David Harvey – Umut Mekânları (2008)

David Harvey ‘Umut Mekânları’nı yazmaya 1998 yılında başladı.

Bu yıl, bilindiği gibi, Paris’ten Mexico’ya, Berkeley ve Berlin’den Bangkok’a kadar dünyayı sarsan 1968 olaylarının otuzuncu yıldönümüydü.

Harvey kitabında, 1968 olayları başta olmak üzere, şu ilgi çekici konuları irdelemekte:

1960’ların sivil haklar hareketi,

ABD’de Martin Luther King’in katlinin ardından patlak veren kent isyanları,

Vietnam’daki emperyalist savaş karşısındaki tarihi mücadele,

Çek “Baharı” gibi ütopyacı hareketlerin başarısızlıklarının altında yatan nedenler…

Ütopyaları ortaya çıkaran fikirlerin geçerliliğini de sorgulayan Harvey, “diyalektik ütopyacılık” dediği yeni bir ütopya düşüncesinin genel hatlarını çiziyor.

  • Künye: David Harvey – Umut Mekânları, çeviren: Zeynep Gambetti, Metis Yayınları, felsefe, 363 sayfa

John Berger – Sanatla Direniş (2017)

2017’nin ikinci gününde sessiz sedasız bir şekilde aramızdan ayrılan John Berger, hayatı boyunca iyi bir sanat eleştirmeni ve iyi bir devrimci olarak kaldı.

Bocalamadı, kirlenmedi…

Bu kitap, Berger’in sanat üzerine yazılarından oluşuyor. Berger burada, “gösterişçi” ve “provokatif” addedilen “yıldızlardan” ziyade klasik ve modern sanatta iz bırakmış isimlerin eserlerine odaklanıyor.

Edgar Degas, Michelangelo, Van Gogh, Rembrandt, Constantin Brancusi, Giorgio Morandi, Frida Kahlo ve daha nicesi…

Berger bu sanatçıları yorumlarken, bizi de sanatın sağaltıcı ve güç veren yönünü keşfetmeye davet ediyor.

Berger’in Subcomandante Marcos’la yazışmalarını barındırması ise, kitabın güzel sürprizlerinden.

Aslı Biçen’in usta işi çevirisiyle…

 Künye: John Berger – Sanatla Direniş, çeviren: Aslı Biçen, Metis Yayınları, sanat, 192 sayfa

Per Petterson – At Çalmaya Gidiyoruz (2008)‏

  • AT ÇALMAYA GİDİYORUZ, Per Petterson, çeviren: Deniz Canefe, Metis Yayınları, roman, 214 sayfa

Norveçli edebiyatçı Per Petterson, ‘At Çalmaya Gidiyoruz’da, hayatının yaşlılık dönemlerine varmış Trond karakterinin geçmişiyle yüzleşmesini, tabiri caizse “günah çıkarmasını” hikâye ediyor. 67 yaşına gelen Trond, kenti ardında bırakıp Norveç ormanlarında inzivaya çekilir. Fakat bu esnada, uzun yıllardır geçmişinde kaldığını zannettiği tesadüfler yeniden karşısına çıkar. Trond’un henüz on beş yaşındayken başına gelen bu ilginç tesadüfler, o zaman olduğu gibi şimdi de hayatını alt üst edecektir. Roman yayınlanmasının hemen ertesinde, Norveç Kitapçılar Ödülü ile Norveç Edebiyat Eleştirmenleri Ödülü’nü kazandı. Kitap çevrildiği diğer dillerde de beğeniyle karşılanmıştı.

