Levent Tülek – Lumpen Sözlüğü (2007)

  • LUMPEN SÖZLÜĞÜ, Levent Tülek, Sel Yayıncılık, sözlük, 135 sayfa

 

Levent Tülek’in ‘Lumpen Sözlüğü’, yazınsal veya bilimsel bir tavırdan çok, eğlenceli-eleştirel bir tavır gözetilerek hazırlanmış. Bu nedenle bazı madde veya örneklerin, daha çok eğlence ve mizah yönleriyle öne çıktığını belirtmek lazım. Lumpen umutsuz, politikasız, geçmişsiz ve geleceksiz kişi veya kişiler anlamına geliyor. Günü yaşayan, köşeyi dönmek isteyen ve kırla kent arasına sıkışıp kalmış bu kitlenin kendine ait bir dili bulunuyor. Bu dil, özellikle iletişim araçlarının çoğalmasıyla, kendilerine yeni mecralar bulup yayıldı. İşte Tülek’in çalışması, aslında gündelik hayatta sıkça karşılaştığımız bu lumpen dilin başat madde ve örneklerini sunmasıyla ilgiye değer.

George Thomson – Tarihöncesi Ege (2007)

  • TARİHÖNCESİ EGE, George Thomson, çeviren: Celâl Üster, Homer Kitabevi, arkeoloji, 618 sayfa

‘Tarihöncesi Ege’, İngiliz araştırmacı George Thompson’ın ‘Eski Yunan Toplumu Üstüne İncelemeler’, başlıklı kitabının ilk cildini oluşturuyor. Dil, edebiyat ve felsefe alanlarında Eski Yunan toplumu üstüne birçok kitabın yazarı olan Thompson bu çalışmasında, özellikle Tunç Çağı’na denk düşen dönemde Ege’de anaerkillik, toprağı kullanma hakkı, kentlerin gelişimi ve destanın doğuşu inceleniyor. Yine Ege’de ilkçağ toplumları, uygarlıkları, kültürlerinin oluşumu, yapısı, evrimi ve ekonomik gelişme, çalışmanın eğildiği diğer konular. Thompson bu konuları ele alırken arkeoloji, antropoloji, sosyoloji ve dilbilim gibi, birbirinden farklı alanlardan yararlanıyor.

Emine Gürsoy Naskali (haz.) – 6-7 Eylül Olayları (2007)

  • 6-7 EYLÜL OLAYLARI, Hazırlayan: Emine Gürsoy Naskali, Kitabevi Yayınları, siyaset, 751 sayfa

 

‘6-7 Eylül Olayları’, daha önce yayımlanan ‘Yassıada Zabıtları’nın ikinci cildini oluşturuyor. Hatırlanacağı gibi, Adnan Menderes, Celal Bayar ve Fatin Rüştü Zorlu’nun yargılandıkları Yassıada duruşmalarında başsavcı, 6-7 Eylül 1955 olaylarının, bir hükümet tertibi olduğunu ileri sürmüştü. Naskali’nin bu çalışması ise, yukarıdaki üç ismin, dava seyrinde, olay hakkındaki konuşmalarını bir araya getiriyor. Hüsamettin Cindoruk’un 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili bir yazısına da yer veren kitap, yakın tarihin bu oldukça trajik olayına dair ihmal edilmeyecek kaynaklardan biri. Çalışma, buna ek olarak, Demokrat Parti’nin dış politikası konusunda da önemli ayrıntılar barındırıyor.

Pervin Erbil – Kibele’den Pandora’ya (2007)

  • KİBELE’DEN PANDORA’YA, Pervin Erbil, Arkadaş Yayınevi, inceleme, 207 sayfa

 

Araştırmacı yazar Pervin Erbil’in ‘Kibele’den Pandora’ya’ isimli bu çalışması, kadının son beş bin yıldır süren tarihsel yenilgisinin arka planına odaklanıyor. Bu tarihsel arka plan ele alınırken, eski çağlara ait veriler, dünyanın değişik yerlerinden derlenmiş. Çağlar boyu, toplumsal alanda önemli bir yer edinen kadının ne şekilde ataerkil değerlerin kölesi olduğu ve erkeğin tarihin hangi noktasında, hangi dürtülerle kadını geri plana ittiği, kitabın cevap bulmayı amaçladığı başlıca sorular. Kitap, toplumsal gelişmeyi kadın-erkek-toplum üçgeninde ele alması ve sosyo-ekonomik unsurların, cinsler arasındaki bariz uçurumu derinleştirdiğini göstermesiyle dikkate değer.

