Andy Merrifield – John Berger (2021)

John Berger’ın geniş alana yayılan çalışmaları ile kendisini etkileyen fikirler ve kişiler hakkında kaçırılmayacak bir çalışma.

Andy Merrifield, bu sıra dışı ismin dünyasını ve mirasını çok yönlü bir bakışla izliyor.

Bağımsız, sıra dışı ve her türden sınıra karşı duruşuyla tanınan İngiliz deneme yazarı, roman yazarı ve sanat eleştirmeni John Berger (1926-2017) hem ana akım hem de alternatif kültürde ilham verici bir etki yarattı.

Çığır açan sanat eleştirisi kitabı ‘Görme Biçimleri’, Batı kültürel estetiğinin ve imgelerinin incelenmesinin yeni ve radikal bir yorumunu sunan dört bölümlük bir BBC televizyon dizisinden kitaplaştırılmıştır.

Aynı yıl Berger, deneysel romanı ‘G.’ ile sınırları zorlamış, ününü genişletmiş ve kurgu dalında Booker Ödülü’ne layık görülmüştü.

Merrifield, Berger’ın Fransız Savoy kırsalındaki çalışmalarını ve yaşam biçimini konu aldığı bu incelemesinde, Berger’ın sanatçı kişiliğine ve gündelik yaşamına ışık tutuyor.

Berger, gerçekliği romantik Rousseau gibi ele alırken aynı zamanda şeylere Spinoza kadar eleştirel ve rasyonel dikkatle yaklaşan titiz bir realisttir de.

Merrifield’ın Berger biyografisi; onun sanatla, edebiyatla ve siyasetle ilişkisini bir potada eriterek, yirminci yüzyılın sanatsal ve kültürel atmosferi üzerine çalışan araştırmacılar ve bu konunun meraklıları için tam bir başvuru eseri ortaya koyuyor.

  • Künye: Andy Merrifield – John Berger, çeviren: Mehmet Gündoğdu, Runik Kitap, biyografi, 215 sayfa, 2021

Richard J. Evans – Hitler Komploları (2021)

Komplolar bugün yeniden revaçta.

Hitler ve Nazilerle ilgili en çok tartışılan beş iddiayı araştıran ‘Hitler Komploları’, komplo teorisyenlerinin düşünme biçimini de aydınlatıyor.

Tarihte hiçbir şeyin tesadüfen gerçekleşmediği, hiçbir şeyin ilk bakışta göründüğü gibi olmadığı, olan her şeyin de perde arkasında bir şeyleri maniple eden kötü niyetli insan gruplarının çevirdiği gizli entrikaların sonucu olduğu fikri tarihin kendisi kadar eskidir.

Fakat pek çok insan komplo teorilerinin yirmi birinci yüzyılda daha da popülerlik ve yaygınlık kazandığına, internetin ve sosyal medyanın yükselişinden güç aldığına, gazete editörleri ve kitap yayıncıları gibi geleneksel kanaat bekçilerinin eski önemlerini kaybetmesiyle bir şeyler öğrenmek isteyen insanlar nezdinde komplo teorisyenlerinin etkinlik kazandıklarına, neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkındaki –çarpık “alternatif gerçek” kavramında ifadesini bulan– belirsizlik tarafından teşvik edildiğine inanıyor.

Bu kitap, Hitler ve Nazilerle ilgili çokça tartışılan beş iddiayı ele alıyor:

  • Yahudilerin Siyon Liderlerinin Protokolleri’nde özetlendiği gibi medeniyeti baltalamak için komplo kurmaları,
  • Alman ordusunun 1918’de sosyalistler ve Yahudiler tarafından “arkadan bıçaklanması”,
  • Nazilerin iktidarı ele geçirmek için Reichstag’ı yakması,
  • Rudolf Hess’in 1941’de İngiltere’ye uçuşunun Hitler tarafından onaylanması ve beraberinde barış önerileri taşıması,
  • Ve Hitler’in 1945’te sığınaktan çıkıp Güney Amerika’ya kaçması.

Yakın dönem Alman tarihi üzerine çok sayıda kitabı bulunan Evans, hakikat sonrası (post-truth) çağı için hayati önem taşıyan bu tarih kitabında, Adolf Hitler ve Nazileri çevreleyen komplo teorilerini bütün ayrıntılarıyla ele almasının yanında diğer komplo teorilerinin de bazı şaşırtıcı ortak özelliklerini ve komplo teorisyenlerinin düşünme biçimini de bizimle paylaşıyor.

