Bülent Somay — Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler (2026)

‘Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler’, bilimkurguyu ve fantaziyi geleceğin dekorları olarak değil, bugünü düşünmenin en güçlü düşünsel alanlarından biri olarak ele alıyor. Yapay zekâdan kıyamet-sonrası dünyalara, ütopyadan distopyaya uzanan anlatılar, kitapta tek bir merkezî sorunun etrafında toplanıyor: İnsan nedir? Bu soru, teknolojik ilerleme, savaş tehdidi, toplumsal çözülme ve kapitalist düzenin yarattığı yıkımla birlikte artık soyut bir felsefi tartışma olmaktan çıkıyor, doğrudan yaşamsal bir probleme dönüşüyor.

Bülent Somay, bilimkurguyu “gelecek anlatısı” olarak değil, bugünü görünür kılan bir düşünme biçimi olarak konumluyor. Fantazi ise gerçeklikten kopuş değil, gerçekliğin sınırlarını genişleten bir sorgulama alanı hâline geliyor. Dünya kurmak, dünya keşfetmek, radikal farklılık ve alternatif toplumsal düzenler yalnızca edebi temalar değil; insanın kendini yeniden tanımlama çabalarının düşünsel araçları olarak okunuyor. Türler arasındaki sınırlar bulanıklaşıyor, bilimkurgu ile fantazi aynı etik ve politik soruların etrafında birleşiyor.

Metnin merkezinde insanın yalnızca biyolojik değil, etik, politik ve toplumsal bir varlık olduğu fikri duruyor. Yapay zekâ tartışmaları, savaş olasılığı, kıyamet-sonrası tahayyüller ve ütopya arayışları, insanın ne olduğu kadar ne olabileceğini de sorguluyor. Somay, “insan”ı sabit bir öz olarak değil, tarihsel, toplumsal ve düşünsel olarak sürekli yeniden kurulan bir varlık olarak ele alıyor.

Bu yönüyle kitap, edebiyat incelemesinin ötesine geçerek bir düşünce haritası kuruyor. Fantazi ve bilimkurgu, kaçış edebiyatı değil; bugünü anlamanın, geleceği düşünmenin ve insanı yeniden tanımlamanın yolları hâline geliyor. Kitap, tür edebiyatını bir düşünsel kaynak olarak konumlandırarak, bugünün krizlerini “insan” sorusu etrafında yeniden okumaya davet eden güçlü ve özgün bir metin ortaya koyuyor.

Künye: Bülent Somay – Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler, Metis Yayınları, felsefe, 168 sayfa, 2026

Bülent Somay — Fantazi, Bilimkurgu ve Başka Meseleler
• Metis Yayınları
Felsefe • 168 sayfa • 2026

Kostas Kampourakis – Soyu Yeniden Düşünmek (2025)

Kostas Kampourakis’in bu kitabı, genetik köken testleriyle birlikte yaygınlaşan “biyolojik kimlik” anlayışını sorguluyor. Yazar, genetik bilginin tarih, kültür ve kimlik algısı üzerindeki etkilerini ele alarak, “etnik kökenin DNA’da saklı olduğu” fikrinin bilimsel bir yanılsama olduğunu savunuyor. Kampourakis, genetik verilerin yalnızca bireylerin soy ilişkilerini kısmen açıklayabildiğini, ancak bu bilgilerin sosyal anlamlar kazandığında kimlik politikalarına ve ırkçı söylemlere malzeme haline geldiğini gösteriyor.

‘Soyu Yeniden Düşünmek’ (‘Ancestry Reimagined: Dismantling the Myth of Genetic Ethnicities’), biyolojinin yanlış yorumlanmasının nasıl ideolojik bir araç haline geldiğini ayrıntılı biçimde inceliyor. Genetik çeşitliliğin, insan gruplarını keskin sınırlarla ayırmadığını, aksine türümüzün tarih boyunca süren karışım ve göç hareketleriyle şekillendiğini vurguluyor. Kampourakis, DNA testlerinin pazarlanma biçimlerinin insanlarda “genetik aidiyet” yanılsaması yarattığını; oysa atalık kavramının biyolojik olduğu kadar kültürel, tarihsel ve hatta politik bir inşa olduğunu belirtiyor.

