Julian Barnes – Gözünü Açık Tutmak (2018)

Çağdaş İngiliz edebiyatının önde gelen adlarından olan Julian Barnes, ülkemizde de çokça beğenilen isimlerden.

Barnes’ı bilenler bilir: kendisi yapıtlarında sanata sıklıkla başvuran yazarlardan biri.

Hatta Barnes, bilindiği gibi daha önce yayımlanan ‘10 ½ Bölümde Dünya Tarihi’ adlı romanında sanata başlı başına bir öğe olarak yer vermişti.

Elimizdeki kitap ise, Barnes’ın sanat ve sanatçılar üzerine yorumlarını sunuyor.

Yazar burada, Géricault, Delacroix, Courbet, Manet, Fantin-Latour, Cézanne, Degas, Redon, Bonnard, Vuillard, Vallotton, Braque ve Magritte gibi, resim sanatına yön vermiş isimlerin eserlerinin ayrıntılı bir incelemesini yapıyor.

Çok sayıda tablo ile de zenginleşmiş kitabı dikkat çekici kılan başka bir diğer husus ise, Barnes’ın sanat, sanatta hakikat, sanatta vizyon, sanatta modernizm ve sanatta yaratı gibi konulardaki özgün yorumlarını barındırması.

  • Künye: Julian Barnes – Gözünü Açık Tutmak: Sanat Üzerine Denemeler, çeviren: Serdar Rifat Kırkoğlu, Ayrıntı Yayınları, sanat, 272 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Kuşatılmış Toplum (2018)

Bilgi en iyi silahtır. Nitekim bilgi ne kadar kapsamlı ve ayrıntılı olursa, sırlarından arındırılmış düşman o derece kesin ve geriye dönüşü imkânsız olacak şekilde güçsüz kılınır. Bir kere bilindiğinde, elindeki kıymetli şeyler omuzlarına asılmış yüklere dönüşür.

Zygmunt Bauman bu kıymetli eserinde, toplumsal hayatın kılcal damarlarına kadar sinmiş iktidarı yüzeye çıkarıyor ve hem toplumsal hem de bireysel olarak sosyolojinin rehberliğinde bu kuşatılmışlığa karşı nasıl durabileceğimizi irdeliyor.

‘Küresel Politikalar’ ve ‘Yaşam Politikaları’ başlıklı iki bölümden oluşan kitap, sosyolojinin yaşadığımız çıkmaza nasıl yanıt vereceğini anlatmakla kalmıyor, bunu yaparken sosyolojinin bir disiplin olarak son iki yüzyıl boyunca nasıl bir dönüşüm geçirdiğini de ayrıntılı bir şekilde saptıyor.

Kitapta irdelenen kimi konular şöyle:

  • Toplumsal mühendisliğin çöküşü,
  • Eleştiri ve bir proje olarak politika,
  • Kurumsal bir proje olarak modern devlet karşısında özgürleşmenin bedelleri,
  • Küresel politikaların olasılık ve sınırları,
  • Günümüzün asimetrik savaşları ve bunun yarattığı sığınmacılar sorununun yakın ve uzak geleceğe yansımaları,
  • Yeni tüketim toplumu ve yeni tüketiciler,
  • İhtiyaç duyma, arzulama ve istemenin değişimi…

Künye: Zygmunt Bauman – Kuşatılmış Toplum, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 336 sayfa, 2018

Wolfgang Bauer – Denize Gömülenler (2018)

Gazeteci Wolfgang Bauer, deniz yoluyla Mısır’dan İtalya’ya ulaşmak isteyen Suriyeli sığınmacıların arasına karışıyor ve sığınmacıların hayat ile ölüm arasında gidip gelen zorlu yolculuklarını adım adım kayıt altına alıyor.

Yanına fotoğrafçı Stanislav Krupar’ı da alan Bauer, kendilerini şebekenin adamlarına teslim ediyor ve gün gün yaşadıklarını bizimle paylaşıyor.

Bauer ve Krupar, gazeteci oldukları anlaşılmasın diye, kendilerini Varj ve Servat adlı, Kafkas cumhuriyetlerinin birinden iki İngilizce öğretmeni, iki mülteci olarak tanıtıyor.

