Maurice Vaïsse – 1945’ten Günümüze Uluslararası İlişkiler (2024)

Güncel olaylarla doğrudan ilgili olan bu kitap, 1945’ten günümüze uluslararası siyasi ilişkilere kapsamlı bir genel bakış sunuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi devletlerarasındaki ilişkilerde önemli bir kırılmaya işaret eder.

Öncelikle Avrupa devletlerinin gerilemesi karşısında, kendi etraflarında homojen bloklar oluşturmayı hedefleyen ABD ve Sovyetler Birliği’nin yükselişine tanık olduk.

Soğuk Savaş hız kaybetmezken, sömürgeleştirilmiş halklar Avrupa’nın himayesinden kurtulmaya çabaladı.

Artık yeryüzünde uluslararası ilişkilere bir nebze olsun katılmayan neredeyse hiçbir bölge kalmamıştı.

1960’lı yıllardan 1980’li yıllar arasında iki kutuplu dünya yerini, yeni hesaplaşmaların ortaya çıktığı bir dünyaya bıraktı.

1989-1991 yılları arasında yaşanan devrim niteliğindeki olaylar, Soğuk Savaş’a son verdi.

Amerikan süper gücünün egemen olduğu uluslararası toplum, 11 Eylül 2001 olaylarının daha da olanaksız hale getirdiği yeni bir dünya düzeni arayışındaydı.

Yirmi birinci yüzyılın ilk yıllarına küreselleşme olgusu ve başta Çin olmak üzere yükselen güçlerin ortaya çıkışı damgasını vurdu.

1990’ların barış umutlarından çok uzakta, uluslararası düzene yönelik meydan okumalar 2010’larda dünyayı yeniden bir gerilim ve şiddet sarmalına itti.

Covid-19 salgını ve Ukrayna savaşının (2022) neden olduğu şokların etkisiyle, ulusötesi sorunlar, çok taraflı çözümler gerektiren bir dünyayı iyice parçaladı.

Kırılma anları, tırmanan kriz ve gerilimler, yeni ittifak arayışları, antlaşmalar, hiç bitmeyen savaş ve barışlar…

Uluslararası ilişkiler alanında yetkin bir isim olan Maurice Vaïsse yaşadığımız dünyanın bu baş döndürücü hızını, siyasi ve ekonomik güç dengelerini gözeterek tarafsız bir gözle analiz ediyor.

  • Künye: Maurice Vaïsse – 1945’ten Günümüze Uluslararası İlişkiler, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, siyaset, 535 sayfa, 2024

Andrew Scull – Deliliğin Kısa Tarihi (2024)

Dünyanın önde gelen psikiyatri tarihçilerinden Andrew Scull, antik çağlardan günümüze, dünyanın farklı kültürlerinde deliliğin panoramik bir portresini çiziyor.

İki bin yılı aşkın bir süre boyunca akıl hastalığına verilen sosyal, kültürel, tıbbi ve sanatsal tepkileri kışkırtıcı ve eğlenceli bir şekilde inceliyor.

Günümüzde akıl hastalığına yaygın olarak tıbbi bir mercekten bakılsa da, toplumlar deliliği psikolojik veya sosyal açıklamalar inşa ederek anlamlandırmaya çalıştılar.

Scull, ‘Deliliğin Kısa Tarihi’ kitabında bu rahatsızlığın ve onu tedavi etme girişimlerimizin uzun ve karmaşık tarihinin izini sürerken, deliliğin yönetimi ve bastırılmasına adanmış bir endüstrinin nasıl bu denli büyüdüğünü de ortaya koyuyor.

Scull, deliliğin sağduyulu varsayımlarımızı nasıl derinden sarstığını; toplumsal düzeni hem sembolik hem de pratik olarak nasıl tehdit ettiğini; günlük yaşamın dokusunda yarattığı aksaklıkları; deneyimlerimizi ve beklentilerimizi nasıl alt üst ettiğini ustaca aktarıyor.

  • Künye: Andrew Scull – Deliliğin Kısa Tarihi, çeviren: Deniz Aktan Küçük, Say Yayınları, psikoloji, 160 sayfa, 2024

Michael Hechter – Milliyetçiliği Dizginlemek (2024)

“Milliyetçilik sıklıkla sanatsal, entelektüel ve politik mayalanmaya ilham olsa da, zaman zaman iç savaşlara ve en korkunç şiddet eylemlerine adı karışır. En berbat biçimde, yabancı düşmanlığına, etnik temizliğe ve soykırıma esin kaynağı olur. Milliyetçiliğin bu karanlık yüzü dizginlenebilir mi?”

