek’, freelance çalışmaya dair dolaşımdaki neoliberal söylemlere sıkı eleştiriler getirmesiyle dikkat çekiyor.

Freelance çalışmanın getirdiği özgürlüğün, kişinin zaman ve mekândan bağımsız, çalışma koşullarına hâkim olduğu egemen bir varoluşu içerdiği tahayyül edilir.

İlyas ise, bu söylemin hem sınıf antagonizmasını ve sınıfsal çeşitliliği görünmez kıldığını, hem de freelance çalışanın duygu dünyası ve siyasal öznelliği üzerinde yıkıcı etkilerinin olabileceğini belirtiyor.

Yazar bu bağlamda freelance çalışmayı; emek piyasalarının yeniden yapılandırılması, ekonomik öznelliğe dair neoliberal söylemler ve freelance çalışanların işyerlerindeki mobbing, düşük ücret, fazla mesai gibi çeşitli sorunları reddedip alternatif çalışma ve yaşama biçimlerini deneyimleme arzularının da dahil olduğu çeşitli süreçlerin fazla belirlenmiş bir sonucu olarak ele alıyor.

Çalışma, bu konunun dört dörtlük bir fotoğrafını çektiği gibi, freelance emekçilerin direniş ve örgütlenme tecrübeleri içinden, alternatif bir özgürlük tahayyülü üzerine de derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Özlem İlyas – Freelance Emek: Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı, İletişim Yayınları, sosyoloji, 216 sayfa, 2022

Bernhard Kegel – Epigenetik (2022)

Epigenetik programlar, çevre ile genom arasında halka görevi gören muhteşem yapılardır.

Bernhard Kegel, insanların sonradan kazandığı deneyimlerin sonraki kuşaklara epigenetikle nasıl aktarıldığını her okurun rahatça anlayabileceği şekilde gözler önüne seriyor.

Doğuştan gelen özelliklerin “gen” denen aktif DNA dizilimleriyle kuşaktan kuşağa aktarıldığını biliyoruz.

Fakat bilim insanları yakın zaman içerisinde, sonradan kazanılan özelliklerin de kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini keşfettiler.

Gelgelelim, tuhaf bir şey vardı: Sonradan kazanılan bu özellikler DNA dizilimlerinde bir değişikliğe yol açmıyor ama yine de sonraki kuşaklara aktarılabiliyordu.

Çok geçmeden DNA dizilimleriyle bağlantılı ikincil enformasyon yapıları keşfedildi.

Epigenetik sözcüğü işte bu yapıları ifade ediyor.

Bu epigenetik “programlar”, genleri, hatta bir kromozomun tamamını “açıp kapatabiliyor”, çevre ile genom arasında ara halka görevi yapıyor.

Kegel. epigenetiğin sonuçlarını etraflıca ve ustaca betimliyor.

Biyolojide etkileyici bir paradigma değişimine tanık olacaksınız.

  • Künye: Bernhard Kegel – Epigenetik: Deneyimler Kalıtımla Nasıl Aktarılır?, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, bilim, 384 sayfa, 2022

Vedat Özkan – İnşa Etme Kültürü (2022)

Şantiyelerde insan davranışları çok kendine has biçimlerde sergilenir.

Yapım ve inşa etme sürecini “insan odaklı” inceleyen Vedat Özkan da, inşaat kuruluşları ve onların şantiyelerinde yaşanan insan davranış, algı, kültür gibi değerlerini gözlemler, veriler ve bilgiler eşliğinde yorumluyor.

