Willem-Jan Verlinden – Van Gogh’un Kız Kardeşleri (2024)

Sanat tarihinin en önemli isimlerinden olan Vincent Van Gogh’un hüzünlü hayat hikâyesi ve trajik ölümü birçok kitaba konu oldu.

Türkçe okurun ‘Sevgilim Londra: Vincent Van Gogh’un Londra’sında Gezinti’ adlı kitabıyla tanıdığı Willem-Jan Verlinden, bu kez büyük ressamın kız kardeşlerini anlatıyor.

Dünyanın bugün de en çok konuşulan ressamlarından biri olan Van Gogh’un hayatının ve sanatının şekillenmesinde kız kardeşlerinin büyük etkileri oldu.

Van Gogh aile arşivlerinde daha önce yayınlanmamış yazışmaları inceleyerek Vincent’in üç kız kardeşini ağabeylerinin gölgesinden çıkartan bu özenli biyografi çalışması onların hayallerini, hayal kırıklıklarını ve kederlerini resmederken, aynı zamanda Vincent van Gogh’un hayatına ışık tutuyor.

Dönemin Avrupası’nı, o dönemde kadınların hayatını ve bu büyük ressamı tanımak isteyenler ve sanat meraklıları için kaçırılmayacak bu kitap, birçok fotoğraf ve resim de içeriyor.

  • Künye: Willem-Jan Verlinden – Van Gogh’un Kız Kardeşleri, çeviren: Füsun Özlen, Güldünya Yayınları, biyografi, 288 sayfa, 2024

David Pavón Cuéllar, Ian Parker – Psikanaliz ve Devrim (2024)

Freud, psikoloji dünyasıyla eleştirel ve şüpheci bir ilişki içindeydi.

O, psikolojiyi, nesnel bir biçimde bilinebilecek; belirli, gerçek, tamamen açık ve her insanda her zaman aynı olabilecek bir olgu olarak görmedi.

Bütün bunlar, Freud’un insan acısının doğasının tarihsel bağlamına ve acının diyalektik bir sürecin içinde kendini semptomlarda gösterdiğine dair değerli çıkarımlar yapmasını sağlamıştır.

Bu çıkarımlar aynı zamanda kavrayış ve özgürleşme arasındaki ilişkiye de ışık tutmaktadır.

Tarihi ve psikanalizi sevsek de sevmesek de tarihin kendisi mevcut düzeni alaşağı etme girişimlerinin ve bunların yenilgilerinin tekrar ettiği bir süreçtir.

Bir kalemde yinelemeyi bırakıp başarılı olamayız; çünkü tarihi kendi seçtiğimiz koşullarda yazamayız.

Verili koşullar içerisinde ve sömürücü yabancılaştırıcı üretim ve tüketim koşullarını oldukları yerde tutan farklı baskı örüntülerine göre hareket ederiz.

Bu örüntülerin çok önemli bir işlevi vardır ki o da hayati gereksinimler olan kolektif öz-örgütlenmelerin inşasına engel olmaktır.

Bu manifesto özgürlük hareketleri için, daha iyi bir dünya için hazırlandı.

Günümüzün baskıcı, sömürücü, yabancılaştırıcı gerçekliğiyle mücadele eden birey ve gruplara hitaben ve onlar için yazıldı.

Bu manifesto bugünkü yaşamın sefil dış gerçekliği ve adına “psikoloji”miz denebilecek, derinlerde “içimizde” olduğunu hissettiğimiz, sıklıkla gerçekliğe teslim olan ya da umuyoruz ki ona isyan eden “içsel” yaşamlarımızın karşılıklı ilişkisi üzerinedir.

Manifesto, psikanalizin toplumsal hareketler için ne denli güçlü bir müttefik olduğunu anlatıyor.

Yazarlar psikanalizin dört temel kavramının -bilinçdışı, yineleme, dürtü, aktarım- dünyayı değiştirmeye çalışan toplumsal hareketlere de rehberlik edecek potansiyeli olduğunu ve bu amaçla bu kavramları yeniden yapılandırdıklarını ifade ediyor.

  • Künye: David Pavón Cuéllar, Ian Parker – Psikanaliz ve Devrim: Özgürleşme Hareketleri İçin Eleştirel Psikoloji, çeviren: Ayçe Feride Yılmaz, Baran Şengül, Eda Kaya, Müyesser İrem Temel, Pelşin Ülgen Kurtul, Y. Can Derdiyok, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 160 sayfa, 2024

Mark Wrathall – Heidegger’i Nasıl Okumalıyız? (2024)

Martin Heidegger muhtemelen geçtiğimiz yüzyılın en etkili ve fakat aynı zamanda en az anlaşılan filozofudur.