  • Künye: Richard J. Evans – Hitler Komploları, çeviren: Ali Karatay, Runik Kitap, tarih, 305 sayfa, 2021

Kirk Curnutt – William Faulkner (2021)

Amerikan edebiyatının devlerinden William Faulkner’ın dünyasına inmek için harika bir fırsat.

Kirk Curnutt, bu Güneyli büyük yazarın kişisel hayatından Nobel Edebiyat Ödülü alışına uzanan macerasını adım adım izliyor.

Faulkner, deneysel tarzıyla çağının geleneksel anlatı tekniklerine savaş açan, çağdaş Amerikan edebiyatının en önemli roman yazarlarından ve modernistlerindendir.

Dördüncü ve belki de en ünlü romanı ‘Ses ve Öfke’yi 1929’da yayımlamasının ardından ‘Döşeğimde Ölürken’, ‘Tapınak’, ‘Ağustos Işığı’ ve ‘Abşalom, Abşalom’ gibi şaheserler kaleme alan Faulkner, sıra dışı tarzıyla bazı eleştirmenleri neşelendirirken bazılarının çileden çıkmasına sebep oluyordu.

Memleketi Oxford’u, Mississippi’yi eserlerinde yeniden işliyor; Yoknapawatpha County adıyla kurgusal dünyasına dâhil ettiği ve içerisinde merhamet ile şerefin modern dünyanın şiddetine, hırsına ve doymazlığına karşı savaştığı bir mekân haline getiriyordu.

Nihayetinde Nobel Ödülü’nü kazansa da Faulkner’ın yaşamı ne kolay geçmişti ne de kaygısız.

Daima ekonomik sorunları vardı, desteklemekle yükümlü olduğu geniş bir aile söz konusuydu, evliliği konusunda ikircikliydi ve alkolizmden mustaripti.

“Bu ülkede insanın kendisini gazetecilerden koruyamaması ne fena… İsveç bana bir Nobel, Fransa da Légion d’honneur verdi. Kendi vatanımın benim için yaptığı tek şeyse onca karşı koymama, onca ricama rağmen özel hayatıma saldırmak oldu.”

Yazara göre biyografik arka plan, sanatın en az ilgi çekici olan yönüydü.

Yine iddia ettiği gibi, önemli olan, yaratıcısı değil, işin kendisiydi:

“Bana kalırsa birinin düşünüp ümit ettiği, deneyip başaramadığı şeyler kâfi gelmiyorsa, [yazarın] sanatçı kimliğinin dışında tecrübe ettikleriyle, yaptıklarıyla ya da çektiği dertlerle açıklanıp mazur gösterilmesi icap ediyorsa hem o hem de onu değerlendiren kişi başarısız olmuş demektir.”

Kirk Curnutt, Faulkner’ın uyarılarını göz önünde bulundurarak kaleme aldığı bu incelikli biyografide, Faulkner’ın saydığımız haricî koşulları dengeleme çabasına gerektiği ölçüde yer veriyor ve aynı zamanda edebi kariyerini nasıl büyük bir kararlılıkla sürdürmeye çalıştığını bizzat yazarın eserlerinden ve bu eserlerin kaleme alınış süreçlerinden beslenerek inceliyor.

  • Künye: Kirk Curnutt – William Faulkner, çeviren: Sultan Şahin Erinç, Runik Kitap, biyografi, 219 sayfa, 2021

Christian Geulen – Irkçılığın Tarihi (2021)

Irkçılık nasıl ortaya çıktı ve zaman içinde nasıl dönüştü?

Christian Geulen, antik çağlardan bugüne ırkçı ideolojilerin ve uygulamaların tarihine genel bir bakış sunuyor.

Burada anlatılan ırkçılığın dönüşümüne ilişkin tarih, tamamlanmış olmaktan ne yazık ki çok uzaktır.

Özellikle popülizmin uluslararası yükselişi, bir zamanlar ırk kavramıyla işleyen düşünce biçimlerinin dönüşümünde yeni bir adıma tanıklık ediyor.

Irkçılığın ne olduğunu ve nasıl ayırt edilebileceğini bildiğimizi düşünsek de, ırkçılık olgusuna dair algımızda bir belirsizlik olduğu açıktır.

Irkçılığı, insan eşitsizliğinin sabit oluşu ve özü olarak görüyoruz.

