Güney Çeğin – Mikro-Faşizm (2025)

Faşizmi yalnızca tarihsel rejimlere, üniformalara ve açık baskı biçimlerine indirgemek, günümüz iktidar ilişkilerini kavramayı zorlaştırıyor. Güney Çeğin ‘Mikro-Faşizm: Gündeliğin Kara Delikleri’nde faşizmi, gündelik hayatın en sıradan anlarında üretilen, çoğu zaman fark edilmeden işleyen bir güç ilişkileri ağı olarak ele alıyor. Mikro-faşizm, dışsal bir zor aygıtından çok, arzunun içe kapanması, duygulanımın tek bir yoğunlukta kilitlenmesi ve ilişkilenme kapasitesinin daralması olarak düşünülüyor. Böylece faşizm, olağanüstü dönemlerin değil, gündeliğin içinde süreklilik kazanan bir potansiyel olarak beliriyor.

Çeğin, Félix Guattari’nin mikro-faşizm kavramını Brian Massumi’nin duygulanım teorisiyle birlikte okuyarak, otoriterliğin moleküler düzeyde nasıl üretildiğini gösteriyor. Komşuluk ilişkilerinde, işyerindeki “şaka”larda, dijital linç pratiklerinde, kıskançlık ve denetimle maskelenmiş sevgide ya da ahlaki normların baskıcı dilinde ortaya çıkan küçük tahakküm biçimleri kitabın merkezine yerleşiyor. Bu pratikler, makro faşizmin önkoşulu olan duygulanımsal yatkınlıkları sürekli yeniden üretiyor.

Kitap, mikro-faşizmi yalnızca teşhir etmiyor; ona karşı üretici bir politika imkânını da tartışıyor. Arzunun çoğullaştırılması, bağlantıların artırılması ve duygulanımın tek tipleşmeye direnmesi bu politikanın temel eksenlerini oluşturuyor. ‘Mikro-Faşizm’, faşizmi ideoloji ya da rejim olarak değil, arzu, duygu ve ilişki düzeyinde düşünmeye çağıran, rahatsız edici olduğu kadar ufuk açıcı bir teorik yolculuk sunuyor. Faşizmin dışarıda değil, tam da içimizde nasıl çalıştığını sorgulamaya davet ediyor.

  • Künye: Güney Çeğin – Mikro-Faşizm: Gündeliğin Kara Delikleri, Phoenix Yayınları, siyaset, 201 sayfa, 2025

Brian Massumi – Postkapitalist Manifesto (2024)

Kapitalizm bugün her yerde.

Sadece fabrikalarda veya borsalarda değil, ikili ilişkilerimizde, eğlence alışkanlıklarımızda, devletlerarası ilişkilerde bile ağırlığını hissettiriyor.

Alışveriş yaparken sosyal medyada dolaşırken, hatta tatilimizi veya geleceğimiz planlarken, özgür irademizle seçimler yaptığımız düşünürken, tıpkı suyun içinde yüzdüğünü bilmeyen balıklar gibi olağan hayatımıza devam ederken, dört bir yandan bizi daha da sıkı biçimde kuşatıyor.

Her şeyi, her deneyimi, metaya dönüştürüyor.

İnsan ilişkilerini, sanatı, bilimi, doğayı, hatta kimliklerimizi bile pazarlanabilir, satılabilir ürünler hâline getiriyor, her türlü değeri iktisadi değere, sermayeye, fiyata, tüketime indirgiyor.

Peki, böylesine kuşatıcı, geçirdiği her krizi başarıyla atlatabilen bir sistemden kurtulmanın, onu ardımızda bırakmanın olanağı var mı?

Brian Massumi’ye göre var çünkü kapitalizmin olduğu her yerde direniş de var.

Ona göre, kapitalizmin ötesinde bir geleceği hayal edebilmenin önkoşulu “değer” kavramını kapitalist pazarın elinden almaktan, kökünden yeniden değerlendirmekten, “insanca” yeniden tasarlamaktan geçiyor.