Kahire’de başlayan bu uzun ve çileli yolculuk,  İskenderiye’de sıkıntılı bir bekleyişle devam eder.

Günlerce bir düzine sığınmacıyla daracık bir dairede yaşayan iki gazeteci, denizde hayat ve ölüm arasındaki bu ince çizgide yol alacak, bu esnada hayatta kalanlar ve ölenler olacaktır…

Bu kitap, ölümden kaçıp bilinmeyen bir dünyaya yelken açan ve bunun için ölümü dahi göze alan insanların gerçek öyküsünü sunuyor.

  • Künye: Wolfgang Bauer – Denize Gömülenler: Suriyelilerle Avrupa Yolunda, fotoğraflar: Stanislav Krupar, çeviren: Süreyya Turhan, Ayrıntı Yayınları, belgesel, 128 sayfa, 2018

Victor Serge – Gücümüzün Doğuşu (2018)

Victor Serge’in elimizdeki epik romanı, devrimci hareketlerin Avrupa’yı kasıp kavurduğu 1917-1919 yıllarını, İspanya ve Rusya’da yaşanan büyük devrimci atılımları merkeze alarak anlatıyor.

Dünyanın büyük bir savaşla boğuştuğu 1917 yılının baharıyla açılan roman, Rusya’da ve İspanya’da önlenemez bir şekilde ortaya çıkan devrimci kalkışmaların işçilerin yanı sıra bütün bir toplumu nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor.

İspanya’daki devrim fiyaskoyla sonuçlansa da, Rusya’da işçiler, köylüler ve askerlerin bir araya geldiği mücadele başarıya ulaşarak tarihi yeniden yazacak Ekim Devrimi’yle neticelenecekti.

Serge’in, iki şehirde yaşananları birbiriyle karşılaştırarak hikâyesini kurgulaması ise, romanı etkili kılan başlıca husus.

Sıkı bir devrimci olan Victor Serge, 1912-1917 yılları arasını hapiste geçirdi.

Hapisteyken Bolşevik Devrimi’ni heyecanla izleyen Serge, çıktıktan sonra sonra Rusya’ya gitti. 1919’da, devrimden iki yıl sonra Bolşeviklere katılan Serge, karşıdevrimci Beyaz Ordu’ya karşı Petrograd savunmasında yer aldı ve ayrıca gazeteci, editör ve çevirmen olarak Komintern’in ilk üç kongresinde görev üstlendi.

Serge bu romanını da, Stalin’in devrimi boğmaya varan diktatörlük uygulamalarına açıkça karşı çıktığı için yarı-tutuklu bulunduğu bir dönemde kaleme aldı.

  • Künye: Victor Serge – Gücümüzün Doğuşu, çeviren: Gülen Aktaş, Ayrıntı Yayınları, 224 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar (2018)

Son zamanlarda bütün dünyayı etkisi altına alan göçmenlik meselesi, Avrupa’nın eski korkularını depreştirmesine vesile olması yönüyle dahi olsun incelenmeyi ziyadesiyle hak ediyor.

Zygmunt Bauman ince ama etkili çalışması, Avrupa’da şu anda yaşanan göç paniğini ve bunun o eski korkular adına nasıl suistimal edildiğini gözler önüne seriyor.

Bauman bunu yaparken, bir yandan bizi nefretin antropolojik kökenlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor, öte yandan bu kadar muazzam tarihsel deneyime sahip olduğu halde Batılının bu kaygılarını ehlileştirememesinin altındaki tarihsel, siyasi ve sosyolojik etken ve bahaneleri tartışıyor.

Ben bu sözleri yazarken, nasırlaşmış bir duyarsızlık ve ahlaki körlükten doğan başka bir trajedi gelip çatmak için pusuda bekliyor.” diyen Bauman, kamuoyunun, reyting açgözlüsü medya ile işbirliği içinde mülteci trajedisinden bıkkınlık noktasına doğru gitgide ve durmaksızın yaklaştığına dair işaretlerin biriktiğini söylüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Kapımızdaki Yabancılar, çeviren: Emre Barca, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 96 sayfa, 2018

Kolektif – Ermeni Halkının Tarihi (2015)

Ermeni halkının ilk çağlardan 20. yüzyıla uzanan trajik tarihinin dönüm noktalarını geniş bir çerçevede ele alan yazılardan bir seçki.

