Arda Denkel – İlkçağ’da Doğa Felsefeleri (2020)

Arda Denkel’in ilkçağ felsefesini günümüz düşüncesiyle ilişkilendirdiği, aynı zamanda ilkçağ felsefesini eleştirel bir tutumla irdelediği kitabı, yeni baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Kimi varlıkbilim sorunları gibi o çağın odaktaki tartışmalarını merkeze alan bir İlkçağ felsefesi tarihi sunan Denkel, felsefenin ilk üç yüz yılı içinde fiziksel varlığın doğasına ilişkin kavrayışın ne denli büyük bir derinliğe götürebildiğini betimliyor.

Kitap değişen varlık, karşıtların birliği, görünüş ve gerçek, nesnenin çözümlenmesi, varlığın sonsuz bölünebilirliği, algının değeri ve us, var olmayanın varlığı, boşluğun varlığı, atom, nitelikler, tikeller ve uzay, tözsel değişim, nesneler ve doğa, salt özdek, yüklem ve öz gibi o dönem felsefesinde ele alınmış konuları; Miletos, Parmenides, Aristoteles ve Platon gibi filozofların nasıl yaklaştığını çok yönlü bir bakışla ortaya koyuyor.

  • Künye: Arda Denkel – İlkçağ’da Doğa Felsefeleri, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 302 sayfa, 2020

Takiyettin Mengüşoğlu – Fenomenoloji ve Nicolai Hartmann (2020)

Edmund Husserl fenomenolojinin kurucusu ise Nicolai Hartmann da felsefe tarihinde yeni ontolojinin kurucusu olarak kabul edilir.

Bir dönem Hartmann ile çalışmış Takiyettin Mengüşoğlu’nun bu kitabı da, bizde fenomenoloji üzerine yazılmış ilk ve en kapsamlı çalışma olmasıyla çok önemli.

Mengüşoğlu kitabına, fenomenolojiden önce felsefenin içinde bulunduğu durumu irdeleyerek başlıyor ve devamında da,

  • Husserl’in fenomenolojisini,
  • Geometri ve fenomenoloji arasındaki ilişkiyi,
  • Fenomenolojik tavır ve fenomenolojik indirgemenin ne anlama geldiğini,
  • Fenomenolojik bilgi teorisini,
  • Hartmann felsefesinin özelliklerini ve Hartmann’ın fenomenolojideki yerini,
  • Metafizik problemleri,
  • Bilgi fenomenini,
  • Apriori ve aposteriori problemini,
  • Hakikat ve kriterium sorunsalını,
  • Ontolojinin temel sorularını,
  • Ve bunun gibi ilgi çekici konuları tartışıyor.

Künye: Takiyettin Mengüşoğlu – Fenomenoloji ve Nicolai Hartmann, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 284 sayfa, 2020

Michel de Certeau – Tarihyazımı (2020)

Machiavelli’den bu yana tarih, tarihi üreten politik iktidarın tarafında yer alır.

Michel de Certeau’nun bu klasik yapıtı da, dört yüz yıllık Batılı tarihyazımını eleştirel bir bakışla analiz ederek bu hakikati çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Çağlar boyunca tarihyazımını belirleyen işlemlerin özelliklerini ayrıntılarıyla gözler önüne seren Certeau’ya göre bu özellikler bir nesne üretmek, bir süre belirlemek ve bir öykü tasarlamaktır.

Tarihyazımı disiplininin hangi aşamalardan geçerek bu günlere geldiğine daha yakından bakmak isteyen her okurun edinmesi gereken çalışma, tarihyazımının tarihten dışlananları nasıl ötekileştirdiğini irdelemesiyle de ayrıca önemli.

Oğuz Adanır’ın usta işi çevirisiyle.

  • Künye: Michel de Certeau – Tarihyazımı, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, tarih, 503 sayfa, 2020

Arthur Schopenhauer – İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya (2020)

Schopenhauer’un 1818 yılında bitirdiği fakat ilk basımı 1819 yılında yapılan ‘Die Welt als Wille und Vorstellung’un Türkçe ilk tam çevirisi, ‘İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya’ başlığıyla yaklaşık iki yüzyıl sonra yayımlandı.

Bu görkemli yapıtında, dünyayı deneyimin ve bilimin nesnesi olarak irdelemeye koyulan Schopenhauer, aklın başarabileceklerinin sınırları, beden ve dünya arasındaki bağ, dünyaya arzu temelli bağların sanat aracılığıyla ifadesi konularını derinlemesine bir bakışla irdeliyor.