Kitabın bu soruya köşeli ve kolay bir cevabı yok.

Ona göre her şeyden önce, onun maddi toplumsal temellerini dikkate almadan, “milliyetçi aşırılığı” ahlâki veya “ideolojik” hükümlerle “dizginlemenin” mümkün olmadığı kesindir.

‘Milliyetçiliği Dizginlemek’, milliyetçiliğin oluşumunda ve yeniden üretiminde, toplumsallaşma mekanizmalarının ve kurumsal yapıların önemini vurguluyor.

Michael Hechter, her şeyden önce milliyetçiliğin tarihselliğini (yani ezelî olmadığını) vurguluyor.

Buna bağlı olarak, -başta “devlet kurucu milliyetçilik” olmak üzere- birçok farklı milliyetçilik “tipini” tasnif ediyor ve bunların tarihsel oluşumunu irdeliyor.

Seçim sistemlerinin, federasyonun ve ademimerkeziyetçi yapıların, “eştoplumlaştırmanın” milliyetçiliği dizginleme kapasitelerini tartışıyor.

Çağdaş milliyetçilik teorisinin önemli yazarlarından birinin kaleminden, bu ağır konuya ilişkin panoramik bir analiz kitabı.

  • Künye: Michael Hechter – Milliyetçiliği Dizginlemek, çeviren: Aybars Yanık, İletişim Yayınları, siyaset, 264 sayfa, 2024

Hamid Abdullahiyân – Simurg’un Kanadında (2024)

İran kültürü, sineması ve özellikle de edebiyatı ülkemizde son yıllarda hızla popüler hale geldi ve geniş kitlelere ulaşabilme başarısı gösterdi.

İran edebiyatının büyük isimleri de Türkiye’de her yaş ve toplumsal kesimden okur tarafından tanınıp bilinir hale geldi.

Samed Behrengi, Sâdık Hidâyet, Fürûğ Ferruhzâd, Sohrâb Sipehrî, Sîmîn Dânişver, Ahmed Şâmlu, Celâl Âl-i Ahmed, Sâdık Çûbek, Nîmâ Yuşic, Mahmud Devletâbâdî ve diğer pek çok büyük ismin öyküleri, romanları ve şiirleri bugün Türk okurunun aşina olduğu kültür hazineleri arasına çoktan girdi bile.

Elinizdeki kitap, tüm bu değerli edebiyatçıları, dünyaya bakışlarını, eserlerini ve bir bütün halinde son iki yüzyıllık süreçte modern İran edebiyatını daha yakından tanıyabilmek, bu büyük kültür dünyasını keşfedebilmek için önemli bir başvuru kaynağı.

Aynı zamanda bir öykü ve roman yazarı da olan edebiyat tarihçisi Dr. Hamid Abdullahiyan, İran’daki üniversitelerde referans kitap olarak da okutulan bu eseriyle, hem yazarları ve eserlerini bize daha yakından tanıtıyor hem de edebi kuşaklar ve yazarlar arasındaki karşılıklı etkileşim kanallarını okuyucuya tanıtarak bu büyük hazinenin kapılarını aralıyor.

  • Künye: Hamid Abdullahiyân – Simurg’un Kanadında: Modern İran Edebiyatı, çeviren: Mehmet Akif Koç, Livera Yayınevi, inceleme, 352 sayfa, 2024

Carl Zimmer – Gülüşü Tıpkı Annesi (2024)

Genleri inceleyen teknoloji ucuzladıkça, milyonlarca insan kendilerini kayıp ebeveynlere, uzak atalara, etnik kimliklere bağlamak için genetik testler istedi.

Oysa Zimmer’in açıkladığı gibi “Her birimiz, birçok atamızdan gelen DNA parçalarının bir araya getirilmiş bir karışımını taşıyoruz. Her parçanın kendi soyu vardır ve insanlık tarihi boyunca farklı bir yol izler. DNA’mızın çoğu kim olduğumuzu –görünüşümüzü, boyumuzu, eğilimlerimizi– akıl almaz derecede ince yollarla etkiler.”

Kalıtım sadece ebeveynden çocuğa geçen genlerden ibaret değildir.

Kalıtım, tek bir hücrenin vücudumuzu oluşturan trilyonlarca hücreye yol açmasıyla kendi bedenlerimizde de devam eder.

