Guy Leschziner – Beynin Gece Hayatı (2024)

Hayatımızın yaklaşık üçte birini uykuda geçiriyoruz ve uykunun fiziksel, nörolojik ve psikolojik sağlığımız açısından ne kadar önemli olduğunu biliyoruz.

Ne yazık ki hepimiz gece boyu sıkı bir uyku çekip sabah zinde bir şekilde uyanacak kadar şanslı değiliz.

Uzmanlık alanlarından biri de uyku bozuklukları olan nörolog Guy Leschziner bu kitabında uykuyla başı ciddi biçimde dertte olan hastalarının hikâyelerini anlatıyor: uykusunda motosikletine ya da arabasına atlayıp dolaşan Jackie; aksiyon filmlerini aratmayan rüyalar görürken o sahneleri bilfiil canlandırdığı için komik durumlara düşen Alex; espri yapıp güldüğü her seferinde birdenbire yere yığılıveren Adrian; uykusunda seks yapan Tom; uyurken hiç farkında olmaksızın tıka basa yiyen, yiyecek bulamadığında granül kahveden kuşyemine kadar birçok şeyi midesine indiren Don ve diğerleri.

“Peki bu hastalardan neden söz ediyorum? Daha da önemlisi, bunları neden okuyasınız ki?” diye soran Leschziner, anlattığı hikâyelerin uyku bozukluklarını uçlarda yaşayan insanlara dair olduğunu, ama bu uç durumları incelemenin uykunun genel işleyişine dair nispeten kısıtlı bilgimizi artırdığını söylüyor.

Nitekim imsomni, narkolepsi, gece terörü, apne ve uyurgezerlik gibi bozukluklarla ilgili bu hikâyeleri okurken, uykunun biyolojik, sosyal, çevresel ve psikolojik faktörlerden etkilenen incelikli mekanizmasını ve bu mekanizmanın hayatımız üzerindeki etkilerini daha iyi anlıyoruz.

  • Künye: Guy Leschziner – Beynin Gece Hayatı: Kabuslar, Sinirbilim ve Uykunun Gizli Dünyası, çeviren: Zeynep Arık Tozar, Metis Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2024

Niall Ferguson – Colossus (2024)

İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın son resmî imparatorluğu kendisine tabi topluluklara özgürlük vererek emperyal konumundan feragat etmek zorunda kaldı.

Artık “üzerinde güneş batmayan ülke” nitelemesini sürdürecek ne gücü ne de takati kalmıştı.

Büyük Britanya’dan doğan güç boşluğu ve Sovyetleri Birliği’nin hızlı yükselişi karşısında Amerika Birleşik Devletleri, yeni bir emperyal güç olarak ortaya çıktı.

Gelgelelim hiçbir zaman o özendiği Büyük Britanya İmparatorluğu gibi bir başarı elde edemedi.

ABD ezici askerî, ekonomik ve kültürel hakimiyetine rağmen iradesini diğer uluslara kabul ettirme konusunda hep isteksiz oldu, istediği nadir zamanlardaysa başarılı olamadı.

Zorba bir kolluk gücü gibi dünyanın dört bir köşesinde operasyonlar yürüttü ama Kore’den Vietnam’a, Afganistan’dan Ortadoğu’ya, Latin Amerika’dan Güneydoğu Asya’ya kadar birçok bölgede hezimete uğradı.

  • Peki ama neden?

Niall Ferguson salgın hastalıkları kontrol altına almak, tiranları devirmek, yerel savaşları sona erdirmek ve terör örgütlerini ortadan kaldırmak için yirmi birinci yüzyılda “imparatorluk rejiminin” her zamankinden daha gerekli olduğunu yazıyor.

Ancak ABD kendini gücünü inkâr ediyor ve küresel gücün getirdiği siyasi ve ahlaki sorumlulukları kabul etmiyor.