Kitapta,

  • Şantiyelerde bekleme eylemi nasıl algılanır?
  • Şantiyelerde anlamın egemenliği nasıl olmalıdır?
  • İnsan kaynaklarının bir şantiyeye yansımaları ne yönde olur?
  • Hayali deneyim ve hayali kişilik hangi sonuçları doğurur?
  • İnşaat kuruluşlarının siyaset, hukuk ve bürokrasisi nasıl olmalıdır?
  • Saldırgan yapılar ortaya çıkabilir mi?
  • Yabancı dile yüklenen sermaye değeri şantiyelerin hangi durumlarına etki eder?
  • Dünya genelinde tekelleşmiş inşaat kuruluşları neden bulunmaz?
  • “Şantiyelerde ruhsal gerilimden kaçış yok” derken ne anlatılmak istendi?
  • Ve inşaatın geleceği ve boyutları nerelere uzanıyor? gibi soruların yanıtları aranıyor.

Kurum, kuruluş ve kitleler tarafından yapıların yapım süreçlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak davranışsal veriler de içeren çalışma, inşaat kuruluşlarında ve şantiyelerde çalışan yöneticilerin insan duygu ve düşüncelerine yönelik uyguladıkları yöntem ve yaklaşımları tekrar gözden geçirmelerini sağlayacak deneyimlenmiş bilgiler de içeriyor.

Kitap bunun yanı sıra, sosyoloji ve kitle davranışları üzerine çalışanlar için de önemli bir başvuru kaynağı niteliğinde.

  • Künye: Vedat Özkan – İnşa Etme Kültürü: İnşaat Kuruluşlarında ve Şantiyelerde İnsan Davranışları, YEM Yayın, mimari, 224 sayfa, 2022

David Sinclair ve Matthew LaPlante – Yaşam Döngüsü (2022)

Yaşlılık aslında bir hastalık mı?

Ve en önemlisi de, bunun tedavisi var mı?

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki laboratuvarında pek çok araştırma yapmış David Sinclair, yaşlanmanın aslında tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu savunuyor.

Biliminsanları yıllarca yaşlanmanın sebeplerini aradı ve sonunda kimsenin yaşlılıktan ölmediği fikrine ulaştılar.

Bu düşünceye göre insanlar yaşa bağlı hastalıklardan ölürler.

Çünkü yaşlanma ve ölüm kaçınılmaz sondur.

  • Peki, bu gerçekten doğru mu?
  • Yaşlanma hakkında bildiğimiz her şey yanlış olabilir mi?

‘Yaşam Döngüsü’nde, genetik ve yaşlanma konusunda dünyanın önde gelen otoritelerinden biri olan ve hayatını insanların daha uzun, daha sağlıklı ve hastalıksız yaşamalarını sağlamaya adayan Sinclair, tüm bu sorulara açıklık getiriyor.

Sinclair’e göre, genetik yapımızda var olan ve yaşamda karşılaştığımız zorluklara hücrelerimizin içinde karşı koyan bir hayatta kalma devresi, zamanla işleyişinde ortaya çıkan bozulmalarla bizi yaşlandırır.

Ancak bu bozulmaları tersine çevirmek ve sadece yaşam süremizi değil, sağlıklı geçirdiğimiz yılların sayısını artırmak da mümkün.

Tıbbi çalışmaların ön saflarında yer alan araştırmacıların keşfettiği en son bulgulardan yararlanan Sinclair, şaşırtıcı ve çok basit yöntemler paylaşarak daha uzun bir yaşam için genetik saati tersine çevirmenin bilimsel kanıtlara dayanan yol haritasını önümüze seriyor.

TIME dergisinin “Dünyadaki En Etkili 100 Kişisi” listesinde yer alan Sinclair’ın vizyonu, insanların uzun yıllar sağlıklı yaşadığı bir dünyanın nasıl bir yer olacağını ve oraya ulaşmak için neler yapmamız gerektiğini gösteriyor.

  • Künye: David A. Sinclair ve Matthew D. LaPlante – Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori, çeviren: Cenk Tezcan, Epsilon Yayıncılık, sağlık, 480 sayfa, 2022

Hélène L’Heuillet – Gecikmeye Övgü (2022)

Sürekli acele ettiğimiz halde, paradoksal olarak yine de hiçbir yere, hiçbir işe yetişemiyoruz.

