Jacob Blumenfeld — Meselemi Hiç’e Bıraktım (2026)

Jacob Blumenfeld’in bu çalışması, Max Stirner’in düşüncesini anarşizm, bireycilik ya da nihilizm gibi yerleşik etiketlere sıkıştırmadan, onu özgün felsefi mantığı içinde yeniden okumayı amaçlıyor. Blumenfeld’e göre Stirner, modern siyasetin ve ahlakın temelini oluşturan tüm “kutsal” soyutlamaları —devlet, toplum, insanlık, ahlak, haklar— radikal biçimde çözüyor ve bireyin bu kavramlar karşısındaki boyun eğişini sorguluyor.

‘Meselemi Hiç’e Bıraktım’ (‘All Things Are Nothing to Me’), Stirner’in ‘Biricik ve Mülkiyeti’nde geliştirdiği “biricik” kavramını merkeze alarak, öznenin sabit bir öz, kimlik ya da evrensel tanım üzerinden değil, sürekli değişen, somut ve ilişkisel bir varoluş olarak düşünüldüğünü gösteriyor. “Bana hiçbir şey kutsal değil” ifadesi, Blumenfeld’e göre basit bir yıkıcılık değil; iktidarın düşünsel dayanaklarını boşa çıkaran sistematik bir eleştiri biçimi. Stirner, özgürlüğü soyut ideallerde değil, bireyin kendi gücünü kullanma ve ilişkilerini kendi çıkarı doğrultusunda kurma kapasitesinde temellendiriyor.

Blumenfeld, Stirner’in düşüncesini Hegel sonrası Alman felsefesi, Feuerbach’ın insan özcülüğü ve modern sol gelenekle karşılaştırarak, onun neden hem anarşistler hem de Marksistler tarafından dışlandığını açıklıyor. Stirner’in felsefesi, kolektif kurtuluş anlatılarına mesafeli dururken, bireysel özerkliği siyasal düşüncenin merkezine yerleştiriyor. Bu yönüyle kitap, Stirner’i sadece provokatif bir figür olarak değil, modern siyaset felsefesinin sınırlarını zorlayan tutarlı ve rahatsız edici bir düşünür olarak yeniden konumlandırıyor.

Jacob Blumenfeld — Meselemi Hiç’e Bıraktım: Max Stirner’in Biricik Felsefesi
Çeviren: Güney Çeğin, A. Halim Karaosmanoğlu • Nika Yayınevi
Felsefe • 156 sayfa • 2026

Güney Çeğin – Mikro-Faşizm (2025)

Faşizmi yalnızca tarihsel rejimlere, üniformalara ve açık baskı biçimlerine indirgemek, günümüz iktidar ilişkilerini kavramayı zorlaştırıyor. Güney Çeğin ‘Mikro-Faşizm: Gündeliğin Kara Delikleri’nde faşizmi, gündelik hayatın en sıradan anlarında üretilen, çoğu zaman fark edilmeden işleyen bir güç ilişkileri ağı olarak ele alıyor. Mikro-faşizm, dışsal bir zor aygıtından çok, arzunun içe kapanması, duygulanımın tek bir yoğunlukta kilitlenmesi ve ilişkilenme kapasitesinin daralması olarak düşünülüyor. Böylece faşizm, olağanüstü dönemlerin değil, gündeliğin içinde süreklilik kazanan bir potansiyel olarak beliriyor.

Çeğin, Félix Guattari’nin mikro-faşizm kavramını Brian Massumi’nin duygulanım teorisiyle birlikte okuyarak, otoriterliğin moleküler düzeyde nasıl üretildiğini gösteriyor. Komşuluk ilişkilerinde, işyerindeki “şaka”larda, dijital linç pratiklerinde, kıskançlık ve denetimle maskelenmiş sevgide ya da ahlaki normların baskıcı dilinde ortaya çıkan küçük tahakküm biçimleri kitabın merkezine yerleşiyor. Bu pratikler, makro faşizmin önkoşulu olan duygulanımsal yatkınlıkları sürekli yeniden üretiyor.

