Sigmund Freud – Histerinin Psikoterapisi (2025)

Sigmund Freud’un bu eseri, histeri vakalarının psikolojik kökenlerini ve bu rahatsızlığın tedavisine yönelik erken dönem psikanalitik yaklaşımlarını ele alan önemli bir çalışma. ‘Histerinin Psikoterapisi’ (‘Zur Psychotherapie der Hysterie’), histerik semptomların altında yatan bilinçdışı çatışmaları ve bastırılmış travmatik deneyimleri vurgular. Ona göre, histeri fiziksel bir rahatsızlık değil, zihinsel süreçlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Freud, histerik belirtilerin, bilinçdışına itilmiş, kabul edilemez düşünce ve arzuların sembolik ifadeleri olduğunu savunur. Bu semptomlar, bastırılmış duygusal enerjinin farklı fiziksel veya psikolojik biçimlerde açığa çıkmasıdır.

Freud, histerinin psikoterapisinde hipnozun rolünü ve sınırlılıklarını tartışır. Hipnozun semptomları geçici olarak ortadan kaldırabileceğini ancak altta yatan bilinçdışı çatışmaları çözmede yetersiz kaldığını belirtir. Bu nedenle, Freud, “serbest çağrışım” yöntemini geliştirerek, hastaların düşüncelerini sansürlemeden ifade etmelerini teşvik etmeyi amaçlar. Bu yöntemle, bilinçdışına itilmiş travmatik anıların ve duygusal yüklerin yüzeye çıkarılması ve hasta tarafından yeniden deneyimlenmesi hedeflenir. Freud, bu sürecin, histerik semptomların kaynağını anlamaya ve duygusal katharsis yoluyla iyileşmeye yardımcı olduğuna inanır.

‘Histerinin Psikoterapisi’, psikanalitik teorinin erken dönemlerine ışık tutan ve histeri kavramının anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olan bir eser. Freud’un bu çalışması, bilinçdışı zihinsel süreçlerin ve bastırılmış duyguların psikopatolojideki rolünü vurgulayarak, modern psikoterapinin temelini oluşturdu. Eser, histeri ve erken dönem psikanalitik tedavi yöntemlerine ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Sigmund Freud – Histerinin Psikoterapisi, çeviren: Sinan Köseoğlu, Say Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2025

Douglas Harper – Görsel Sosyoloji (2025)

Douglas Harper’ın ‘Görsel Sosyoloji’ (‘Visual Sociology’) adlı eseri, sosyolojik araştırmalarda görsel materyallerin (fotoğraflar, filmler, videolar vb.) kullanımını inceleyen ve bu yöntemin potansiyelini değerlendiren bir çalışma. Harper, görsel sosyolojinin sadece bir araştırma tekniği olmadığını, aynı zamanda toplumsal gerçekliği anlamak ve yorumlamak için özgün bir bakış açısı sunduğunu savunur.

Kitap, görsel verilerin toplanması, analizi ve sunulması süreçlerinde dikkat edilmesi gereken etik ve metodolojik sorunları ele alırken, görsel sosyolojinin farklı araştırma alanlarında (kent sosyolojisi, aile çalışmaları, göç araştırmaları vb.) nasıl kullanılabileceğine dair örnekler sunuyor.

Harper, görsel sosyolojinin, sözlü veya yazılı verilere kıyasla, toplumsal deneyimleri daha doğrudan ve dolaysız bir şekilde aktarma potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Ancak, görsel verilerin yorumlanmasının da öznel olabileceğini ve araştırmacının kültürel arka planından etkilenebileceğini belirtiyor.

