Adrian Johnston — Sonsuz Hırs (2026)

Adrian Johnston bu kitabında, kapitalizme yönelik yaygın açıklamalardan birini sorguluyor: Kapitalizmin insan doğasındaki bencillik ve açgözlülükten kaynaklandığı düşüncesini. Yaygın görüşe göre insanlar doğal olarak daha fazla kazanmak, sahip olmak ve rakiplerini geride bırakmak ister; kapitalizm de bu eğilimlerin ekonomik sisteme dönüşmüş hâlidir. Johnston ise bu açıklamanın hem teorik hem de tarihsel olarak yetersiz olduğunu savunuyor. Ona göre kapitalizmin işleyişini anlamak için insan psikolojisinden çok, sermayenin kendi hareket mantığına bakmak gerekiyor. Kitap bu nedenle kapitalizmi insanların arzularının bir ürünü olarak değil, insanları aşan ve onları kendi mantığına tabi kılan bir süreç olarak inceliyor.

‘Sonsuz Hırs’ (‘Infinite Greed’), analizinin temelini Karl Marx ile Jacques Lacan arasında kurduğu ilişkiye dayandırıyor. Marx’ın sermaye birikimi teorisinde sermaye, yalnızca para veya mülkiyet değildir; sürekli genişlemek zorunda olan bir hareket biçimidir. Sermaye duramaz, kendisini sürekli yeniden üretmek ve büyütmek zorundadır. Johnston, bu dinamiği Lacan’ın dürtü kavramıyla birlikte ele alıyor. Lacan’ın dürtüsü belirli bir nesneye ulaşınca tatmin olan bir istek değildir; tersine, sürekli kendi hareketini tekrar eden ve hiçbir zaman nihai doyuma ulaşmayan bir süreçtir. Johnston’a göre kapitalizm de tam olarak böyle işler. Amaç görünüşte kâr elde etmek olsa da sistemin asıl hedefi daha fazla büyümek, daha fazla birikmek ve hareketini sürdürmektir.

Kitabın temel iddialarından biri, açgözlülüğün insanın doğal içgüdüsü olmadığıdır. Johnston, insanların doğuştan sınırsız birikim arzusuna sahip oldukları fikrini reddediyor. Tarihin büyük bölümünde insanlar ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde üretmiş ve yaşamışlardır. Sonsuz büyüme ve sınırsız birikim fikri belirli bir ekonomik sistemin ürünüdür. Bu nedenle kapitalizmi insan doğasının kaçınılmaz sonucu olarak görmek, sistemin tarihsel ve toplumsal özelliklerini gizliyor. Yazar, kapitalizmin insan bencilliğini yaratıp teşvik ettiğini, ardından da bu davranışları kendi doğal temeliymiş gibi sunduğunu öne sürüyor.

Johnston ayrıca kapitalizmin neden bu kadar dayanıklı olduğunu açıklamaya çalışıyor. Sistem sık sık krizler üretmesine, eşitsizlikleri derinleştirmesine ve milyonlarca insan için güvensizlik yaratmasına rağmen varlığını sürdürüyor. Bunun nedeni yalnızca ekonomik çıkarlar değil; insanların arzularının da sistem tarafından şekillendirilmesi. Kapitalizm, bireylere sürekli eksiklik duygusu aşılayarak yeni tüketim biçimleri ve yeni beklentiler üretiyor. Böylece insanlar çoğu zaman kendilerini tatmin etmeyen bir düzeni yeniden üretmeye katkıda bulunuyor.

Kitap boyunca kapitalizm, kişisel niyetlerden bağımsız işleyen bir makineye benzetiliyor. Bu makine, onu yönetenlerin bile tam olarak kontrol edemediği bir hareket mantığına sahip. Şirketler, yatırımcılar ve devletler bile çoğu zaman sistemin dayattığı büyüme zorunluluğuna uyum sağlamak zorunda kalıyor. Bu nedenle sorun yalnızca bazı bireylerin açgözlülüğü değil, bütün toplumsal ilişkileri kuşatan yapısal bir dinamik olarak beliriyor.

