Tuğrul Eryılmaz – 68’li ve Gazeteci (2018)

Tuğrul Eryılmaz, Türkiye gazetecilik serüveninin kelimenin tam anlamıyla en orijinal simalarından biridir.

Kendisini Nokta, Yeni Gündem, Sokak ve Radikal İki gibi, hem gazetecilik açısından çok parlak hem de Türkiye’de sesini duyuramayan kesimlerin kendilerini ifade ettikleri önemli yayınları yaratan adam olarak biliriz.

Tabii Eryılmaz dendiğinde, kendisinin 68 hareketinden gelen birisi olduğunu da hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalı.

Zira Eryılmaz, Anglosakson tarzda gazeteciliğin bizdeki en iyi temsilcilerinden biri olduğu kadar kendini hep Marksist ve sol değerlere sahip bir solcu olarak da tanımlamıştır.

İşte bu kitap, çalıştığı her yayına kendi imzasını atacak kadar renkli, tutkulu ve çılgın bu adamla yapılmış uzun soluklu bir söyleşi sunuyor.

Eryılmaz burada özetle, Diyarbakır’da geçen çocukluğunu, İzmir günlerini, Ankara Siyasal zamanlarını, iletişim fakültesindeki hocalık günlerini, 12 Eylül’ün “armağanı” olan YÖK’ün gelişiyle üniversiteden istifa edişini, İstanbul’a gelişini ve burada 2015’e kadar sürdürdüğü gazetecilik faaliyetlerini bizimle paylaşıyor.

Bu anlatımda Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir gibi 68 öğrenci hareketinin efsane isimleri kadar Ercan Arıklı, Mehmet Yılmaz, Güldal Kızıldemir, Ümit Kıvanç, İpek Çalışlar, Yıldırım Türker ve Hasan Cemal gibi Türkiye gazetecilik serüveninde önemli yeri olan sayısız isimle karşı karşıya geliyoruz.

Yazarın Diyarbakır, İzmir, Londra ve İstanbul’a dair ilginç saptamalarını da barındıran kitap, son zamanlarda okunabilecek en güzel, en akıcı kitaplardan biri.

Eryılmaz, çok keyifli, tek bir satırda bile sarkmayan muhteşem bir sohbetle karşımızda.

  • Künye: Tuğrul Eryılmaz – 68’li ve Gazeteci, söyleşi: Asu Maro, İletişim Yayınları, söyleşi, 264 sayfa, 2019

Marcel Léart (Krikor Zohrab) – Ermeni Meselesi (2015)

1915’te katledilen, dönemin en önemli edebiyat ve siyaset adamlarından Krikor Zohrab, belgeler ışığında, Ermenilere yönelik ağır mezalimi kayda geçiriyor.

Kitap, 1915’te Ermenilere karşı işlenen büyük suçun hemen öncesindeki durumun nitelikli bir panoramasını çizdiği için çok önemli bir tarihsel tanıklık.

  • Künye: Marcel Leart (Krikor Zohrab) – Ermeni Meselesi, çeviren: Renan Akman, İletişim Yayınları

Halil Buyruk – Öğretmen Emeğinin Dönüşümü (2015)

Çok sayıda öğretmenin deneyimine dayanan, Türkiye’de öğretmen emeğinin tarihsel dönüşümünü ortaya koyan bir çalışma.

Halil Buyruk, kapsamlı tanıklıklar eşliğinde, eğitimin politik doğası ve öğretmen örgütlülüğünü, eğitimin emek sürecinin gelişiminde devletin rolünü ve bu etkenlerin öğretmenin değersizleşmesindeki payını aydınlatıyor.

  • Künye: Halil Buyruk – Öğretmen Emeğinin Dönüşümü, İletişim Yayınları

Jean-François Bayart – Cumhuriyetçi İslam (2015)

Türkiye, İran ve Senegal…

Ekonomik ve siyasal bakımlardan birbirine hiç benzemeyen, her biri kendine özgü bir cumhuriyet ve İslam rejimi geliştirmiş üç ülke.

Jean-François Bayart bu ülkeleri ayrıntılı bir bakışla irdelemekte; İslam’ın demokrasiyle ve demokrasinin cumhuriyetle ilişkisini tartışmakta.

