Nicolas Bouvier — Dünyanın Halleri (2025)

Nicolas Bouvier’in bu kitabı, bir seyahat anlatısından çok, yolculuğu bir düşünme ve varoluş biçimi olarak ele alan edebî bir metindir. 1950’lerin başında iki genç sanatçının Avrupa’dan Asya’ya uzanan yolculuğunu anlatan kitap, gezilen yerlerden çok, yolun insan üzerindeki dönüştürücü etkisine odaklanıyor.

‘Dünyanın Halleri’ (‘L’Usage du monde’), 1953 yazında arkadaşı Thierry Vernet ile küçücük bir Fiat Topolino’yla İsviçre’den yola çıkıp Balkanlar, Türkiye, İran, Afganistan ve Hindistan’a uzanan uzun ve zorlu bir rotayı izliyor. Ancak anlatı, egzotik mekân betimlemeleriyle sınırlı kalmıyor; yoksulluk, hastalık, bekleyiş ve belirsizlik gibi deneyimler yolculuğun asli parçaları olarak ele alınıyor. Bouvier’in dili, yolculuğu tüketilecek bir deneyim değil, insanı sadeleştiren ve sınayan bir süreç olarak kuruyor.

Kitapta karşılaşılan insanlar, diller ve gündelik hayat sahneleri, Batı merkezli bakıştan uzak, dikkatli ve alçakgönüllü bir gözle aktarılıyor. Vernet’nin çizimleri ve yol arkadaşlığı, anlatıya görsel ve düşünsel bir derinlik katıyor. Yolculuk, bir ilerleme fikrinden çok, yavaşlama, uyum sağlama ve dünyayla eşitlenme pratiği olarak sunuluyor.

‘Dünyanın Halleri’, seyahati fetih ya da keşif değil, karşılaşma ve dönüşüm olarak ele alan klasik bir metin olarak kabul ediliyor. Kitap, dünyanın “kullanılacak” bir nesne değil, insanı biçimlendiren bir ilişki alanı olduğunu hatırlatarak, modern gezginliğin ve hız kültürünün karşısına dingin, dikkatli ve etik bir yolculuk anlayışı koyuyor.

Nicolas Bouvier — Dünyanın Halleri
Çeviren: Ali Karabayram ● Epona Yayınları
Gezi edebiyatı ● 494 sayfa ● 2025

Chase Wrenn — Doğruluk (2025)

Chase Wrenn’in bu adlı kitabı, “doğru nedir?” sorusunu çağdaş analitik felsefenin temel tartışmaları çerçevesinde ele alan özlü ve sistematik bir çalışma. Wrenn, doğruluğu tek bir tanıma indirgemek yerine, farklı doğruluk kuramlarını karşılaştırarak bu kavramın felsefedeki işlevini açıklıyor.

Kitap, doğruluğun neden önemli olduğu sorusuyla başlıyor. Wrenn’e göre doğruluk, yalnızca dilsel ifadelerin bir özelliği değil, inanç, gerekçelendirme ve bilgiyle yakından ilişkili normatif bir kavramdır. Bu bağlamda doğruluk, düşüncenin dünyayla kurduğu ilişkinin merkezinde yer alıyor. Kitapta uygunluk (correspondence), tutarlılık (coherence), pragmatist ve deflasyonist doğruluk kuramları açık ve dengeli biçimde ele alınıyor.

Wrenn, her kuramın güçlü ve zayıf yönlerini tartışırken, gündelik dil, bilimsel açıklama ve ahlaki yargılar gibi farklı bağlamlarda doğruluğun nasıl işlediğini gösteriyor. Özellikle deflasyonist yaklaşımların doğruluğu aşırı ölçüde sadeleştirip sadeleştirmediği sorusu, kitabın önemli tartışma eksenlerinden birini oluşturuyor.

‘Doğruluk’ (‘Truth), doğruluk tartışmasını teknik ayrıntılara boğmadan, kavramın felsefedeki merkezi rolünü görünür kılan bir giriş kitabı niteliği taşıyor. Analitik felsefeye ilgi duyanlar için, doğruluğun ne olduğu kadar, neden vazgeçilmez bir kavram olduğu sorusuna da net ve düşünmeye zorlayan cevaplar sunuyor.

