Stephen Mitchell, Margaret Black — Freud ve Sonrası (2026)

 

Stephen A. Mitchell ve Margaret J. Black’ın bu çalışması, psikanalitik düşüncenin Freud’dan sonraki gelişimini tek tek kuramcıların görüşlerini sıralayarak değil, birbirleriyle tartışan ve birbirlerini dönüştüren kuramsal gelenekler üzerinden izliyor. Freud’un başlangıç noktası olarak seçilmesi, yalnızca psikanalizin kurucusu olmasıyla değil, çağdaş psikanalitik düşüncenin hâlâ onun kavramlarıyla hesaplaşarak gelişmesiyle açıklanıyor. ‘Freud ve Sonrası’ (‘Freud and Beyond’), Freud’un düşüncesini tarihsel bağlamı içinde ele alırken sonraki yaklaşımların hangi sorunlara cevap olarak ortaya çıktığını gösteriyor.

Kitabın ilk bölümleri Freud’un temel kuramını ve klinik anlayışını ortaya koyuyor. Bilinçdışı, çatışma, dürtü, savunma, aktarım ve çocukluk deneyimlerinin ruhsal yaşam üzerindeki etkisi gibi kavramlar, psikanalizin sonraki gelişimini belirleyen temel taşlar olarak ele alınıyor. Ancak Mitchell ve Black, Freud’un düşüncesini değişmez bir öğreti olarak sunmuyor. Tam tersine, Freud’un kendi çalışmalarında bile önemli dönüşümler bulunduğunu ve sonraki psikanalistlerin bu mirasın farklı yönlerini geliştirdiklerini vurguluyor.

Freud sonrasında ortaya çıkan ilk büyük ayrışmalardan biri, Carl Gustav Jung ve Alfred Adler gibi isimlerin Freud’un yaklaşımından kopmalarıyla belirginleşiyor. Ardından Anna Freud ve Melanie Klein üzerinden ego psikolojisi ile nesne ilişkileri kuramının gelişimi izleniyor. Özellikle Klein’ın bebeğin ilk ilişkilerini ve iç dünyasını merkeze alan yaklaşımı, psikanalitik dikkatin yalnızca dürtülerden kişilerarası ilişkilere doğru genişlemesinde önemli bir rol oynuyor. Donald Winnicott ve diğer nesne ilişkileri kuramcılarıyla birlikte anne-bebek ilişkisi, çevrenin rolü, gerçek ve sahte kendilik gibi meseleler daha da öne çıkıyor.

Kitabın önemli bir bölümü, Heinz Kohut’un kendilik psikolojisi ile Otto Kernberg’in yaklaşımını ele alıyor. Kohut, ruhsal yaşamı kendiliğin bütünlüğü ve sürekliliği açısından yeniden düşünürken; Kernberg kişilik örgütlenmesi, bölme ve sınırda kişilik yapılanması gibi konular üzerinde duruyor. Böylece psikanalitik kuram, yalnızca bastırılmış dürtülerin çözümlenmesine dayalı bir model olmaktan çıkıp kişinin kendilik duygusunu ve ilişkilerini nasıl kurduğunu açıklayan daha geniş bir çerçeveye kavuşuyor.

Mitchell ve Black, kişilerarası ve ilişkisel yaklaşımların yükselişini de bu tarihsel dönüşümün devamı olarak değerlendiriyor. Harry Stack Sullivan, Erich Fromm ve benzeri düşünürlerin katkıları üzerinden bireyin ruhsal dünyasının toplumsal ve kişilerarası ilişkilerden bağımsız düşünülemeyeceği gösteriliyor. İlişkisel psikanalizde ise analist ile analizanın birbirinden tamamen bağımsız iki konum olmadığı; terapötik ilişkinin kendisinin analitik çalışmanın önemli bir parçası olduğu fikri öne çıkıyor.