Kalıtımın ne olduğuna dair yeni bir tanıma ihtiyacımız var ve Carl Zimmer’in anlaşılır anlatımı ve hikâye anlatıcılığı sayesinde bu olağanüstü öykü bunu sağlıyor.

Genlerden kişiliğe kadar her özelliğin bir kuşaktan diğerine aktarılması biyolojinin en temel, karmaşık, yanlış anlaşılan ve yanlış kullanılan muammalarından biridir.

Zimmer, tarih, otobiyografi ve bilimi bir araya getirerek kalıtımın gizemlerini ve neden önemsememiz gerektiğini açıklıyor.

Kitap, önceki kuşakların bize neler aktardığı ve bizim neleri aktarabileceğimiz konusunda yeni bir bakış açısı oluşturuyor.

  • Künye: Carl Zimmer – Gülüşü Tıpkı Annesi: Kalıtımın Gücü, Zayıflığı ve Potansiyeli, çeviren: Elanur Yılmaz, Alfa Yayınları, bilim, 760 sayfa, 2024

Jan De Vries – Çalışkanlık Devrimi (2024)

On yedinci yüzyılın başlarından itibaren tüketicilerin yeni talepleri, kuzeybatı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın maddi kültürlerini kökünden değiştirecek yeni bir çalışkan davranışla birleşti.

Bu çalışkanlık devrimi, Sanayi Devrimi ile ilişkilendirilen ekonomik ivmenin içinde şekillendiği bağlamdır.

Hollandalı tarihçi De Vries’in erken modern dönem iktisat tarih yazımında dönüm noktası olan bu eseri, tüketim mallarının yeni önemine ilişkin entelektüel anlayışı ve bütün gelir düzeylerinden hane halklarının tüketici davranışlarını araştırıyor.

Tüketici davranışını hane halkı ekonomisi bağlamına yerleştirerek, tüketim taleplerinin farklılaşması ve bunların çeşitlenmesi ekonomik kalkınmanın seyrini nasıl şekillendirdi?

Hane halklarının çalışmak ve tüketmek üzerine yoğunlaşmaları nasıl bir iktisadi düzen yarattı?

Orijinal kaynakları ve iktisat tarihi modellerini birleştiren bu kitap, mevcut tüketici teorisinin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyuyor ve ekonomik soyutlamalara tarihsel gerçekçilik katan revizyonlar öneriyor.

  • Künye: Jan De Vries – Çalışkanlık Devrimi: 1650’den Günümüze Tüketici Davranışı ve Hane Halkı Ekonomisi, çeviren: Ramiz Üzümçeker, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 472 sayfa, 2024

Lynda Gratton, Andrew Scott – Uzun Ömür Çağında Yaşam (2024)

İnsan ömrü küresel ölçekte uzuyor ve beklenen ömür süresindeki yükseliş geçmişe göre çok daha hızlı.

Peki bu bireyler, çalışanlar, şirketler ve genel olarak toplum için ne anlama geliyor?

Çalışma dünyasının en etkin düşünce liderleri arasında gösterilen psikolog Lynda Gratton’ın psikoloji, ekonomist Andrew Scott’ın ise ekonomi perspektifinden bakarak geliştirdiği teze göre eğitim, kariyer ve emeklilikle şekillenen üç evreli yaşam modeli işlerliğini yitiriyor.

Geçişler içeren ve esneklik sağlayan çok evreli yaşamlara doğru evriliyoruz.

Bir süredir içinde olduğumuz bu süreci anlamak ve iyi hazırlanmak gerekiyor.

Hayatı planlama yöntemlerimizi bu gerçekle uyumlu kılarsak uzun ömür bir armağan olacak.

Tersi durumda ise, ömrümüze eklenen yıllar cezaya dönüşebilecek.

100 yıldan uzun yaşamanın normal olacağı bir dünyada nasıl bir yaşam süreceğimizi, hangi işlerde ve kaç yıl çalışacağımızı, hayattaki seçeneklerimizin nasıl evrileceğini anlatan bu müthiş sürükleyici kitap, size odaklanıyor; uzun, verimli ve mutlu bir ömür geçirmenize yardımcı olacak çok değerli bir rehberlik sunuyor.

  • Künye: Lynda Gratton, Andrew Scott – Uzun Ömür Çağında Yaşam: Eğitim, Evlilik, Kariyer, Emeklilik Nasıl ve Nereye Evriliyor?, çeviren: Canan Feyyat, Scala Yayıncılık, inceleme, 308 sayfa, 2024

Kolektif – Analitik Felsefeyi Tanımak (2024)

Analitik felsefe geleneğinin önemli metinleri sıklıkla zahmetli bulunur.