Chase Wrenn — Doğruluk
Çeviren: Cemre Su Kavalalı ● Say Yayınları
Felsefe ● 264 sayfa ● 2025

Thomas Baier — Roma Edebiyatı Tarihi (2025)

Thomas Baier’in bu kitabı, Latin edebiyatını kronolojik bir dizin olarak değil, Roma toplumunun siyasal, kültürel ve düşünsel dönüşümleriyle iç içe gelişen canlı bir gelenek olarak ele alıyor. Baier, edebiyatı yalnızca metinler toplamı değil, Roma dünyasının kendini ifade etme biçimi olarak okuyor.

‘Roma Edebiyatı Tarihi’ (‘Geschichte der römischen Literatur’), erken dönem Roma yazınından başlayarak Cumhuriyet ve İmparatorluk dönemlerine uzanıyor. Yunan edebiyatıyla kurulan yoğun etkileşim, Roma’nın kültürel kimliğini şekillendiren temel unsur olarak ele alınıyor. Plautus ve Terentius’un komedileri, Ennius’un epik denemeleri ve edebiyatın kamusal yaşamla kurduğu ilişki, Roma edebiyatının erken yönelimlerini ortaya koyuyor.

Cumhuriyet’in son döneminde Cicero’nun hitabeti ve felsefi metinleri, Catullus’un lirik şiiri ve Caesar’ın tarih yazımı üzerinden edebiyatın siyasetle olan bağı tartışılıyor. Augustus dönemi ise Vergilius, Horatius ve Ovidius aracılığıyla Roma edebiyatının “klasik” çağı olarak ele alınıyor; bu metinlerin imparatorluk ideolojisiyle kurduğu karmaşık ilişki vurgulanıyor.

İmparatorluk döneminde Seneca, Lucanus, Tacitus ve Juvenalis gibi yazarlar üzerinden edebiyatın eleştirel ve karamsar tonları öne çıkarılıyor. Baier, bu dönemde edebiyatın hem iktidarla uyum içinde hem de ona mesafeli biçimler üretebildiğini gösteriyor. Geschichte der römischen Literatur, Roma edebiyatını estetik, politik ve toplumsal boyutlarıyla birlikte ele alan, Latin edebiyatına bütünlüklü bir giriş sunan kapsamlı bir çalışma niteliği taşıyor.

Thomas Baier — Roma Edebiyatı Tarihi
Çeviren: Bilge Enç · Runik Kitap
İnceleme · 144 sayfa · 2025

Howard Caygill – Kant Sözlüğü (2025)

Howard Caygill’in bu çalışması, Immanuel Kant’ın karmaşık felsefi sistemini alfabetik kavramlar üzerinden açıklayan özgün bir başvuru çalışmasıdır. Kitap, Kant felsefesini kronolojik ya da yorumlayıcı bir anlatı yerine, kavramların anlam katmanlarını açarak okurun düşünceye doğrudan temas etmesini amaçlıyor.

Caygill, Kant’ın eleştirel felsefesinin merkezinde yer alan akıl, deneyim, özgürlük, ahlak, yasa ve estetik gibi temel kavramları tarihsel ve felsefi bağlamlarıyla birlikte ele alıyor. Kavramların yalnızca Kant’taki tanımlarını vermekle yetinmeyip, bu terimlerin Kant öncesi düşüncedeki kökenlerini ve Kant sonrasında geçirdikleri dönüşümleri de gösteriyor. Böylece Kant’ın felsefesinin nasıl bir düşünsel kırılma yarattığı görünür hâle geliyor.

‘Kant Sözlüğü’ (‘A Kant Dictionary’), Kant’ın sistemini donmuş bir yapı olarak sunmuyor. Aksine kavramlar arasındaki gerilimleri, belirsizlikleri ve içsel çelişkileri de açığa çıkarıyor. Saf aklın sınırları, pratik aklın talepleri ve yargı yetisinin rolü gibi temel meseleler, sözlük biçiminin sağladığı esneklikle farklı giriş noktalarından okunabiliyor.