  • Künye: Douglas Harper – Görsel Sosyoloji, çeviren: Hüseyin Yılmaz, Espas Yayınları, sosyoloji, 480 sayfa, 2025

Nick Midgley – Anna Freud’u Okumak (2025)

Nick Midgley’nin bu kitabı, psikanalizin öncü isimlerinden Anna Freud’un düşünce dünyasına kapsamlı bir giriş sunan ve onun Sigmund Freud’un kuramına yaptığı özgün katkıları detaylı bir şekilde inceliyor. ‘Anna Freud’u Okumak’ (‘Reading Anna Freud’), Anna Freud’un çocuk psikanalizi alanındaki çığır açan çalışmalarını, ego psikolojisine yaptığı önemli katkıları ve psikanalitik düşüncenin pedagoji ve sosyal hizmet gibi farklı disiplinlere uygulanmasındaki rolünü derinlemesine ele alıyor. Kitap, Anna Freud’un temel kavramlarını, özellikle savunma mekanizmaları üzerine olan detaylı analizlerini, çocukların gelişimsel süreçlerine dair özgün bakış açılarını ve psikanalitik tedavi tekniklerinin çocuklara uyarlanmasındaki yenilikçi yaklaşımlarını anlaşılır bir dille açıklıyor.

Midgley, Anna Freud’un sadece babasının kuramını takip eden bir figür olmadığını, aksine kendi özgün düşünceleri ve klinik gözlemleriyle psikanalitik teoriyi önemli ölçüde zenginleştirdiğini vurguluyor. Kitap, Anna Freud’un çocukların iç dünyasını anlama ve onlara psikolojik olarak yardımcı olma konusundaki derin hassasiyetini ve bu alandaki titiz çalışmalarını örnek vakalar ve teorik tartışmalar üzerinden aktarıyor. Midgley, Anna Freud’un ego psikolojisi üzerindeki etkisini ve bu alandaki kavramsal çerçeveyi nasıl genişlettiğini, özellikle savunma mekanizmalarının sınıflandırılması ve işleyişine dair yaptığı detaylı analizlerle ortaya koyuyor. Kitap ayrıca, Anna Freud’un psikanalitik düşüncenin eğitim ve sosyal hizmet gibi alanlarda uygulanmasına yönelik çabalarını ve bu alandaki kalıcı etkisini de değerlendiriyor.

‘Anna Freud’u Okumak’, bu önemli psikanalistin düşüncelerine kapsamlı ve eleştirel bir giriş sunarken, onun psikanaliz tarihindeki merkezi rolünü ve günümüzdeki etkilerini de gözler önüne seriyor. Midgley’nin çalışması, psikanalize ilgi duyan öğrenciler, akademisyenler ve klinisyenler için değerli bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, Anna Freud’un karmaşık ve derinlikli düşünce dünyasına erişilebilir bir kapı aralarken, psikanalitik teorinin temel kavramlarını ve klinik uygulamalarını anlamak isteyen okuyuculara rehberlik ediyor.

  • Künye: Nick Midgley – Anna Freud’u Okumak, çeviren: Gülin Ekinci, Minotor Kitap, psikanaliz, 432 sayfa, 2025

Nick Srnicek, Helen Hester – İşten Sonra (2025)

Nick Srnicek lle Helen Hester’in ‘İşten Sonra: Evin Tarihi ve Özgür Zaman Mücadelesi’ (‘After Work: The Fight for Free Time’) adlı bu eseri, günümüz kapitalist toplumlarında işin merkezi rolünü ve bunun bireylerin yaşamları üzerindeki olumsuz etkilerini eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor. Kitap, teknolojinin hızla geliştiği bir çağda, neden hâlâ bu kadar çok çalışmak zorunda olduğumuz sorusunu sorarak, tam otomasyonun potansiyelini ve “iş sonrası” bir toplumun nasıl mümkün olabileceğini tartışıyor. Yazarlar, neoliberal politikaların dayattığı güvencesiz çalışma koşulları, artan iş yükü ve azalan boş zamanın bireyler üzerindeki psikolojik ve sosyal maliyetlerini vurgulayarak, “tam zamanlı çalışma” idealinin sürdürülebilir olmadığını savunuyorlar.

