Jean Baudrillard – Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri (2021)

“Tüketim toplumu” aşamasında kapitalizm, yalnızca insanların emeklerini değil, boş zamanlarını da tahakküm altına alarak sömürüyü iki katına çıkarır.

Jean Baudrillard, tüketim toplumunun kapitalizmin ürettiği toplumsal ve kültürel kodlardan bağımsız ele alınamayacağını belirtiyor.

İlk kez 1972 yılında yayımlanan bu metniyle Baudrillard, mevcut eleştirel düşüncelerin egemen sistemi çözümleme konusundaki bilinçsizlik ve yetersizliklerini somut bir şekilde ortaya koyuyor.

Baudrillard, Marces Mauss’un “Armağan Kuramı”yla Veblen ve Goblot’nun modern toplum çözümlemelerinden yola çıkarak kapitalizmin “tüketim toplumu”yla birlikte bir mutasyona uğradığını ve ortada yalnızca arz talep, değişim değeri, antropolojik gereksinimlerle bunların karşılanması gibi bir anlayış üzerine oturan bir kapitalist sistem bulunmadığını savunuyor.

Ona göre “tüketim toplumu” aşamasına gelmiş olan bir kapitalizmin emeği sömürme anlayışı değişmiştir.

Artık insanlara görece rahatça yaşayabilecekleri miktarda ücret veren bir sistem insanların yalnızca emeklerini değil aynı zamanda boş zamanlarını nasıl değerlendireceklerini söyleyip bu zamanı da tüketerek geçirmelerini sağlayarak sömürüyü iki katına çıkarmaktadır.

Baudrillard’a göre “tüketim toplumuna” dönüşmenin çok harcama yapmakla bir ilişkisi yoktur, önemli olan sistem tarafından üretilen toplumsal ve kültürel kodlara uymaktır.

Zira bu kodlara uymak, yani toplumun üst katmanlarında yer alan insanlara öykünerek, onlar gibi giyinmeye, evleri onlar gibi dayayıp döşemeye, onlar gibi yiyip içme, gezme ve eğlenmeye çalışmak, mevcut sistemi düzenli bir şekilde yeniden üretmek demektir.

  • Künye: Jean Baudrillard – Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 307 sayfa, 2021

Michel de Certeau – Tarihyazımı (2020)

Machiavelli’den bu yana tarih, tarihi üreten politik iktidarın tarafında yer alır.

Michel de Certeau’nun bu klasik yapıtı da, dört yüz yıllık Batılı tarihyazımını eleştirel bir bakışla analiz ederek bu hakikati çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Çağlar boyunca tarihyazımını belirleyen işlemlerin özelliklerini ayrıntılarıyla gözler önüne seren Certeau’ya göre bu özellikler bir nesne üretmek, bir süre belirlemek ve bir öykü tasarlamaktır.

Tarihyazımı disiplininin hangi aşamalardan geçerek bu günlere geldiğine daha yakından bakmak isteyen her okurun edinmesi gereken çalışma, tarihyazımının tarihten dışlananları nasıl ötekileştirdiğini irdelemesiyle de ayrıca önemli.

Oğuz Adanır’ın usta işi çevirisiyle.

  • Künye: Michel de Certeau – Tarihyazımı, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, tarih, 503 sayfa, 2020

Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış (2010)

Elimizdeki çalışma, Oğuz Adanır’ın farklı zamanlarda yayımlanmış ‘Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış’ başlıklı üç kitabının toplu basımı.

Adanır burada ağırlıklı olarak, Baudrillard’ın potlaç kuramından hareketle Osmanlı ve Cumhuriyet kültürünü inceliyor.

Adanır, bu bağlamda ortaya koyduğu “Simülasyon evreninden Osmanlı ve Cumhuriyet’e nasıl bakabiliriz?”, “Bu evrende sık sık nükseden hastalıkların kökü nerededir ve kültürel kodları nasıl bir anlama sahiptir?”, “Batı burjuvazisinin aksine, bu toplumdaki para ve kazanç tutkusunun ürettiği herhangi bir değer olmuş mudur?” gibi soruları, Mauss, Berkes, Ülgener, Baudrillard, Bloch ve Braudel’in düşünceleri ekseninde yanıtlıyor.