Eser, genetik determinizmin toplumsal yansımalarını eleştirirken, bilimin popülerleştirilme süreçlerinin etik boyutlarına da değiniyor. Kampourakis, kimliği genetik bir özle tanımlamanın hem bilime hem insan deneyimine zarar verdiğini savunuyor. Ona göre, “atalık” bir biyolojik yazgı değil, çok katmanlı bir hikâyedir. ‘Soyu Yeniden Düşünmek’, genetik bilginin sınırlarını hatırlatarak kimliğin bilimle değil, anlamla kurulduğunu gösteriyor. Yazar, bizi DNA’dan ibaret bir benlik tasarımını terk etmeye ve insan olmanın kültürel, tarihsel karmaşıklığını yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Kostas Kampourakis – Soyu Yeniden Düşünmek: Genetik Etnisite Mitinin Çürütülmesi, çeviren: Gürol Koca, Metis Yayınları, biyoloji, 280 sayfa, 2025

Uğur Tanyeli – Gerilimli Değişim (2025)

Uğur Tanyeli’nin ‘Gerilimli Değişim: Türkiye’de Modernlik, Mimarlık ve Siyasal İktidar’ adlı kitabı, Türkiye’de modernleşmenin mimarlık üzerinden nasıl okunabileceğini sorgulayan eleştirel bir düşünce denemesi. Tanyeli, toplumsal ve kültürel dönüşümlerin her zaman bir gerilim alanı yarattığını, bu gerilimin de özellikle mimarlıkta görünür hale geldiğini öne sürüyor. Mimarlık, yalnızca yapılar üretmez; aynı zamanda değişimle baş etmenin, yeniyi olağanlaştırmanın, toplumsal kaygıyı yatıştırmanın bir aracıdır. Ancak Türkiye’de bu aracın sorumluluğu neredeyse bütünüyle devlete yüklenmiştir.

Tanyeli, mimarlığın modernleşme sürecindeki rolünü devlet merkezli düşünme alışkanlığına indirgemeyi “naif bir ideolojik saplantı” olarak tanımlar. Ona göre, toplumsal değişimi yönlendiren tek fail siyasal iktidar değildir; mimarlar, kullanıcılar, kentliler ve kültürel aktörler de bu sürecin etkin öznesidir. Türkiye’deki mimarlık tarihinin, devletin “ufuk açıcı” gücüyle açıklanması, toplumun dinamik çeşitliliğini perdeleyen bir yanılsamadır. Kitap, bu yanılsamayı kırmak için mimarlığı devletin değil, toplumun ürettiği bir anlamlar alanı olarak yeniden konumlandırır.

Tanyeli, modernliğin Türkiye’deki seyrini “gerilimli değişim” kavramıyla açıklar: değişim kaçınılmazdır ama hiçbir zaman pürüzsüz değildir. Her yenilik, yerleşik olanla çatışır; her dönüşüm, eskiyle yeni arasında bir çekişme yaratır. Bu çatışma, mimarlıkta yalnız biçimlerde değil, düşünme biçimlerinde ve mesleki kimliklerde de kendini gösterir.

‘Gerilimli Değişim’, mimarlığı yalnızca teknik bir üretim değil, toplumsal bir düşünme pratiği olarak yeniden tanımlıyor. Devletin gölgesinden çıkarak, Türkiye’nin modernleşme hikâyesini farklı aktörlerin elinde şekillenen bir ortak tarih olarak okumaya davet ediyor.

  • Künye: Uğur Tanyeli – Gerilimli Değişim: Türkiye’de Modernlik, Mimarlık ve Siyasal İktidar, Metis Yayınları, mimari, 360 sayfa, 2025

Theresa MacPhail – Alerjik (2025)

Theresa MacPhail’in bu kitabı, modern çağda alerjilerin neden bu kadar yaygın hale geldiğini, bağışıklık sistemimizin çevresel ve toplumsal değişimlere nasıl tepki verdiğini araştırıyor.