Kitap, mikro-faşizmi yalnızca teşhir etmiyor; ona karşı üretici bir politika imkânını da tartışıyor. Arzunun çoğullaştırılması, bağlantıların artırılması ve duygulanımın tek tipleşmeye direnmesi bu politikanın temel eksenlerini oluşturuyor. ‘Mikro-Faşizm’, faşizmi ideoloji ya da rejim olarak değil, arzu, duygu ve ilişki düzeyinde düşünmeye çağıran, rahatsız edici olduğu kadar ufuk açıcı bir teorik yolculuk sunuyor. Faşizmin dışarıda değil, tam da içimizde nasıl çalıştığını sorgulamaya davet ediyor.

  • Künye: Güney Çeğin – Mikro-Faşizm: Gündeliğin Kara Delikleri, Phoenix Yayınları, siyaset, 201 sayfa, 2025

Martin Buber – Yol Göstermek (2025)

Martin Buber’in bu kitabı, onun düşünsel dünyasını kavramak için temel metinlerden biri olarak öne çıkıyor. Eserde Buber, bireyin yaşamındaki ahlaki, dini ve felsefi sorulara doğrudan yöneliyor ve bunları gündelik hayatla ilişkilendiriyor. ‘Yol Göstermek’ (‘Pointing the Way’), çeşitli makale ve konuşmaların bir araya gelmesiyle oluşuyor ve bu parçalar aracılığıyla Buber’in hem teolojik hem de varoluşçu yönelimlerini görmek mümkün. Onun temel yaklaşımı, soyut metafizikten ziyade insani deneyime yaslanan, yaşamın merkezine diyalogu koyan bir düşünce çizgisine dayanıyor.

Buber’in felsefi düşüncesi en çok “Ben-Sen” ve “Ben-O” ilişkileriyle tanınıyor. ‘Yol Göstermek’ de, bu ayrımın farklı bağlamlarda işliyor. “Ben-Sen” ilişkisi, insanın diğer insanlarla, doğayla ve nihayetinde Tanrı’yla kurduğu doğrudan, sahici ve karşılıklı varoluş bağını temsil ediyor. Buna karşın “Ben-O” ilişkisi, dünyanın nesneleştirilmesi ve araçsallaştırılması üzerinden kurulan, daha mesafeli bir ilişkiyi ifade ediyor. Buber’e göre insanın varoluşsal bütünlüğü, ancak “Ben-Sen” ilişkisinde ortaya çıkıyor. Kitapta yer alan denemeler, bu yaklaşımın eğitimden dine, toplumsal yaşamdan bireysel etik sorulara kadar uzanan geniş bir alanda nasıl yankı bulduğunu gösteriyor.

Buber, modern dünyanın yabancılaştırıcı koşullarında insanın kaybettiği anlamı yeniden kazanabilmesi için “diyalog”u bir varoluş biçimi olarak öneriyor. Kitap, yalnızca felsefi bir tartışma değil, aynı zamanda insana yaşamını daha derin, otantik ve anlamlı kılacak bir yön gösterme girişimi olarak okunabilir. Bu açıdan eser, Buber’in felsefesinin özünü yansıtan bir yol haritası işlevi görüyor.

  • Künye: Martin Buber – Yol Göstermek (Toplu Yazılar), çeviren: Abdulhalim Karaosmanoğlu, Güney Çeğin, Fol Kitap, felsefe, 288 sayfa, 2025

Shūsui Kōtoku – Emperyalizm (2025)

Japon anarşist ve sosyalist hareketlerinin öncülerinden Shūsui Kōtoku, 1901 yılında yayımlanan bu eserinde emperyalizmi 20. yüzyılın hem en belirgin hem de en tehlikeli olgusu olarak tanımlıyor. Ona göre emperyalizm yalnızca askerî yayılma ya da ekonomik sömürü değildir; aynı zamanda halkların zihinsel, kültürel ve siyasal köleleştirilmesidir. Emperyalizmin yükselişi, sadece sömürgeciliği değil, aynı zamanda otoriter yönetimleri ve savaş ideolojilerini de teşvik eder.