Hélène L’Heuillet, bugün tam bir saplantıya dönüşmüş her yere ve her şeye geç kalmak korkusunu irdeleyerek hayatı nasıl ıskaladığımızı gözler önüne seriyor.

Herkesin herkesle savaşınnı artık yalnızca mekânları, bölgeleri, sınırları değil, zamanı da kapsadığını söyleyen L’Heuillet, her güç ilişkisinin bir zaman ilişkisi olduğunu, iktidarın zamansal açıdan imkânsızı talep etme kapasitesiyle ölçüldüğünde, yeni bir şiddet biçimi uyguladığını belirtiyor.

Yazara göre bunun aksine gecikme, zamansallığı bize hem kaotik hem de sevinçli bir biçimde yaşatan çok özel bir ruhsal deneyimdir.

Zira geç kaldığımızda, bunun çok da bilincinden olmasak da, kendimizi başkaldırmış olarak görürüz.

‘Gecikmeye Övgü’, çocuklukta ısrar etmek, uykusuzluk, annelik, çalışma yaşamının katı kuralları gibi olgular üzerinden zaman(sızlığ)ın hissedilen yüzlerini tasvir ediyor ve hayatı daha iyi anlamak için geç kalmaya davet ediyor bizi.

  • Künye: Hélène L’Heuillet – Gecikmeye Övgü: Zaman Nereye Gitti?, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 104 sayfa, 2022

Akın Bakioğlu – Büyük Madenci Yürüyüşü (2022)

Zonguldak madenci yürüyüşü, Türkiye işçi sınıfının en görkemli eylemlerinden biriydi.

Akın Bakioğlu, 1991 madenci grevini ve Ankara’ya doğru çıkılan uzun yürüyüşü enine boyuna irdeliyor.

‘Büyük Madenci Yürüyüşü’, trajik bir cephesi de olan bu büyük direnişi, işçi sınıfının kendini inşa etme deneyiminin kurucu bir anı olarak resmediyor.

Bu hikâyeyle özdeşleşen sendika önderi Şemsi Denizer’in portresiyle birlikte…

Bir işçi havzası olarak Zonguldak’ın emek tarihindeki yerini hatırlatan çalışma, aynı zamanda bu büyük grev ve yürüyüşün Zonguldak’ta bıraktığı etkilerin izini sürüyor.

Kitap, sendika tabanında 1991’i örgütleyenlerin, Zonguldak’tan başlayan Ankara yürüyüşüne katılanların sesine kulak vererek grevin ve yürüyüşün arka planını ele alıyor.

  • Künye: Akın Bakioğlu – Büyük Madenci Yürüyüşü: Zonguldak’ın Büyük Grevi (1990-1991), İletişim Yayınları, inceleme, 167 sayfa, 2022

Edwin H. Sutherland – Profesyonel Hırsız (2022)

Hırsızlık bu ülkede, “çalıyor ama çalışıyor” özlü sözüyle olağanlaştırıyor.

Kriminolog Edwin Sutherland de, ünlü hırsız Chic Conwell’le bir araya gelerek bizi profesyonel hırsızlık dünyasında dudak uçuklatan bir yolculuğa çıkarıyor.

Cepçiler, çorcular, yankesiciler, düzenbazlar, ayan ablalar, silkeleyiciler, çeteler, işbitiriciler, patronlar, namuslu ve namussuz aynasızlar, savcılar, hâkimler, enayiler ve organize işler: Hırsızlık, mülkiyet kadar eski bir olgu.

Hatta bugün ‘çalıyor ama çalışıyor’ denilerek siyasetçilerin olağan faaliyetinin bir parçası haline bile getirilmiş durumda.

Yirminci yüzyılın en etkili kriminologlarından sayılan Sutherland’in, Şikago’da hırsızlık mesleğini yürüten ünlü Chic Conwell’le yaptığı işbirliğinin ürünü olan bu klasikleşmiş kitap, okuru yeraltı ve suç dünyasının kuytu köşelerinde bir yolculuğa çıkarıyor.

