W. David Beck – Tanrı Var mı? (2024)

Tarihte herhalde çok az soru Tanrı’nın varlığı sorusu kadar sık sorulmuş, çok yanıtlanmış ve verilen birbirinden farklı onca yanıta rağmen kesin bir sonuca ulaştırılamayıp tartışılmaya devam etmiştir.

Yine de geçmişe dönüp baktığımızda bu soruya verilen farklı yanıtların farklı uygarlıkların inşa edilmesine, bazılarının yıkılmasına, acımasız çatışmalara ve her şeye rağmen kucaklaşmalara da vesile olduğunu görüyoruz.

  • Tanrı var mı?
  • Varsa onu nasıl bilebiliriz?
  • Tanrı yoksa her şey mubah mı?
  • İnsan aklı ilahi olanı kavrayabilir mi?
  • Tanrı’nın varlığı ahlaklı olmanın şartı mı?
  • Evren akıllı bir tasarımcının imzasını taşıyor mu?

Bu kitapta felsefeci William David Beck, bu sorulara tarihte verilen yanıtları ve bu konudaki tartışmaları ele alarak meselenin genel ve tarihsel bir tablosunu bize sunuyor.

Platon, Aristoteles, Marcus Aurelius gibi Eski Yunan ve Roma düşünürlerinden Anselmus, Thomas Aquinas, Augustinus ve Yahudi-Hıristiyan geleneğine, Doğu’nun bilgelerine, İbni Rüşd, Fârâbî ve Gazzâlî gibi İslam düşünürlerinden Alvin Plantinga, Graham Oppy, Sam Harris, Richard Dawkins, Max Tegmark gibi Batılı modern ilahiyatçılara, bilim insanlarına ve Yeni Ateizm hareketine kadar uzanan bir çizgide “Tanrı var mı?” sorusuna verilen çeşitli yanıtları ve bu yanıtlara sunulan akılcı gerekçeleri ortaya koyarak soruya felsefece bir yanıt vermenin nasıl bir iş olduğunu da gösteriyor.

  • Künye: W. David Beck – Tanrı Var mı?: Bir Arayışın Tarihi, çeviren: Musa Yanık, Fol Kitap, felsefe, 392 sayfa, 2024

Luke Russell – Kötülük (2024)

  • Kötülük nedir?
  • Korkutucu ve anlaşılmaz mıdır, yoksa sıradan bir edim midir?
  • Kötülüğün psikolojisi nedir, kötülük yapanlar hepimizden farklı bir psikolojik özellik mi taşıyor?
  • Kötülüğün sıradan yanlışlara sığmayan, yanlışın ötesine taşan niteliği ne?
  • “Kötülük” sözcüğünü kullandığımızda, iyilik ile kötülük şeklinde iki kozmik gücün karşı karşıya geldiği bir dünya görüşüne mi inanmış oluyoruz?
  • Acaba günümüzde kötülük, modası geçmiş bir mit haline mi geldi?
  • Şiddet içeren sayısız saldırı, tecavüz ve cinayetle medyadaki haberlerin iç karartıcı bir geçit törenine dönüştüğü bugün, kötülük dünyamızın korkutucu ölçüde gerçek bir özelliği mi?

Filozofların, Hannah Arendt gibi siyaset bilimcilerin bu sorulara verdiği yanıtları aktaran yazar Luke Russell kötülüğün sistematik bir analizine girişerek, kavramı toplumsal içerimleriyle beraber felsefi ve psikolojik açıdan çözümlüyor.

Seri katiller, teröristler, savaş suçluları gibi ünlü “kötülük” örneklerini irdeleyerek aşırı kötülüğü sıradan kötülükten ayıran sınırların keşfine çıkıyor.

Kitap, bizi kötülüğü daha derinlikli şekilde anlamaya yönlendiriyor.

  • Künye: Luke Russell – Kötülük, çeviren: Bülent O. Doğan, İş Kültür Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2024

Han Fei Zi – Hükmetme Sanatı (2024)

M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış Çinli düşünür Han Fei Zi’nin siyasal düşünceler tarihi içindeki önemi, yakın zamanlarda fark edildi.