‘Kant Sözlüğü’, Kant’ı “zor” ya da erişilmez bir filozof olarak algılayan okurlar için kavramsal bir rehber işlevi görüyor. Aynı zamanda Kant felsefesiyle uzun süredir uğraşanlar için de kavramların tarihsel yükünü ve teorik yoğunluğunu yeniden düşünme imkânı sunan, eleştirel ve derinlikli bir çalışma niteliği taşıyor.

Howard Caygill — Kant Sözlüğü
Çeviren: Metin Bal, Merve Ünver · Ayrıntı Yayınları
Felsefe · 512 sayfa · 2025

Max Weber – Şehir (2025)

Max Weber’in bu eseri, kenti yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı olarak değil, belirli toplumsal, ekonomik ve siyasal ilişkilerin tarihsel ürünü olarak ele alan klasik bir sosyoloji çalışmasıdır. Weber bu kitapta, özellikle Batı kentinin ortaya çıkışını ve özgüllüğünü anlamaya çalışıyor.

Weber’e göre kenti ayırt eden temel unsur, pazarın sürekliliği ve buna bağlı olarak gelişen ekonomik özerkliktir. Kent, yalnızca nüfus yoğunluğuyla değil, zanaatkârların, tüccarların ve loncaların örgütlü varlığıyla tanımlanıyor. Bu ekonomik yapı, kent sakinlerine kırsal dünyadan farklı bir yaşam biçimi ve toplumsal konum kazandırıyor.

Kitapta Batı kenti ile Doğu kentleri karşılaştırmalı biçimde ele alınıyor. Weber, Batı kentlerinde görülen hukuki özerklik, yurttaşlık bilinci ve belediye kurumlarının, modern kapitalizmin ve rasyonel yönetimin gelişiminde belirleyici olduğunu savunuyor. Buna karşılık Doğu kentlerinde siyasal iktidarın ve patrimonyal yapının daha baskın olması, kentsel özerkliğin sınırlı kalmasına yol açıyor.

Weber ayrıca kentin savunma yapıları, askeri örgütlenmesi ve hukuki statüsü üzerinde duruyor. Surla çevrili olma, kendi hukukuna sahip olma ve yurttaşların kolektif sorumluluk bilinci, kenti feodal düzenden ayıran unsurlar olarak ele alınıyor. Bu özellikler, modern devlet ve yurttaşlık anlayışının tarihsel zeminini oluşturuyor.

‘Şehir’ (‘Die Stadt’) Weber’in tarihsel karşılaştırmalı yöntemini kente uyguladığı, modernliğin toplumsal kökenlerini anlamaya yönelik temel bir metindir. Kentin, ekonomik rasyonalite, hukuki düzen ve siyasal özerklikle kurduğu ilişkiyi açıklayarak, modern toplumun nasıl şekillendiğine dair güçlü bir çerçeve sunuyor.

Max Weber — Şehir: Garp Dünyasında Şehrin ve İdaresinin Tarihi Serüveni
Çeviren: Ahmet Aydoğan · Say Yayınları
Sosyoloji · 328 sayfa · 2025

Turan Farajova – İstanbul Apartmanları: Beyoğlu (2025)

Turan Farajova’nın ‘İstanbul Apartmanları: Beyoğlu’ adlı kitabı, Beyoğlu’nu yalnızca mimari bir alan olarak değil, çok katmanlı bir yaşam sahnesi olarak ele alan kapsamlı bir anlatı sunuyor. İstanbul’un ilk apartmanlarının yükseldiği, modern belediyeciliğin temellerinin atıldığı bu semt, kitapta sokak sokak, bina bina izlenerek tarihsel bir hafıza mekânına dönüştürülüyor.

