Juli Zeh – Oyun Dürtüsü (2007)

  • OYUN DÜRTÜSÜ, Juli Zeh, çeviren: Itır Arda, Metis Yayınları, roman, 476 sayfa

Alman yazar Juli Zeh, Türkiyeli okura ilk olarak, ‘Kartallar ve Melekler’ isimli romanıyla görünmüştü. Zeh bu romanında, fikirlerin, ideolojilerin, dinlerin, barışa inancın, insan haklarının ve demokrasinin yerine pragmatizmi koyan iki özel okul öğrencisinin hikâyesini anlatıyor. Bu iki öğrencinin, genel olarak iyi-kötü kavramlarının içeriğinin boşaltıldığı, ahlakın yozlaştığı günümüz bireyini eleştirdiğini söylemeye gerek yok. Zeh’in romanı, bu temel eleştirisinden hareketle, çok sayıda noktaya geçişler yapıyor ve adalet, hukuk, dil ve gerçeklik kavramlarını da sorguluyor.

Ludwig Wittgenstein – Felsefi Soruşturmalar (2007)

  • FELSEFİ SORUŞTURMALAR, Ludwig Wittgenstein, çeviren: Haluk Barışcan, Metis Yayınları, felsefe, 251 sayfa

Metis Yayınları’nın, Ludwig Wittgenstein’in eserlerini yeni bir çeviriyle okuyucuya sunma çabası devam ediyor. Bu çabanın ilk ürünlerinden olan ‘Tractatus Logico-Philosophicus’, Oruç Aruoba çevirisiyle sunulmuştu. Wittgenstein’in ‘Felsefi Soruşturmalar’ı ise, filozofun felsefi hayatının ‘Tractatus Logico-Philosophicus’tan sonraki ikinci dönemi olarak kabul ediliyor. Wittgenstein’ın eserine son şeklini vermeden, 1951 yılında ölmesiyle mirasçıları tarafından yayımlanan kitap, gerek filozofun felsefe anlayışında, gerekse de felsefe tarihinde belirleyici bir yere sahip. Wittgenstein burada, ‘Tractatus’taki görüşlerini eleştirel bir bakışla ele alıyor.

Saffet Murat Tura – Histerik Bilinç (2007)

  • HİSTERİK BİLİNÇ, Saffet Murat Tura, Metis Yayınları, psikanaliz, 238 sayfa

Saffet Murat Tura, ‘Histerik Bilinç’te, bilinç araştırmaları alanına yoğunlaşıyor. Tura çalışmasına şu temel sorularla başlıyor: “Hepimiz atomlardan oluşmuş maddi cisimler olduğumuz halde neden iç dünyamız, iç yaşantılarımız, bir ‘fenomenal bilincimiz’ var? Neden ‘içi karanlık’ biyolojik otomatlar değiliz?” Tura, bu sorunun cevabını ararken, bu soruları bilimsel olarak düşünülüp tartışılabilir sorunsallara dönüştürmeyi amaçlıyor. Tura’nın bunun yapılmasıyla amaçladığı şeyse, histerinin, bilincin gizemini açıklamada önemli bir görev üstleneceği inancı oluyor. Buradaki bilinçle kastedilenin, bilimsel bir bilinç kavramından çok, bilincin fenomenal yapısının, yani ‘fenomenal bilinç’ olduğunu belirtmekte fayda var. Tezini felsefe, psikiyatri, psikanaliz, psikoloji, nöroloji, sinirbilim, fizyoloji ve biyoloji üzerinden açıklayan Tura, klinik vakalardan da yararlanıyor.

Jacques Rancière – Tarihin Adları (2011)

  • TARİHİN ADLARI, Jacques Rancière, çeviren: Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, felsefe, 139 sayfa

‘Tarihin Adları’, tarih söyleminin siyasi, bilimsel ve edebi durumuna ilişkin bir deneme olarak düşünülebilir. Jacques Rancière’in, bir seminere sunulmak üzere hazırladığı deneme, tarih araştırması ve tarih yazmanın politikasını konu alıyor; tarihçilerin ortak araştırma nesnesi saydıkları “tarihi” nasıl kavramsallaştırdıklarına, bu “tarih” üzerine nasıl konuşup yazdıklarına ve bu konuda yazarken siyasi anlam taşıyan birtakım yöntemlerle bu “tarihi” nasıl fiilen kurduklarına odaklanıyor. Rancière bunu yaparken de, Jules Michelet, Fernand Braudel ve Annales Okulu mensupları ile E. P. Thompson gibi tarihçilerin tekniklerini, siyaset ve bilim felsefeleri açısından inceliyor ve tarihçiliğin dil ve edebiyatla ilişkisini irdeliyor. Kitap bilhassa, tarihyazımı ve tarih felsefesiyle ilgilenenler için iyi bir kaynak.

Paul Ricoeur – Yoruma Dair / Freud ve Felsefe (2007)

  • YORUMA DAİR – FREUD VE FELSEFE, Paul Ricoeur, çeviren: Necmiye Alpay, Metis Yayınları, felsefe, 494 sayfa

‘Yoruma Dair’ Freudcu yorumlama tarzı üzerine yoğunlaşan bir kitap. Çağımızın önemli filozoflarından olan Ricoeur de tıpkı Freud gibi simgeler ve yorumlara ilgi duyuyor. Ricoeur bu kitabında, yorumlamanın psikanalizde ne anlama geldiğini, bu yorumun insanın “kendiliği” ile ilgili yeni bir anlayışa varıp varamayacağını, kültürün Freudcu yorumunun temel öneminin ne olduğunu ve Freud psikanalizindeki yorumun diğer yorumları dışlayıp dışlamadığını ele alıyor. Kendilik, adalet, sevgi, ahlak, bilgi, zaman, dil ve inanç, Ricoeur’ün tartıştığı başlıca konular.