 

Ursula K. Le Guin – Zihinde Bir Dalga (2017)

  • ZİHİNDE BİR DALGA, Ursula K. Le Guin, çeviren: Tuncay Birkan, Müge Gürsoy Sökmen, Özge Çelik, Özde Duygu Gürkan ve Savaş Kılıç, Metis Yayınları, deneme, 296 sayfa

‘Yerdeniz’ serisinden ‘Mülksüzler’e, dünya edebiyatına büyük yapıtlar armağan etmiş Ursula K. Le Guin’den farklı konulara eğilen denemeler. Le Guin’in edebiyat, yazmak ve okumak, yazarlar, hayat ve hayal gücü gibi konularda dair kaleme aldığı denemeler, kendisinin külliyatına önemli bir katkı sunuyor. Le Guin buradaki yazılarında kadın olmak, yaşlı olmak, okur olmak, yazar olmak, güzellik saplantısı, toplumsal cinsiyet, gerçek ve kurmaca, gençlik, koleksiyoncular, anlamak ve dinlemek, yazarlık atölyeleri gibi pek çok konuyu kendine has tarzıyla irdeliyor. Kitabın bir diğer ilgi çekici yanı da, Le Guin’in Tolstoy, Borges, Dickens, Twain ve J. R. R. Tolkien gibi yazarlar üzerine değerlendirmelerini barındırması. Sıra dışı bir hayal gücüne sahip bir yazardan hayal gücüne ve yaratıcılığa övgü niteliğinde metinler.

Aslı Biçen – İnceldiği Yerden (2008)

  • İNCELDİĞİ YERDEN, Aslı Biçen, Metis Yayınları, roman, 314 sayfa

Aslı Biçen’in ikinci romanı olan ‘İnceldiği Yerden’, kahramanları Cemal ile Jülide’nin fantastik maceraları ekseninde, Türkiye’nin yasaklarla şekillendirilmiş toplumsal atmosferini yeren bir siyasi roman. Yirmi yıldır ülkenin dört bir yanında kayıp babasını arayan Cemal ve anne babasını yıllar önce bir kazaya kurban verdiği için ninesiyle yaşayan lise öğrencisi Jülide, romanın iki ana karakteri. Kurgu ilk etapta, bir taşra hikâyesi olarak başlasa da, Cemal’in olağandışı insani duyarlılıkları ve Jülide’nin şeylere hükmedebilmesini sağlayan olağanüstü yetenekleri ile fantastik bir dünyaya açılır. Fakat kahramanlarımızın bu sıra dışı yetenekleri, en az onlar kadar sıra dışı olan ülkenin gerçekleriyle çarpışacaktır.

 

Penny le Couteur ve Jay Burreson – Napolyon’un Düğmeleri (2014)

  • NAPOLYON’UN DÜĞMELERİ, Penny le Couteur ve Jay Burreson, çeviren: Raşit Gürdilek, Metis Yayınları, bilim, 370 sayfa

Napolyon’un, Ruslara efsanevi yenilgisi konusunda muhtelif nedenler öne sürüldü. Bunlardan en garibi, Napolyon’un piyadelerinin paltolarından pantolon ve ceketlerine kadar tüm giysilerini ilikleyen kalaydan yapılma düğmelerin, amansız Rus kışında parçalanıp dağılarak askerleri soğuk karşısında dayanıksız kılmasıydı. Penny le Couteur ve Jay Burreson da, bu efsaneden yola çıkarak kimyasal yapılarla tarihi olaylar arasındaki bağlantıların öykülerini anlatıyor. Yazarlar, görünürde birbiriyle ilgisiz olayların benzer kimyasal yapılara dayandığını ve toplumun gelişmesinin bazı bileşiklerin kimyasına bağlı olduğunu savunuyor.

Kolektif – Çatışan Feminizmler (2008)

  • ÇATIŞAN FEMİNİZMLER, kolektif, çeviren: Feride Evren Sezer, Metis Yayınları, feminizm, 190 sayfa

Feminizm ve postmodernizm üzerine sorular soran ‘Çatışan Feminizmler’in en dikat çeken yanı, bu iki “izm”in kesiştiği ve ayrıldığı noktaları irdelemesi. Kitap temelde, Seyla Benhabib, Judith Butler, Nancy Fraser ve Drucilla Cornell gibi, günümüzün tanınan feministlerinin bir sempozyumda bir araya gelerek yaptıkları tartışmalardan oluşuyor. Bu tartışmaların asıl zenginliği ise feminizmin sabit, içeriği ve sınırları belli bir alan olmadığını, aksine pek çok feminist perspektifin bulunduğunu ve asıl yapılması gerekenin de bunları sentezlemek olduğunu göstermeleri.

