Ömer Kamacı – Bilimin Ucunda (2023)

Instagram’ın en büyük bilim hesaplarından olan ‘Bilimin Ucunda’nın en iyi içerikleri bu kitapta bir araya geliyor.

Kitapla, Dünya’nın deli dolu geçmişinde kartopuna döndüğü, volkanlarla cayır cayır yandığı ve bahtsız tiranlar dinozorların makus talihlerine yenildiği zamanlara yolculuk ediyoruz.

Depremlerin yerkabuğunu nasıl şekillendirdiğine bakıp faylarla örülü ülkemizin hareketli jeolojik geçmişine ışık tutan kitapta ayrıca, canlılık ve türleşme konusuna bir ucunun Bağcılar’a, diğer ucunun Natal, Brezilya’ya nasıl uzandığı konusunda aydınlanıyoruz.

Kitap, Dünya’nın ve canlıların nasıl bir etkileşim içinde değiştiği konusunu ise Everest’in zirvesinde deniz kabukları arayarak aydınlatıyor.

‘Bilimin Ucunda’, doğa algımızın bilimsel devrimlerle dolu evrimini temel olgulara değinerek ve teknik dilden arınmış bir şekilde okuyucuyla paylaşıyor.

  • Künye: Ömer Kamacı – Bilimin Ucunda, Alfa Yayınları, bilim, 216 sayfa, 2023

Yaşar Hanım – Ağrı İsyanı’nda İstanbullu Bir Kadın (2023)

Bu kitap, Cumhuriyet dönemi Kürt tarihinin çok önemli bir kesitine doğrudan tanıklık etmiş olan Yaşar Hanım’ın anılarını ilk kez gün ışığına çıkarıyor.

Ağrı İsyanı’nda Kürt direnişçilerin komutanı olan Hoybun Cemiyetinin liderlerinden İhsan Nuri Paşa ile evliliğinden sonra, Kürtlerin modern Türkiye’nin kuruluş sürecindeki serencamına şahit olan Yaşar Hanım, anlattıklarıyla Cumhuriyet’in yeni Türkiye’sinin ve Türkiye Kürtlerinin ayrıntılı bir resmini çiziyor.

Taner Akçam, bu anılar için şöyle diyor:

“Yaşar Hanım’ın anılarını bir solukta okudum. Erkek milletinin, ‘erkeklik saplantıları’, ‘ideolojik körlükleri’ ve ‘endişe kabızlıkları’ nedeniyle kıvranıp yazamadıklarına inat, Yaşar Hanım’ın anılarının her satırından ‘hakikat’ ve ‘insan’ fışkırır. Yaşar Hanım Hatıratında, sıradan, duru ve tertemiz bir anlatımla bize dönemin olaylarını ve insanlarını tanıtır. Ve belki de en önemlisi, tüm olaylar girdabı içinde, onun İhsan Nuri’ye olan aşkının derinliğini öğrenir, hayran kalırız.

“Elinizdeki kitap bir ‘aşk hikayesi’ değil; ama siyaset dahil hiçbir şeyin ‘aşksız’ olamayacağının en önemli göstergesi… Siyasi boyutuyla da Ağrı İsyanı’nı anlamak istiyorsanız, Yaşar Hanım’ı okuyun derim. Çünkü orada tüm çıplaklıkları ile insanlar var. Keşke tüm anıları sadece kadınlar yazsaydı…”

  • Künye: Yaşar Hanım – Ağrı İsyanı’nda İstanbullu Bir Kadın: Yaşar Hanım’ın Anıları, hazırlayan: Sedat Ulugana ve Kumru Toktamış, Dipnot Yayınları, anı, 160 sayfa, 2023

Giancarlo Casale – Osmanlı’nın Keşif Çağı (2023)

 

“Osmanlı Yeni Dünya’yı neden keşfetmedi?” sorusu Osmanlı’nın “doğal sınırlar”ına ulaştığı, “merak duygusunun gelişmediği” hatta “durağan bir yapı”yı temsil ettiği söylemleri etrafında çokça tartışıldı.