Yazar, hem kişisel bir hikâyeden hem de bilimsel incelemelerden yola çıkıyor. Babasının arı sokması sonucu alerjik şoktan hayatını kaybetmesi, onu bu konuyu derinlemesine incelemeye yöneltiyor. ‘Alerjik: Bağışıklık Sistemimiz Değişen Dünyaya Nasıl Tepki Veriyor?’ (‘Allergic: How Our Immune System Reacts to a Changing World’), bağışıklık sisteminin alerjilere nasıl yanıt verdiği, alerjilerin biyolojik kökenleri ve genetik faktörlerle çevresel etkenlerin nasıl birleştiği detaylandırıyor. Endüstrileşme, şehirleşme, iklim değişikliği ve modern yaşam tarzlarının bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri açıklanıyor.

Alerjilerin yalnızca tıbbi bir mesele değil, aynı zamanda kültürel ve toplumsal bir olgu olduğu vurgulanıyor. Farklı ülkelerde alerji tanılarının, tedavi yöntemlerinin ve hatta alerjiye dair algıların nasıl değiştiği ele alınıyor. Hijyen hipotezi, gıda üretimindeki dönüşümler, çevre kirliliği, mikrobiyomun rolü gibi güncel tartışmalar kitabın merkezinde yer alıyor.

MacPhail ayrıca, alerjilerin giderek artan bir halk sağlığı krizine dönüştüğünü ve bunun sağlık sistemleri, eğitim politikaları ve günlük yaşam üzerinde büyük etkiler yarattığını ortaya koyuyor. Kitap, hem bireylerin kendi sağlıklarını anlamaları hem de toplumların bu değişime nasıl yanıt verebileceğini kavramaları için bilimsel verilerle örülü kapsamlı bir rehber niteliği taşıyor.

  • Künye: Theresa MacPhail – Alerjik: Bağışıklık Sistemimiz Değişen Dünyaya Nasıl Tepki Veriyor?, çeviren: Duygu Dölek, Metis Yayınları, bilim, 360 sayfa, 2025

Kolektif – Hem Antisemitizme Hem İstismarına Karşı (2025)

 

‘Hem Antisemitizme Hem İstismarına Karşı’ (‘Contre l’antisémitisme et ses instrumentalisations’), antisemitizmin tarihsel kökenlerini ve modern dünyadaki yeniden üretim biçimlerini tartışırken, aynı zamanda bu kavramın nasıl araçsallaştırıldığına dair güçlü bir eleştiri sunuyor. Judith Butler ve Naomi Klein gibi yazarların katkılarıyla hazırlanan eser, antisemitizme karşı mücadeleyi reddetmeden, bunun İsrail devletinin Filistin’e yönelik işgal ve baskı politikalarını meşrulaştırmak için nasıl kullanıldığını sorguluyor. Antisemitizmin gerçek kurbanlarının hatırasına sahip çıkarken, aynı kavramın politik bir kalkan haline getirildiğini vurguluyor.

Yazarlar, Batı’da antisemitizme karşı geliştirilen söylemin, çoğu zaman İslamofobiye, sömürgecilik pratiklerine ve Filistinlilerin özgürlük mücadelesini bastırmaya hizmet eden bir çifte standart içerdiğini belirtiyor. Ariella Aïsha Azoulay ve Houria Bouteldja, Yahudi deneyiminin sömürgecilik ve göç bağlamındaki yankılarını incelerken, Frédéric Lordon ve Françoise Vergès, kapitalist sistemin bu kavramı nasıl yeniden işlevselleştirdiğini analiz ediyor. Kitap, antisemitizmi yalnızca geçmişin bir nefreti olarak değil, günümüz politikalarının merkezinde duran çok boyutlu bir sorun olarak ele alıyor.

