Philippe Blasband – Irina Poignet (2012

  • IRINA POIGNET, Philippe Blasband, çeviren: Mesut Tufan, Sel Yayıncılık, roman, 119 sayfa

 

Philippe Blasband, ilgi çekici romanı ‘Irine Poignet’te, dul bir kadının toplumun değerleriyle hesaplaşmasını hikâye ediyor. Kısa bir süre önce dul kalan Maguy, torununun hastalığı nedeniyle hepten yıkılır. Maguy, bu zor durumdan kurtulabilmek için çalışmak, daha fazla para kazanmak zorundadır. Kadın bunun için de, toplumun “bataklık” olarak tanımladığı bir hayat yaşamaya başlar. Fakat bu “bataklık”, Maguy’in toplumun ikiyüzlülüklerini daha iyi görebilmesi için büyük bir fırsat sunacaktır. Dul kadın, kişinin niyetine bağlı olarak “bataklıkların” normal hayattan çok daha temiz ilişkiler barındırabileceğini görecektir.

Sherry Wolf – Cinsellik ve Sosyalizm (2012)

  • CİNSELLİK VE SOSYALİZM, Sherry Wolf, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Sel Yayıncılık, siyaset, 284 sayfa

 

Sherry Wolf ‘Cinsellik ve Sosyalizm’de, lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) özgürleşmesinin tarihini, politikasını ve teorisini irdeliyor. Tarihsel, politik ve teorik cinsel baskı ve cinsiyet baskısı sorularını incelemede LGBT özgürleşmesinin nasıl örgütlenebileceğini Marksist bakış açısından faydalanarak irdeleyen Wolf, modern toplumdaki homofobik ve cinsiyetçi ayrımları, egemen sınıfların çıkarlarının yansımaları olarak saptıyor. Kitapta, LGBT’ler üzerindeki baskının kökenleri, gey kimliğinin doğuşu, Marksizmin eşcinselliğe dair tutumu ve postmodern süreçte kimlik politikalarında yaşanan dönüşüm gibi konular yer alıyor.

Paul Connerton – Modernite Nasıl Unutturur (2012)

  • MODERNİTE NASIL UNUTTURUR, Paul Connerton, çeviren: Kübra Kelebekoğlu, Sel Yayıncılık, sosyoloji, 154 sayfa

 

Paul Connerton ‘Toplumlar Nasıl Anımsar’da, geçmişin imgelerinin ve anımsama bilgisinin, toplumun törensel ugulamaları kanalıyla nasıl aktarılıp sürdürüldüğüne odaklanmıştı. Şimdi de, modernitenin unutkanlık biçimlerini irdeleyen Connerton, modern hayatla, yani toplumsal yaşamın yerellikten ayrılmasıyla beraber, hatırlama üzerinde önemli bir etkisi olan mekân belleğinin zaafiyete uğradığını söylüyor. Yazara göre, günümüzün akıllara durgunluk veren hızı, ucu bucağı görünmeyen megakentler ve daha kısa bir ömre sahip kent mimarisi gibi sorunlar, ortak anılara ve dolayısıyla hatırlamaya dayalı bir hayatı imkânsız kılıyor.

Görünmez Komite – Yaklaşan İsyan (2012)

  • YAKLAŞAN İSYAN, Görünmez Komite, çeviren: R. Işık Güngör, Sel Yayınları, siyaset, 120 sayfa

 

‘Yaklaşan İsyan’, ekonominin içinde bulunduğu çıkmazları ortaya koyuyor, devrimin neden ertelenemeyeceğini açık bir şekilde anlatarak daha iyi bir gelecek için radikal önerilerde bulunuyor. “Ekonominin krizde olmadığını, ekonominin kendisinin bir kriz olduğunu artık görmemiz gerek…” diyen yazarlar, medeniyetin yaşadığı büyük krizi benlik, sosyal ilişkiler, iş ve çalışma, ekonomi, kent, çevre ve medeniyet gibi başlıklar üzerinden inceliyor. Fransa İçişleri Bakanı’nın “terörizmin el kitabı” olarak tanımlayacak kadar ürktüğü bu devrimci metin, yayımlandıktan kısa bir süre sonra tüm Avrupa dillerine de çevrilmişti.

Mario Giordano – Deney (2012)

1972’de Stanford Üniversitesi’nde yapılan Zimbardo Deneyi, bir cezaevi simülasyonuna dayanıyordu.

Adını, yürütücüsü Philip G. Zimbardo’dan alan bu sosyal psikoloji deneyine katılan öğrenciler, gardiyan ve tutuklu olarak iki gruba ayrılmıştı.

Okulun, bir hapishaneye çevrilmiş bodrum katına yeleştirilen öğrencilerin, kendilerine verilen rolleri çabucak kabullenmeleri oldukça şaşırtıcıydı.

İşte Mario Giordano, Zimbardo deneyinden esinlenerek bu romanı kaleme almış.

İki kez sinemaya da uyarlanmış roman, insanın otorite ve güç ile ilişkisini, insanların içinde bulundukları koşulların onları nasıl belirlediğini irdeliyor.

