Peter J. Bowler – Darwin Olmasaydı (2024)

‘Türlerin Kökeni’ hiç ortaya çıkmasaydı, çağdaş bilim ne durumda olurdu?

Peter J. Bowler bilim tarihine önemli katkı sunan bu çalışmasında, evrimsel biyolojinin gelişimini son derece eğlenceli ayrıntılarla anlatıyor.

  • Evrim kuramı Darwinizm midir?
  • Darwin olmasaydı evrim kuramı olmaz mıydı?
  • Darwin’in evrim kuramı ile modern evrim kuramının farkı nedir?

Darwin’in fikirleri ve terminolojisi bugünlerde o kadar yaygın ki, onlarsız bir dünya hayal etmek bir yana, onlardan kaçınmak bile imkânsız görünüyor.

Ancak Peter J. Bowler çalışmasında şunu soruyor:

  • Ya Charles Darwin Beagle yolculuğundan dönmemiş ve dolayısıyla Türlerin Kökeni’ni yazmamış olsaydı?
  • Alfred Russel Wallace gibi bir başkası seçilim teorisini yayımlayıp benzer bir dönüşümü başlatabilir miydi?
  • Ya da Darwin’in kitabının yokluğu, biyolojinin evrimciliğin etkisi hakkında büyük bir tartışma başlatmayan bir yolda geliştiği farklı bir olaylar dizisine yol açar mıydı?

Bowler’in tezi, Darwin’in çağdaşları için olanaklı olmayacak özel bir evrim kuramı biçimi geliştirmesini sağlayan eşsiz içgörüleri olduğu iddiasına dayanıyor.

Darwin’in hâlâ biyologların saygısını görmesinin nedeni, çağdaş evrimciliğin temelini oluşturan fikirlere kendi zamanındaki öteki doğabilimcilerin hepsinden daha yakın olmasıydı.

Başka bir deyişle, Darwin “kendi zamanının ötesindeydi.”

  • Künye: Peter J. Bowler – Darwin Olmasaydı: Darwin’in Olmadığı Bir Dünyayı Düşlemek, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 392 sayfa, 2024

Jane Maienschein, Kate MacCord – Yenilenme Nedir? (2024)

Yunan tanrıları, ateşi çaldığı için Prometheus’u bir kayaya zincirledi; bir kartal her gün ciğerini didikliyor ve ciğeri her gece yenileniyordu.

Prometheus mitolojik bir kahraman olsa da bilim insanları bugün antik Yunanların insan ciğerinin gerçekten de özel bir yenilenme yetisi olduğunu bilip bilmediklerini sorguluyor.

Kimi organlar ve dokular yenilenebilirken kimileri yenilenmez; yersolucanını ikiye keserseniz karşınıza kıpır kıpır iki solucan çıkabilir.

Hidranın başını keserseniz, yeni bir baş çıkarabilir.

İnsanın kolu kesildiğindeyse kolsuz kalır.

  • Arada neden böyle bir fark vardır?
  • Yenilenme nasıl, ne zaman, neden gerçekleşir ve sınırları nelerdir?

Jane Maienschein ile Kate MacCord bu kitapta yenileyici tıp, gelişimsel biyoloji ile nörobiyolojinin yeni araçlarının ve iklim değişikliğinin ekosistemlerde yarattığı hasarı ivedilikle onarma gereksinimi ışığında bir dizi derin ve kışkırtıcı soru ortaya atıyor:

  • Kimi mikrobiyomların yenilenmesini olanaklı kılarken başkalarını kılmayan koşullar nelerdir?
  • Ormanlar neden yangınların ardından zaman zaman yenilenirken bazen de yenilenmez?
  • Gezegenimiz, İnsan Çağı olarak adlandırılan dönemdeki iklim değişikliğinde yenilenip sağlığına bir kez daha kavuşabilir mi, yoksa küresel ekosistemimizin sonu mu geldi?