Bu tartışmalar, Filistin’deki adalet talebini antisemitizmin gölgesinde boğmaya çalışan söylemleri açığa çıkarıyor. Yazarlar, antisemitizme karşı mücadele ile Filistinlilerin özgürlük mücadelesinin birbirine karşıt olmadığını, aksine aynı özgürlük arayışının parçaları olduğunu öne sürüyor. Böylece kitap, hem antisemitizme hem de onun araçsallaştırılmasına karşı evrensel bir dayanışma çağrısı yapıyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar şöyle: Judith Butler, Ariella Aïsha Azoulay, Sebastian Budgen, Leandros Fischer, Maxime Benatouil, Houria Bouteldja, Françoise Vergès, Frédéric Lordon, Naomi Klein.

  • Künye: Kolektif – Hem Antisemitizme Hem İstismarına Karşı, çeviren: Nesrin Demiryontan, Aslı Sümer, Elçin Gen, S. Melis Baysal, Savaş Kılıç, Metis Yayınları, siyaset, 200 sayfa, 2025

Selman Saç – Fransa’nın Cumhuriyetçi Tarihi (2025)

Fransa, coğrafi olarak bize uzak olsa da siyasal düşünce ve modernleşme tarihimizdeki etkisiyle oldukça yakın bir ülke. Türkiye’nin Cumhuriyet deneyimi büyük ölçüde Fransız modelinden ilham aldı; ancak Fransa’nın kendi cumhuriyetçi tarihinin iniş çıkışları, bizde yeterince bilinmiyor. Selman Saç, bu kitapta Fransa’da cumhuriyet fikrinin nasıl doğduğunu, devrim sürecinde hangi mücadelelerden geçerek kurumsallaştığını ve hangi ilkeler üzerine inşa edildiğini derinlikli bir analizle ortaya koyuyor.

Kitap, cumhuriyet kavramının Fransız Devrimi’nden önce nasıl anlaşıldığını, devrimcilerin hangi şartlarda bu fikre yöneldiğini ve yeni rejime karşı çıkan çevrelerin gerekçelerini tartışıyor. Cumhuriyetin yalnızca monarşinin zıddı bir yönetim biçimi olmadığını, aksine özgürlük, eşitlik ve yurttaşlık ilkeleriyle örülü kapsamlı bir siyasal düzen olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda Fransa’da yaşanan bu tarihsel dönüşümün, cumhuriyetin bugün neredeyse tüm dünyada meşru bir rejim olarak kabul edilmesine nasıl zemin hazırladığını da inceliyor.

Günümüzde Türkiye’de yeniden alevlenen Cumhuriyet tartışmaları, bu tarihi perspektifle daha geniş bir çerçevede değerlendirilebilir. Cumhuriyetin hangi ilkeler üzerine kurulması gerektiği, hangi kurumlarla güçleneceği ve demokrasiyle nasıl bütünleşeceği soruları, hem bizim için hem de Fransa’nın geçmişi için ortak bir tartışma alanı yaratıyor. Saç’ın bu çalışması, yalnızca Fransa’nın Cumhuriyetçi Tarihi’ni anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda bugünkü Türkiye’de yürütülen “Cumhuriyet neydi, ne olmalı?” sorularına da tarihsel bir derinlik kazandırıyor.

  • Künye: Selman Saç – Fransa’nın Cumhuriyetçi Tarihi, Metis Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2025

Thor Hanson – Yanı Başımızdaki Doğa (2025)

Thor Hanson’ın bu kitabı, doğanın mucizelerinin yalnızca uzak ormanlarda ya da el değmemiş alanlarda değil, gündelik yaşamın tam ortasında da var olduğunu gözler önüne serer. ‘Yanı Başımızdaki Doğa: Görmeyi, Keşfetmeyi, İyileştirmeyi Öğrenmek’ (‘Close to Home: The Wonders of Nature Just Outside Your Door’), evin kapısından dışarı adım attığımız anda karşılaştığımız canlıların, döngülerin ve ekosistemlerin büyüleyici detaylarını sade ve etkileyici bir dille anlatır.

Hanson, arka bahçelerden şehir parklarına, kaldırımlardan çatı aralarına kadar doğanın izlerini sürer. Kuşların göçü, arıların hareketleri, yabani otların dayanıklılığı gibi sıradan görünen ama karmaşık düzenlere sahip olayları bilimsel bir merakla inceler.