Şimdi onun ‘Hükmetme Sanatı’, Machiavelli’nin Prens’i ve La Boétie’nin ‘Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev’i gibi klasiklerle aynı kefeye konuyor.

“Antik çağların Machiavellisi…”

Çağdaş siyaset düşünce tarihinde Han Fei Zi için kullanılan lakap, bu.

O da, büyük İtalyan düşünür gibi, siyaseti anlamak için olgulardan, eylemlerden hareket edilmesi gerektiğini belirtir ve ahlâkı, ahlâki değerleri siyasal alandan dışlar.

Ayrıca siyasal iktidar olgusunu düşüncelerinin odak noktasına yerleştirir, özellikle de tek adam iktidarının nasıl işlediğini ve varlığını nasıl sürdürdüğünü açıkça gözler önüne serer.

Bu bakımdan Han Fei Zi, en az Machiavelli kadar, güncel bir düşünürdür.

Kitabın çevirmeni Mehmet Ali Ağaoğulları, Han Fei Zi için şöyle diyor:

“Çinli düşünür yazılarını yalnızca hükümdarlar için yazmıştı ve bunların halk tarafından, sıradan insanlar tarafından okunmasını istememişti. (…) Han Fei Zi’nin korktuğu başına gelmiş bulunuyor. Çünkü günümüzde herkesin kitabına ulaşma imkânı var, yeter ki okunsun. Okunduğu zaman da, her okurun, kişiselleşmiş bir iktidarın halkı boyun eğmeye yönlendirmek ve kendini onaylatıp kurduğu düzeni sürdürmek için ne gibi yöntemlere, araçlara başvurduğunu görüp anlamaması mümkün değil.”

  • Künye: Han Fei Zi – Hükmetme Sanatı: Seçilmiş Yazılar, çeviren: Mehmet Ali Ağaoğulları, İletişim Yayınları, siyaset, 224 sayfa, 2024

Bronislaw Malinowski – Yabanıl Psikolojisinde Baba (2024)

Ünlü antropolog ve kuramcı Bronislaw Malinowski, Trobriand Adasında yaşayan yerli halk arasında geçirdiği iki yılın ardından, bu anaerkil toplumdaki yaşam düzenini, erkeksiz köyleri, üremeye dair o güne kadar hiç bilinmeyen birçok farklı ve dikkat çekici ritüeli, kültürel anlatıyı ve mitolojiyi analiz ettiği bu çalışması ile bilim camiasında oldukça ses getirmişti.

Üremek için erkeklere gereksinim olmadığına inanan insanların, bekâreti önemsemeyen, küçük yaşlarda evlilik dışı cinsel birleşmeleri makul gören ama evlilikten önce çocuk sahibi olmayı tabu sayan düşünce dünyasında, toplumsal dinamiklerin nasıl kökten farklı geliştiğine tanık olmamızı sağlayan yazar, bizi aynı zamanda çok başka bir “baba”, neredeyse “tanrı-baba” kavramıyla tanıştırıyor.

Mitoloji, folklor ve toplumsal psikolojinin zengin bir kolajını yapan yazar, bizi “biyolojik babalık” kavramının olmadığı, “koruyucu” anlamında bir “babalık” düzenin hüküm sürdüğü bâkir bir coğrafyaya, dünyadaki farklılıklardan bazılarını tanımaya götürüyor.

  • Künye: Bronislaw Malinowski – Yabanıl Psikolojisinde Baba: Anaerkil Toplumlarda “Babalık” Düşüncesi Üzerine Bir Tez, çeviren: İbrahim Şener, Kanon Kitap, antrpoloji, 80 sayfa, 2024

Victoria Shepherd – Yürüyen Ceset Sendromu (2024)

“Ben aslında ölüyüm” demeye başlayan 19. yüzyıl İngilteresi kadınları, kemiklerinin camdan yapıldığını düşünen ve hareket etmekten korkar olan orta çağ Fransa kralı, Waterloo savaşının ardından akıl hastanelerinde pıtrak gibi çoğalan sahte Napoleon’lar…

Uzun yıllar BBC’ye radyo programları hazırlamış araştırmacı Victoria Shepherd, eski zamanlardan bu yana görünüp kaybolmuş ilginç hezeyanların üzerindeki sır perdesini aralıyor.