Kitabın ayırt edici yönlerinden biri, kuramsal farklılıkları yalnızca soyut kavramlarla açıklamaması. Yazarlar, farklı ekollerin aynı klinik duruma nasıl farklı biçimlerde yaklaşabileceğini örneklerle gösteriyor. Böylece örneğin bir hastanın kaygısı, aktarımı ya da ilişki sorunları Freudcu, Klein’cı, kendilik psikolojisine dayalı veya ilişkisel bir perspektiften nasıl farklı anlaşılabilir sorusunu somutlaştırıyorlar. Klinik örnekler, kuramlar arasındaki ayrımları görünür kılarken psikanalitik düşüncenin yaşayan ve değişen niteliğini de ortaya koyuyor.

Sonuçta ‘Freud ve Sonrası’, psikanalizi tek bir kurucunun etrafında donmuş bir öğreti olarak değil, Freud’un sorularından hareketle sürekli yeniden şekillenen çoğul bir düşünce alanı olarak sunuyor. Mitchell ve Black’ın temel amacı, farklı ekollerden hangisinin “doğru” olduğunu ilan etmekten çok, her yaklaşımın insan ruhsallığının hangi boyutlarını görünür kıldığını göstermek. Bu nedenle kitap, Freud’dan nesne ilişkilerine, kendilik psikolojisinden kişilerarası ve ilişkisel psikanalize uzanan çizgide modern psikanalitik düşüncenin nasıl genişlediğini anlamak için kapsamlı bir tarihsel ve klinik çerçeve sunuyor.

Stephen A. Mitchell, Margaret J. Black — Freud ve Sonrası: Modern Psikanalitik Düşüncenin Tarihi
Çeviren: Ayhan Eyrilmez • Okuyan Us Yayınları
Psikanaliz • 500 sayfa • 2026

Stephen A. Mitchell – Psikanalizde İlişkisel Kavramlar (2009)

Stephen A. Mitchell, birçok eseriyle psikanalitik teorilerin ve teorisyenlerin açıklığa kavuşmasını sağladı.

Mitchell elimizdeki çalışmasında, psikanaliz kuramı ve pratiğini, “seçici bütünleşme” yaklaşımıyla değerlendiriyor.

Mitchell’in “ilişkisel model” olarak adlandırdığı bu yaklaşım, psikanalitik çalışmaların odağını dürtülerden kişilerarası etkileşime kaydırıyor.

Freud’dan sonra psikanalitik kurama tutulan bir ışık niteliğindeki eserinde Mitchell, Harry S. Sullivan, Melanie Klein, D. W. Winnicott, Hans Loewald, Roy Schafer, Heinz  Kohut, Otto Kernberg, John Gedo ve Fred Pine gibi neo-Freudçu kuramcıları da kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

  • Künye: Stephen A. Mitchell – Psikanalizde İlişkisel Kavramlar, çeviren: Gülenbaht Algaç ve İrem Anlı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 341 sayfa

Stephen A. Mitchell ve Margaret J. Black – Freud ve Sonrası (2012)

  • FREUD VE SONRASI, Stephen A. Mitchell ve Margaret J. Black, çeviren: Ayhan Eğrilmez, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 312 sayfa

 FREUD

İki yazarlı ‘Freud ve Sonrası’, uzmanların yanı sıra, sıradan okurlara da hitap eden kapsamlı bir modern psikanalitik düşünce tarihi. Psikanalizi Freudcu ekolden ibaret saymayan yazarlar, Sigmund Freud’un çalışmalarından başlayarak günümüzde birbiriyle rekabet eden geniş bir yelpazede yer alan ekollere kadar uzanarak, ortaya, psikanalitik fikirler ve düşünceler için nitelikli bir rehber koyuyor. Freud ve klasik psikanalitik geleneğini ele alarak başlayan kitap, Harry Stack Sullivan ve kişilerarası psikanalizi, Melanie Klein ve çağdaş Kleincı kuramı, Erik Erikson ve Heinz Kohut’la temsil edilen kimlik ve kendilik psikolojilerini ve Otto Kernberg ile Jacques Lacan’ın da aralarında bulunduğu çağdaş Freudcu revizyonistlerin çalışmalarını anlatıyor.