  • Künye: Oğuz Adanır – Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 726 sayfa

Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi? (2019)

Jean Baudrillard’ın kısa ama çarpıcı metni ‘Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?’, hiçlik üzerine bir tefekkür, bir hiçliğin sınırlarını genişletme girişimi.

Genel olarak insanlar, iyiliğin kötülüğü saf dışı etmesi talebinde olmasına benzer bir bakışla, hiçliğin de üstesinden gelme idealini taşır.

Baudrillard ise, aksini düşünüyor, yani hiçlikle birlikte yaşamayı öğrenmenin elzem olduğunu.

İletişim araçlarıyla sanal teknolojinin ortaya çıktığı ve her yerin değişik tipte ağlarla kaplandığı bir çağda gerçekliğin katledildiğini savunan Baudrillard, sahip olduğu o istisnai öğrenme yeteneği sayesinde insanın bir yandan dünyaya bir anlam, bir değer ve bir gerçeklik kazandırmaya çalışırken, diğer yandan bunlara koşut bir şekilde eriyip gitmelerini sağlayacak bir süreç başlattığını belirtiyor.

Bu noktadan yola çıkan düşünür, insanın şeyleri kafasında canlandırıp, isimlendirip kavramsallaştırarak var ederken aynı zamanda da onları ait oldukları ham gerçekliğin içinden kurnazca çekip alarak yok olmalarına neden olduğunu söylüyor.

Bu durumda Baudrillard’ın söz konusu ettiği hiçlik, bildiğimiz anlamda nihilizmle ilişkilendirilemez.

Fotoğraf, imge, zaman, gerçeklik, teknoloji gibi pek çok kavramı tartışmaya açan düşünür, gerçekliğin abartılı boyutlara ulaşıp her şey yok olmaya başladığında, sınır tanımayan teknolojik olanaklar zihinsel ya da maddi anlamda her yeri sarıp sarmalamaya başladığında, insanın sahip olduğu tüm olanakları zorlayarak kendisini içine kabul etmeyen yapay bir dünya oluşturup ortadan kaybolduğunu belirtiyor.

İşte hiçlik, tamı tamına bu ortadan kaybolma halidir.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum.

Bir yerden söz ettiğim sırada o yer ortadan kaybolup gitmiş oluyor.

Bir insandan söz ettiğim sırada o insan ölmüş oluyor.

Zamandan söz ettiğim sırada akıp geçmiş oluyor.

Bu durumda insanın ortadan kaybolup gittiği bir dünyadan söz edebiliriz.”

“Başlangıçta Söz vardı. Sessizlik ondan sonra ortaya çıktı. Artık ortada son denilebilecek bir şey kalmadı…”

“Bir şeye bir isim verilip, temsil edilebilir bir hale getirilip, bir kavram niteliği kazandırıldığı andan itibaren o şey bir hakikate dönüşme ya da kendini bir ideoloji olarak dayatma pahasına bile olsa yavaş yavaş canlılığını yitirmektedir.”

“Artık son demlerini yaşadığına tanık olduğumuz gerçekliğin sistematik bir şekilde yok edildiğini gösteren en güzel örnek günümüzde imgenin başına gelenlerdir.”

“Teknoloji kendini kaptırıp her şeye sanal, dokunmatik, enformatik, sayısal bir ‘gerçeklik’ kazandırdığından imge bu antropolojik devrimin en önemsiz ayrıntısı olarak kalmaya mahkûm edilmiş gibidir.”

“Hemen her zaman bizim üstünde yer almadığımız, var olmadığımız bir dünya düşlemedik mi?

İnsanlardan yoksun, hiçbir insani müdahaleye izin verilmeyen şiirsel bir dünya hayal etmedik mi?

Şiirsel dilyetisinden çok büyük bir zevk alınmasının nedeni dilyetisinin anlama boyun eğmeden de sahip olduğu maddi ve edebi özellikleri sergileyebilmesidir. Bizi büyüleyen şey budur.”

  • Künye: Jean Baudrillard – Neden Her Şey Hâlâ Yok Olup Gitmedi?: Analojik İmgeden Sayısal İmgeye, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 46 sayfa, 2019

Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam (2019)

Jean Baudrillard’ın yeniden basılan ‘Karnaval ve Yamyam’ı, Batının dünyanın geri kalanını Hıristiyanlaştırma, kolonizasyon, dekolonizasyon ve küreselleşme gibi tarihsel süreçler yoluyla sömürgeleştirmesinin çarpıcı sonuçlarını izliyor.