Ermeni dilinden Hıristiyanlık öncesi Ermenistan’a, Bizans İmparatorluğu’nda Ermenilerden Haçlılar dönemindeki Ermenistan’a, Ermeni Rönesansından Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni soykırımına pek çok konuyu irdeleyen bir başvuru kitabı.

  • Künye: Kolektif – Ermeni Halkının Tarihi, derleyen: Gerard Dedeyan, çeviren: Şule Çiltaş, Ayrıntı Yayınları, tarih, 528 sayfa

Arthur Schopenhauer – Aşkın Metafiziği (2018)

Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır; kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dâhilinde gerçekleşir. Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar; çünkü her zaman içinde bulundukları ana sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler.

Arthur Schopenhauer’un klasik yapıtı ‘Aşkın Metafiziği’, insan doğasında en güçlü itki olarak tanımladığı aşkı enine boyuna tartışıyor.

Schopenhauer, aşkın insandaki en güçlü ve yaygın itki olmakla birlikte, gizli ve irrasyonel olduğunu, bize acı veren eylemlerde bulunmamıza neden olduğunu savunuyor.

Bizim için yıkıcı olsalar ve tatmin edilmeleri kısa süreli ve anlık olsa bile aşk dürtüsüne neden teslim oluruz?

Başka bir deyişle, aşk deneyiminin sonucu her seferinde hayal kırıklığı olduğu halde, neden ısrarla aptallığımızı sürdürürüz?

Schopenhauer, temel olarak bu sorunun yanıtını arıyor.

Aşk için üremeden başka hiçbir amacın olmadığını ve üreme için de türün hayatta kalmasından başka hiçbir amacın olmadığını belirten düşünüre göre, her birey tür uğruna ürer ve üreme görevini yerine getirdikten sonra ıskartaya çıkarılır ve ölüme teslim edilir.

Bu önemli kitabın elimizdeki baskısı, metnin dilimize çevirilerinde daha önce yer almayan, “paderastie”, yani “oğlancılık” üzerine olan son bölümünü de barındırıyor.

Schopenhauer burada da, iradenin içine düştüğü bir tür çıkmaz sokaktan söz ediyor.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – Aşkın Metafiziği, çeviren: Veysel Atayman, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 80 sayfa, 2018

Kolektif – Sanatın Gölgedeki Kadınları (2018)

Bu önemli derleme, kendi alanında tarihin dışında bırakılmış, görülmemiş ya da görmezden gelinmiş kadınları, onların yaşamlarını ve eserlerini günışığına çıkarıp görünür kılıyor.

Kitap, 19. yüzyıl ortasından 20. yüzyıl ortalarına kadar uzanan yüzyıllık dönemi, tam olarak söylersek 1850-1950 yılları arasında sanat ve edebiyatta varlık göstermiş kadınları konu ediniyor.

Burada kimler yok ki!

Kitabın “Biyografi” başlığı altında, kimisi eşinin ya da babasının gölgesinde kalmış, kimisi toplumsa cinsiyet kalıplarına odaklı meslek algısıyla köşesine sıkışmış, kimisi eserleri kendisinden daha çok tanınan pek çok kadın var:

Selma Rıza, Sabiha Sertel, Semiha Es, Mebrure Alevok, Mihri Müşfik, Müfide Kadri, Sabiha Bozcalı, Sabiha Bengütaş, Nermin Faruki, Zerrin Bölükbaşı, Güzin Duran ve Muazzez Aruoba, kitapta hayatları ve çalışmalarına yer verilen kadınlar.

Kitapta bunun yanı sıra, yine farklı yazarların, kadınların sanat ve edebiyat dünyasındaki ısrarla görmezden gelinen varlığını Suat Derviş, Afife Jale, Halide Edip Adıvar ve Emine Semiye gibi isimler üzerinden tartıştığı makaleler de zenginleşmiş.