‘Colossus’ bu cesaret eksikliğinin ABD’ye nasıl yıkım getireceğini orijinal tezler üzerinden irdeliyor.

Büyük Britanya, Birinci Dünya Savaşı ve Rothschild ailesine dair nitelikli çalışmalarıyla tanınan meşhur tarihçi Niall Ferguson ‘Colossus: Amerikan İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Çöküşü’nde ABD’nin tarihi ve 21. yüzyıldaki konumu üzerine ufuk açıcı bir çalışmaya imza atıyor.

  • Künye: Niall Ferguson – Colossus: Amerikan İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Çöküşü, çeviren: Oğuz Satır, Kronik Kitap, tarih, 400 sayfa, 2024

Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu (2024)

Estetiğin psikolojisi ve sanatsal yaratımla ilgilenen herkes bu kitabı okumalı.

Ernst Kris ile Otto Kurz, dünya çapındaki kültürlerdeki sanatçı efsanesi ile Gombrich’in bir giriş makalesinde sanatçı için “belirli değişmez özellikler” olarak adlandırdığı şeyler arasındaki bağlantıları inceliyor.

Kitap eski ve modern, Doğu ve Batı sanatçılar hakkındaki çeşitli efsaneleri ve tutumları bir araya getiriyor ve sanatsal yaratıma yönelik tutumlara dair sağlam bilgiler veriyor.

‘Sanatçı İmgesinin Oluşumu’ psikolojiye, sanat tarihi ve tarihine, estetiğe, biyografiye, mit ve büyüye etki edecek ve pek çok alanda geniş bir kitlenin ilgisini çekecek bir çalışma.

  • Künye: Ernst Kris, Otto Kurz – Sanatçı İmgesinin Oluşumu: Efsane, Mit ve Büyü, çeviren: Sabri Gürses, Minotor Kitap, sanat, 160 sayfa, 2024

Bernd-Stefan Grewe – Altın (2024)

Günümüze kadar çıkarılan altın miktarı yaklaşık 190.000 tondur ve bu miktar sürekli artıyor.

Bu ışıltılı metal insanları en eski kültürlerden beri kendine hayran bıraktı.

Kadim mezar yerlerinde bile ölüler için armağan olarak karşımıza çıkıyor.

Altın binlerce yıldan beri kraliyet mücevherlerinde iktidarı simgeledi.

Altına hücum zamanında binlerce maceraperesti cazibesine kaptırdı ve bu ticaret bugüne değin dünyanın her köşesinde kurulmuş altın madenlerinde düşük ücretle çalışan işçilerin sırtında palazlandı.

Altının ticareti de yine bu düşük ücretle çalışan işçilerin emekleriyle gelişimini sürdürüyor.

Merkez bankalarının hazinelerinde külçeler halinde saklanan altının 20. yüzyılda paranın değerini temin etmesi öngörülmüştü.

Tübingen Üniversitesinde tarih profesörü olan Bernd-Stefan Grewe bu kitapla ilk kez, bu çok özel elementin küresel çaptaki tarihini kısa ama fazlasıyla bilgilendirici bir biçimde sunarak altının insanlık için siyasi, iktisadi ve kültürel anlamını gözler önüne seriyor.

  • Künye: Bernd-Stefan Grewe – Altın, çeviren: Furkan Yaman, Runik Kitap, tarih, 120 sayfa, 2024

Sigmund Freud – Bir Yanılsamanın Geleceği (2024)

Yaşamını zihnin arkeolojisine adayan Sigmund Freud bu kitabında da insan psikolojisinin karmaşık yapısını gözler önüne seriyor; ancak bu sefer geçmişi incelemekle yetinmeyip geleceğe dair bazı tahmin ve önerilerde bulunma cesaretini de gösteriyor.

Freud bu metninde, bilincimize kök salmış yanılsamaların, özellikle de bir yanılsama olarak adlandırdığı din olgusunun kültürdeki (diğer bir deyişle uygarlıktaki) yerini tartışmaya açıyor.