Kitap, yalnızca bir doğa gözlemi değil; aynı zamanda bir farkındalık çağrısıdır. Hanson, doğayla bağ kurmanın çevreyi koruma bilinci oluşturduğunu savunuyor. İnsanların doğaya yabancılaşmasının, çoğu zaman onu sadece “uzakta” aramasından kaynaklandığını belirtiyor.

Hanson doğayla yeniden bağ kurmanın ve biyoçeşitliliğin korunmasına yardımcı olmanın etkili yöntemleri olarak “vatandaş bilimi” ve “arka bahçe biyolojisi” kavramlarını tanıtıyor ve bunları hemen her yerde uygulamaya koymanın mümkün olduğunu, dahası bu pratiklerle tanışmanın aslında bir keşif değil hatırlama eylemi olduğunu söylüyor. Dünyanın dört bir yanında sıradan insanların katılımıyla yürütülen yaratıcı projeleri hayata geçiren kişilerle görüşerek, biraz merak ve farkındalıkla hepimizin hem bilime hem de gezegenimizin sağlığına katkıda bulunabileceğimizi gösteriyor.

‘Yanı Başımızdaki Doğa’, büyük keşiflerin küçük adımlarla da yapılabileceğini, doğanın hemen yanı başımızda saklı olduğunu hatırlatıyor. Hanson, hem bilimsel bilgiyi hem de kişisel gözlemleri bir araya getirerek okuyucuyu çevresine daha dikkatli ve saygılı bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Thor Hanson – Yanı Başımızdaki Doğa: Görmeyi, Keşfetmeyi, İyileştirmeyi Öğrenmek, çeviren: Deniz Keskin, Metis Yayınları, bilim, 272 sayfa, 2025

Max Horkheimer – Alacakaranlık (2025)

Max Horkheimer’ın bu kitabı, 1926-1931 Almanya’sına dair kısa notlardan, kısa öykü ve denemelerden oluşuyor. ‘Alacakaranlık: Almanya’dan Notlar, 1926-1931’ (Dämmerung. Notizen in Deutschland’), Weimar döneminin çalkantısı, yükselen milliyetçilik, antisemitizm ve toplumsal huzursuzluk yansıtılıyor.

Horkheimer, keskin gözlemleriyle dönemin ideolojik kaymalarını ve siyasi kutuplaşmayı çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Notlar, faşist rejimlerin yükselişine zemin hazırlayan psikolojik dinamiklere dair ipuçları sunuyor. Aforizma benzeri yoğun ifadelerle aydınların rolü, kitle manipülasyonu ve özgürlüklerin kısıtlanması gibi temalar işleniyor. Eleştirel düşüncenin önemi vurgulanıyor.

Kitap, gelecekteki felaketlerin habercisi gibi okunabilir. Horkheimer’ın eleştirel teorisinin erken izlerini taşıyan bu notlar, toplumsal adaletsizliklere karşı duyulan kaygıyı gösteriyor. Weimar dönemi Almanya’sına dair çarpıcı bir portre sunarken, günümüz tehlikelerine karşı da düşündürüyor.

Bu kitap, en çok da burjuva demokrasisi ile faşizm arasındaki mesafenin varsaydığımızdan çok daha küçük olduğunu gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Max Horkheimer – Alacakaranlık: Almanya’dan Notlar, 1926-1931, çeviren: Haluk Barışcan, Metis Yayınları, anlatı, 168 sayfa, 2025

Monty Lyman – Ağrı Nedir? (2025)

Tıp doktoru ve yazar Monty Lyman’ın bu kitabı, ağrının karmaşık ve çok yönlü doğasını yeni bilimsel bulgular ışığında ele alıyor. ‘Ağrı Nedir?: Neden Acı Çektiğimize ve Nasıl İyileşebileceğimize Yeni Bir Bilimsel Bakış’ (‘The Painful Truth: The New Science of Why We Hurt and How We Can Heal’), ağrının sadece fiziksel bir duyum olmadığını, aynı zamanda psikolojik, sosyal ve duygusal faktörlerden de derinden etkilendiğini açıklıyor. Kitap, ağrının vücudumuzdaki sinir sistemleri aracılığıyla nasıl iletildiğini, beyinde nasıl işlendiğini ve kronik ağrının neden bazen iyileşmenin ötesine geçerek yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü anlaşılır bir dilde anlatıyor. Lyman, ağrı araştırmalarındaki son gelişmeleri ve bu bilgilerin ağrı yönetimi ve tedavisi üzerindeki potansiyel etkilerini vurguluyor.