Stefan Zweig – Joseph Fouché: Bir Politikacının Portresi (2007)

  • JOSEPH FOUCHÉ: BİR POLİTİKACININ PORTRESİ, Stefan Zweig, çeviren: Gülperi Sert, Can Yayınları, biyografi, 246 sayfa

 

‘Joseph Fouché: Bir Politikacının Portresi’, Stefan Zweig’ın biyografi yazarlığındaki başarısının doruk noktalarından biri. Zweig burada, Fransız Devrimi’nin en kanlı günlerinde, “Lyon Kasabı” adıyla tarihe geçen Fouché’nin öyküsünü anlatıyor. “Her devrin adamı”, devrimden terör dönemine ve monarşiye kadar siyasetin yönünü belirleyebilmiş Fouché için icat edilmiş bir kavram gibidir. “Fouché, aklını ve iradesini kontrol edebilen, Makyavelist ve gözü kara, her türlü etik ilkeden yoksun, değişen ideolojilere aynı hızla uyum gösteren, iktidar zevkini maskeleyebilen bir politikacı tipidir.” diyen Zweig, aslında “çağımızın bir kahramanı”nı anlatıyor.

Cahide Zengin Aghatabay – Mübadelenin Mazlum Misafirleri (2007)

  • MÜBADELENİN MAZLUM MİSAFİRLERİ, Cahide Zengin Aghatabay, Bengi Yayınları, tarih, 335 sayfa

 

‘Mübadelenin Mazlum Misafirleri’nin yazarı Cahide Zengin Aghatabay, zamanında mübadeleyle Türkiye’ye göç etmiş bir aileden geliyor. 1923’te Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan anlaşma kapsamında, Türkiye’ye 400 bin civarında göçmen geldi. Aghatabay bu çalışmasını, ağırlıklı olarak zamanın gazetelerinde yer alan haberlere dayandırıyor. Mübadeleye dair şu ana kadar yapılan çalışmaların, bir-iki istisna dışında, bu konuyu çoğunlukla tarihi ve siyasî bir olay olarak ele aldığı bilinir. Bu çalışma ise, zamanın gazetelerine olayın yansıyış biçimini ele alması yönüyle, göçün sosyal, kültürel, ekonomik ve hatta sağlık sorunlarıyla ilgili ayrıntılarını barındırıyor.

Alma Alexander – Jin-Shei Kız Kardeşlik Öyküleri (2007)

  • JIN-SHEI KIZ KARDEŞLİK ÖYKÜLERİ, Alma Alexander, çeviren: Nurduran Duman, Literatür Yayınları, roman, 495 sayfa

 

Alma Alexander’ın ‘Jin-Shei’si Uzakdoğu’da her annenin kızına öğrettiği, sadece kadınlara özgü yazılı bir dilin varlığını sürdürdüğü Syai denen bir ülkede geçiyor. Bu ülkenin başkentinde sekiz kadın yaşar. Bunlardan biri şair, biri imparatoriçe, biri bilge, biri şifacı, biri gezgin, biri savaşçı, biri simyacı ve sonuncusu da asi liderdir. Bu kadınların tümü de, kardeşlik yemini anlamına gelen, kutsal jin-shei ile birbirlerine bağlılık sözü vermişlerdir. Fakat yaşadıkları Syai ülkesinin başkentini vuran deprem, kuraklık ve ülkenin başına musallat olan kötü büyücü, bu kız kardeşlik yeminini acımasız bir sınavdan geçirecektir.