Gioconda Belli – Tenimdeki Ülke Nikaragua (2007)

  • TENİMDEKİ ÜLKE NİKARAGUA, Gioconda Belli, çeviren: Beril Eyüboğlu, Metis Yayınları, anı, 410 sayfa

‘Portakal Ağacında Oturan Kadın’ ve ‘Seni Sevebilmek Nikaragua’, Gioconda Belli’nin daha önce Türkçe’ye çevrilmiş kitapları. Yazarın ‘Aşk ve Savaş Anıları’ alt başlıklı bu kitabıysa, kırk beş yıllık diktatörlüğü yıkan 1979’daki Nikaragua devrimine dair anılarından oluşuyor. Varlıklı bir ailenin kızı olan şair Belli, ülkesindeki adaletsizliğe isyan ederek, Nikaragua’da on iki yıl sürecek devrimi sağlayacak olan Sandinistlere katılmıştı. Yazdığı şiirlerle ödüller kazanmış ve daha önce yayımlanmış romanları da bulunan Belli’nin bu kitabı, kendisinin Nikaragua’nın o dönemlerinde yaşadığı olayları ve tabi aynı zamanda aşklarını, okuyucuyla paylaşıyor.

Evelyn Fox Keller – Toplumsal Cinsiyet ve Bilim Üzerine Düşünceler (2007)

  • TOPLUMSAL CİNSİYET VE BİLİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER, Evelyn Fox Keller, çeviren: Ferit Burak Aydar, Metis Yayınları, inceleme, 227 sayfa

Bilim kadını Evelyn Fox Keller, aynı zamanda tanınan bir feminist de. Keller’in bu kitabı, “bilimin temel direği sayılan nesnellik ve akıl neden erkeklere mal edilir de, kadınlara öznellik ve duygusallık yakıştırılır?” sorusuyla başlıyor. Keller bundan hareketle, asıl meselenin, cinsiyetlendirilmiş bilim anlayışı olduğunu vurguluyor. Bilime hakim olan ideolojinin dışarıdan değil, içeriden, bu tartışmaları yürüten insanlarca değiştirileceğini vurgulayan yazar, bilimin erkek işi olarak görülmesine karşı çıkarak, genetik alanında yaptığı çalışmalarla tarihe geçmiş biyolog Barbara McClintock’un hayat hikâyesini anlatıyor.

Murathan Mungan – Stüdyo Kayıtları (2011)

  • STÜDYO KAYITLARI, Murathan Mungan, Metis Yayınları, deneme, 285 sayfa

Murathan Mungan’ın denemelerinden oluşan ‘Stüdyo Kayıtları’, yazarın daha önce yayımladığı aynı türdeki kitaplarından farklı özelliklere sahip. Daha kişisel bir tonla kaleme alınan denemelerde, Mungan’ın yazdığı şiir, öykü ve oyunlara ilişkin kimi ipuçları yer alıyor. Kitabı için “Yazı’mın kendimce ışıklandırabildiğim art alanlarını okura açmak, ön çalışma ve tasarımlara ilişkin bazı fazladan bilgileri onunla paylaşmak, bu vesileyle de kendi üstüme yüksek sesle düşünme isteği denebilir en fazla.” diyen Mungan, yazı atölyesini ve mutfağını okurlarına açıyor; yazı konusundaki hassasiyetlerini, ölçülerini ve meraklarını kaleme getiriyor.

David Constantine – Başka Bir Ülkede (2007)

  • BAŞKA BİR ÜLKEDE, David Constantine, çeviren: İnci Ötügen, Metis Yayınları, öykü, 212 sayfa

David Constantine’in ‘Başka Bir Ülkede’si, yayımlandığı 2005 yılında, Independent ve Guardian gazeteleri tarafından yılın en iyi kitapları arasında gösterilmişti. İngiltere’de daha çok şiirleri ve Goethe, Hölderlin gibi klasik Alman şairlerinden yaptığı çevirilerle tanınan Constantine’in, roman, kuram gibi farklı alanlarda, hem de ödül kazanmış eserleri bulunuyor. Yazarın ilk öykü kitabı olan ‘Başka Bir Ülkede’, on dört öyküden oluşuyor. Bazı öyküler, biraz da Constantine’in şairliğinden kaynaklı olarak şiirsel özellikler gösteriyor. Bunun yanında, anlatıcıların çoğunlukla öykü kişilerinden olması, kitabı gerçekçi kılan başlıca unsurlardan. Önerilir.

Ranajit Guha – Dünya Tarihinin Sınırında Tarih (2006)

  • DÜNYA-TARİHİNİN SINIRINDA TARİH, Ranajit Guha, çeviren: Erkal Ünal, Metis Yayınları, tarih, 139 sayfa

Ranajit Guha’nın ‘Dünya-Tarihinin Sınırında Tarih’ isimli bu kitabı, Avrupamerkezci tarih felsefesi yaklaşımını eleştirerek, tarihyazımını yeniden etkilemiş ve yakın zamanların klasikleri arasına girmiş bir çalışma. Hintli tarihçi Guha, bilindiği gibi, sömürgecilik sonrası tarihyazımını besleyen en önemli akımlardan biri denebilecek Madun Araştırmaları’nın (Subaltern Studies) kurucu isimlerinden. Madun Araştırmaları, Batı tarihçiliğinin bazı halkları yok saydığını ve olabildiğince emperyalist özellikler taşıdığını deşifre eden önemli akımlardan biri. Bu akımın öncüsü Guha’nın açtığı yolun bu anlamdaki önemi, kendisinin eserini daha da değerli kılıyor diyebiliriz.