Kitap, ağrının sadece bir semptom olmadığını, aynı zamanda vücudun kendini koruma mekanizmasının önemli bir parçası olduğunu açıklıyor. Akut ağrının bir uyarı işlevi görürken, kronik ağrının altında yatan nedenlerin çok daha karmaşık olabileceğine dikkat çekiliyor. Lyman, ağrının bireysel deneyiminin kişiden kişiye nasıl değiştiğini, inançların, beklentilerin ve duygusal durumun ağrı algısı üzerindeki güçlü etkisini örneklerle açıklıyor. Ayrıca, ağrının sosyal boyutunu da ele alarak, sosyal destek, izolasyon ve toplumsal normların ağrı deneyimini nasıl şekillendirdiğini inceliyor.

‘Ağrı Nedir?’, ağrıyı anlamak ve yönetmek için yeni bilimsel yaklaşımlar sunuyor. Lyman, ilaç tedavilerinin yanı sıra psikolojik terapiler, egzersiz, mindfulness ve diğer bütüncül yöntemlerin kronik ağrı tedavisindeki rolünü tartışıyor. Kitap, ağrı çeken bireylere umut verirken, sağlık profesyonellerine de ağrıyı daha kapsamlı bir bakış açısıyla ele almaları için yol gösteriyor. Lyman, ağrının sadece dindirilmesi gereken bir rahatsızlık değil, aynı zamanda insan deneyiminin önemli bir parçası olduğunu ve ağrıyı anlamanın iyileşme sürecinde kritik bir adım olduğunu vurguluyor.

  • Künye: Monty Lyman – Ağrı Nedir?: Neden Acı Çektiğimize ve Nasıl İyileşebileceğimize Yeni Bir Bilimsel Bakış, çeviren: Şiirsel Taş, Metis Yayınları, bilim, 288 sayfa, 2025

Judith Butler – Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten? (2025)

Judith Butler’ın ‘Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?’ (Who’s Afraid of Gender?’) adlı eseri, yazarın cinsiyet ve toplumsal cinsiyet üzerine olan temel argümanlarını daha erişilebilir bir formatta sunduğu bir çalışma. Butler, bu kitabında, cinsiyetin biyolojik bir olgu olmaktan ziyade, toplumsal ve kültürel pratikler aracılığıyla inşa edilen bir performans olduğunu savunur. Ona göre, “cinsiyet” olarak algıladığımız şey, tekrar eden normlar ve söylemler aracılığıyla zaman içinde istikrara kavuşmuş bir dizi eylemdir. Bu performans, bireyler tarafından bilinçli bir şekilde seçilmese de toplumsal beklentiler ve normlar çerçevesinde sergilenir.

Butler, toplumsal cinsiyetin ikili (kadın/erkek) ve hiyerarşik yapısının sorgulanması gerektiğini vurgular. Bu ikili yapı, bireylerin kendilerini bu katı kategorilere hapsetmelerine ve toplumsal eşitsizliklerin sürmesine neden olur. Kitap, toplumsal cinsiyetin akışkan ve çeşitli olabileceğini, biyolojik cinsiyetle zorunlu bir bağlantısının olmadığını savunur. Butler, toplumsal cinsiyet kimliklerinin çoğulluğunu ve bu kimliklerin toplumsal normlara meydan okuma potansiyelini vurgular. Kitap, cinsiyetin performatif doğasını anlamak ve toplumsal cinsiyetle ilgili yerleşik varsayımları sorgulamak için önemli bir giriş niteliğinde.

  • Künye: Judith Butler – Kim Korkar Toplumsal Cinsiyetten?, çeviren: Ezgi Sarıtaş, Metis Yayınları, toplumsal cinsiyet çalışmaları, 320 sayfa, 2025