Sonuç olarak ‘Sonsuz Hırs’, kapitalizmi insan doğasının kaçınılmaz sonucu olarak açıklayan görüşlere karşı güçlü bir eleştiri sunuyor. Johnston, Marx’ın sermaye teorisi ile Lacan’ın psikanalizini bir araya getirerek kapitalizmin merkezinde insanî bir tutkunun değil, kişisel olmayan ve doyumsuz bir birikim mantığının bulunduğunu savunuyor. Kitap, sistemin neden sürekli kriz ürettiğini, neden tatminsizlik yarattığını ve buna rağmen neden varlığını koruyabildiğini açıklamaya çalışırken, kapitalizmin gerçek öznesinin insanlar değil, kendi kendisini büyütmeye çalışan sermaye hareketi olduğunu ileri sürüyor. Bu yönüyle eser, kapitalizmin psikolojik, felsefi ve ekonomik boyutlarını bir araya getiren özgün bir yorum ortaya koyuyor.

Adrian Johnston — Sonsuz Hırs: Sermayenin İnsanlık Dışı Bencilliği
Çeviren: Hakan Gürvit • Livera Yayınevi
Siyaset • 512 sayfa • 2026

Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam (2025)

Catherine Malabou ve Adrian Johnston’ın bu ortak çalışması, benlik deneyimini ve duygusal yaşamı anlamak için felsefe, psikanaliz ve nörobilimin kesişim noktalarını araştıran disiplinlerarası bir çalışmadır. ‘Benlik ve Duygusal Yaşam’ (‘Self and Emotional Life: Philosophy, Psychoanalysis, and Neuroscience’), felsefe, psikanaliz ve nörobilim gibi üç farklı alanın kavramsal çerçevelerini ve ampirik bulgularını diyalog halinde kullanarak, benliğin ve duyguların karmaşık doğasını daha bütünlüklü bir şekilde kavramayı amaçlıyor. Kitap, geleneksel felsefi benlik anlayışlarından, psikanalizin bilinçdışı duygusal süreçlere odaklanan yaklaşımlarına ve nörobilimin duygusal deneyimlerin beyindeki karşılıklarına kadar geniş bir yelpazede teorik ve bilimsel tartışmaları ele alıyor. Malabou ve Johnston, bu farklı perspektifleri karşılaştırarak, benliğin ve duyguların sadece soyut felsefi kavramlar veya salt biyolojik süreçler olmadığını, aksine bu boyutların birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olduğunu savunuyorlar.

Kitap, özellikle duyguların benlik oluşumundaki ve sürdürülmesindeki merkezi rolünü vurguluyor. Yazarlar, psikanalitik teorinin erken dönem duygusal deneyimlerin benlik yapısı üzerindeki kalıcı etkisine dair içgörülerinden yararlanarak, nörobilimin duygusal süreçlerin beyindeki plastisitesini gösteren bulgularıyla bu görüşleri destekliyorlar. Ayrıca, felsefenin benliğin sürekliliği, kimliği ve öznelliği gibi temel sorularına da bu disiplinlerarası çerçeve içinde yeni yanıtlar arıyorlar. Malabou ve Johnston, benliğin statik ve sabit bir öz değil, sürekli olarak duygusal deneyimler, sosyal etkileşimler ve nörobiyolojik süreçler tarafından şekillendirilen dinamik bir oluşum olduğunu ileri sürüyorlar. Bu nedenle, benliği ve duygusal yaşamı anlamak için bu farklı disiplinlerin birbirleriyle olan kaçınılmaz etkileşimini dikkate almak gerektiğini savunuyorlar.

Çalışma, benlik ve duygu üzerine düşünen felsefeciler, psikanalistler ve nörobilimciler için olduğu kadar, bu temel insani deneyimleri farklı açılardan anlamak isteyen genel okuyucu için de ufuk açıcı bir çalışmadır. Kitap, karmaşık teorik tartışmaları anlaşılır bir dille sunarak, benliğin ve duygusal yaşamın çok boyutlu doğasına dair derinlemesine bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunmaktadır.

  • Künye: Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 400 sayfa, 2025

Adrian Johnston – Yeni Bir Alman İdealizmi (2025)

Adrian Johnston’ın bu eseri, günümüz kıta felsefesinde etkili olan Yeni Alman İdealizmi akımını kapsamlı bir şekilde inceleyen ve bu akımın temel argümanlarını değerlendiren önemli bir çalışmadır. ‘Yeni Bir Alman İdealizmi’ (‘A New German Idealism’), Hegelci felsefenin güncel yorumlarını ve bu yorumların çağdaş düşünce üzerindeki etkilerini derinlemesine analiz ederken, Slavoj Žižek, Markus Gabriel ve Quentin Meillassoux gibi düşünürlerin bu akım içindeki konumlarını ve katkılarını ele alıyor. Kitap, Yeni Alman İdealizmi’nin temel kavramlarını, ontolojik ve epistemolojik iddialarını, materyalizm ve realizmle olan ilişkisini ve çağdaş felsefi tartışmalara sunduğu özgün perspektifleri titizlikle inceliyor.