  • Künye: Mario Giordano – Deney, çeviren: Regaip Minareci, Sel Yayıncılık, roman, 294 sayfa

Robert Muchembled – Orgazmın Tarihi (2011)

  • ORGAZMIN TARİHİ, Robert Muchembled, çeviren: İsmail Yerguz, Sel Yayıncılık, inceleme, 382 sayfa
 
Robert Muchembled ‘Orgazmın Tarihi’nde, insanın en mahrem alanlarından olan beden zevkinin öyküsünü, 16. yüzyıldan günümüze uzanarak veriyor. Şehevi arzuların yüceltilmesinin, Avrupa’nın özgünlüğünün temelini oluşturduğunu söyleyen Muchembled, cinselliğin, 16. yüzyıldan 1960’lı yıllara kadar süren baskılar karşısında kendini sürekli uyarladığını belirtiyor. Yazar, batının cinsel zevke beş yüzyıldan beri yaklaşımının belirgin özelliklerini; Katoliklerin ve Protestanların ahlaksal baskısıyla cinselliğin cendereye alınışını ve 1960’lı yıllarda eski bağnaz modelin ABD’de kalıcı hale gelip hazcılığın Avrupa’da zaferini ilan edişini anlatıyor.

William S. Burroughs – Benim Eğitimim (2011)

  • BENİM EĞİTİMİM, William S. Burroughs, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Sel Yayıncılık, roman, 190 sayfa

 

Beat kuşağının en önemli temsilcilerinden William S. Burroghs, ‘Benim Eğitimim’ isimli elimizdeki romanında, düşlerinin, rüyalarının ve bilinçaltının izini sürüyor. Düşleri aracılığıyla, gerçek kabul edilen hayatı, alışkanlıkları ve kültürü tersyüz etmeye koyulan Burroughs, doğrudan, dürüst ve esprili üslubuyla, hayatla uzun soluklu bir kavgaya tutuşuyor. Bilinçaltının farklı duraklarına uğrayan kitap, Burroughs’un özgün tarzını yansıtan iyi örneklerden biri. Hayatın parodisi olarak tasarlanan bir düşler dünyasında geçen roman, aynı zamanda Burroughs’un yazarlık, resim, bilinç ve yaratıcılık konularındaki düşüncelerini de barındırıyor.

Hugh Stevens (yay. haz.) – Gey ve Lezbiyen Yazını (2011)

  • GEY VE LEZBİYEN YAZINI, yayına hazırlayan: Hugh Stevens, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Sel Yayınları, inceleme, 336 sayfa

 

İngiliz Dili alanında uzman bir isim olan Hugh Stevens’ın hazırladığı ve birçok yazarın katılımıyla ortaya çıkan ‘Gey ve Lezbiyen Yazını’, lezbiyen ve gey kültürü ile ilgili bir dizi temayı tartışıyor ve bu temaların edebi metinlerde nasıl ele alındığını gösteriyor. Konu hakkında rehber bir çalışma olarak düşünülebilecek kitapta yer alan bölümler, lezbiyen ve gey araştırmalarının içindeki ses ve yaklaşım çokluğunu olduğu kadar, günümüz queer hayatının farklılıklarını da yansıtıyor ve eşçinselliğe dair soruların sık sık politika ve kültürün diğer yönleriyle çakıştığını gösteriyor. Kitapta, eşcinsellik ve edebiyat; gey kurmacasında normallik ve queerlik; transgender kurmaca ve politika; günümüz lezbiyen ve gey kurmacasında geçmişle karşılaşmak; lezbiyen ve gey aşk şiiri ve AIDS edebiyatı gibi birçok konu irdeleniyor.

David Le Breton – Ten ve İz (2011)

Fransız antropolog ve sosyolog David Le Breton, araştırmalarını beden ve riskli tavırlar antropolojisi üstüne yoğunlaştırmış, ayrıca sessizlik ve yürüyüş gibi daha kişisel temalarla da ilgilenmiş.

Biz kendisini, Türkçe’ye daha önce kazandırılan ‘Yürümeye Övgü’ ve ‘Acının Antropolojisi’ adlı kitaplarıyla biliyoruz.

Le Breton, elimizdeki kitabı ‘Ten ve İz’de de, herhangi bir ruhsal rahatsızlık yaşamayan insanların kendilerine neden zarar verdiklerini araştırıyor.

İnsanın mantıklı ve rasyonel bir varlık olmayabileceğini söyleyen Le Breton, bedene bilinçli zarar vermenin, eski kabilelerden çağdaş toplumlara değin izlediği seyri anlatıyor.

  • Künye: David Le Breton –  Ten ve İz, çeviren: İsmail Yerguz, Sel Yayınları, psikoloji, 143 sayfa

Levent Tülek – Lumpen Sözlüğü (2007)

  • LUMPEN SÖZLÜĞÜ, Levent Tülek, Sel Yayıncılık, sözlük, 135 sayfa

 

Levent Tülek’in ‘Lumpen Sözlüğü’, yazınsal veya bilimsel bir tavırdan çok, eğlenceli-eleştirel bir tavır gözetilerek hazırlanmış. Bu nedenle bazı madde veya örneklerin, daha çok eğlence ve mizah yönleriyle öne çıktığını belirtmek lazım. Lumpen umutsuz, politikasız, geçmişsiz ve geleceksiz kişi veya kişiler anlamına geliyor. Günü yaşayan, köşeyi dönmek isteyen ve kırla kent arasına sıkışıp kalmış bu kitlenin kendine ait bir dili bulunuyor. Bu dil, özellikle iletişim araçlarının çoğalmasıyla, kendilerine yeni mecralar bulup yayıldı. İşte Tülek’in çalışması, aslında gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız bu lumpen dilin başat madde ve örneklerini sunmasıyla ilgiye değer.