Konuya hem bilim tarihi ve felsefesi hem de pratik biyoloji açısından yaklaşan ve mikro düzeyden makro düzeye kadar açıklama getiren yazarlar, yenilenmenin ‘temellerini’ ortaya koyuyor.

Yazarlar yenilenmeyi, genel olarak biyoloji dünyasına ve neyin nerede ve ne zaman büyüyeceğine, bölüneceğine ve öleceğine karar veren karmaşık geri bildirim döngülerine açılan bir pencere olarak görmemiz gerektiğini savunuyor.

  • Künye: Jane Maienschein, Kate MacCord – Yenilenme Nedir?: Canlı Organizmalardan Gezegenimizin Ekosistemine Biyolojik Onarım, çeviren: Murat Havzalı, Alfa Yayınları, bilim, 148 sayfa, 2024

Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet (2024)

Rebecca Solnit’in etkileyici eseri ‘Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar’, felaketlerin ardından ortaya çıkan insan topluluklarının şaşırtıcı hikâyelerini ve dayanışma ruhunu derinlemesine inceliyor.

Solnit, doğal afetler, terör saldırıları ve diğer acil durumlar gibi kriz anlarında ortaya çıkan “felaket toplulukları”nın yarattığı paradoksu mercek altına alıyor.

Kitap, tarihsel ve çağdaş örneklerle, felaket sonrası toplumların nasıl bir araya gelip dayanışma içinde çalışabileceğini ve bireylerin olağanüstü koşullar altında nasıl birlikte hareket edebileceğini gözler önüne seriyor ve tüm bunları yaparken sistemi eleştiriyor.

‘Cehennemdeki Cennet’, felaketlerin insan doğasını ve toplumsal dinamikleri nasıl şekillendirdiğini anlamak için etkileyici bir kaynak olma özelliği taşıyor.

Solnit, incelediği beş felaket üzerinden modern kapitalist topluma sert eleştiriler sunuyor.

  • Künye: Rebecca Solnit – Cehennemdeki Cennet: Afetlerde Oluşan Olağanüstü Topluluklar, çeviren: Abdullah Yılmaz, Alfa Yayınları, inceleme, 480 sayfa, 2024

Erwin Panofsky – Albrecht Dürer (2024)

Yirminci yüzyılın en büyük sanat tarihçilerinden Erwin Panofsky, evinden ve dilinden uzaktayken giriştiği bu inşayla, ressam ve gravürcü Albrecht Dürer’in dünyasına pek çok kapı ve pencereden giriş yapmamıza imkân tanıyor.

Panofsky’nin binbir emekle ortaya koymuş olduğu bu çalışmada, Dürer’in sanatıyla yaşamı, ilişkileriyle ticari girişimleri, seyahatleriyle sanatsal evrimi, dile ilişkin tasarruflarıyla matematiksel dehası arasında çakan kıvılcımlara tanıklık ediyoruz.

İnce elenip sık dokunmuş, büyüleyici bu çalışma Dürer literatürüne harika bir katkı.

  • Künye: Erwin Panofsky – Albrecht Dürer: Hayatı ve Sanatı, çeviren: Ceren Can Aydın, Alfa Yayınları, sanat, 664 sayfa, 2024

Jonathan Harris – Bizans’ın Kayıp Dünyası (2024)

Hayatını Bizans’a vakfetmiş olan Jonathan Harris, bu yeni çalışmasında ne doğuyla ne batıyla kalıcı bir ittifak kurabilmiş, hem doğudan hem batıdan sıkıştırılmış, her şeye rağmen bin yıldan uzun bir süre ayakta kalabilmiş bu benzersiz imparatorluğun “kayıp tarihini” gün yüzüne çıkarmaya çalışıyor.