Yücel Kayıran – Felsefi Şiir: Tinsel Poetika

  • FELSEFİ ŞİİR: TİNSEL POETİKA, Yücel Kayıran, Yapı Kredi Yayınları, eleştiri, 529 sayfa

 

‘Felsefi Şiir: Tinsel Poetika’, Yücel Kayıran’ın ‘Felsefi Şiir’ ile ‘Evet, Etik’ başlıklı kitaplarından oluşuyor. Kayıran ilk kitabında, felsefi şiiri, “şiirin gösterdiği ve şiire içkin olan tinsel evrendeki durumundan alan bir şiir,” olarak tanımlıyor. Yani Kayıran’ın deyimiyle bu tür şiir, felsefi söylem veya filozofların ortaya koydukları felsefi bilgiyle oluşturulan şiir değildir. ‘Evet, Etik’ isimli ikinci kitapta ise, bir yandan, günümüz Türk şiirindeki pragmatist zihniyetin eleştirisi sunuluyor, öte yandan da, Türk şiirindeki temel sorunlar irdeleniyor. Kayıran şiirin yapısını incelerken, bir “kamusal varlık” olarak tanımlayabileceğimiz şaire de odaklanıyor.

Jan Assmann – Tektanrıcılık ve Şiddetin Dili (2011)

  • TEKTANRICILIK VE ŞİDDETİN DİLİ, Jan Assmann, çeviren: Mesut Keskin, Avesta Yayınları, din, 56 sayfa

 

Din ve kültür bilimci profesör Jan Assmann, Türkiye’de pek fazla tanınmamakla birlikte, özellikle Mısır tarihi, dini ve kültürü konusunda yaptığı çalışmalarla bilinir. Assmann ‘Tektanrıcılık ve Şiddetin Dili’ başlıklı çalışmasında da, din ve şiddet ilişkisinin tarihsel kökenlerine iniyor ve güncelliğini halen koruyan bir tartışmaya önemli katkılarda bulunuyor. Bu ilişkiyi, M. Ö. 7. ve 6. yüzyıla uzanarak araştıran Assmann, şiddetin belirli bir biçiminin, yani “Allah’ın düşmanları” olarak damgalanan başkalarına karşı Allah adına şiddetin, ilkin tektanrıcılık bağlamında mümkün olduğunu savunuyor. Yazar bu anlamdaki şiddetin ilk ortaya çıktığı yer olarak da İbrani Kitab-ı Mukaddes metinlerini gösteriyor. Assmann’ın kitabı, tektanrıcılığın neden olduğu şiddet diliyle bir hesaplaşma çabası olarak değerlendirilebilir.

Okşan Svastics – Yahudiler’in İstanbulu (2011)

 

Günümüz İstanbul’unda, yakın tarihin bilinen bazı trajik olayları nedeniyle Yahudiler eskisi gibi görünür değiller.

Oysa Yahudiler, Anadolu’da 2 bin 400 yıl, İstanbul’da da bin 700 yıldır varlar.

İşte şehrin dehlizlerinde dolaşan bu kitap, İstanbul sokaklarında gizlenmiş, unutulmuş hikâyelere yer vermesiyle, bu izleri daha görünür kılıyor.

Fotoğraf ve gravürlerle zenginleştirilmiş kitapta, Yahudiler’in yaşadığı Haliç’in iki yakası, Karaköy, Şişhane, Galata, Beyoğlu, Kuzguncuk, Çengelköy, Yeldeğirmeni, Moda, Üsküdar, Göztepe, Ortaköy, Arnavutköy, Kuruçeşme, Yeniköy ve Adalar gibi, birçok İstanbul mekânı karşımıza çıkıyor.

Svastics bu iz sürüşü de, Osmanlı’ya ilk sinemayı, matbaayı getiren; ülkenin ilk şehir planlamacıları ve Türkiye’nin en köklü firmalarını kuran Yahudiler’in başarı hikâyeleriyle harmanlıyor.

  • Künye: Okşan Svastics – Yahudiler’in İstanbulu, Boyut Yayınları, tarih, 186 sayfa