‘Emperyalizm: Yirminci Yüzyılın Canavarı (1901)’ (‘L’impérialisme, le spectre du vingtième siècle’), Japonya’nın Batı’yı taklit ederek emperyalist bir rota izlemesini sert biçimde eleştirir. Ona göre bu yol, halkın özgürlüğünü yok eden, eşitsizliği artıran ve savaşları meşrulaştıran bir süreçtir. Emperyalizm, sadece yabancı toprakların işgaliyle değil, içerde de emekçilerin haklarının gasp edilmesiyle kendini gösterir. Dolayısıyla, bu mücadele yalnızca dışarıya karşı değil, içerideki baskı mekanizmalarına karşı da verilmelidir.

Kitap boyunca Kōtoku, pasifizm ve özgürlükçü sosyalizm arasında bir bağ kurar. Ona göre gerçek barış, sadece silahların susması değil, halkların eşit ve adil bir düzen içinde yaşamasıdır. Emperyalizmin karşısına konulacak en güçlü alternatif, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını savunan, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum tahayyülüdür.

Kōtoku’nun bu çalışması, hem Japonya’nın erken dönem emperyalist politikalarını sorgulayan nadir seslerden biridir, hem de evrensel bir anti-emperyalist düşünce manifestosu niteliğindedir. Bugün hâlâ geçerliliğini koruyan bu fikirler, gücün değil adaletin yolunu arayanlar için güçlü bir referans sunar.

  • Künye: Shūsui Kōtoku – Emperyalizm: Yirminci Yüzyılın Canavarı (1901), çeviren: Güney Çeğin, A. Halim Karaosmanoğlu, Nika Yayınevi, siyaset, 151 sayfa, 2025

Randolph Bourne – Devlet (2024)

Randolph Bourne’un ‘Devlet’ adlı kitabı, devletin doğası, savaşla ilişkisi ve birey üzerindeki etkileri üzerine derinlemesine bir inceleme yapıyor.

Bourne’a göre, devlet, özellikle savaş zamanlarında bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan, toplumsal birliği baskıcı bir şekilde sağlayan bir kurumdur.

“Savaş, devletin sağlığıdır” sözüyle bu durumu özetleyen yazar, devletin savaş sayesinde güçlendiğini ve genişlediğini savunur.

Ancak bu durum, bireylerin özgürlüklerinin feda edilmesi anlamına gelir.

Savaş, devletin varlık nedenidir ve bireyleri bir araya getirirken, aynı zamanda muhalifleri bastırır.

Devlet, bireyleri toplumsal birliğe zorlar ancak bu birlik, bireylerin özgürlüklerini sınırlar. Savaş, bu durumu daha da belirgin hale getirir.

Bourne, devleti eleştirel bir gözle inceler ve onun birey üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeker.

Bourne’a göre, savaşın uluslara değil, devletlere ait bir işlev olması ve devletin, ulusun enerjisini yıkıcı amaçlar için tüketmesi önemli bir paradoksa işaret eder: Devlet savaşla güçlenir ve genişler, ancak bu genişleme çoğunlukla yurttaşların özgürlüklerinden ödün verilmesini gerektirir.

Savaş, topluluğun sürü duygusunu canlandırarak, kolektif bir kimlik yaratırken muhalifleri dışlama ve bastırma eğilimini doğurur; bu, devletin kendi varlığını koruma çabasının bir tezahürüdür.

  • Künye: Randolph Bourne – Devlet, çeviren: Güney Çeğin, A.Halim Karaosmanoğlu, Nika Yayınevi, siyaset, 2024

Kolektif – Max Stirner (2024)

Düşünceyi yoksullaştıran çerçevenin dışına çıkmak; Stirner’i yeniden, bu kez tüm görkemi ve zenginliği içerisinde düşünecek düşünceyi kışkırtmak…

Felsefe tarihinin sürgünleri arasında hiç şüphesiz Max Stirner’in özel bir yeri vardır.

Türkçe literatürün aşikâr noksanlığı, bu tuhaf filozofa ilişkin karartı ve tahrifatın belirgin yoğunluğu ve hem sol düşüncenin hem de felsefe tarihinin müdavimleri tarafından neredeyse bilinçli olarak oluşturulmuş sayısız önyargı göz önüne alındığında; Stirner adı etrafındaki kulak tırmalayıcı suskunluk sarmalını kırmak neredeyse imkânsız görünür.