  • Künye: Jean-François Bayart – Cumhuriyetçi İslam, çeviren: Esra Atuk, İletişim Yayınları

Thomas S. Kuhn – Yapı’dan Sonraki Yol (2019)

Bilim felsefesi alanında çığır açıcı bir eser olan ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı’nın yazarı Thomas Kuhn’un farklı zamanlarda kaleme aldığı makaleler bu kitapta yer alıyor.

Kuhn ‘Bilimsel Devrimlerin Yapısı’nda, bilim tarihinin tedricî ve birikimsel olmadığını, bunun yerine birbirini takip eden az çok köklü “paradigma değişimleri” ile kesintiye uğradığını savunmuştu.

Öte yandan Kuhn’un, bu özetlediğimiz görüşünde zamanla bir miktar değişim geçirdiği de bilinir.

İşte bu kitapta toplanan makaleler,  Kuhn’un kendi “devrimsel” hipotezlerini sonradan yeniden düşünme ve genişletme girişimlerini temsil etmeleriyle büyük öneme haiz.

Buradaki makalelerde,

  • Bilimsel devrimin ne olduğunu,
  • Bilimin “sosyal bir girişim oluşu”nun bize ne söylediğini,
  • Bilimsel ilerleme ile evrimsel biyolojik gelişim arasındaki benzerliklerin neler olduğunu,
  • Farklı diller arasında iletişim zorlukları doğuran “ortak-ölçüsüzlük” ve “karşılaştırılabilirlik, iletişilebilirlik” meselelerinin ne anlama geldiğini ve bunları nasıl ele alabileceğimizi,
  • Ve bunun gibi ve ilgi çekici konular tartışılıyor.

Bizde daha önce yayınlanmış, yine Kuhn’un makalelerini bir araya getiren ‘Asal Gerilim’in devamı olarak da okunabilecek kitapta, Kuhn’la Atina Üniversitesi’nde yapılmış geniş bir mülakatın kaydı da yer alıyor.

Özellikle bu söyleşi, Kuhn’un kişisel hayatı ile düşünsel serüveninden dikkat çekici ayrıntılar sunmasıyla önemli.

  • Künye: Thomas S. Kuhn – Yapı’dan Sonraki Yol: Felsefi Makaleler (1970-1993), Otobiyografik Bir Mülakatla Birlikte, editör: James Conant ve John Haugeland, çeviren: Erkan Bozkurt, İletişim Yayınları, felsefe, 408 sayfa, 2019

Michael Mann – Faşistler (2015)

Faşist ideolojiyi ve faşistleri, iki dünya savaşı arası Avrupa’da iktidara gelişlerine odaklanarak ele alan nitelikli bir çalışma.

Michael Mann’in kitabını, bu dönemdeki Almanya, Avusturya, Macaristan, Romanya, İtalya ve İspanya’da “kariyerlerinin” altın çağını yaşayan Naziler ve onların işbirlikçilerinin kapsamlı bir incelemesi olarak şiddetle öneriyoruz.

  • Künye: Michael Mann – Faşistler, çeviren: Ulaş Bayraktar, İletişim Yayınları

Federico Finchelstein – Faşizmden Popülizme (2019)

Faşizm ve popülizmin bir torbaya konulması, genellikle statükonun popülist seçeneklerin yegâne alternatifi olarak sunulmasına sebep olur.

Faşizm ve popülizm üzerine yirmi yıldır araştırma yapan ve yazan Federico Finchelstein’in bu harika çalışması, faşizm ile iktidar sahipleri arasındaki tarihsel bağıntıları popülist demokrasiler bağlamında ele alıyor.

İçinde olduğumuz yüzyıla karakterini veren dinamikler kriz, yabancı düşmanlığı ve popülizmdir. Finchelstein, bunların ne yeni ne de basitçe günümüzde yeniden doğmuş hasletler olduğunu söylüyor.

Yazar, öncelikle popülizmin zamana bağlı olarak uyarlanmasının ve yeniden kurgulanmasının tarihinin faşizmle başladığını, fakat iktidara gelmiş popülizmle devam ettiğini söylüyor.

Finchelstein tam da bu amaçla, faşizmin ve popülizmin tarihine, başka bir deyişle kökenlerine doğru aydınlatıcı bir yolculuğa çıkıyor ve bunu yaparken de, Amerikan bakış açısına ve Avrupamerkezci görüşe karşı çıkıyor.