Srnicek ve Hester, “iş sonrası” bir topluma geçişin sadece teknolojik bir zorunluluk değil, aynı zamanda arzu edilir bir hedef olduğunu ileri sürüyorlar. Kitap, evrensel temel gelir, çalışma haftasının kısaltılması, kamusal hizmetlerin genişletilmesi ve boş zamanı değerlendirmeye yönelik yeni sosyal altyapıların oluşturulması gibi bir dizi radikal politika önerisi sunuyor. Yazarlar, bu tür politikaların, bireylerin daha anlamlı ve tatmin edici yaşamlar sürmelerine, yaratıcılıklarını geliştirmelerine ve demokratik katılımı artırmalarına olanak tanıyacağını savunuyorlar. “İş sonrası” bir toplum, sadece zorunlu çalışmanın azalması anlamına gelmemekte, aynı zamanda boş zamanın yeniden tanımlanması ve yeni sosyal ilişkilerin geliştirilmesi için bir fırsat sunuyor.

‘İşten Sonra’, günümüz çalışma kültürüne yönelik kapsamlı bir eleştiri sunuyor, daha özgür, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir geleceğe yönelik umut dolu bir vizyon da çiziyor. Kitap, işin yaşamlarımız üzerindeki tahakkümünü sorgulamaya ve “iş sonrası” bir dünyanın nasıl inşa edilebileceğine dair somut öneriler sunarak, okuyucuyu bu önemli tartışmaya katılmaya davet ediyor. Srnicek ve Hester’in çalışması, siyaset, ekonomi, sosyoloji ve teknoloji alanlarına ilgi duyan herkes için düşündürücü ve ilham verici bir okuma sunuyor.

  • Künye: Nick Srnicek, Helen Hester – İşten Sonra: Evin Tarihi ve Özgür Zaman Mücadelesi, çeviren: Melis İnan, Otonom Yayıncılık, siyaset, 264 sayfa, 2025

Alain Frerejean – Stalin Troçki’ye Karşı (2025)

Alain Frerejean’ın bu çalışması, Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarındaki iktidar mücadelesinin iki önemli figürü olan Josef Stalin ve Lev Troçki arasındaki rekabeti ve çatışmayı ele alıyor. ‘Stalin Troçki’ye Karşı’ (‘Staline contre Trotski’), bu iki liderin ideolojik farklılıklarını, kişisel hırslarını ve siyasi manevralarını detaylı bir şekilde inceleyerek, Sovyet tarihinin bu kritik dönemine ışık tutuyor. Frerejean, Stalin’in pragmatik ve otoriter yaklaşımına karşı, Troçki’nin devrimci idealizmini ve entelektüel derinliğini karşılaştırarak, bu mücadelenin sadece bir iktidar kavgası olmadığını, aynı zamanda Sovyetler Birliği’nin geleceğini şekillendiren temel bir ideolojik ayrışma olduğunu savunuyor.

Kitap, Stalin’in parti içindeki gücünü adım adım nasıl artırdığını, Troçki’yi nasıl marjinalize ettiğini ve sonunda sürgüne gönderdiğini anlatırken, Troçki’nin sürgündeki mücadelesini, Stalin’e karşı eleştirilerini ve ideolojik mirasını da değerlendiriyor. Frerejean, bu iki liderin yaşam öykülerini, siyasi kariyerlerini ve birbirleriyle olan ilişkilerini analiz ederek, Sovyetler Birliği’nin totaliter bir rejime dönüşmesindeki temel faktörleri ortaya koyuyor. Kitap, Stalin ve Troçki arasındaki mücadelenin, sadece Sovyetler Birliği’nin değil, 20. yüzyılın siyasi ve ideolojik haritasını da derinden etkilediğini vurguluyor.

‘Stalin Troçki’ye Karşı’, bu iki liderin kişisel özelliklerini, ideolojik farklılıklarını ve siyasi stratejilerini derinlemesine inceleyerek, Sovyet tarihinin bu karmaşık ve önemli dönemini anlamak için önemli bir kaynak sunuyor. Frerejean’ın eseri, sadece tarihsel bir anlatı sunmakla kalmayıp, aynı zamanda iktidar, ideoloji ve devrim gibi evrensel temaları da sorguluyor. Kitap, Stalin ve Troçki arasındaki mücadelenin, günümüzdeki siyasi ve ideolojik tartışmalar için de önemli dersler içerdiğini savunuyor.