Din, kültür ve insan ruhu arasındaki ilişkiyi ele alarak bu yanılsamaların dünyaya bakışımızı nasıl etkilediğini, dolayısıyla da yaşamlarımızı nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Bir Yanılsamanın Geleceği, yazılmasının üzerinden neredeyse yüz yıl geçmiş olmasına rağmen her okuyanı, zihnimizi ve ortak kaderimizi etkileyen yanılsamalarla yüzleşip bunları geride bırakmaya çağıran kışkırtıcı bir eser olma niteliğini sürdürüyor.

Freud şöyle diyor:

“Hayır, bilim bir yanılsama değildir. Ancak bilimin bize veremediğini başka bir yerden elde edebileceğimizi düşünmek kesinlikle bir yanılsama olacaktır.”

  • Künye: Sigmund Freud – Bir Yanılsamanın Geleceği, çeviren: Mehmet Tahir Öncü, Mahmut Demir, Can Yayınları, psikoloji, 72 sayfa, 2024

Kıvanç Eliaçık – Orta Doğu’da İşçiler ve Sendikal Hareket (2024)

Yaklaşık 150 yıllık bir zaman dilimini ve iki kıtaya yayılan geniş bir coğrafyayı anlatan bu kitap Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki işçilerin ve sendikal hareketin durumunu inceliyor.

Bölgenin tarihini jeopolitik gelişmeler, savaşlar, siyasetçiler, anayasalar veya uluslararası anlaşmalar üzerinden okumuş olabilirsiniz.

Bu kez, Arap Dünyası’nı grevler, iş kanunları, sendika liderleri veya sıradan işçilerin deneyimleri üzerinden anlatan bir kitapla karşı karşıyasınız.

Türkiye ve Arap Dünyası arasındaki tarihi, kültürel, siyasi ve ekonomik bağlar sürekli konuşulsa da bölgedeki işçi hareketleri hakkında bilgi oldukça sınırlıdır.

Kitabın amacı bu konudaki şaşırtıcı benzerlikleri aktarmak ve ilham veriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Tunus’ta sendikalar ülkenin bağımsızlığında ve demokratikleşmesinde kilit bir rol oynadılar. Böylece Nobel Barış Ödülü’nü kazandılar. Mısır’da devlet kontrolündeki sendikaların gücüne rağmen bağımsız sendikaların grevleri Arap Baharı’nın habercisi oldu. Filistin’de sendikalar önce İngiliz Mandasına sonra İsrail’e karşı verilen ulusal mücadelenin önemli bir aktörü oldular. Lübnan sendikaları, farklı mezhep ve etnik kökenlerden işçileri bir araya getirerek ülkede önemli bir istisna oluşturdu. Sendikaların tarihsel konumu Suriye Savaşı’nı ve bölgenin geleceğini anlamak için önemli ipuçları vermektedir. Cezayir’de demokratikleşme ve laiklik tartışmalarını, Irak’ta işgalleri ve yeniden inşa süreçlerini, Körfez sermayesinin dönüşümünü veya mültecilerin koşullarını yorumlayabilmek için sendikaları ve işçi hareketlerini anlamak gerekir.”

  • Künye: Kıvanç Eliaçık – Orta Doğu’da İşçiler ve Sendikal Hareket, Nota Bene Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2024

Philip Matyszak – Antik Yunanistan’da Bir Yıl (2024)

Tarihi bir Olimpiyat yılında antik Yunanlılarla birlikte bir yıl geçirin ve Olympia’da zafere hazırlanmak için siyasi farklılıklarını bir kenara bırakan şehir devletlerini kasıp kavuran dram ve heyecanı deneyimleyin.

Yıl MÖ 248, 133. Olimpiyat Oyunları’nın yapıldığı yıl.

Birçok insan oyunlara katılmak, etkinlikleri izlemek veya büyük kalabalıktan para kazanmak için Olympia’ya gider.