Dünya görüşüne olan etkisini fark etmediğimizden, onun işleyişini çok fazla tanımlamadığımızı gözden kaçırıyoruz.

Ayrıca ırkçılığın, tarihe ve medeniyete en başından beri eşlik ettiğini ve sonsuza kadar yok olmayacağını düşündüğümüzden onu irdeleme gereksinimi hissetmiyoruz.

Irkçılığın yalnızca bilimsel aydınlanma ile çürütülebilecek yalanlara dayandığını kabul ediyoruz.

Fakat onu açıklarken sıklıkla bilime de göndermeler yapıldığını göz ardı ediyoruz. Geulen’in ‘Irkçılığın Tarihi’ adlı bu yapıtı, farklı bakış açıları sunarak bu düşüncelerden uzaklaşmayı amaçlıyor.

Geulen; antik çağlardan bugüne ırkçı ideolojilerin ve uygulamaların tarihine genel bir bakış sunuyor.

Daha antik dönemde ve Orta Çağ’da bile belirli gruplar, içlerinde yaşadıkları toplumlardan soyutlanmış ve dışlanmıştı.

Bununla birlikte ırkçılığın tutarlı bir tarihinin yazılması, “ırk” terimin ortaya çıkışı ve 15. yüzyıl sonlarından itibaren bazı toplumlarda uygulamaya konmasının anlaşılmasıyla mümkün olabilir.

Avrupa’nın bilhassa köle ticareti ve emperyalist genişlemesiyle birlikte 19. ve 20. yüzyıllardaki totaliter yönetim biçimleri bağlamında sürekli gelişen ve yeni veçheler kazanan ırkçılığın tam olarak ortadan kaldırılamayacağını bilsek de onun tarih boyunca geçirdiği dönüşümleri anlamak, ırkçılığa karşı mücadelede önemli bir yer tutuyor.

  • Künye: Christian Geulen – Irkçılığın Tarihi, çeviren: Simin Şahin, Runik Kitap, trih, 120 sayfa, 2021

Klaus Kornwachs – Teknoloji Felsefesine Giriş (2021)

Teknoloji felsefesinin temel akımları üzerine usta işi bir çalışma.

Klaus Kornwachs, antik çağdan günümüze uzanarak teknoloji felsefesi alanında yürütülen tartışmaların sağlam bir özetini sunuyor.

Martin Heidegger, kısa ve öz biçimde, teknolojinin ürkütücülüğünün “çalışmasından” kaynaklandığını ifade etmişti.

Teknolojiyi çoğu zaman bilinçsizce tecrübe ederiz çünkü neredeyse görünmezdir ve durmadığı sürece dikkatimizi çekmez.

Biz onu fen bilimlerinin ve medeniyetin bir kazanımı olarak görürüz ve sorularımızı ancak artık teknolojinin işlemediği veya işlemeyeceği durumlarda sorarız.

Bu süreçte, çoğu zaman teknolojinin nasıl ve neden çalıştığını, kimin onu icat ettiğini, kimin onunla ne gibi bir amaç güttüğünü ve ne gibi çıkarlar gözettiğini bilmediğimizi fark ederiz.

Teknolojiyi takip ederken oluşan şaşkınlığa, karmaşık duygular eşlik eder.

Bu çalışma ise, antik dönemden, yeni çağın ve sanayileşmenin başlangıcından itibaren gelişen iki atılımdan başlayarak Arnold Gehlen, Günther Anders ve Hans Jonas’ın antropolojik ve eleştirel yorumlarına kadar süregelen teknoloji felsefesinin temel akımları ile ilgili bütünlüklü bir bilgi sunuyor.

Ayrıca çağdaş mühendisin ve teknisyenin kim oldukları, otomatikleşme süreci ve teknik çözümlerin sunuluşu da sorgulanan konular arasında yer alıyor.

  • Künye: Klaus Kornwachs – Teknoloji Felsefesine Giriş, çeviren: Sergül Vural Kara, Runik Kitap, felsefe, 132 sayfa, 2021

Ingrid Gilcher-Holtey – 68 Hareketi (2021)

68 Hareketi üzerine kısa ve öz bir çalışma arayanlara, bu kitabı tavsiye ediyoruz.

Ingrid Gilcher-Holtey, 68’in Almanya, Batı Avrupa ve Amerika’daki yükselişini, hedeflerini ve faaliyetlerini izliyor.