Farajova, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında Beyoğlu’nda yaşayan ailelerin gündelik hayatlarını, apartmanların duvarları arasına sinmiş anılar üzerinden görünür kılıyor. Kitap, yalnızca yapıları tanıtmakla yetinmiyor; bu yapılarda yaşayan insanların sevinçlerini, kayıplarını ve dönüşen hayatlarını da anlatının merkezine alıyor. Böylece apartmanlar, taş ve tuğladan ibaret yapılar olmaktan çıkıp yaşayan tanıklara dönüşüyor.

Eserde Büyük Beyoğlu Yangını, İstanbul’un işgal yıllarında semtte yaşananlar ve Levanten toplulukların kente kattıkları kültürel miras önemli bir yer tutuyor. Aynı zamanda İstanbul siluetine damga vurmuş mimarların hayat hikâyeleri ve apartmanlaşmanın ortaya çıkışı, Beyoğlu’nun modernleşme süreciyle birlikte ele alınıyor. Bu bağlamda kitap, mimarlık tarihini toplumsal ve kültürel tarihle iç içe okuyan bir perspektif sunuyor.

Yüzü aşkın bina ve Beyoğlu’nun öne çıkan bölgeleri üzerinden ilerleyen ‘İstanbul Apartmanları: Beyoğlu’, okuru bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman nostaljik bu hikâyeler, Beyoğlu’na bakışı derinleştiriyor; semti yalnızca bir eğlence ve geçiş alanı değil, zengin bir hafıza ve yaşam coğrafyası olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Turan Farajova – İstanbul Apartmanları: Beyoğlu, Epona Yayınları, mimari, 288 sayfa, 2025

Kolektif – Hannah Arendt ve Avrupalı-Olmayan Halklar (2025)

‘Hannah Arendt ve Avrupalı-Olmayan Halklar: Dekolonizasyon, Avrupa-merkezcilik ve İlliberalizm’, Hannah Arendt’in düşüncesine yerleşmiş yerleşik ve çoğu zaman idealize edilmiş okuma biçimlerine eleştirel bir mesafeden yaklaşan önemli bir çalışma olarak konumlanıyor. Kitap, Arendt’i yalnızca totalitarizmin keskin eleştirmeni ve özgürlüğün filozofu olarak değil, aynı zamanda Avrupalı-olmayan halklar, sömürgecilik ve dekolonizasyon karşısındaki sessizlikleri ve çelişkileriyle birlikte düşünmeye davet ediyor.

Hasan Aksakal’ın editörlüğünü üstlendiği ve Patricia Owens, Adam Y. Stern, Michael D. Burroughs, Richard H. King ve Samuel Moyn’un metinlerini bir araya getiren bu derleme, Arendt’in düşüncesindeki kör noktaları görünür kılmayı amaçlıyor. Farklı disiplinlerden gelen yazarlar, Arendt’in Amerikan istisnacılığına yakın duruşunu, Fransız sömürgeciliğinin Cezayir’deki şiddeti karşısındaki tutumunu ve Medeni Haklar Hareketi ile Küresel Güney’in anti-kolonyal mücadelelerine yönelik mesafesini eleştirel biçimde ele alıyor. Böylece Arendt’in özgürlük, siyaset ve eylem kavrayışlarının, evrensellik iddialarına rağmen nasıl sınırlı bir tarihsel ve coğrafi ufka sahip olabildiği tartışılıyor.

Kitap, Arendt’in düşüncesini mahkûm etmeyi değil, onu daha tarihsel ve politik bir bağlama yerleştirmeyi hedefliyor. Bu bağlamda Batı düşüncesinin kanonlaşmış figürleri etrafında oluşan “beyaz cehaleti”, Avrupa-merkezci kabulleri ve liberal evrensellik söylemleriyle sömürgeci miraslar arasındaki gerilimi açığa çıkarıyor. Arendt’in ölümünün 50. yılında yayımlanan çalışma, hem Arendt okumasını hem de modern siyaset teorisini yeniden düşünmek için güçlü bir çağrı sunuyor.