İmparatorları ve savaşları odağına alıp tarihsel bir özetle yetinen çalışmaların aksine bu çalışmada imparatorluğun toplumsal, siyasal, dinsel, kültürel ve sanatsal gelişimine tanıklık ediyor, o büyük miras karşısında hayrete düşüyoruz.

‘Bizans’ın Kayıp Dünyası’nda okur her yeni bölümle beraber tehlikeli simalara rastlıyor, komplolara dahil oluyor, tekinsiz yerlere dalıyor ve nihayet bu kayıp tarihin seyri değişiyor.

  • Künye: Jonathan Harris – Bizans’ın Kayıp Dünyası, çeviren: Tevabil Alkaç, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Suraiya Faroqhi – Hacılar ve Sultanlar (2024)

Mekke’ye yapılan hac ziyareti İslam dininin en önemli unsurlarından biri, ancak bu ziyaretin tarihine ya da İslam dünyasının uzak bölgelerinden binlerce hacının Arap yarımadasının kalbine hangi koşullar altında seyahat ettiğine dair çok az şey yazıldı.

Bu öncü kitap, Mekke’nin Osmanlı sultanları tarafından yönetildiği on altıncı ve on yedinci yüzyıllardaki hac yolculuğuna odaklanıyor.

İnananların çoğunluğu için yolculuğun uzun, zorlu ve tehlikelerle dolu olduğu bir dönemde, hacılara yiyecek, su, barınak ve koruma sağlanması, geniş Osmanlı İmparatorluğu’nun taşra valileri için büyük bir zorluk teşkil ediyordu.

Suraiya Faroqhi, Osmanlı yöneticilerinin bıraktığı zengin belgelere ve hacıların anlatılarına dayanarak, hacca gidenlerin gündelik hayatlarında yaşadıkları zorluklara ve deneyimlere yeni bir ışık tutuyor.

  • Künye: Suraiya Faroqhi – Hacılar ve Sultanlar: Osmanlı Döneminde Hac (1517-1638), çeviren: Gül Çağalı Güven, Alfa Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2024

Umberto Eco – Yapının Yokluğu (2024)

Göstergebilim üzerine çalışmaları 1960’lı yıllarda başlayan Umberto Eco, kitle kültürü üzerine yaptığı çalışmalarda, kültür fenomenleri üzerine çalışmak adına bir göstergeler kuramına ihtiyaç duyulduğunu görmüş ve ‘Yapının Yokluğu’nda böyle bir kuramın ilk formülasyonuna imza atmıştır.

Yirminci yüzyıl göstergebiliminin ardındaki iki düşünürün; Amerikalı pragmatik filozof Charles Sanders Peirce ve İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün düşüncelerini detaylandıran Eco, göstergebilimin temel kavramlarına genel bir bakış sunuyor: gösterge, kod, ileti, gönderen ve gönderilen.

Claude Lévi-Strauss ve Jacques Lacan arasındaki ontolojik yapısalcılık tartışmasından doğan bir çalışma olan ‘Yapının Yokluğu’, belirtke sistemlerinin geçici ve tarihsel doğasına büyük bir vurgu yapar.

Umberto Eco ‘Yapının Yokluğu’nda dilbilim alanındaki güncel araştırmaları, yapısalcılığın durumunu, göstergebilimin ilgilendiği konuları geniş ve bütünlüklü bir bakış açısından inceliyor ve bu alanda günümüze kadar öne sürülen görüşlerle birlikte kendi kuramsal görüşlerini de okura sunuyor.

  • Künye: Umberto Eco – Yapının Yokluğu: Göstergebilimsel İnceleme ve Yapısal Yöntem, çeviren: Leyla Tonguç Basmacı, Alfa Yayınları, dilbilim, 605 sayfa, 2024

Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu (2024)

Bugün hâlâ daha tartışma konusu olan, Osmanlı sonrası Ortadoğu’da uluslararası ilişkilerin devam eden etkisini daha iyi anlamak için Amit Bein yeni bir perspektif sunuyor.