Hırsızlar âleminde dönen dolapların, hırsızlar ile kolluk kuvvetleri, siyasetçiler ve bürokratlar arasındaki girift ilişkilerin, dostlukların ve düşmanlıkların etkileyici bir portresini sunuyor.

Hırsızlığın nasıl dallanıp budaklandığını, hırsızlar topluluğunun kendi ahlak kuralları, iletişim dilleri ve görgü kurallarının bulunduğunu gözler önüne seriyor.

Hırsızlar ile toplumun yerleşik kurumları arasındaki ilişkinin bir düşmanlık ilişkisinden çok daha fazlası olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Edwin H. Sutherland – Profesyonel Hırsız, çeviren: Nilbert Yılmaz, Fol Kitap, inceleme, 216 sayfa, 2022

Warwick Ball – Asya’nın Geçitleri (2022)

Doğu-Batı ulaşım yollarının en ünlüsü “İpek Yolu’dur”.

Arkeolog Warwick Ball ise, bunun bir efsane olduğunu, böyle bir yola veya rotaya değinen hiçbir antik kaynak olmadığını söylüyor.

Ball, dört kitaplık kült yapıtı ‘Avrupa’daki Asya ve Batı’nın Şekillenişi’nin son cildiyle karşımızda.

Avrupa’nın doğu sınırlarının genellikle Ural Dağları boyunca uzandığı kabul edilir.

Ancak Urallar ne Himalayalar ne de Alpler veya Pireneler gibidir.

Ne “Asya’ya” bir engel vazifesi görür ne de “Avrupa’ya” bir sınır çeker.

Aksine nispeten alçak bir tepeler dizisidir ve tarih boyunca her iki taraftaki topluluklar hem ortak kimlikleri hem de ortak bir tarihi paylaşmışlardır.

Doğal engellerin yokluğunda, yapay engeller tesis edilmeye çalışılmış ama bunların çoğu sonunda uğradıkları akametleriyle kayda geçmişlerdir.

Büyük Orta Avrasya steplerinin doğu otlakları neredeyse kesintisiz bir şekilde Balkanlar’dan Moğolistan’a kadar uzanır.

Bundan dolayı Avrupa’nın geçitleri ilkçağın başından beri ardına kadar halkların yer değiştirmesine açıktır: Avrupa’nın Asya’yla en uzun “hududu” boyunca bir sınır yoktur.

Engelsiz stepler sürekli olarak Avrupa’nın kaderini şekillendirmiştir. Geçitler hâlâ eskisi gibi ardına kadar açıktır.

Dört ciltlik ‘Avrupa’daki Asya ve Batı’nın Şekillenişi’ adlı dizinin yazarı Ball, dizinin bu dördüncü cildinde de ezber bozuyor.

Bilindiği gibi Doğu-Batı ulaşım yollarının en ünlüsü “İpek Yolu’dur”.

Oysa Warwick Ball’a göre bu bir efsanedir ve böyle bir yola veya rotaya değinen hiçbir antik kaynak yoktur.

Bu terim 1877’de Richthofen Baronu unvanlı Ferdinand adlı bir Alman Orta Asya coğrafyacısı tarafından icat edilmiştir.

Ball’un, bunun gibi Amazonlar’dan Kral Arthur’un Excalibur adlı kılıcına kadar birçok efsaneyi de ele aldığı bu eseri çok önemli.

  • Künye: Warwick Ball – Asya’nın Geçitleri: Avrasya Stepleri ve Avrupa’nın Sınırları, çeviren: Ahmet Aybars Çağlayan, Ayrıntı Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2022

José Cordeiro ve David Wood – Ölümsüz İnsan (2022)

Ölüme çare bulmak mümkün mü?

José Cordeiro ve David Wood, yaşlılığın, yaşlılığa bağlı hastalıkların olmadığı bir yaşamın tüm olasılıkları üzerine derinlemesine düşünüyor.