Bu kitap geleneğin etkili ve şimdiden klasikleşmiş kimi metinlerinin kavranabilmesi için kolaylaştırıcı nitelikteki bir okuma rehberidir.

Moore, Quine, Russell ve Wittgenstein’ın ünlü eserlerini incelemenin yanı sıra Türkçe literatürde daha az yer bulan Carnap, Kripke ve Davidson’ın çalışmalarını da ele alan bu kolektif çalışma yalnızca analitik yaklaşımı ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda gelenek içinde fikir birliğinin olmadığını da ortaya koyuyor.

İster yeni başlayan meraklı biri ister birikimli bir felsefe okuru olun, bu rehber analitik düşüncenin zamana meydan okuyan ve gelişen manzarasında ilham verici bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Analitik Felsefeyi Tanımak: Seçilmiş Metinler Üzerine Okuma Rehberi, editör: M. Cem Kamözüt, Umut Morkoç, Akademim Yayıncılık, felsefe, 180 sayfa, 2024

Ward Farnsworth – Stoacılığı Yaşamak (2024)

Farnsworth, bu derslerde Stoacılığın teknik ve metafizik detaylarına girmez; ölüm, arzu, haz, tutku, erdem ve yargı gibi bizi doğrudan ilgilendiren ve yaşamımızda hayati bir öneme sahip olan konulara odaklanır.

En çok faydalandığı figürler, öğretinin simge isimleri Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius’tur.

Fakat Farnsworth, bu meşhur temsilcilerle sınırlı kalmaz; Epikür, Cicero, Plutarkhos, Montaigne ve Schopenhauer gibi Stoacı sayılmayan pek çok farklı isimden de birçok alıntı sunar.

Böylece Stoacılığın zamanı aşan bir öğreti olduğunu bize gösterir.

Kitaptan bir alıntı:

“Bu kitap, insan doğası ve bu doğanın idaresi hakkındadır. Antik dönemlerde, veya belki de tüm tarih boyunca, bu konuyu en zekice işleyenler Stoacılardı. Nasıl düşünmemiz ve nasıl yaşamamız hakkında tavsiye verdiklerinde, günümüzde ‘Stoacı’ kelimesiyle özdeşleşen nemrut bir duygusuzluk akla gelmemeli. İlk Stoacılar, filozofların ve psikologların en maharetlilerindendi; üstelik son derece uygulamacı kişiliklerdi; gündelik yaşamın sorunlarına çözümler sunuyorlardı ve akıldışı eylemlerimizin üstesinden gelmek için tavsiye veriyorlardı, ki bu çözümler ve tavsiyeler günümüzde hâlâ geçerlidir ve işe yaramaya devam etmektedir. Bu kitaptaki bölümler, onların en faydalı öğretilerini on iki ders halinde sunmaktadır.”

  • Künye: Ward Farnsworth – Stoacılığı Yaşamak, çeviren: Adem Beyaz, Kolektif Kitap, felsefe, 360 sayfa, 2024

Jaime Green – Evrende Yaşam Arayışı (2024)

Yalnız değiliz çünkü bir galaksinin kollarının girdabından ya da rüzgârın bir girdapta tozu yakalamasından farklı değiliz.

Bir atom kadar kuraldışı değiliz.

Kendimizi nasıl yalnız hissedebiliriz ki?

Ünlü bilim yazarı Jaime Green, ‘Evrende Yaşam Arayışı’nda Galileo ve Kopernik’ten günümüzün ötegezegen arayışına kadar uzanan bilgi birikimimizin tarihsel izini sürüyor.

Bilim insanlarının ve kurdukları dünyalarla onlara ilham kaynağı olan bilimkurgu yazarlarının içgörülerini bir arada irdeliyor.

Uzman söyleşileri, astronomi araştırmaları, felsefi sorgulamalar ve ‘Zamanda Kıvrılma’, ‘Uzay Yolu’, Geliş gibi pek çok popüler kültür referansını içeren bu kitap, evrene dair gelişen algımız hakkında kapsamlı bir keşif sunarken daha derin bir soru ortaya çıkıyor: Peki, uçsuz bucaksız bu evrende insan olmak ne anlama geliyor?

  • Künye: Jaime Green – Evrende Yaşam Arayışı: İnsanoğlunun Kainatta Benzerlerini Arama Yolculuğu, çeviren: Sema Utkueri, Serenad Yayınları, bilim, 256 sayfa, 2024