Sokakları hıncahınç dolduran kalabalıklar, yeri göğü inleten sloganlar ve sokaklardaki neredeyse her duvarı dolduran yazılar…

Berkeley, Berlin, Roma, Paris ve daha nice şehirler…

Bu çalışma da, dünyanın dengesini sarsan ve “farklı” bir topluma ulaşmak amacıyla 68 Hareketi kapsamında gerçekleştirilen eylemlerin ve dile getirilen düşüncelerin etkileri ve tarihsel rolleri hakkındaki tartışmaya önemli katkıda bulunuyor.

Batı demokrasilerinin kurumsal sisteminin sahip olduğu istikrar, 68 Hareketinin meydan okumasını savuştursa da Federal Almanya Cumhuriyeti, Fransa, İtalya ve ABD’de temsili demokrasi çetin bir sınavdan geçmek zorunda kaldı ve Eski Sol ile birlikte ama ondan ayrı bir Yeni Sol siyaset sahnesine çıktı.

68 Hareketi; yöneldiği “devrimci” siyasî hedefe ulaşmayı başaramasa da doğrudan demokratik katılım haklarında ısrarcı olarak katılım fırsatlarının genişletilmesi ve hem bilinç hem de ihtiyaç yapılarını değiştirmek suretiyle yaşam tarzında ciddi dönüşümlere zemin hazırlaması bakımından dünya siyasetini geri dönülmesi mümkün olmayan yeni bir patikaya yöneltti.

Hem dünya siyasetinde meydana gelen önemli olayları hem de şehirlerde filizlenen ve geliştirilen protesto eylemlerini karşılaştırarak ele alan Gilcher-Holtey, olayların zirvesine ulaştığı kritik “an”lara kadarki gelişmeleri kronolojik olarak okuyucuların dikkatine sunarak 68 Hareketinin bütüncül bir analizinizi yapıyor.

  • Künye: Ingrid Gilcher-Holtey – 68 Hareketi: Almanya, Batı Avrupa, ABD, çeviren: Muhsin Bulut, Runik Kitap, tarih, 133 sayfa, 2021

Mike O’Mahony – Sergey Ayzenştayn (2021)

Sinemanın kurucularından biri olan Sergey Ayzenştayn üzerine zengin bir biyografi.

Mike O’Mahony, geniş bir arşivden yararlanarak Ayzenştayn’ın hayatını, bilhassa yaşadığı dönemi derinlemesine analiz ederek anlatıyor.

Şöhreti, kendi ülkesi Sovyetler Birliği’nden önce Batı ülkelerine yayılmış; Hitchcock, Godard, Fellini ve Scorsese gibi sinemanın dâhilerini derinden etkilemiş Sergey Ayzenştayn, sinemanın kurucularından biri olarak kabul edilir.

O’Mahony, kaleme aldığı bu ayrıntılı biyografide Ayzenştayn’ın hem yayımlanmış hem de henüz yayımlanmamış yazılarından oluşan geniş bir arşivden yararlanıyor ve onun hayat hikâyesini, Sovyetler Birliği’ndeki komünist rejimin ilk otuz yılının sosyo-politik bağlamında anlatıyor.

O’Mahony bunun yanı sıra Potemkin Zırhlısı, Ekim ve Aleksandr Nevskiy dâhil olmak üzere en etkili filmlerini, tamamlanmamış film projelerini, öncü teori ve yöntemlerini ve çok sayıda yazı ve çizim arşivini de yakından inceliyor.

Modern film yapımına dair etkili ve zengin bir bakış açısı sunan Ayzenştayn’ın bu biyografisi, sinema tarihi çalışanlar ve sinemaseverler için bir başucu eseri olmaya aday.

  • Künye: Mike O’Mahony – Sergey Ayzenştayn, çeviren: Sinan Odabaşı, Runik Kitap, biyografi, 205 sayfa, 2021

Damian Flanagan – Yukio Mişima (2021)

Büyük yazar Yukio Mişima’nın hiçbir kalıba sığdırılamayacak, çelişkilerle dolu yaşamı üzerine çok iyi bir inceleme.

Damian Flanagan, Mişima’nın kişisel, edebi ve siyasi serüvenini adım adım izliyor.

Günümüzde de Japonya’nın en tartışmalı edebi figürlerinden biri kabul edilen Mişima, yirminci yüzyılın uluslararası alanda en çok tanınan yazarlarından biriydi; olağanüstü yetenekli, göz kamaştırıcı derecede üretken ve Nobel Ödülü için önemli bir adaydı.