Mark Wrathall, Heidegger’in derin ve yoğun metinlerini çözümleyerek okura Heidegger’in varoluşun tabiatına bakarken uyanan endişesinden, teknolojinin hayatımızı idame ettirme kabiliyetimize yönelttiği tehdide kadar uzanan geniş bir yelpazede rehberlik ediyor.

Yazar, Heidegger’in Nasyonal Sosyalizm ile arasındaki tartışmalı bağı, Heidegger’in dünya tarihinin akışına dair görüşleri bağlamında değerlendiriyor.

Ayrıca Heidegger’in hakikat, sanat ve dil hakkındaki görüşlerini de ele alıyor.

  • Künye: Mark Wrathall – Heidegger’i Nasıl Okumalıyız?, çeviren: Liena Gül, Runik Kitap, felsefe, 128 sayfa, 2024

Peter Claus, John Marriott – Tarih: Teori ve Yönteme Giriş (2024)

Bu çalışma, yalnızca tarih yazımının kendisinden değil, aynı zamanda tarihle üretken diyaloglara giren edebiyat, sosyoloji, coğrafya ve antropoloji gibi ilgili alanlardan da tarihsel perspektifleri araştırıyor.

Yazarlar Batı’nın sınırlarının ötesinde düşünüyor ve tarihe yönelik çeşitli yaklaşımları ele alıyor.

Bunu, iyi tarihsel uygulama için temel oluşturan teorik perspektifler ve metodolojilerle etkileşime girerek yapıyorlar.

Yazarlar, tarihçilerin tarih yazımı disiplinini öğrenerek becerilerini nasıl geliştirebileceklerini analiz ediyorlar, yani tarihçilerin geçmişi keşfetme ve tarihi sosyoloji veya coğrafya gibi diğer disiplinlerden ayıran çizginin nerede olduğunu belirleme görevini nasıl yerine getirdiklerini.

Kapsamlı ve keskin gözlemlere dayanan, postmodernizme ve internet tarihine kadar, geçmişin nasıl incelendiğini ve yazıldığını anlatan çalışma, sadece tarih değil bütün lisans veya lisansüstü teori ve yöntem derslerinde zorunlu okuma listesine alınmalı.

  • Künye: Peter Claus, John Marriott – Tarih: Teori ve Yönteme Giriş, çeviren: Faik Cem Arı, Alfa Yayınları, tarih, 688 sayfa, 2024

Ryan Gingeras – Mafya, Eroin, Devlet (2024)

Yeraltı dünyasının devletle girift ilişkisi, Osmanlı’nın son döneminden bugüne modern Türkiye’nin tarihini oluşturdu, oluşturmaya da devam ediyor.

Son onyıllarda mafya ve organize suç çetelerine dair skandallar sadece gündelik siyaseti değil, Türkiye’nin yapısal koşullarını da etkiledi.

Afyon üretimi ve uyuşturucu kaçakçılığının kirli ticaretindeki karanlık eller, büyük bir ticari endüstrinin de sahipleri oldu.

İmparatorluktan ulus devlete geçişte uyuşturucu, mafya ile devlet arasında karmaşık bir ilişkiler ağı ördü.

Bu ilişkiler, yolsuzluğu ve şiddeti Türkiye’nin tarihinin ana başlıkları hâline getirdi.

Türkiye ve Amerika’daki arşiv kaynaklarından hareketle mafya, eroin ve devletin ulusal güvenlik siyasetini nasıl belirlediğini anlatan bu çalışma, Susurluk ve Ergenekon gibi davalarla karabatak gibi kimi zaman su yüzüne çıkan kimi zaman kendini gizleyen “derin devlet”in tarihini de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Ryan Gingeras – Türkiye’nin Alacakaranlığı: Mafya, Eroin, Devlet, çeviren: Reyyan Karakuş, Fol Kitap, tarih, 480 sayfa, 2024

Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı (2024)

Modern şehirlerde toplumsal dinamikler, bireylerin ikamet ettiği yerlerle sosyal ilişkilerinin nasıl şekillendiğine dair önemli ipuçları verir.

Elinizdeki kitap, sosyal ağların bireylerin göç süreçlerinde nasıl kritik bir rol oynadığını incelerken, İstanbul’un iki farklı ilçesi olan Beşiktaş ve Bayrampaşa’da yaşayan göçmenlerin kişisel ağlarını mercek altına alıyor.

Göçmenlerin benzer sosyal ve coğrafi bağlarla nasıl ayrıştıkları, bu ayrışmanın sosyal ağlar üzerindeki etkileri ve ilişkilerin mekânsal boyutları bu araştırmanın merkezinde yer alıyor.