Helenistik dünyanın, Orta Doğu, Mısır ve İspanya’ya yayılmış Yunan yerleşimleriyle zirvede olduğu bir dönemdir.

Her zamanki gibi dünyada siyasi sorunlar yaşanmaktadır; Roma, Kartaca’yla savaştadır ve Mısır ile Suriye arasında da büyük bir savaş çıkmak üzeredir.

Ancak sıradan insanlar hâlâ mahsullerle, günlük işleriyle ya da Olimpiyat tacını kazanmakla meşguldür.

  • Künye: Philip Matyszak – Antik Yunanistan’da Bir Yıl: MÖ 248 Yılında Yaşayan İnsanların Gerçek Hayatlarından Bir Kesit, çeviren: Ayşegül Başoğlu, Sahi Kitap, tarih, 256 sayfa, 2024

Lale Doğer, Ceylan Borstlap – Kutsal Bal (2024)

Arı ve bal, dini sanatın tarihi boyunca tanrı ve tanrıçalarla ikonografik bir ilişki içinde oldu.

Balı keşfeden nymphe Melissa, Bebek Zeus’u beslemiş; Musalar arı şekline girerek Atinalıları İonia’ya getirmişlerdi.

Ephesos kent sikkeleri arı imgeleriyle basılmıştır.

Ephesos Artemision rahibeleri arı-hanımlar ile İon dilinde lider-arı anlamına gelen erkek hizmetliler kentin koruyucusu kraliçe-arısı Ephesia Artemisia’ya hizmet vermiş, hatta bazı arılar da Apollon’a adanan bir tapınak inşa etmişlerdi.

Tanrının açıkça işaret ettiği üzere, Kutsal Kitap’ta vadedilen bereketli topraklar için Eski Ahit’te en az 50 kez bahsi geçen bal, şifa ve bolluk sembolüdür.

Yeni Ahit’te Vaftizci Yahya’nın yiyeceğidir.

Kur’ân ise cennetteki safi süzme bal akan ırmaklardan bahseder.

Ortaçağın en ünlü Bizans ilahisi, Theotokos Meryem’i bal ve süt akan toprağa benzetir.

Hagiografide arıcılık ile uğraşan ve köylüleri kovan arıcılığına teşvik eden azizler bulunur.

Bal şifa dağıtır, cennette ağaçlardan damlar, yeryüzüne çiğ tanesi olarak düşer ve onu tadan ölümsüzlüğe kavuşur.

Tarihin hafızası, ikonografi ile sergilenen görsel tasvirlerin bilgece gizlenmiş dilini topluluktan topluluğa aktarırken elbette eklemelerle zenginleştirmiştir; birtakım değişimler geçirilmişse de özünde bal daima kaynağı göksel nitelikte, ilahi gücün kendinden olanı ifade eden mucizevi bir yiyecektir.

Ortaçağda tadı, ağızdan Tanrı adına çıkan güzel sözler ile; koruyucu özelliği ölümden sonra hayat ve yeniden doğuşla özdeşleşir. Arılar ise Hıristiyan sanatında müjdeli haberler taşıyan küçük, sadık hizmetliler olarak balın ikonografisi dahilinde görevlerine devam eder.

İşte bu çalışma, dini sanatı etkileyen metinlerin ve Erken Bizans sanatında karşılaşılan ikonografinin ne ölçüde Ortaçağa aktarıldığını görmek için bal ve arının izini sürüyor.

  • Künye: Lale Doğer, Ceylan Borstlap – Kutsal Bal (İkonografisi ile Bizans Sanatında Arı ve Bal), Sakin Kitap, sanat tarihi, 104 sayfa, 2024

David de Jong – Nazi Milyarderleri (2024)

Avrupa’nın en büyük hanedanlarından bazılarının aile sırlarını ve lekeli geçmişleri bu kitabın konusu.

de Jong, suç ortaklığı, örtbas ve inkârın sürükleyici hikâyesini anlattığı gibi, günümüzün en beğenilen tüketim markalarından bazılarının geçmişindeki iğrenç savaş suçlarını ortaya çıkaran çok sayıda tarihsel kanıt ve belge sunuyor.