Fakat ne olduysa, 1970 yılında önce darbe girişiminde büyük rol oynaması sonra da harakiri yapmasıyla tüm dünyayı şoke etti.

Flanagan, bu ilgi çekici yaşama dair eldeki analizinde, Mişima’nın klişeleşmiş sağcı milliyetçi ve estetikçi tasvirinden uzaklaşıp yazarı, hayatının ve eserlerinin merkezine koyduğu zamana takıntılı bir adam olarak ele alıyor.

Flanagan, bir yandan yazarın anılarında sıkça karşılaşılan kafa karıştırıcı detayları çözümlemeye çalışırken diğer yandan da sanatsal kişiliğini yönetme ve dönüştürme evriminin izini sürüyor.

1950’lerde vücut geliştirmeye başlayıp bir model ile oyuncuya dönüşmesine rağmen, yazmaya devam ettiği eserlerinde çağdaş siyasi skandalların temalarını benimseyen, öğrenci protestolarına katılan ve hippi alt kültüründen etkilenen yazarın, sıklıkla sadece bir protesto figürü gibi algılansa da savaş sonrası kültüre nasıl ayak uydurduğunu ortaya koyuyor.

En büyük kâbusu, Japonya’nın köklerinden ve monarşi düzeninden uzaklaşmasıyken tüm benliğiyle modern dünyanın bir esiri hâline gelen Mişima’nın çalkantılı hayatına ve bunun eserlerine nasıl yansıdığına, yakından bakıyoruz.

  • Künye: Damian Flanagan – Yukio Mişima, çeviren: Tünde Ecem Kutlu, Runik Kitap, biyografi, 239 sayfa, 2021

Hans-Joachim Blome ve Harald Zaun – Büyük Patlama (2021)

Saniyenin milyarda biri kadar kısa sürede, sonsuz küçüklükte şiddetli bir patlama gerçekleşti.

Hans-Joachim Blome ve Harald Zaun, Büyük Patlama’ya (Big Bang) dair merak edilen her şeyi açıklıyor.

Bundan 15 milyar yıl önce, uzayın derinliklerinde akıl almayacak derecede yüksek bir enerji ve ısı yoğunluğuna sahip, şiddetli bir “patlama” olarak betimlenen Büyük Patlama gerçekleşti.

Bunun sonucunda oluşan yapılar, günümüzde gaz ve toz bulutları, galaksiler ve galaksi kümeleri şeklinde görülebiliyor.

Bunlar evrende ortaya çıkmış ve çıkacak her şeyin kökeninin, Büyük Patlama’ya dayandığına yönelik fiziki kanıtlar sunuyor.

Büyük Patlama Teorisi’nde zayıflıklar ve belirsizlikler olsa da, bu teori hâlâ evrenin oluşumuna ilişkin en iyi açıklama sayılıyor.

Bu kitapta iki uzman yazar, astrofizikçi Hans-Joachim Blome ve bilim gazetecisi Harald Zaun, teorinin en önemli ayrıntılarıyla birlikte halen cevaplanamamış sorulara yönelik bilgiler de sunarak bunların dünyaya ve evrene bakışımız üzerindeki etkilerini açıklıyor.

Künye: Hans-Joachim Blome ve Harald Zaun – Büyük Patlama: Evrenin Başlangıcı ve Geleceği, çeviren: Necip Cihan Akün, Runik Kitap, bilim, 126 sayfa, 2021

Timothy McDermott –Aquinas’ı Nasıl Okumalıyız? (2021)

Ortaçağ devi, başlı başına bir ekol olmuş Thomas Aquinas üzerine derinlemesine bir okuma.

Timothy McDermott, Aquinas’ın bütün felsefe tarihini kuşatmış güçlü örüntülerini ortaya koyuyor.

Çalışmasında, Platon’la Aristoteles’e, Stoalılara, Augustinus’a; sonra Descartes’a, Darwin’e, Einstein’a ve başka yeni düşüncelere pek çok gönderme yapan McDermott, böylece Aquinas düşüncesinin derin felsefi izlerini gözler önüne seriyor.

‘Aquinas’ı Nasıl Okumalıyız?’, Aquinas’ın düşüncesi ve mirası üzerine usta işi bir inceleme.

  • Künye: Timothy McDermott –Aquinas’ı Nasıl Okumalıyız?, çeviren: Enes Bilgin, Runik Kitap, 118 sayfa, 2021