Johnston, Yeni Alman İdealizmi’nin, bilincin ve öznenin gerçekliğin temelini oluşturduğu yönündeki geleneksel idealist görüşlerden nasıl ayrıştığını ve daha karmaşık, diyalektik bir gerçeklik anlayışını nasıl savunduğunu açıklıyor. Kitap, bu akımın, bilginin sınırları, nesnelliğin doğası, nedensellik ve özgürlük gibi klasik felsefi sorunlara getirdiği yeni yaklaşımları detaylı bir şekilde tartışıyor. Johnston, Yeni Alman İdealizmi’nin, çağdaş bilim ve felsefenin sunduğu meydan okumalar karşısında idealist düşüncenin nasıl yeniden canlandırılabileceğine dair önemli bir çerçeve sunduğunu savunuyor.

‘Yeni Bir Alman İdealizmi’, bu felsefi akımın temel metinlerine ve düşünürlerine eleştirel bir bakış sunarken, aynı zamanda akımın güçlü yönlerini ve potansiyel sınırlarını da değerlendiriyor. Johnston’ın çalışması, günümüz felsefesindeki önemli tartışmaları anlamak ve idealist düşüncenin çağdaş yorumlarını kavramak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, okuyucuyu Yeni Alman İdealizmi’nin karmaşık ve derinlikli dünyasına davet ederken, felsefi düşüncenin sınırlarını zorlayan yeni perspektifler sunuyor.

  • Künye: Adrian Johnston – Yeni Bir Alman İdealizmi: Hegel, Žižek ve Diyalektik Materyalizm, çeviren: Hakan Gürvit, Livera Yayınevi, felsefe, 480 sayfa, 2025

Kolektif – Oidipus–Psikomitoloji (2023)

  • Psikomitoloji neyi, nasıl yordar?
  • Psikanaliz nedir, nasıl çalışır?
  • Tragedya nedir, neyi irdeler?

Sophokles’in Oidipus odaklı tragedyaları bu sorulara yanıt vermek için başvurulacak örnek metinlerdir.

Sigmund Freud’un “Oidipus Karmaşası” kavramsallaştırması Oidipus’u modern bireyin ruhsallığına dair yorumların merkezi imgelerinden biri haline getirmiş, çeşitli disiplinlerden katkılarla “Oidipus” figürü çok boyutlu bir imge ve simgeye dönüşmüştür.

‘Oidipus – Psikomitoloji: Psikanalitik ve Klinik Yorumlar’, modern bireyin psikososyal gelişim sürecine ilişkin çalışmaların merkezi imgelerinden Oidipus’u psikanalitik kuram ve uygulama açısından yorumlayan metinlerden oluşuyor.

Oidipus mitinin psikanalitik kuram ve uygulama çalışmalarındaki serüveni ile bu mitin sosyokültürel yansıma ve uyarlamalarını irdeleyen kitap, Oidipus kavramsallaştırmasına dair değerli bir başvuru kaynağı niteliğinde.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Mehmet Bilgin Saydam, İlker Özyıldırım, Joseph Triest, Hakan Kızıltan, Ceylin Özcan, Türkay Demir, Yavuz Erten, Tevfika İkiz, Raşit Tükel, Doğan Şahin, Oya Çelik Aypak, Ejder Akgün Yıldırım ve Hakan Gürvit.

  • Künye: Kolektif – Oidipus–Psikomitoloji: Psikanalitik ve Klinik Yorumlar, hazırlayan: Mehmet Bilgin Saydam, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 328 sayfa, 2023

Samo Tomšič – Keyfin Emeği (2022)

‘Keyfin Emeği’, kapitalizme direnişin, kimlik politikalarının ötesine geçerek, nasıl örgütlenebileceğini ve bunu yaparken psikanalizin nasıl katkılar sunabileceğini eşi görülmedik bir biçimde ortaya koyuyor.