Düşünür bunu yaparken de, anlama, gerçeklik, akıl, idealar, sanat, varoluşun anlamı, zaman ve mekan, nedensellik, bedenin dolaysız nesne oluşu, dış dünyanın gerçekliği, yaşam için felsefe, bilimin sınırları, kendinde şey olarak isteme, doğal bilimlerin sınırları, estetik deneyim, özgürlük ve determinizm ve etik gibi pek çok kavramı tartışıyor.

Kant felsefesinin tamamının en kapsamlı eleştirisi olarak da okunabilecek yapıt, Schopenhauer’un gerçek felsefesine ve dehasına yakından bakmak için çok iyi fırsat.

  • Künye: Arthur Schopenhauer – İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya, çeviren: A. Onur Aktaş, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 746 sayfa, 2020

Vefa Saygın Öğütle, Ebru Açık-Turğuter ve Taylan Banguoğlu – Biyoloji Biliminden Toplumsal Dünyaya Bakmak (2020)

Biyologlar bilimi, bilim insanını, toplumu ve sosyolojiyi nasıl kavrar?

Bu sorunun yanıtını arayan eldeki çalışma, bilim sosyolojisi alanına Türkçeden yapılmış muazzam bir katkı.

Vefa Saygın Öğütle, Ebru Açık-Turğuter ve Taylan Banguoğlu’nun imzasını taşıyan kitap, biyologlara hem kendi alanları hem de sosyoloji alanına dair düşüncelerini bir bilim sosyolojisi çalışması içerisinde ortaya koyma fırsatı veriyor.

Kitapta,

  • Biyologların bilim anlayışları,
  • Bilimsel normlardan neler anladıkları,
  • Bilimsel ilerleme ve bilimsel bilginin yapısına dair anlayışları,
  • Biyologların nazarında toplum ve bilimi,
  • Biyologların toplum anlayışları,
  • Bilimi toplumla ve toplumu nasıl ilişkilendirdikleri,
  • Sosyolojik bilginin nesnelliği,
  • Sosyoloji-biyoloji ilişkisi,
  • Ve Sosyoloji ve biyoloji arasında ortak bir yaklaşım ve ortak bir çatının olanaklılığı gibi önemli konular tartışılıyor.

Tarihsel ve evrensel tartışma konuları olan bilim, bilim insanı ve bilimin nesnesiyle olan ilişki konularında iyi bir tartışma sunan kitap, biyolojiyi sosyolojiyle buluşturacak bir “sosyobiyolojinin” imkânları üzerine de düşünüyor.

  • Künye: Vefa Saygın Öğütle, Ebru Açık-Turğuter ve Taylan Banguoğlu – Biyoloji Biliminden Toplumsal Dünyaya Bakmak: Bir Bilim Sosyolojisi Çalışması, Doğu Batı Yayınları, bilim, 168 sayfa, 2020

Ali Engin Oba – Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu (2020)

Türk Milliyetçiliği belli şartlar altında doğmuş, Türkçülük ve Turancılık akımlarını yaratmış, daha sonra da Anadolu’da milli bir Türk devletinin kuruluşunda en önemli etken olmuştu.

Ali Engin Oba’nın uzun zaman önce basılan, şimdi yeni baskısıyla yeniden raflardaki yerini alan bu çalışması, Türk milliyetçiliğinin doğuş döneminden tarih içinde gösterdiği gelişmelere uzanarak kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Şerif Mardin’in yönetiminde hazırlanan bir teze dayanan çalışma, Türk milliyetçiliğinin Batı’daki ideolojik akımlardan farklı olarak tamamen kendine özgü tarihsel koşullar içinde nasıl ortaya çıkıp geliştiğini tartışıyor.

Kitapta,

  • Osmanlı devlet ve millet sisteminin iç dinamikleri,
  • Osmanlı’nın son yüzyılında imparatorlukta yaşanan çözülüşler,
  • Sırbistan, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ve Arnavutluk’un bağımsızlık süreçleri,
  • Balkan Savaşları ve Rumeli’nin kaybı,
  • Panslavizmin Türk aydınları üzerindeki etkisi,
  • Ve Turancılık akımının gelişimi gibi, önemli konular irdeleniyor.

Oba bunun yanı sıra, Akçuraoğlu Yusuf, Ağaoğlu Ahmet, Hüseyinzade Ali Bey, İsmail Gaspıralı, Ziya Gökalp gibi Türk milliyetçiliğinin kurucu isimlerinin fikirlerini ve bunun yanı sıra Tercüman Gazetesi, Genç Kalemler, Türk Ocakları ve Türk Yurdu gibi, Türk milliyetçiliğine etki eden dergi ve kurumları ayrıntılı bir şekilde inceliyor.