‘Ölümsüz İnsan’, çok yakında uzun ömürlülüğün mümkün olduğunu ve sonsuza dek yaşayabileceğimizin mümkün olduğunu savunuyor.

Yaşlanma ve ölüm, insan hayatının en büyük korkularından.

Bu yadsınamaz sona çözüm bulmak mümkün mü?

Cordeiro ve Wood, bu can alıcı soruya parmak basıyor ve insanın ölümlü olmaya mahkûm olmadığını bilimsel olarak ele alıyor.

Gelecekte bizi neler bekliyor?

Yazarlar, biyolojik ölümsüzlüğün nasıl bir seçenek haline gelebileceğini, yaşlanmanın da bir hastalık olduğunu ve tedavi edilebileceğini, ölümlülüğün bilimsel olarak nasıl sonlandırılacağını açıklıyor.

Bu geleceğe ulaşmak için yapılan araştırmaları, teknolojik ilerlemeleri, bilimin biyolojik yaşlanmayı durdurmaya ne kadar yakın olduğunu sade bir dille anlatıyor.

  • Künye: José Cordeiro ve David Wood – Ölümsüz İnsan, çeviren: Sevim İrem Altınkılınç, Nemesis Kitap, inceleme, 344 sayfa, 2022

Kolektif – Huzursuz Bir Ruhun Panoraması (2022)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan düşünce ve siyaset tarihimizin, edebiyat dünyası içerisindeki en önemli simalarındandır.

Bu usta işi derleme de, Yakup Kadri’yi ve edebiyatını zengin bir pencereden izliyor.

‘Huzursuz Bir Ruhun Panoraması’, Cumhuriyet döneminin kanonik yazarlarından Karaosmanoğlu’nun o verimli huzursuzluğuna aynalar tutuyor.

Onun aşka, inkılâba, Batı’ya, kadınlara, mekâna, millete, siyasete, Atatürk’e, dine, Bektaşiliğe ve daha birçok şeye -mesela can sıkıntısına- bakışına tutulan aynalar, bunlar.

Bu geniş bakış, cumhuriyet tarihinin zihniyet dünyasında kapsamlı bir keşif turu anlamına geliyor.

Kitapta,

  • Yakup Kadri’nin Batı görüşü,
  • Yakup Kadri’nin Fransız edebiyatıyla ilişkisi,
  • Yakup Kadri’nin toplum tasavvuru,
  • Yakup Kadri edebiyatında kadınlık,
  • Yakup Kadri romanlarında Birinci Dünya Savaşı,
  • Yakup Kadri’nin hikâyelerinde azınlıklar,
  • Yakup Kadri’de Atatürk ve İnönü ayrımı,
  • Bektaşi aynasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarında mekânın politiği,
  • Yakup Kadri’nin ‘Hüküm Gecesi’nde İttihatçılar ve İttihatçılık,
  • Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun romanlarında modernleşmenin ataerkil dili,
  • Yakup Kadri’nin romanlarında pozitivist söylem,
  • Ve Yakup Kadri’nin romanlarında nesil çatışmasının mekân üzerinden okunması gibi ilgi çekici konular tartışılıyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Yalçın Çakmak, Özge Dikmen, Başak Acınan, Demo Ahmet Aslan, Esra Dicle Başbuğ, Emre Bayın, Murat Belge, Tanıl Bora, Murat Cankara, Funda Şenol Cantek, Hasan Cuşa, Yavuz Çobanoğlu, Deniz Depe, Hakan Kaynar, Erol Köroğlu, Haluk Öner, Mehmet Özden, Barış Özkul, Can Şahin, Burcu Şahin, İbrahim Şahin, Zeynep Uysal, Gaye Belkız Yeter Şahin, Sabanur Yılmaz ve Gül Mete Yuva.

  • Künye: Kolektif – Huzursuz Bir Ruhun Panoraması: Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Edebiyat ve Düşünce Dünyası, derleyen: Yalçın Çakmak ve Özge Dikmen, İletişim Yayınları, inceleme, 495 sayfa, 2022