Üç kıtaya hâkim olacak kadar askerî ve siyasi güce sahip bir devlet, keşif rekabetini nasıl ıskaladı?

Bu kitap, bu sorunun yanlış ifade edildiği iddiasıyla şu soruyu öneriyor: “Osmanlılar keşif yapmak istedi mi?”

Keşiflerin öncüsü Portekizliler bunu Kızıldeniz baharat ticaretine hâkim olmak ve Memlük Mısırı’nı işgal etmek için istemişti.

Fakat Memlük topraklarını ele geçiren Portekizliler değil, Osmanlılar oldu.

Böylelikle, anlatılagelenin aksine, Osmanlı Devleti Hint Okyanusu etrafında dönen “küresel siyaset”te ben de varım, dedi.

Üç kıtada çeşitli dillerde yazılmış arşiv kaynaklarına dayanan bu kitap padişahların, vezirlerin, casusların, korsanların ve haremdeki kadınların Osmanlı Hint Okyanusu siyasetindeki rollerini gözler önüne seriyor.

Bu öznelerin Osmanlı’yı Hint Okyanusu rekabetinde hâkim güçler arasına kattığını öne sürüyor.

  • Künye: Giancarlo Casale – Osmanlı’nın Keşif Çağı, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Fol Kitap, tarih, 416 sayfa, 2023

Besim F. Dellaloğlu – İkondan Kanona (2023)

Hep yakınırız Türkiye’de güçlü bir sanat, edebiyat eleştirisi ve kuramı olmadığından!

Kanonların “mahalli” olduğu bir toplumda sanat, edebiyat eleştirisine neden ihtiyaç olsun?

Edebiyatın ideolojiye indirgendiği bir zeminde, okuma tercihlerinin tamamen politik olduğu bir ortamda eleştiri ve kuram olmaması, hatta olsa bile onlara dönüp bakanın olmaması doğaldır.

Besim Dellaloğlu, ‘İkondan Kanona: Kültür ile Medeniyet Arasında’da bir sosyolog olarak üzerinde çok durulan fakat çözülemeyen kavramlar üzerinden bir Türkiye panoraması çiziyor.

Kültür ve medeniyet ekseninde Türkiye’de neden kanon oluşmadığını okurla birlikte sorguluyor.

Kültür, medeniyet, kanon, ikon, modernlik, modernleşme, aydın, entelektüel, akademi, sosyal medya, laiklik, muhafazakârlık gibi ihtilaflı meselelere Türkiye merkezli karşılaştırmalı yorumlar ve tespitler getirerek meselelerin nasıl yanlı/ş yorumladıklarını örnekleriyle anlatıyor, iç içe geçmiş kavramların röntgenini çekiyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Kültür hazır bir yapıt değil. Kültür birilerinin emeği artık. Onu inşa etmek, inşa etmeye devam etmek, bundan hiç vazgeçmemek lazım. Kültür sabit bir durum değil, kültür bir yolculuk. Üstelik cebinde geri dönüş bileti olmadan yapılan bir yolculuk.”

“Türkiye’de aynı anda hem akademisyen hem aydın hem de entelektüel olunamaz.”

  • Künye: Besim F. Dellaloğlu – İkondan Kanona: Kültür ile Medeniyet Arasında, Timaş Yayınları, inceleme, 256 sayfa, 2023

Samuel Moyn – Eşit Olmayan Bir Dünyada İnsan Hakları Yeterli Değil (2023)

Küresel adaletle ilişkili insan hakları anlayışımız dünyamızı daha eşitsiz hale mi getiriyor?

Samuel Moyn, dünyayı herkes için daha iyi hale getirme arayışında insan hakları teorisyenleri ve savunucularının aslında işlerin daha da kötüye gitmesine sebep olup olmadıklarını soruyor.