  • Künye: Ali Engin Oba – Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, Doğu Batı Yayınları, tarih, 274 sayfa, 2020

Johann Wolfgang von Goethe – Goethe Der ki… (2010)

İlk baskısı 1980’li yıllarda yapılan ‘Goethe Der ki…’, Alman edebiyatının evrensel kalemi Johann Wolfgang von Goethe’nin çeşitli konulardaki düşünce ve görüşlerini özlü olarak Türkiyeli okuyuculara sunuyor.

Goethe’nin, alfabetik sırayla sunulan konu başlıkları altındaki düşüncelerinin yer aldığı, onun eserlerinden derlenmiş özlü sözlerden oluşan kitap; şair, düşünür, bilim adamı, devlet adamı ve bilge kişi niteliklerini üzerinde toplayan Goethe’nin dünyasının nasıl biçimlendiğini gözler önüne sermesiyle önemli bir kaynak kitap.

Kitapta, Gürsel Aytaç’ın, Goethe ve evrensellik konusuna odaklandığı bir yazısı da yer alıyor.

Birkaç alıntı:

“İnsan düşünür, zorunluluk ve akıl yön verir.”

“Bilgece bir cevap istiyorsan, akıllıca soru sormalısın.”

“Çocuklar büyüyünce vaat ettikleri gibi olsalardı, dâhiden geçilemezdi.”

“Her insan yalnızca anladığı şeyi duyar.”

  • Künye: Johann Wolfgang von Goethe – Goethe Der ki…,, çeviren ve derleyen: Gürsel Aytaç, Doğu Batı Yayınları, edebiyat, 469 sayfa

Serge Gruzinski – Orada Saat Kaç? (2010)

Tarihçi Serge Gruzinski ‘Orada Saat Kaç?’ta, 16. yüzyılda, Meksikolu Heinrich Martin ile İstanbul’da yaşayan isimsiz bir yazarın, çok farklı coğrafyalarda bulunmalarına rağmen, ortak hisleri ve duyuşlarıyla dünyayı nasıl benzer biçimde algıladıklarını ortaya koyuyor.

Yazar, ele aldığı kişilerin bakış açıları aracılığıyla, başka dünyalara dair sorgulamaların temeline iniyor ve bu sorgulamaların yalnızca yakın dönemdeki iletişim teknolojilerinin yarattığı etkilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda uzak geçmişte de benzer durumların yaşandığını gözler önüne seriyor.

Kitap bir yönüyle de, insanların birbirlerini anlama çabalarının ve sınırları yıkmaya yönelik girişimlerinin hikâyesi olarak da okunabilir.

  • Künye: Serge Gruzinski – Orada Saat Kaç?, çeviren: Özcan Doğan, Doğu Batı Yayınları, tarih, 220 sayfa

Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık (2019)

‘Keşke Hiç Olmasaydık’, iflah olmaz iyimserlerin karşısına iflah olmaz bir karamsarlıkla çıkan, ama bunu da mantığı elden bırakmayan, tavizsiz bir üslupla yapan özgün bir çalışma.

David Benatar, ilk olarak günümüzün mutluluk, zevk ve keyif standartlarının neden gerçeği yansıtmadığını, bunların gerçek rakamlara döküldüğünde nasıl derin bir sefalet ve mutsuzluk anlamına geldiğini ortaya koyarak kitabına başlıyor.

Dünyaya gelmenin her zaman beraberinde ciddi bir zarar getirdiğine inanan Benatar, insanın hayatındaki “iyi şeyler”in, hayatının nispeten iyi geçmesini sağlasa da, insan dünyaya gelmediği takdirde bu “iyi şeyler”den zaten mahrum kalmayacağını söylüyor.

“Üreme karşıtı” (anti-natalist) görüşü savunan yazar, çocuk yapmanın her zaman yanlış olduğunu ve üreme karşıtı görüşle, fetüsün ahlâki statüsüyle ilgili olan kürtaj hakkı yanlısı görüşü birleştirerek kürtaj hakkında “ölüm yanlısı” görüşten yana tavır koyuyor.

Üreme karşıtlığı aynı zamanda insanlığın soyunun tükenmesini de getireceğine inanan yazar, nüfusla ilgili birçok ahlâk kuramı açmazını çözümlüyor.

Benatar’ın aynı zamanda vegan olduğunu ve veganizm konusundaki tartışmalara katkıda bulunduğunu da ayrıca belirtelim.

  • Künye: David Benatar – Keşke Hiç Olmasaydık: Var Olmanın Kötülüğü, çeviren: Cansu Özge Özmen, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 243 sayfa, 2019