Kitap, bireylerin sosyal eylemlerinin yalnızca ekonomik veya demografik faktörlerle açıklanamayacağını, aynı zamanda sosyal ilişkiler ağının bu süreçlerde ne denli belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.

Karmaşık kentsel sistemlerde mekân ve toplumsal süreçlerin birbirini nasıl etkilediğini anlamaya yönelik yeni bir perspektif sunan bu çalışma, göç olgusuna sosyal ağ analiziyle bakan ilk çalışmalardan biridir.

Çalışma, şehir ve bölge planlama, sosyoloji ve göç üzerine çalışmalar yapan araştırmacılar için zengin bir kaynak sunuyor.

Bu eser, sosyal bilimler alanında teori ve pratik arasında köprü kurarak göç, sosyal ilişkiler ve mekân arasındaki dinamikleri derinlemesine analiz ediyor.

Her okur, bu çalışmada kendi hikayesine, toplumun mekanla kurduğu aidiyete ve toplumsal/mekânsal örgütlenmeye dair yeni bakış açıları bulacak.

  • Künye: Bürge Elvan Erginli – İlişkilerin Sosyal Alanı: İstanbul’daki Göçmenlerin Yerel ve Yerelden Bağımsız Ağları, İdealKent Yayınları, sosyoloji, 250 sayfa, 2024

Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin (2024)

  • Beyninizin ne kadar güvenilir olduğunu düşündünüz mü?

Yeniden düşünün!

Son yıllarda, yüz milyar hücreli beynimizin olağanüstü işleyişi hakkında çok şey duyduk.

Gerçekten de beynin gücü her geçen gün yeni çalışmalar ve araştırmalarla teyit ediliyor.

Ancak sahip olduğumuz ama muhtemelen bilmediğimiz, tanışmadığımız bir beyin var: içimizdeki primadonna.

İster geçmişi görme önyargısı, ister hüsnükuruntu, ister gerçekçi olmayan iyimserlik ya da ahlaki bahaneler üretme olsun, her birimiz dünya ve kendimiz hakkındaki gerçekleri görmemizi engelleyen bir dizi doğuştan gelen hataya sahibiz.

Beynimizin kendi çıkarlarını korumak için ne kadar yaratıcı olabileceğini, gerçeği nasıl esnettiğini ve bazen de tamamen uydurduğunu gündelik örneklerle kaleme alan Cordelia Fine, son derece esprili bir dil kullanarak bizi tanışmak istemeyebileceğimiz, kendi fikri olan bir beyinle tanıştırıyor.

‘Başına Buyruk Beyin’, beynimizin arkamızdan ne dolaplar çevirdiğini merak edenler için hem bilimsel hem eğlenceli bir rehber.

  • Künye: Cordelia Fine – Başına Buyruk Beyin: Beynimiz Nasıl Çarpıtır ve Aldatır, çeviren: Funda Sezer, İrene Kitap, bilim, 248 sayfa, 2024

Alain – Zihnin Bekçileri (2024)

Fransız filozof Alain, kesin inançların sarsıldığı ve öğretilerin parçalandığı bir dünyada okuru sürekli bir “zihin nöbeti” tutmaya davet ediyor.

Bir dizi denemeyle insanlık durumunun engin bir keşfine çıkan Alain, her metniyle, etrafı saran vehim ve peşin hükümler karşısında zihni terbiye etmeye ve entelektüel teyakkuzu sağlamaya yönelik bir berraklık talimine girişiyor.

Yöntem bellidir: Şüphe geliştirilmeli, görünüşlere güvenmemeli, kendi için düşünme teşvik edilmelidir zira insanlar en önemli şeyi, kendisiyle yetinildiğinde her fikrin yanılgıya dönüştüğünü unutmuş durumdadır.

İster ufuktaki ay üzerine düşünülsün ister Einstein’ın göreliliği üzerine kafa yorulsun yahut iktidarın işleyişi irdelensin, düşünebilme hürriyeti her gün verilen bir mücadele ve kolay kazanılmayan bir zaferdir.

Ömrü zaten kısa olan insanlar için hakikat anlıktır.

O, görülmeli, dile getirilmeli ve o anda yerine getirilmelidir.

‘Zihnin Bekçileri’, dünyayı anlamaya ve dünyada kendi yerini bulmaya çalışan herkes için önemli bir rehber.

  • Künye: Alain – Zihnin Bekçileri, çeviren: Gonca Arslan, Akademim Yayıncılık, felsefe, 268 sayfa, 2024

Christian Mann – Gladyatörler (2024)

Bu kitabı okurken, arenada bir gladyatörün omuzlarına binen yükü hissedecek, dövüşlerin gerilimi ve heyecanı içinde kaybolacaksınız.

  • Gladyatörlerin kaderine seyircilerin nasıl karar verdiğini öğrenmeye hazır mısınız?