İnsan hakları çağı en çok zenginlere yaradı.

Devletlerin siyasi hak ihlalleri son yıllarda görülmemiş bir ilgi görürken, maddi eşitlik taahhüdü sessizce ortadan kalktı.

Maddi eşitlik taahhüdünün yerine, ekonomik liberalleşme baskın güç olarak ortaya çıktı.

Moyn, insan hakları hareketini bu rahatsız edici değişimle ilişkilendiriyor ve insan haklarının yükselişinin neden hızla artan eşitsizlikle birlikte gerçekleştiğini araştırıyor.

Bu kışkırtıcı kitap, en yüksek idealin insan hakları olduğuna işaret ederken aynı zamanda daha geniş sosyal ve ekonomik adalet taleplerini nasıl ve neden ihmal ettiğimizi ele alıyor.

  • Künye: Samuel Moyn – Eşit Olmayan Bir Dünyada İnsan Hakları Yeterli Değil, çeviren: Seza Özdemir, Runik Kitap, siyaset, 344 sayfa, 2023

Peter Wohlleben – Doğanın Gizli Ağı (2023)

Doğa akla hayale gelmeyecek sürprizle dolu ve bizim bildiğimizden çok daha karmaşık.

Yılların ormancısı ve çok okunan kitapların yazarı Peter Wohlleben, en son bilimsel bulguları ve onlarca yıllık gözlemlerini kullanarak bize bir kez daha doğaya hayret etmeyi öğretiyor.

Ve etrafımızdaki dünyayı yepyeni gözlerle görmemizi sağlıyor.

  • Doğadaki canlılar birbirlerini nasıl etkiliyor?
  • Farklı türler arasında nasıl bir iletişim var?
  • Doğanın o meşhur dengesi gerçekten bizim zannettiğimiz gibi mi işliyor?

Wohlleben, ormancılık eğitimini aldıktan sonra Rheinland-Pfalz eyaletine bağlı Orman Müdürlüğü’nde yirmi yıl çalıştı.

Ekolojiyle ilgili fikirlerini hayata geçirmek için işinden ayrıldı.

Ormanlık alanların ve doğanın korunması adına seminerler düzenliyor, yaşadığı Hümmel köyünde çevre dostu yöntemlerle kendisine ayrılan ormanlık alanı yönetme görevini sürdürüyor.

Kitapları kırk dile çevrildi, The New York Times ve Der Spiegel de dahil yayımlandığı birçok ülkede çok satanlar listelerinde yer aldı.

Kitaptan bir alıntı:

“Doğada her şey birbiriyle ilişki içindedir. Bu ilişki ağı öylesine karmaşık ve incelikle dallanıp budaklanmıştır ki muhtemelen tam anlamıyla kavrayıp çözmemiz hiçbir zaman mümkün olmayacak. Böyle olması aslında daha iyi sanırım; zira hayvanlara ve bitkilere baktıkça yaşadığımız şaşkınlığı hiçbir zaman yitirmeyeceğiz. En mühimiyse küçücük müdahalelerin bile çok büyük sonuçları olabileceğini kavramamız ve çok gerekmedikçe burnumuzu doğanın işine sokmaktan kaçınmamız olacaktır.”

  • Künye: Peter Wohlleben – Doğanın Gizli Ağı, çeviren: Saliha Yeniyol, Kolektif Kitap, ekoloji, 224 sayfa, 2023

 

İbn Cebirol – Ahlak Terbiyesi (2023)

Endülüslü Yahudi filozof ve şair İbn Cebirol (1020/21-1058), dönemin yazın geleneğine uyarak Arapça kaleme aldığı felsefi eserlerinde madde ile suret ilişkisini, Yeni Platoncu metafiziği ve Sahte-Empedoklesçi fikirleri yeniden değerlendirmiştir.