Bugün BMW’nin ortaklarından ve Alman sanayi imparatorluğunun en ikonik isimlerinden biri olan Günther Quandt, 1946 yılında Nazilerle işbirliği yaptığı şüphesiyle tutuklandı.

Quandt, eski eşinin yeni kocası Propaganda Bakanı Joseph Goebbels tarafından partiye katılmaya zorlandığını iddia ederek beraat etti.

Fakat Quandt yalan söylemişti.

Hitler rejimiyle öylesine girift bir ilişkisi vardı ki, bu sayede milyarlarca dolara hükmetmeyi başarmıştı.

David de Jong, detaylı araştırmalar sonucunda ortaya koyduğu eserinde BMW, Daimler-Benz, Porsche, Volkswagen, Allianz ve Varta gibi Alman sanayiinin dev markalarının Nazi rejiminde nasıl yükseldiklerini, büyüdüklerini ve zenginleştiklerini gözler önüne seriyor.

De Jong, daha önce hiç kullanılmamış zengin kaynakları kullanarak, bu dev iş adamlarının Yahudi işletmelerine nasıl el koyduklarını, köle işçileri nasıl temin ettiklerini ve Avrupa’nın dört bir yanı alevler içindeyken Hitler’in ordusunu nasıl donattıklarını ortaya koyuyor.

En önemlisi ise ABD’nin siyasi çıkarları adına bu hanedanların suçlarını nasıl akladığını ve kana bulanmış geçmişi nasıl örtbas ettiğini gösteriyor.

‘Nazi Milyarderleri’, bugün pek çok insanın hayatına bir şekilde girmiş olan dev markaların karanlık tarihlerini gözler önüne seriyor.

Akıcı anlatımıyla de Jong, okurları Alman sanayiinin kalbine götürürken insan bedenleri üstünde yükselen muazzam servetlerin nasıl inşa edildiğini anlatıyor.

  • Künye: David de Jong – Nazi Milyarderleri: Almanya’nın En Zengin Hanedanlarının Karanlık Tarihi, çeviren: Zeynep Demir, Kronik Kitap, tarih, 448 sayfa, 2024

Manuel DeLanda, Graham Harman – Gerçekçiliğin Yükselişi (2024)

Manuel DeLanda ve Graham Harman, gerçekçiliğin dikkat çekici yükselişini inceledikleri bu kitapta kendi felsefelerindeki benzerlik ve farklılıkları keşfederken, başka filozofların çalışmalarını da göz önünde bulundurarak çağdaş felsefedeki çatışan eğilimleri değerlendiriyorlar.

Gerçekçilik ile maddecilik arasındaki ilişkiyi tartışmaya açan kitap, DeLanda’nın çekerler ve tekillikler tartışmasıyla Harman’ın nesne yönelimli ontolojisi üzerine canlı bir düşünsel alışverişi içeriyor.

Bilimsel bilginin gerçekliği tam olarak yansıtıp yansıtmadığı “bilinebilirlik” kavramıyla birlikte ele alınıyor.

Ayrıca yazarların daha genel olarak uzay, zaman ve bilime dair düşüncelerine de yer veriliyor.

Felsefe ve eleştirel teoriye dair güncel tartışmalarla ilgilenen herkes için büyük değer taşıyan ‘Gerçekçiliğin Yükselişi’, kıta felsefesinde gerçekçiliğe giden farklı yolları aydınlatan en önemli eserlerden biri.

  • Künye: Manuel DeLanda, Graham Harman – Gerçekçiliğin Yükselişi, çeviren: Hakan Atay, Hakan Yücefer, Tellekt Kitap, felsefe, 192 sayfa, 2024