‘Hannah Arendt ve Avrupalı-Olmayan Halklar’, Batı merkezli teori geleneğini sorgulamak isteyen okurlar için, eleştirel uyanıklığı ve entelektüel sorumluluğu hatırlatan önemli bir müdahale niteliği taşıyor.

  • Künye: Kolektif – Hannah Arendt ve Avrupalı-Olmayan Halklar: Dekolonizasyon, Avrupa-Merkezcilik ve İlliberalizm, derleyen: Hasan Aksakal, çeviren: Ahmet Fethi Yıldırım, Beyoğlu Kitabevi, inceleme, 204 sayfa, 2025

Kolektif – 19 – 21. Yüzyıl Küresel Sosyalizm Tarihi (2025)

Jean-Numa Ducange, Razmig Keucheyan ve Stéphanie Roza’nın bu kitabı, sosyalizmin tarihini Avrupa merkezli ve tek çizgili anlatıların dışına çıkararak küresel, çoğul ve çatışmalı bir süreç olarak ele alıyor. Eser, sosyalizmi sabit bir doktrin değil, farklı coğrafyalarda farklı koşullar altında yeniden şekillenen bir düşünceler ve pratikler bütünü olarak okuyor.

‘19 – 21. Yüzyıl Küresel Sosyalizm Tarihi’ (‘Histoire globale des socialismes, XIXe-XXIe siècle’), 19. yüzyılda ortaya çıkan sosyalist fikirlerin sanayileşme, sömürgecilik ve sınıf mücadeleleriyle ilişkisini kurarak başlıyor. Marxizm, anarşizm, reformist sosyal demokrasi ve ütopik sosyalizm gibi akımların yalnızca Avrupa’da değil, Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir alanda nasıl benimsendiğini ve dönüştürüldüğünü gösteriyor. Böylece sosyalizmin tek bir “merkez”den yayılmadığını, yerel mücadelelerle birlikte yeniden üretildiğini vurguluyor.

Yirminci yüzyıl bölümleri, devrimler, partiler, sendikalar ve devlet deneyimleri üzerinden ilerliyor. Sovyetler Birliği, Çin, Küba ve Üçüncü Dünya sosyalizmleri ele alınırken, anti-emperyalist mücadelelerle sosyalist düşüncenin nasıl iç içe geçtiği tartışılıyor. Aynı zamanda sosyal demokrasinin kurumsallaşması, refah devleti deneyimleri ve bu modellerin iç çelişkileri de eleştirel biçimde değerlendiriliyor.

Kitap, 1989 sonrası dönemi “son” değil, yeniden yapılanma süreci olarak okuyor. Neoliberalizm karşıtı hareketler, ekososyalizm, feminist ve ırkçılık karşıtı sosyalist yaklaşımlar, güncel sosyalist düşüncenin çoğul yönlerini görünür kılıyor. Kitap, sosyalizmi başarı-başarısızlık ikiliğine sıkıştırmadan, küresel tarih içinde sürekli dönüşen bir siyasal ve entelektüel miras olarak ele alan kapsamlı bir başvuru eseri sunuyor.

  • Künye: Jean-Numa Ducange, Razmig Keucheyan, Stéphanie Roza – 19 – 21. Yüzyıl Küresel Sosyalizm Tarihi, çeviren: Seda Erol Le Morellec, Ayrıntı Yayınları, tarih, 2025

Berhudan Şamar – Egemenin Mührü (2025)

Berhudan Şamar’ın bu çalışması, 2015–2016 yıllarında Diyarbakır Sur’da yaşanan çatışma, abluka ve sokağa çıkma yasaklarının yarattığı yıkımı yalnızca bir güvenlik olayı olarak değil, mekân üzerinden kurulan uzun erimli bir iktidar pratiği olarak ele alıyor. Kitap, kentsel yerinden edilmeyi, travmayı ve mekânın ekonomi-politik dönüşümünü birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, aynı sürecin iç içe geçmiş boyutları olarak tartışıyor.