‘Anarşist Tahayyül’ dizisinin üçüncü kitabı olan ‘Max Stirner: Radikal Bir Düşünürün Kayıp Mirası’, büyük ölçüde yurtdışında Stirner üzerine çalışan önde gelen akademisyenlerle işbirliği içerisinde oluşturulmuş özgün bir derleme olarak, hem bu sessizlikte bir gedik açmak hem de Stirner’e dair kemikleşmiş önyargıları üretken bir tarzda yapıbozuma uğratmak amacıyla hazırlanmıştır.

Stirner’in Marx eleştirisinden, onun diğer anarşist düşünürlerle olan çok katmanlı diyaloğuna dek uzanan; düşünürün çağdaş postyapısalcı itirazlara olan etkilerinin yanı sıra isyan, devrim, öznellik gibi kavramların etrafında dönen teorik tartışmalara ilişkin olası katkılarına odaklanan çeşitli yazılardan oluşan bu derleme en temelde tek ve çok önemli bir işlevi yerine getirmeyi ummaktadır: Düşünceyi yoksullaştıran çerçevenin dışına çıkmak; Stirner’i yeniden, bu kez tüm görkemi ve zenginliği içerisinde düşünecek düşünceyi kışkırtmak.

  • Künye: Kolektif – Max Stirner: Radikal Bir Düşünürün Kayıp Mirası, derleyen: Güney Çeğin, Livera Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2024

Brian Massumi – Postkapitalist Manifesto (2024)

Kapitalizm bugün her yerde.

Sadece fabrikalarda veya borsalarda değil, ikili ilişkilerimizde, eğlence alışkanlıklarımızda, devletlerarası ilişkilerde bile ağırlığını hissettiriyor.

Alışveriş yaparken sosyal medyada dolaşırken, hatta tatilimizi veya geleceğimiz planlarken, özgür irademizle seçimler yaptığımız düşünürken, tıpkı suyun içinde yüzdüğünü bilmeyen balıklar gibi olağan hayatımıza devam ederken, dört bir yandan bizi daha da sıkı biçimde kuşatıyor.

Her şeyi, her deneyimi, metaya dönüştürüyor.

İnsan ilişkilerini, sanatı, bilimi, doğayı, hatta kimliklerimizi bile pazarlanabilir, satılabilir ürünler hâline getiriyor, her türlü değeri iktisadi değere, sermayeye, fiyata, tüketime indirgiyor.

Peki, böylesine kuşatıcı, geçirdiği her krizi başarıyla atlatabilen bir sistemden kurtulmanın, onu ardımızda bırakmanın olanağı var mı?

Brian Massumi’ye göre var çünkü kapitalizmin olduğu her yerde direniş de var.

Ona göre, kapitalizmin ötesinde bir geleceği hayal edebilmenin önkoşulu “değer” kavramını kapitalist pazarın elinden almaktan, kökünden yeniden değerlendirmekten, “insanca” yeniden tasarlamaktan geçiyor.

Bu kitapta, bu değerlendirme girişimi için aradığımız kavramsal ve maddi araçların mevcut sistemin içinde tohum hâlinde bulunduğunu ortaya koyuyor.

Blok zinciri ve kripto para teknolojilerinden, açık kaynaklı ve anonim sistemlere kadar, neoliberal düzenin içinde icat edilmiş kimi araçların, kapitalizm sonrası yaşanabilir bir dünyanın kapısını aralamak için nasıl kullanılabileceğine ilişkin kışkırtıcı bir tartışma başlatıyor.

  • Künye: Brian Massumi – Postkapitalist Manifesto: Değerin Yeniden Değerlendirilmesi Üzerine 99 Tez, çeviren: A. Halim Karaosmanoğlu, Güney Çeğin, Fol Kitap, siyaset, 160 sayfa, 2024

Emma Goldman – Antoloji, 1. Cilt: Anarşi Düşüncesi Etrafında (2024)

Emma Goldman, anarşizm ve kadın mücadelesinin tarihsel peyzajında yıldızı hiç sönmeden parlamaya halen devam ediyor.

Bu kitap, “Kızıl Emma”nın “Anarşi Düşüncesi Etrafında” başlığı altında toplanan seçilmiş yazılarından oluşuyor.