Ahlâka dair temel fikriyatını yansıttığı ‘Kitâbü Islâhi’l-Ahlâk’ta ise teorik ve pratik ahlâkın niteliklerini zihinsel, ruhsal ve fiziksel süreçler çerçevesinde ele almış, psikofizyolojiye dair dikkate şayan fikirler ortaya atmıştır.

Bu eserinde dikkat çeken unsurlardan biri, nefsin faziletlerini ve rezîletlerini, Aristotelesçi erdem anlayışını tarif eden “Altın Orta” kuramına vurgu yaparak açıklamasıdır.

İbn Cebirol’un birçok medeniyete ait felsefi geleneği tek potada eritmesi de onu farklı kılar.

Mezkûr eserinde Eski ve Yeni Ahit gibi dinî metinlere yaptığı atıflarla beraber, Yunan filozoflardan ve Arap şairlerinden yaptığı alıntılarla geniş bir felsefe mirasını Endülüs’ün kendine has entelektüel çatısında birleştirmiş, insanın ahlâkî ve fizyolojik yapısı arasında bağ kurarak özgün bir yapı ortaya koymuştur.

İbn Cebirol’ün eserleri vasıtasıyla hem İslâm felsefesine hem de Orta Çağ Avrupası skolastik düşüncesine büyük bir etki bıraktığı aşikârdır.

Bu sebeple, onun eserleri modern Avrupa felsefe çevrelerinin dikkatinden kaçmamış, defalarca yeni edisyonlarla birçok Avrupa diline çevrilmiştir.

Filozofun ‘Ahlâk Terbiyesi’ (‘Kitâbü Islâhi’l-Ahlâk’) başlıklı bu çalışması, İbn Cebirol uzmanı Fırat Çelebi’nin titiz çevirisiyle ilk defa tam metin hâlinde Türkçede.

  • Künye: İbn Cebirol – Ahlak Terbiyesi (Kitabü Islahi’l-Ahlak), çeviren: Fırat Çelebi, Runik Kitap, felsefe, 104 sayfa, 2023

Peter Burke – Bilgi Tarihinde Sürgünler ve Göçmenler (2023)

Tarihçi Peter Burke, entelektüel diasporaları ele aldığı bu geniş kapsamlı çalışmasında, sürgün ve göçmenlerin tarih boyunca bilgiye yaptıkları ayırt edici katkıyı sorguluyor.

Sürgün ve göçmenlerin, dahası iki kültür arasında aracılık eden herkesin, insanın ufkunun genişlemesine katkılarının dökümünü yapıyor.

Dahası bu katkıları ayrıksı kılan şeyi, yani yerelcilikten uzaklaşmanın üstünde duruyor.

Kitap, sürgün ve göçmenliğin olumlu sonuçlarından bazılarına, kara bulutların arasından görünen ışığa odaklanıyor.

Geniş bir coğrafyaya ve geniş bir zamana odaklanan çalışma, bilgi tarihinde kayıpların yanı sıra kazançları, etkileşimleri, etkileşimlerden doğan melezleşmeyi, mesela Alman teorisi ile Anglo–Amerikan ampirizmi arasındaki yaratıcı melezleşmeyi ele alıyor.

Bu güncel değerlendirme, kişisel kayıplarına rağmen sürgün ve göçmenlerin yeni vatanlarına getirdikleri entelektüel sermayenin sonuçları üstünde duruyor.

‘Bilgi Tarihinde Sürgün ve Göçmenler” bir hayatta kalma mücadelesinin bilgi tarihi açısından etkileşimlerle dolu hikâyesini anlatıyor.

  • Künye: Peter Burke – Bilgi Tarihinde Sürgünler ve Göçmenler (1500-2000), çeviren: Turgay Sivrikaya, Islık Yayınları, tarih, 320 sayfa, 2023

Jeremy D. Popkin – Yeni Dünyanın Başlangıcı (2023)

Saygın tarihçi Jeremy D. Popkin, bu abidevi eserinde Batı tarihinin köşe taşlarından biri hâline gelmiş Fransız Devrimi’nin cesur, kışkırtıcı ve yeni bir yorumunu okura sunuyor.