Christian Mann, gladyatör dövüşlerinin büyülü dünyasını, heyecan verici bir anlatımla gözler önüne seriyor.

Etrüsklerin kadim ritüellerinden doğan bu ölümcül oyunların, Roma’nın siyasi arenasındaki rolünden, geç antik dönemin sonuna dek geçen sürecini ele alıyor.

Gladyatörlerin nerelerden ve nasıl toplandığını, onları ölümüne dövüşe hazırlayan sıkı eğitimlerini, savaşçıların günlük yaşamlarının perde arkasını, kullandıkları silahları ve rütbelerine göre ayrıldıkları sınıfları detaylarıyla anlatıyor. Roma’nın dört bir köşesinde yankılanan arenaların toplumsal ve kültürel önemini, sürükleyici bir dille keşfetmenizi sağlıyor.

  • Bu ölüm kalım savaşlarının ardındaki gerçekleri keşfetmek ister misiniz?

Gladyatörlerin hayal kırıklıkları, umutları ve zaferleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için bu eşsiz eseri kaçırmayın!

Bazıları aldıkları yaralar nedeniyle, bazıları bitkin düştüğü için dövüşe devam edememiş ve bazıları da dövüş sırasında rakiplerince silahsız bırakılmıştı.

Bir gladyatör pes ederse hakem dövüşü durdurur ve kazananı kucaklardı.

Sonra Roma gladyatör dövüşlerine özgü bir kurala gelirdi sıra: Kaybedenin yaşayıp yaşamayacağına karar vermeye.

Seyirciler dövüş sırasında da boş durmuyorlardı.

En sevdikleri gladyatörü alkışlamışlar, bağırışlarla ve tezahüratlarla desteklemişlerdi.

Ama şimdi, kaybedenin cesurca ve ustalıkla dövüşüp dövüşmediğine ve dolayısıyla hayatının bağışlanmasını hak edip etmediğine karar vermeleri gerekiyordu.

  • Künye: Christian Mann – Gladyatörler, çeviren: Ayşe Çevik, Runik Kitap, tarih, 122 sayfa, 2024

Yavuz Yıldırım – Demokrasi ve Toplumsal Hareketler (2024)

En eski siyasi tartışma konularından biri olan demokrasi birçoklarının gözünde bugün ağır bir krizde.

Piyasaların demokrasiyi güçlendireceği inancı üzerine kurulu neoliberal düzenin egemenliğini ilan ettiği 21. yüzyılın ilk çeyreği bunun emareleriyle dolu.

Devlet ve piyasayla iç içe büyük yapılar siyaset sürecinin ana kurumları hâline geliyorlar.

Piyasanın doğruları siyasetin temel belirleyicisi hâline geldikçe halkın yönetimi ve siyasete müdahalesi sandığa ve seçimlere indirgeniyor.

Siyasi gücü devrettiği yapıların hâkimiyeti bireyi ele geçiriyor ve bireyler kendi hayatlarını şekillendiren süreçlere müdahale edemez hâle geliyorlar.

Siyasetten koparılan bireyler sağda ve solda çareyi popülist ve aşırılıkçı yaklaşımlarda, partilerde, otokratlarda arıyorlar.

Avrupa’nın bugünkü siyasi manzarası bunun çarpıcı bir örneğini teşkil ediyor.

  • Bu şartlar altında demokrasi bugün ne anlama geliyor?
  • Halkın yönetimini var eden usuller ve ilkeler bugün neden yetersiz görülüyor?
  • Demokrasi bir teknik mi yoksa siyasi bir ilke mi?
  • yüzyılda insanların siyasi sürecin asıl özneleri olarak siyasete geri dönmeleri nasıl sağlanabilir?
  • Arap Baharı, İşgal Et Hareketi, Haziran Günleri, Siyahların Hayatı Değerlidir, Sarı Yelekliler ve Lübnan Çöp Eylemleri gibi kitlesel toplumsal hareketler bugün demokrasinin neresinde yer alıyor?

Bu kitapta Yavuz Yıldırım, demokrasinin bugün ne anlama geldiğini, nasıl yorumlandığını, hangi yeni sıfatlarla tartışıldığını işte bu ve benzeri somut ve güncel sorular ve örnekler üzerinden ele alıyor.

Demokrasinin mevcut koşullarda kendini nasıl yeniden ürettiğini, nasıl şekil değiştirdiğini sorguluyor ve neoliberal kıskaçtan kurtulmanın olanağını irdeliyor.

  • Künye: Yavuz Yıldırım – Demokrasi ve Toplumsal Hareketler: Neoliberalizmin Ötesinde Demokrasiyi Yeniden Düşünmek, Fol Kitap, siyaset, 144 sayfa, 2024