Batıya özgü dini, teknolojik, ekonomik ve politik değerlerin küresel düzeyde tekrarlandığını ve bunun karnavala dönüştürülen bir süreç olarak yaşandığını belirten Baudrillard, dünyanın geri kalanının bunun cazibesine kapılmasına karşın, bazı toplumları Batının birer karnaval düzenine, başka bir deyişle Batının komik birer taklidine indirgediğini belirtiyor.

Baudrillard, Batının ve onun temsil ettiği bu gücün de, bizzat Batının komik taklidine dönüşmüş söz konusu toplumlar tarafından yavaş yavaş tahrip edildiği, yutulup “yenildiği”ni ve böylece olağanüstü bir tersine çevrilme sürecinden geçirildiğini belirtiyor.

Baudrillard bu duruma örnek olarak da 16. yüzyılda yaşanan bir yamyamlık olayını anlatır.

Bu tarihte, yerlilerin hiç direnmeden Hıristiyanlığa geçişini kutlamak üzere Portekiz’den Brezilya’ya özel olarak gelen başrahipler, buradaki yerliler tarafından kızartılıp yenmişti.

Baudrillard bu olaydan yola çıkarak Batının ahlaki değerlerinin, ekonomik akılcılığının; gelişme, performans ve gösteri ilkelerinin küresel boyutlara varan ihracı sonucunda, buna benzer karnaval ve yamyamlık özelliklerini taşıyan ikili bir biçimin çıktığını belirtiyor.

Baudrillar’ın son dönem kitaplarından olan ‘Karnaval ve Yamyam’, aynı zamanda düşünürün simülasyon ve simgesel değiş tokuş gibi önemli kavramlarını yeniden yorumladığı bir metin olmasıyla da önemli.

  • Künye: Jean Baudrillard – Karnaval ve Yamyam, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, felsefe, 75 sayfa, 2019

Kolektif – Sinema Neyi Anlatır? (2015)

Sinemayı toplum, ekonomi, kültür, felsefe, edebiyat, izleyici, aşk, rüyalar, sırlar ve mizah bağlamında ele alan makale ve denemeler.

Pek çok yazarın katkıda bulunduğu kitapta yer alan kimi konular şöyle:

  • Sinemanın dili,
  • Öykülü film ve toplumsal zihniyet,
  • Türkiye’de sansürün sinemaya etkileri,
  • Türk sinemasında kahramandan anti-kahramana metropol insanının işlenişi,
  • Sinema ve ifade,
  • Seyir ve deneyim açısından sinema salonunun yapısı,
  • Filmde sembolün postmodern üretimi,
  • Sinemada kara mizah…

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ümit Ünal, Hakan Savaş, Oğuzhan Ersümer, Oğuz Adanır, Dilek Tunalı, Zahit Atam, Hilmi Maktav, Oktay Taftalı, Metin Gönen, Serpil Kırel, Serdar Kökçeoğlu, Pınar Tınaz Gürmen, Yörükhan Ünal, Tan Tolga Demirci ve Ayşen Oluk Ersümer.

  • Künye: Kolektif – Sinema Neyi Anlatır?, derleyen: Ayşen Oluk Ersümer, Hayalperest Kitap

Jacques Le Goff – Ortaçağ Tüccarları ve Bankerleri (2018)

Jacques Le Goff, zihniyetler tarihi, tarihsel antropoloji, maddi uygarlık ve halk kültürü alanında Ortaçağ dönemine ilişkin yaptığı muazzam çalışmalarıyla Annales Okulu’nun dünya çapındaki sınırlarını genişletmiş isimlerdendir.

Bu kitap ise, kendisinin uzun dönemli çalışmalarının şüphesiz en iyi ürünlerinden biridir.

Le Goff burada, 11. ve 13. yüzyıllar arasında, Avrupa Ortaçağ tarihinde sıra dışı ticari bir devrime imza atmış büyük tüccar ve bankacıları anlatıyor.

Hem dönemin tüccar ve bankerlerini hem de bu aktörlerin ortaya koyduğu ticari potansiyelin Floransa, Rouen, Brugge, Cenova ve Amiens’te yarattığı dönüşümü kapsamlı bir bakışla ortaya koyan Le Goff, yalnızca dönemin ticari gelişimini değil, aynı zamanda bu ticaretin toplumların zihinsel ve kültürel algılarının dönüşümünü nasıl etkilediğini de gözler önüne seriyor.