Konuyu Avrupa’dan Amerika’ya, Asya’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada ele alan kitabı, öncelikle popülizm ve faşizmi tarihsel bağlamı içinde okumak isteyenlerin çokça aydınlanabilecekleri bir eser olarak öneriyoruz.

  • Künye: Federico Finchelstein – Faşizmden Popülizme, çeviren: Ali Karatay, İletişim Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2019

Nurdan Türker – Vatanım Yok, Memleketim Var (2015)

Mekân, ritüel ve bellek kavramları etrafında, bu toprakların kadim halklarından İstanbullu Rumların algı ve duygu dünyasını irdeleyen bir çalışma.

Rum Ortodoks kimliğinin bileşenleri, Rumların İstanbul’da kalma ya da ayrılma ve yeniden yerleşme süreçleri ve bir mekân olarak İstanbul’un Rumların belleğindeki yeri, Nurdan Türker’in bu özenli çalışmasında tartışılan bazı konular.

  • Künye: Nurdan Türker – Vatanım Yok, Memleketim Var: İstanbul Rumları: Mekân, Ritüel, Bellek, İletişim Yayınları

Utku Özmakas – Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması (2019)

Makyavelcilik olarak özetlenen, “amaca giden her yol mubahtır” sözü, Machiavelli’nin düşüncesinden ziyade tümüyle bizim uydurmamız olabilir mi?

Utku Özmakas’ın aynı zamanda bir Machiavelli okuma kılavuzu olarak önerebileceğimiz bu ilgi çekici çalışması, bu tanımın Machiavelli’nin düşünsel ufkunun tam olarak tanımlayamayacağını, bilakis düşünürün kendisinin de bu anlamda Makyavelci olmadığını belirtiyor.

Yazar, Machiavelli ‘Prens’te tanımladığı şekliyle siyasetin tarihsel kaynaklarının izini sürüyor ve aynı zamanda bu siyasetin düşünsel imkânlarını derinlemesine sorguluyor.

‘Prens’i adeta satır satır çözümleyen Özmakas burada,

  • Machiavelli’nin ‘Prens’inin etrafında uzun zamandır yürütülen tartışma ve yorumları,
  • Düşünürün ikili öğretisinde en çok öne çıkan virtù (beceri) ile fortuna (talih) kavramlarının mahiyeti,
  • Machiavelli düşüncesinde “ironi”, “politik bellek”, “şiddet”, “din”, “sözleşme”, “yanıltma politikası”, “erdem”, “somut gerçeklik” ve “karşılaşma” gibi kavramlar ile “tilki ile aslan” metaforlarının yeri ve işlevi,
  • Machiavelli’nin ordu hakkındaki iddialarının düşünürün bürokratik hayatındaki öz ordu hevesiyle ilişkisi gibi birçok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Künye: Utku Özmakas – Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması, İletişim Yayınları, siyaset, 341 sayfa, 2019

Pierre Macherey – Edebi Üretim Teorisi (2019)

Louis Althusser ekolünden gelen Pierre Macherey, bilindiği gibi ünlü ‘Kapital’i Okumak’ adlı çalışmanın Althusser’den başka, Étienne Balibar, Jacques Rancière ve Roger Establet gibi isimleriyle birlikte yazarlığını da üstlenmişti.

Macherey’nin, Althusserci ideoloji yaklaşımını edebi üretime uyguladığı bu çalışması ise, edebiyat incelemelerinde bir dönüm noktasıdır.

Macherey, artık bize aşina gelen bir tanım olsa da, “edebiyat (sanat) bir üretimdir” diyerek, o zamana kadar üzerinde hakkıyla durulmamış bir konuyu tartışmaya açmıştı.

Macherey burada, ideolojinin edebiyat alanında nasıl çalıştığını, başka bir deyişle bir yazarın yazma ediminde ideolojinin bu sürece hangi aşamada dâhil olduğunu gözler önüne seriyor.

Sanatçı ya da edebiyatçının, insanların anlam ve değer dünyalarında olup bitenleri verili ideolojinin verili örtülerini sıyırarak keşfettiğini belirten Macherey’nin öncü çalışması, edebiyat ve sanatı kendi maddi bağlamında kavramak isteyenler için harika bir kaynak.

Kitabın Türkçe çevirisi, Murat Belge’nin önsözüyle açılıyor.

  • Künye: Pierre Macherey – Edebi Üretim Teorisi, çeviren: Işık Ergüden, İletişim Yayınları, edebiyat inceleme, 342 sayfa, 2019