Kasıtlı bir kopuş ve komşularıyla kopmuş bağlar dönemi olarak kabul edilen Türkiye’nin bu dönemi için Amit Bein, detaylı araştırmasıyla 1930’ların çalkantılı ortamında Türkiye’nin aslında bölgesel etkinliğini artırmaya yönelik adımlar attığını savunuyor.

Kemalist ideolojinin bıraktığı mirasın günümüz siyasetindeki yankılarını irdeleyerek, Türkiye’nin bölgesel politikalarına ve uluslararası ilişkilere katkısını derinlemesine analiz ediyor.

‘Kemalist Türkiye ve Ortadoğu’, tarih meraklılarına, siyaset bilimcilerine ve bölgesel ilişkilerin karmaşıklığını anlamak isteyen herkese sesleniyor.

Bein’in, etkileyici ve çekici bir üslupla yazılmış olan kapsamlı ve içgörülü araştırması, Ortadoğu, Türkiye ve özellikle Britanya gibi sömürge güçlerinin bölgedeki rolüne ilgi duyan herkes için okunması gereken bir eser.

  • Künye: Amit Bein – Kemalist Türkiye ve Ortadoğu: İki Dünya Savaşı Arası Dönemde Uluslararası İlişkiler, çeviren: Ceren Can Aydın, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2024

Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri (2024)

‘Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri’, imparatorluğun kritik kentlerine farklı açılardan yaklaşan, ama yolları günün sonunda devlet müdahalesi ve değişim mevzuunda kesişen on incelemeyi bir araya getiriyor.

İdari anlayışın, dini yapılanmaların, modernleşmenin, yangınların, salgınların, halk sağlığının ve çatışmaların kent dokusu üzerindeki etkisine hasredilmiş olan bu incelemelerde İstanbul, Selanik, Manastır, Bursa, Ankara, Van, Bağdat ve İskenderiye gibi kentlerin bir başka hikâyesini okuyor, geçmişten koparılıp getirilmiş acı tatlı bir karanfili kokluyoruz.

  • Künye: Kolektif – Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, editör: Paul Dumont, François Georgeon, çeviren: Ali Berktay, Alfa Yayınları, tarih, 272 sayfa, 2024

Mark Changizi – Doğayı Dizginlemek (2024)

Dil ve müziğin kökenlerine üzerine çok iyi bir inceleme.

Mark Changizi, Changizi’nin, dil ve müziğin evrimsel dinamiklerini açıklayarak bizi kuyruksuz maymunlardan ayıran şeyin ne olduğunu gözler önüne seriyor.

Bilimsel fikir birliği, insan konuşmasını anlama yeteneğimizin yüzbinlerce yılda geliştiği yönündedir.

Daha yürümeden konuşmaları anlamayı öğreniyoruz ve çok büyük miktarda bilgiyi sadece duyarak sorunsuz bir şekilde özümseyebiliyoruz.

Çocuklar okumayı çok küçük yaşta öğrenirler ve bilgileri, işittiklerinden çok daha hızlı bir şekilde okuyarak özümseyebilirler.

Oysa okumak için gelişmediğimizi biliyoruz çünkü yazı sadece birkaç bin yaşında.

Mark Changizi, insan konuşmasının çok özel olarak doğanın seslerini kullanmak için “tasarlandığını” gösteriyor; bu sesler, kolayca anlamak için milyonlarca yıl boyunca evrimleştirdiğimiz seslerdir.

Hangi dil olursa olsun, konuşmamız çok açık bir şekilde doğanın seslerine dayanmaktadır.

  • Künye: Mark Changizi – Doğayı Dizginlemek: Dil ve Müzik Nasıl Doğayı Taklit Ederek Kuyruksuz Maymunu İnsana Dönüştürdü? çeviren: Ozan Karakaş, Alfa Yayınları, bilim, 264 sayfa, 2024