Bu kitapta, bu değerlendirme girişimi için aradığımız kavramsal ve maddi araçların mevcut sistemin içinde tohum hâlinde bulunduğunu ortaya koyuyor.

Blok zinciri ve kripto para teknolojilerinden, açık kaynaklı ve anonim sistemlere kadar, neoliberal düzenin içinde icat edilmiş kimi araçların, kapitalizm sonrası yaşanabilir bir dünyanın kapısını aralamak için nasıl kullanılabileceğine ilişkin kışkırtıcı bir tartışma başlatıyor.

  • Künye: Brian Massumi – Postkapitalist Manifesto: Değerin Yeniden Değerlendirilmesi Üzerine 99 Tez, çeviren: A. Halim Karaosmanoğlu, Güney Çeğin, Fol Kitap, siyaset, 160 sayfa, 2024

Brian Massumi – Hayvanların Politika Hakkında Bize Öğrettikleri (2020)

İnsan kendisini dünyadaki en üstün varlık olarak görse de, doğal yetilerimize yabancılaştığımız için hayvanlardan öğreneceğimiz çok şey var.

Brian Massumi de, hayvanlardan ve bitkilerden politika hakkında neler öğrenebileceğimizi tartışıyor.

Yazar, insanın akıl yürütme, yaratıcılık ve özellikle hayal gücü gibi gelişmiş yetilerini dünyaya hükmetme araçlarına dönüştürerek körelttiğini, bunun sonucu olarak da dünyadaki doğal yerini yitirdiğini söylüyor.

Massumi’ye göre, o artık etkin değil tepkiseldir ve karşıtlıklar üretmeden kendi gücünü (aslında güçsüzlüğünü) hissedemez.

Yine yazara göre, bu durum yalnızca doğanın ahengini bozmakla sonuçlanmamış, aynı zamanda bireysel özgürlüklerin hiçe sayılmasını, toplumsal bölüşümün sakatlanmasını da beraberinde getirmiştir.

Massumi, kendimizi nasıl geri kazanacağımızı ve bunun için de hayvanlardan neler öğrenebileceğimizi tartışıyor.

  • Künye: Brian Massumi – Hayvanların Politika Hakkında Bize Öğrettikleri, çeviren: Emre Sünter, Norgunk Yayıncılık, siyaset, 190 sayfa, 2020

Brian Massumi – Duygu Politikası (2019)

Duyguların politikayla ilişkisi nedir?

Başka bir deyişle politika, duyguları nasıl dönüştürür, onları ne şekilde etkiler?

Buna, her şey gibi duygular da politiktir yanıtını verebiliriz.

Fakat bu tezin ayrıntılı bir şekilde ortaya konduğunu görmek için Brian Massumi’nin elimizdeki kitabına bakmamız gerekiyor.

Felsefe, siyaset teorisi ve gündelik yaşamın iyi bir bireşimi olan kitabında Massumi, duyguların politik içerimlerini çok yönlü bir perspektifle irdeliyor.

Duygunun politik boyutlarını çok farklı ayrıntılar üzerinden ele alarak, duygu dediğimiz olgunun aslında düşündüğümüz gibi kendiliğinden ortaya çıkmadığını, daha karmaşık süreçlerin ürünü olduğunu gösteren Massumi, duygu pratiğinin politikayla nasıl iç içe geçtiğini ve daha da önemlisi, politikanın bizzat bir yaşam biçimi olduğunu gözler önüne seriyor.

Beden deneyimi felsefesi, medya teorisi ve siyaset felsefesi üstüne çalışan bir akademisyen olan Massumi, araştırmalarında, özellikle yeni medya sanatı ve teknoloji, kapitalizmin küreselleşmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni iktidar biçimleri bağlamında, hareket deneyimi ve duyular arası ilişkilere odaklanıyor.

Elimizdeki kitap, Massumi’nin bu alanlardan edindiği deneyimlerin iyi bir örneği.

  • Künye: Brian Massumi – Duygu Politikası, çeviren: Hakan Erdoğan, Otonom Yayıncılık, siyaset, 220 sayfa, 2019