Kadınların üretimlerine, yaratıcılıklarına, güçlükleri aşmada geliştirdikleri stratejilere daha yakından bakmak için muhakkak okunması gereken bir çalışma.

  • Künye: Kolektif – Sanatın Gölgedeki Kadınları, derleyen: Özlem Belkıs ve Duygu Kankaytsın, Ayrıntı Yayınları, sanat, 480 sayfa, 2018

Lars T. Lih – Lenin’i Yeniden Keşfetmek (2018)

Daha önce burada ‘Lenin’ adlı kitabına yer verdiğimiz Lars Lih’ten, Lenin’in ‘Ne Yapmalı?’ adlı önemli eseri üzerine, yürütülegelen tartışmalara kapsamlı bir yanıt.

Lenin’in 1902’de yayınlanan söz konusu kitabı, kimilerine göre yeni bir parti tipinin kurucu belgesiydi, kimilerine göre Bolşevizmin esasını oluşturan öncü parti modeline yönelik bir tartışmaydı, kimilerine göreyse, Lenin’in işçi sınıfına yönelik elitist tavrının dışavurumuydu.

Lih, çağdaş Rus ve Alman kaynaklarına dayanan uzun soluklu çalışmalarla ortaya çıkmış bu kitabında, ‘Ne Yapmalı?’ hakkındaki söz konusu görüşlerin tümünün de gerçeği yansıtmadığını gözler önüne seriyor.

Lih, Lenin’in bu kitaptaki argümanlarının, asıl gücünü işçilerin devrimci eğilimlerinden aldığını belirtiyor.

Lenin’in Alman Sosyal Demokrasi hareketine özel hayranlığı olduğu ise, Lih’in buradaki en dikkat çekici tezi.

Lih’in bu önemli çalışması, Bolşevizm, Sovyetler ve Lenin hakkında ilgi çekici sorular soran, aynı zamanda Lenin’e dair efsanelerle hesaplaşarak Lenin’in devrimci perspektifini güncelleyen bir kitap olmasıyla çok değerli.

Yazar, ‘Ne Yapmalı?’yı kapsamlı bir şekilde tartışmakla kalmıyor, aynı zamanda kitabın kendisi tarafından yapılmış bir çevirisini de sunuyor.

  • Künye: Lars T. Lih – Lenin’i Yeniden Keşfetmek, çeviren: Melih Pekdemir, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 896 sayfa, 2018

Arnd-Michael Nohl – Eşya ve İnsan (2018)

Öğrenmede, eğitimde, özellikle de sosyalleşme ve yönelim geliştirme sürecinde maddi eşyanın vazgeçilmez bir önemi var.

Arnd-Michael Nohl da bu ilgi çekici çalışmasında, eşyayla kurduğumuz pratik ilişkinin felsefesi, pedagojisi ve sosyolojisi üzerine düşünüyor.

Nohl, kitabı boyunca şu soruların yanıtlarını arıyor:

  • Örneğin bisiklete binmekte olduğu gibi, eşya için, eşya ile ve eşya aracılığıyla nasıl öğreniriz?
  • Eğimli oturma yerine sahip ergonomik bir sandalye örneğindeki gibi, eşya bizi belli bir beden duruşu almaya nasıl zorlar?
  • İnternetin oluşum sürecinde görüldüğü gibi, eşya bizimle birlikte nasıl değişir, işlevsellikleri nasıl yeni boyutlar kazanır?
  • Üzerinde yazı yazdığımız masa örneğinde olduğu gibi, büyüme sürecimizde eşya nasıl sıradanlaşır?

Nohl, bu ve bunu gibi pek çok soruyu yanıtlıyor ve bunu yaparken de, insan ve eşya ilişkisindeki pedagojik temel süreçler hakkında aydınlatıcı ve keyifli ayrıntılar sunuyor.

  • Künye: Arnd-Michael Nohl – Eşya ve İnsan: Bir Pratik İlişkinin Felsefesi, Pedagojisi ve Sosyolojisi, çeviren: Özden Saatçi, Ayrıntı Yayınları, kültür, 240 sayfa, 2018