Bilge Karasu – Şiir Çevirileri (2014)

Bilindiği gibi Bilge Karasu, İngilizce ve İspanyolca’dan şiir çevirileri de yapmıştı.

İşte uzun çabalarla ortaya konan elimizdeki çalışma, yazarın 1950’li ve 1960’lı yıllarda yapmış olduğu, Gustavo Adolfo Bécquer, Federico Garcia Lorca, Ezra Pound, William Shakespeare, T. S. Eliot, B. Rajan ve Srinivas Rayaprol’un şiir çevirilerini bir araya getiriyor.

Karasu’nun, Lorca’nın ‘Kayıt Düşürün’ şiirinden yaptığı çeviri şöyle:

“Öldüğümde gömün beni

Meydanın kumlarına

Yanımdaki sazımla.

 

Öldüğümde,

Portakallarla

Naneler arasında.

 

Öldüğümde, isterseniz,

Bir fırıldakla beni

Savuruverin havaya.

 

Öldükten sonra!”

  • Künye: Bilge Karasu – Şiir Çevirileri, hazırlayan: Tunç Tayanç, Metis Yayınları, şiir, 106 sayfa, 2014

Haldun Bayrı (haz.) – Cihadcılık (2017)

  • CİHADCILIK: EFSANELER, GERÇEKLER, hazırlayan ve çeviren: Haldun Bayrı, Metis Yayınları, siyaset, 304 sayfa

Haldun Bayrı’nın 2015’in Ağustos ayından beri Fransız basınından okuyup çevirdiği, düzenli bir şekilde medyascope.tv sitesinde yayımlanan 120 makale ve söyleşinin arasından seçilmiş ve her biri cihadcılığın kendi cephesinden sağlam bir tasvirini sunan 12 makale. Kitap Scott Atran’dan Alain Badiou’ya, Régis Debray’dan Olivier Roy’a ve Etienne Balibar’dan Jean-Luc Nancy ve Giorgio Agamben’e pek çok önemli ismin yazılarını barındırıyor. Yazarlar, günümüzde dinlerin evrensel birliği anlamında krizin boyutlarını, fanatizmin kökenlerini, Fransız cihadçıların IŞİD’e katılmalarının altındaki dinamikleri, IŞİD ile küresel çapta mücadele etme yollarını, cihada katılanların din ile ilişkilerinin ne olduğunu ve cihadcılığın yayılışında ve katliamlarında devletlerin rolünün ne olduğu gibi birçok önemli konuyu irdeliyor.

Nermin Saybaşılı – Sanat Sahada (2017)

  • SANAT SAHADA, Nermin Saybaşılı, Metis Yayınları, sanat, 232 sayfa

Güncel sanat pratikleri ve eleştirel kuram gibi alanlarda çalışan Nermin Saybaşılı ‘Sanat Sahada’ başlıklı elimizdeki kitabında, bakmanın ve göstermenin kültürel ve günlük üretimi üzerine düşünüyor. Günümüz sanatı ve sanat eleştirisiyle görece yeni bir akademik alan olan Görsel Kültür çalışmalarından beslenen Saybaşılı, sanata bir “etnografik nesne” olarak yaklaşıyor. Yazar bunu da, ağırlıklı olarak antropolojik ve eleştirel araştırma metodu etnografiyi “kültürel eleştiri” olarak yeniden tanımlayan George E. Marcus ile Michael M. J. Fischer’in görüşlerine yaslanarak yapıyor. Görüntünün ya da görselliğin öğrenilen ve öğretilen, hatta empoze edilen ve terbiye edilen, kültürel bir yapı olarak üretilen başlı başına bir “teknoloji” olduğu, Saybaşılı’nın buradaki öne çıkan tezi.