Alanda elli yıla yaklaşan deneyimini ve ilk elden kaynakları kullanarak, iki yüzyıldır anlatılagelen devrim tarihini ve dünyanın çehresini değiştiren bu olayın aktörlerini yeniden ve farklı bir gözle düşünmeye çağırıyor.

Monarşiyi tasfiye edip yeni bir toplumun kurulmasına götüren olayları, hararetli tartışmaları, şiddetli çatışmaları, faillerinin gözünden, karşılıklı ilişkilerinden ve kıyasıya rekabetlerinden hareketle gün gün, ay ay ele alarak, Devrim’in Terör Saltanatı’na ve en sonunda tek adam yönetimine nasıl yol açtığını sürükleyici bir roman havasında anlatıyor.

Mirabeau, Robespierre, Danton, Marat gibi devrimin büyük isimlerinin yanı sıra, devrimin her adımında yer almalarına rağmen genellikle göz ardı edilmiş Olympe de Gouges gibi kadınların ve ezilen halkların olaylarda en ön saflarda oynadıkları hayati rolleri de gözler önüne seriyor.

Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi ideallerle yola çıkan hareketlerin insanlığın karanlık yanına nasıl yenik düşebildiğini göstererek bugün çağdaş toplumların boğuştuğu milliyetçilik, totalitarizm, tek adam yönetimleri gibi siyasi ve toplumsal sorunların tohumlarının hangi anlarda ve nasıl atıldığını açığa çıkarıyor.

  • Künye: Jeremy D. Popkin – Yeni Dünyanın Başlangıcı: Fransız Devrimi’nin Yeni Tarihi, çeviren: Gamze Karaca ve Özgür Balkılıç, Fol Kitap, tarih, 728 sayfa, 2023

Serdar Korucu – Türk Basınında Yahudi Mülteciler (2023)

 

Türkiye’nin 1940’lardaki Yahudi mülteci krizine bakışı, dönemin Başbakanı Refik Saydam’ın mecliste sarf ettiği “Türkiye başkaları tarafından arzu edilmiyen insanlar için vatan hizmeti göremez. Bizim tuttuğumuz yol budur” cümlesinde somutlaşır.

Yahudi mülteci gemileri dendiğinde ilk akla gelen, 24 Şubat 1942’de, 769 yolcusuyla Karadeniz’de batırılan Struma olsa da, öncesinde ve sonrasında da irili ufaklı onlarca gemi, soykırımdan kaçan Avrupalı Yahudileri Karadeniz üzerinden, “yasadışı mülteci” olarak Filistin’e götürmek için çıktıkları seferlerde Türkiye karasularında yol alır ve bazen de Türk limanlarına sığınmak zorunda kalır.

Limanlarda beliren her bir gemi, Türk basınında 30’lu yıllardan itibaren yükselişe geçmiş Yahudi-karşıtlığının kendine ifade alanı bulması için bir vesile olur.

Türk limanlarını bir an önce terk etmeye zorlanan ya da Karadeniz’e geri itilen bu gemilerden Salvador ve Mefkûre de, tıpkı Struma gibi yüzlerce Yahudi’ye mezar olacaktır.

Gazeteci ve yazar Serdar Korucu, Yahudi mülteci gemileri üzerine dünya literatürünü ve Türkiye’de yayımlanan gazete ve dergileri tarayarak Türkçedeki en kapsamlı çalışmayı kaleme aldı.

  • Künye: Serdar Korucu – Türk Basınında Yahudi Mülteciler, 1938-1945: “Başkaları Tarafından Arzu Edilmeyen İnsanlar”, Alfa Yayınları, tarih, 376 sayfa, 2023