Dönemin öne çıkmış kişi ve hanedanlarının hikâyeleriyle de zenginleşen kitap, bilhassa Avrupa’da erken kapitalizm gelişimine daha yakından bakmak isteyenler için altın değerinde bir kaynak.

  • Künye: Jacques Le Goff – Ortaçağ Tüccarları ve Bankerleri, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, tarih, 152 sayfa, 2018

Jean Baudrillard – Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm (2009)

Jean Baudrillard’ın, ilk baskısı 1976’da yapılan ‘Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm’ü, modern topluma radikal bir tepkinin ürünü.

Baudrillard bu kapsamlı eserinde, Batılı toplumlar ya da demokrasileri eleştiriyor; son iki yüzyılda bu toplumlarda gelişme, çağdaşlaşma ve uygarlık girişimlerinin muhasebesini yapıyor ve bu toplumların başarı, üstünlük, servet ve refah şeklinde sunduklarının tümünü tersine çevirerek, bunların aslında büyük bir başarısızlığı simgelemekten başka bir işe yaramadığını savunuyor.

Düşünür bu kavramları emek, moda, vücut, ölüm, şiir dili gibi farklı perspektiflerden yola çıkarak çözümlüyor.

  • Künye: Jean Baudrillard – Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm, çeviren: Oğuz Adanır, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, felsefe, 426 sayfa

Oğuz Adanır – İşitsel ve Görsel Anlam Üretimi (2007)

  • İŞİTSEL VE GÖRSEL ANLAM ÜRETİMİ, Oğuz Adanır, +1 Kitap, sinema, 122 sayfa

isitsel-ve-gorsel

Oğuz Adanır’ın ‘İşitsel ve Görsel Anlam Üretimi’ndeki metinleri, ilk kez 1986 yılında derlenmişti. Konu hakkında yeter derecede kaynağın bulunmadığı o dönemlerde kaleme alınan bu yazılar, daha sonraki özgün çalışmalar için de önemli bir başlangıç oluşturmuştu. İşte yeniden yayınlanan bu söyleşiler, aslında aradan geçen zaman zarfında, yazıların kalitelerinden bir şey kaybetmediklerini, hâlâ konu hakkındaki başlıca kaynaklardan biri olduklarını da gösteriyor. İşitsel ve görsel anlam üretimi ve estetiğine odaklanan Adanır, bu üretimi ve estetiği, esas olarak Türkiye özelinde inceleyerek, daha sonraki çalışmalar için önemli bir çabaya girişmiş oluyordu. Bunun yanında, kendisinin Jean Mitry, Christian Metz, Julia Kristeva ve Herbert Schiller gibi, alanın otorite isimleriyle yaptığı söyleşiler de, kitabın özgünlüğünü sağlayan önemli bir ayrıntı.

Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Toplumlarda Mistik Deneyim ve Simgeler (2006)

Lucien Lévy-Bruhl, ‘İlkel Toplumlarda Mistik Deneyim ve Simgeler’de, ilksel veya ilkel olarak tanımlanan topluluklarda simgeler ile mistik deneyimi, onların zihinsel yapılarından yola çıkarak açıklamaya çalışıyor.

“Bu simgeler ve bu deneyime özgü belli başlı özellikler hangileridir ve bu sorunun yanıtını ilkellerin zihinsel yönlendirmesi ve zihinsel farklılıkları doğrultusunda mı aramak gerekmektedir?”, Lévy-Bruhl’ün cevap aradığı soruların başında geliyor.

Lévy-Bruhl çalışmalarıyla, Marksist ve Freudçu düşüncenin sosyal ya da insan bilimlerini neredeyse egemenliğine almış yapısında, egemen düşüncelere karşı kendi özgün tezlerini sunan bir isim.

Lévy-Bruhl’ün tarzı, bu kitabındaki konuyu modern anlayışla değil, esas olarak ilkellerin kendi zihinleri üzerinden açıklamaya çalışmasında da ortaya çıkıyor.

  • Künye: Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Toplumlarda Mistik Deneyim ve Simgeler, çeviren: Oğuz Adanır, Doğu Batı Yayınları, antropoloji, 252 sayfa, 2018