Kitap, Goldman’ın kaleminin üzerine yoğunlaştığı beş ana teorik-politik tema etrafında düzenlenmiş: “Anarşi Düşüncesi Etrafında”, “Etiko-Politik Çerçevede Madunlar”, “Politik Şiddet ve Militarizm”, “Kadınların Özgürleşimi”, “Bolşevizm Mitine Dair”.

  • Künye: Emma Goldman – Antoloji, 1. Cilt: Anarşi Düşüncesi Etrafında, hazırlayan: Güney Çeğin, Soner Torlak, Hayalci Hücre Yayınları, siyaset, 318 sayfa, 2024

Tamsin Shaw – Nietzsche’nin Politik Kuşkuculuğu (2023)

 

Mevcut değer sistemlerine dönük sistematik saldırıları, “değerlerin altüst edilip yeniden değerlendirilmesi” girişimi ve üst-insanın gelişi için elverişli bir zemin hazırlama derdindeki felsefi tasarısıyla Nietzsche’nin -kuşkuya yer bırakmayacak biçimde- politik bir düşünür olduğunu söylemek mümkün.

Ne var ki Nietzsche’nin, hayatı boyunca bütünlüklü ve tutarlı bir politik projeyi ortaya koymayışı, Tamsin Shaw’ın bu eserin girizgahında dile getirdiği gibi, siyaset kuramcıları açısından epeyce sıkıntı yarattı.

Proto-Nazilik ithamından tutun da anarşist ya da varoluşçu Nietzsche imgelerine değin, sayısız okuma tarzı, onun dağınık corpus’uyla cebelleşirken, Nietzsche külliyatı içinden pek çok Nietzsche türedi.

İşte felsefeci T. Shaw elinizdeki çalışmada Nietzsche’ye dair yorumları bir bir masaya yatırırken özellikle de “Nietzsche ve Politika” literatüründe noksan bırakılmış bir noktaya odaklanır: Politik meşruiyet olgusu ile normatif otoritenin talepleri arasındaki gerilimli ilişkiselliğin temellük ettiği siyasal uzama, politik kuşkuculuğun ilkeleriyle yaklaşmak.

Bu hat üzerinden kitap Nietzsche’nin devlet çözümlemesi, sekülerleşmiş dinsel yapıların kritiği, hakikat tekelciliği, ahlaki realizm ve ekseriyetle politikadaki liberal seçeneklerin eleştirisi gibi konular üzerinden bize farklı bir Nietzsche portresi sunuyor.

  • Künye: Tamsin Shaw – Nietzsche’nin Politik Kuşkuculuğu, editör: Güney Çeğin, çeviren: Volkan Ay, Phoenix Yayınları, felsefe, 248 sayfa, 2023

Kolektif – Max Stirner (2021)

Bizde maalesef hak ettiği kadar tanınmamış Max Stirner ve O’nun düşünsel mirası üzerine çok güzel bir derleme.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar, sosyal ve politik kuram, anarşizm, varoluşçuluk ve avangard sanat akımlarını derinden etkilemiş Stirner’in kişisel dünyasını ve düşüncelerini, O’nun içinde yaşadığı tarihsel bağlamı da ihmal etmeden ele alıyor.

Kitapta,

  • Stirner ve Karl Marx arasındaki ilişki,
  • Stirner’in münzevi yaşamının bilinmeyenleri,
  • Felsefi gericilerle savaşı,
  • Gönüllü başkaldırı etiği,
  • Fikirlerinin tarihsel bağlamsallığı,
  • Genç Hegelciler içindeki konumu,
  • Ve radikal politikaya olan katkıları gibi pek çok ilgi çekici konu tartışılıyor.

Kitaba makaleleriyle katkıda bulunan isimler ise şöyle: Saul Newman, David Leopold, Ruth Kinna, Riccardo Baldissone, Kuno Fischer, Paul Thomas, Widuking de Ridder ve Kathy E. Ferguson.

  • Künye: Kolektif – Max Stirner, derleyen: Saul Newman, çeviren: Güney Çeğin ve Seher Özkaya, Nika Yayınevi, felsefe, 264 sayfa, 2021