Şamar, yerinden edilmeyi Kürt coğrafyasında istisnai bir kırılma değil, tarihsel olarak tekrar eden bir yönetim tekniği olarak konumlandırıyor. Çatışma ve şiddetin mekânda süreklilik kazanmasının, bireylerin hayatlarında geri dönülmez kopuşlar yarattığını; hafıza, aidiyet ve gündelik yaşamın bu süreçte parçalandığını gösteriyor. Devletin mekânı denetim altına alma stratejileri, güvenlik söylemi, ulusal hassasiyetler ve olağanüstü uygulamalarla meşrulaştırılırken, temel hak ve özgürlüklerin nasıl askıya alındığını açığa çıkarıyor.

Kitap, Diyarbakır’ın binlerce yıllık yaşam belleğinin merkezi olan Sur’da yaşananları bir “kentkırım” olarak kavramsallaştırıyor. Yıkımın yalnızca fiziksel yapılarla sınırlı kalmadığını; toplumsal ilişkileri, kültürel sürekliliği ve kolektif hafızayı hedef aldığını ortaya koyuyor. Yeniden inşa ve soylulaştırma süreçleri ise bu yıkımın devamı olarak ele alınıyor; Sur’un, sakinlerinden arındırılmış yeni bir kentsel vitrine dönüştürülmesi eleştirel biçimde analiz ediliyor.

‘Egemenin Mührü’, Sur örneği üzerinden Kürtlerin Cumhuriyet tarihi boyunca maruz kaldığı yerinden edilme politikalarının yarattığı derin yarayı görünür kılıyor. Şamar’ın çalışması, mekân, iktidar ve şiddet ilişkisini merkezine alan; travmayı bireysel bir deneyimden çok, politik olarak üretilmiş kolektif bir sonuç olarak ele alan güçlü bir tanıklık ve analiz sunuyor.

  • Künye: Berhudan Şamar – Egemenin Mührü: Sur’da Yerinden Edilme, Travma ve Soylulaştırma, Dipnot Yayınları, siyaset, 216 sayfa, 2025

Ann V. Murphy – Şiddet ve Felsefi İmgelem (2025)

Ann V. Murphy’nin adlı kitabı, şiddetin felsefede yalnızca ele alınan bir konu değil, düşüncenin kendisini biçimlendiren bir hayal gücü yapısı olduğunu savunuyor. Murphy, felsefi metinlerde şiddetin nasıl temsil edildiğini, hangi metaforlar ve imgeler aracılığıyla normalleştirildiğini ve düşüncenin sınırlarını nasıl çizdiğini inceliyor.

‘Şiddet ve Felsefi İmgelem’ (‘Violence and the Philosophical Imaginary’), özellikle modern Batı felsefesine odaklanarak, akıl, egemenlik, özne ve düzen kavramlarının şiddetle kurduğu örtük ilişkiyi açığa çıkarıyor. Murphy’ye göre felsefe, çoğu zaman şiddeti dışsal bir sapma olarak sunarken, aslında kendi kavramsal düzenini kuruyor ve dışlama, bastırma ve tahakküm biçimlerini yeniden üretiyor. Bu durum, felsefi hayal gücünün görünmez ama etkili bir şiddet alanı yarattığını gösteriyor.

Murphy, Arendt, Foucault, Derrida ve Levinas gibi düşünürlerle eleştirel bir diyalog kuruyor. Bu düşünürlerin şiddeti nasıl kavramsallaştırdığını, hangi noktalarda ona karşı etik bir direnç geliştirdiklerini ve hangi noktalarda istemeden yeniden ürettiklerini tartışıyor. Kitap, şiddetin yalnızca fiziksel değil, dilsel, simgesel ve epistemik boyutları olduğunu vurguluyor.

‘Şiddet ve Felsefi İmgelem’, şiddetin düşüncenin dışında değil, düşüncenin kurucu imgeleri içinde yer aldığını göstererek, etik ve politik felsefeye eleştirel ve rahatsız edici bir bakış sunuyor.

  • Künye: Ann V. Murphy – Şiddet ve Felsefi İmgelem, çeviren: Itır Güneş, Fol Kitap, felsefe, 192 sayfa, 2025