Akıl sağlığı tarihinin tuhaf kaprislerinin gülünç tesadüflerden çok daha fazlası olduğuna ışık tutuyor.

Yaygın delüzyonların esasında toplumların kaygılarına ve travmalarına açılan bir pencere olduğunu ustalıkla öykülüyor.

  • Künye: Victoria Shepherd – Yürüyen Ceset Sendromu: Hezeyanlar Tarihi, çeviren: Elif Zeynep Yıldırım, Okuyanus Yayınları, tarih, 404 sayfa, 2024

Claudio Naranjo – Karakter ve Nevroz (2024)

Enneagram kişilik tiplerini modern psikiyatrinin ışığıyla inşa eden Claudio Naranjo, Enneagram hususunda verdiği en kapsamlı çalışma olarak kabul edilen bu eserinde karakter gelişimi ve psikolojik rahatsızlıkların kesişimine derinlemesine bir bakış vadediyor.

Psikiyatri alanındaki uzmanlığından ve spiritüel geleneklerden aldığı güçle, karakter özelliklerimizin diğer psikolojik sınıflandırmalarla olan ilişkisine ve bu durumun dünya görüşümüzü ve başkalarıyla etkileşimlerimizi nasıl şekillendirebileceğine açıklık getiriyor.

Enneagram’ın dokuz kişilik tipini literatürden örneklerle tartışarak her bir tipin biricikliğine, güçlü ve zayıf yönlerine dair kapsamlı bir kavrayış sunuyor.

‘Karakter ve Nevroz’ bir kaynak kitabı olmakla yetinmeyen, aynı zamanda içsel bir el feneri işlevi gören bir eser.

  • Künye: Claudio Naranjo – Karakter ve Nevroz: Bütünleştirici Bakış Açısı ile Psikiyatrist Gözünden Enneagram, çeviren: Ömer Yanartaş, Okuyanus Yayınları, psikiyatri, 432 sayfa, 2024

Bret W. Davis – Kyoto Okulu Felsefesi (2024)

Yirminci yüzyılın ilk yarısında, Japon İmparatorluğunun Büyük Doğu Asya politikalarını uyguladığı dönemde bir grup Japon felsefeci Kyoto İmparatorluk Üniversitesi çevresinde fenomenoloji, din, etik, varoluşçuluk gibi alanlarda müstesna bir tartışma ortamı yaratmış; birbirinden ilginç eserler verdi.

Batının krizinden bahseden Nietzsche, Bergson, Heidegger gibi Batılı filozoflara atıfla “Batı modernitesinin üstesinden gelmek” dâhil, pek çok tez geliştiren bu hareket, yürüttüğü tartışmaları giderek derinleştirip çeşitlendirdi.

Batıdaki varoluşçu felsefeye ve nihilizm sorununa özellikle Mahāyāna Budizminin entelektüel ve manevi öğretilerinden beslenerek cevaplar geliştiren Kyoto Okulu filozofları “benliğinden arınmak”, “kendini terk etmek”, “hiçlik felsefesi” ve “mutlak hiççilik” gibi yeni yaklaşımlar getirdi.

Konunun önde gelen uzmanlarından Bret W. Davis’in bu çalışması dört soruya odaklanıyor:

  • Kyoto Okulu nasıl tanımlanmalı?
  • Temel felsefi kavramı olan “mutlak hiçlik”le kastedilen nedir ve Kyoto Okulu filozofları ilhamını Doğudan alan bu fikri Batı düşüncesiyle diyalog ve tartışmalar içinde nasıl geliştirdi?
  • Politik eserlerinin esası ve onları çevreleyen tartışmaların temeli neler?
  • Kültürlerarası düşünme veya “dünya felsefesi” açısından Kyoto Okulunun mirası nedir?

‘Kyoto Okulu Felsefesi’, Avrupa-merkezci felsefe okumalarının ezberlerini bozan ve Japon entelektüel tarihine yakından bakma merakı uyandıran, zihin açıcı bir inceleme.