Samo Tomšič bu açıdan, Hegel, Marx, Freud ve Lacan’a uzanan çizgide yeni bir “özne teorisyeni” olarak görülebilir.

‘Kapitalist Bilinçdışı’nın yazarından, arzu ile kapitalizm arasındaki kesişime dair, yeni bir libidinal ekonomi teorisi.

‘Keyfin Emeği’, Sloven filozof Samo Tomšič’in 2015 tarihli ‘Kapitalist Bilinçdışı’ kitabında başladığı kapitalizm ve psikanaliz arasındaki bağlantıları keşfetmeye devam ettiği, onun eşsiz katkısını gözler önüne seren çok önemli bir çalışma.

Bu yeni metinde Tomšič, özellikle Jean-François Lyotard tarafından önerilen arzu ve kapitalizm arasındaki kesişme noktası olan “libidinal ekonomi” kavramına odaklanarak ekonomi politiği tartışmak için psikanalizin belli başlı kavramlarını eleştirel bir şekilde gözden geçiriyor.

Marksist ve Freudcu-Lacancı düşünceyi Aristoteles ve Adam Smith’in felsefeleriyle karşılaştıran Tomšič, modernite çağında politik ve ekonomik teorinin narsisizmden ziyade yabancılaşmanın itici gücünü yansıtması gerektiğini öne sürüyor.

Bunu akılda tutarak,  Tomšič aynı zamanda emek ve direniş sorunlarını ve bunların geleneksel bir libidinal ekonomi anlayışında sundukları “psikanalitik çıkmazları” da analiz ediyor.

  • Künye: Samo Tomšič – Keyfin Emeği: Libidinal Ekonominin Eleştirisine Doğru, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 2022

Lorenzo Chiesa – Öznelik ve Ötekilik (2022)

Lacancı psikanaliz ile felsefeyi ustaca birleştiren bir inceleme.

Lorenzo Chiesa, felsefi bir perspektiften, Lacan’ın çalışmasında öznelik kavramının evrimini irdeliyor.

Bazı “Lacan yanlıları”nın Lacan’ın çalışmalarının tefsir edilmesine bir son verilmesi çağrısına ve Lacan’ın “Lacan karşıtları” tarafından nüfuz edilemez olarak reddedilmesine karşı çıkan ‘Öznelik ve Ötekilik’, Lacan’ın “paradoksal olarak sistematik” bir düşünür olduğunu ve metinlerinin yakın bir analizinin gerekliliğini iddia ediyor.

Chiesa, felsefi bir perspektiften, Lacan’ın çalışmasında öznelik kavramının evrimini incelerken Lacan’ın İmgesel, Simgesel ve Gerçek düzenlerine göre Lacancı öznenin ötekilikle zorunlu ilişkisi içinde ayrıntılı bir okumasını gerçekleştiriyor.

Chiesa, Lacan’ın özneyi incelemesinin görünüşte uyumsuz aşamalarının altında yatan sürekliliği vurgular ve Lacan’ın teorisini tutarlı bir felsefi sistem olarak tanımlar – ancak sürekli olarak gözden geçirilen ve bu nedenle “tamamlanmamış”, “açık” ve problematik bir sistem.

Chiesa, konuyla ilgili her bir “eski” teoriyi “yeni” bir ayrıntılandırma çerçevesinde analiz eder ve temel ilkelerini giderek daha karmaşık hale gelen genel bir psikanalitik söylem perspektifinden yeniden değerlendirir.

1960’lardan itibaren, diye yazar Chiesa, Lacancı özne, aktif olarak yüzleşilmesi ve varsayılması gereken indirgenemez bir eksiklik anlamına gelir; Chiesa ayrıca bu “özneleştirilmiş eksiklik”in postmodernizm tarafından iddia edilen “öznenin ölümü” ile geleneksel “tözselci” özne nosyonuna dönüş arasındaki çağdaş açmazdan bir kaçış sunduğunu ileri sürer.

Psikanalitik konulara özgün bir yaklaşım getiren ‘Öznelik ve Ötekilik’, Lacancı kavramların felsefi bir araştırmasına duyulan ihtiyacı ciddiye alarak, Lacan üzerine mevcut literatürde önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Lorenzo Chiesa – Öznelik ve Ötekilik: Lacan’ın Felsefi Bir Okuması, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 2022