  • Künye: Bret W. Davis – Kyoto Okulu Felsefesi, çeviren: Hasan Aksakal, Beyoğlu Kitabevi, felsefe, 116 sayfa, 2024

 

Pierre-François Moreau – Spinoza ve Spinozacılık (2024)

Tanrı anlayışı nedeniyle, özgür irade ve günaha dayandırmayı reddettiği etik görüşü nedeniyle sürekli saldırılara hedef olmuş Spinoza günümüzde en geniş okuyucu kitlesine sahip filozoflardan biri olmayı sürdürüyor.

Pierre-François Moreau’nun bu küçük kitabı Spinoza üzerine yazılmış en yetkin monografilerden biridir.

Pierre-François Moreau, École Normale Supérieure de Lyon’da felsefe tarihi dersleri veriyor.

Spinoza’nın bütün eserlerinin Fransızca yeni basımının editörüdür.

  • Künye: Pierre-François Moreau – Spinoza ve Spinozacılık, çeviren: Kağan Kahveci, İş Kültür Yayınları, felsefe, 136 sayfa, 2024

Erden Kıral – Aynadan Yansıyan Hatıralar (2024)

“Ben düzenli olarak yeni yayımlanan öykü kitaplarını okurum.

Kanımca öykü, sinema sanatına romandan daha yatkındır.

Roman sayıyla, öykü ise nakavtla kazanır.”

Türk sinemasında kendine özgü bir yere sahip olan ve Hakkâri’de Bir Mevsim, Bereketli Topraklar Üzerinde, Yolda gibi ödüllü filmlerin yönetmeni Erden Kıral’dan hatıralar geçidi.

Yılmaz Güney’le çalkantılı ilişkisinden Sıkıyönetim zamanlarında film çekmenin zorluklarına, Gérard Depardieu ile yapacağı sinema çalışmasından yurtdışında yaşadığı ilginç olaylara varıncaya dek, zor ama dolu dolu geçen yıllar.

‘Aynadan Yansıyan Hatıralar’, Erden Kıral’ın hayatından yaşam perdesine yansıyanlar.

Dünyanın da ülkenin de bir dönüşüm geçirdiği, siyasi çalkantıların sokağa indiği, devrim beklentilerinin yükseldiği, entelektüellerin ve sanatçıların fikir lideri olduğu bir dönemin izdüşümü…

  • Künye: Erden Kıral – Aynadan Yansıyan Hatıralar: Benim Güzel Günlüğüm, Yapı Kredi Yayınları, anı, 200 sayfa, 2024

Filipa Fonseca Silva – Patronumdan Nefret Ediyorum (2024)

Herkesin kötü bir patronu olmuştur.

Eldeki veriler bunu gösteriyor.

İş dünyası dediğimiz şey var olduğundan beri, bu dünyaya adım atan herkes için geçerli olan evrensel bir kuraldır bu.

Bu sadece yazın çalıştığınız bilmem hangi işte de başınıza gelmiş olabilir, parasız stajınızda da.

Ama size şunu kesinlikle garanti ederiz ki, insanlık tarihinde bugüne dek bir kendini bilmezin emirleri altında sabrı sınanmamış tek bir Allah’ın kulu bile olmamıştır.

Bu patronlar en otoriterinden en cahiline, en terbiyesizinden en ahlakı şüphelisine uzanan bir çeşitlilikte ve kötülük seviyelerinde olabilirler fakat hepsinin ortak bir noktası vardır: Hayatımızı düpedüz cehenneme çevirirler ve bizler de pazartesi gelmesin diye dua eder dururuz.

Evet…

Bu kitap sadece pek çok çalışanın bugüne dek yaşadığı gerçek olayların (hepsi gerçek, inanın!) resimli bir özetidir.

Neredeyse bütün işyerlerinde her gün yaşanan ve bunlar yaşanırken derin bir iç çekişle dudaklarımızdan “Patronumdan nefret ediyorum” kelimelerinin dökülmesine yol açan saçma sapan olayların belgelenmiş halidir.

  • Künye: Filipa Fonseca Silva – Patronumdan Nefret Ediyorum, çeviren: İlknur Akman Erk, Mona Kitap, mizah, 176 sayfa, 2024