  • Künye: Alain Frerejean – Stalin Troçki’ye Karşı, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 192 sayfa, 2025

Alfred Adler – Cinsiyetler Arasında İş Birliği (2025)

Alfred Adler’in ‘Cinsiyetler Arasında İş Birliği’ (‘Cooperation Between the Sexes: Writings on Women and Men, Love and Marriage and Sexuality’) adlı eseri, Adler’in bireysel psikoloji kuramı çerçevesinde cinsiyet rolleri, aşk, evlilik ve cinsellik konularına dair görüşlerini içeren bir derleme. Adler, bu konularda biyolojik determinizmden ziyade sosyal ve kültürel faktörlerin belirleyici olduğunu vurguluyor. Ona göre, cinsiyetler arasındaki eşitsizlik ve çatışmalar, toplumsal yapılar ve yetiştirilme tarzlarından kaynaklanır. Sağlıklı bir toplum ve bireysel gelişim için cinsiyetler arasında iş birliği ve eşitlik esastır. Adler, geleneksel cinsiyet rollerinin bireylerin potansiyellerini kısıtladığını ve nevrotik davranışlara yol açabileceğini savunur.

Adler, aşk ve evlilik ilişkilerini de bireysel psikoloji prensipleri doğrultusunda ele alır. Sağlıklı bir aşk ilişkisinin temelinde karşılıklı saygı, eşitlik ve ortak amaçlar yer almalıdır. Evlilik, bireylerin toplumsal hayata uyum sağlamaları ve ortak sorumluluklar üstlenmeleri için önemli bir alandır. Adler, cinselliği ise bireyin sosyal bağ kurma ve kendini ifade etme biçimlerinden biri olarak görür. Ona göre, cinsellikle ilgili sorunlar genellikle bireyin aşağılık duygusu ve toplumsal uyum sorunlarıyla ilişkilidir. Adler, cinselliğin sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi için bireyin kendine güven duyması ve sosyal ilişkilerinde başarılı olması gerektiğini belirtir.

‘Cinsiyetler Arasında İş Birliği’, Adler’in bu konulardaki düşüncelerini çeşitli makale ve konferanslarından derleyerek bir araya getirir. Kitap, Adler’in cinsiyet eşitliği, sağlıklı ilişkiler ve bireysel gelişim konularındaki modern ve ilerici görüşlerini ortaya koyar. Adler’in bu yazıları, günümüzdeki cinsiyet rolleri, ilişkiler ve cinsellik tartışmalarına da ışık tutacak niteliktedir. Kitap, psikoloji, sosyoloji ve toplumsal cinsiyet çalışmaları alanlarına ilgi duyan herkes için değerli bir kaynak sunar.

  • Künye: Alfred Adler – Cinsiyetler Arasında İş Birliği, çeviren: Seçkin Selvi, Say Yayınları, psikoloji, 176 sayfa, 2025

Kolektif – Abbas Kiyarüstemi (2025)

Monika Raesch’in editörlüğünü yaptığı ‘Abbas Kiyarüstemi: Bitmemiş Sinema’ (‘Abbas Kiarostami: Interviews’) adlı kitap, İran sinemasının dünyaca ünlü yönetmeni Abbas Kiyarüstemi ile farklı zamanlarda yapılmış çeşitli röportajları bir araya getiriyor. Kitap, Kiyarüstemi’nin sinemaya bakış açısını, film yapım süreçlerini, sanatsal tercihlerini, İran kültürü ve toplumu hakkındaki düşüncelerini ve dünya sineması üzerindeki etkilerini doğrudan kendi sözleriyle aktarma imkânı sunuyor. Röportajlar aracılığıyla, Kiyarüstemi’nin minimalist estetiği, gerçeklik ve kurgu arasındaki sınırları bulanıklaştıran anlatım tarzı, çocuk oyuncularla çalışma metotları ve tekrar eden temaları (yolculuk, doğa, insan ilişkileri) derinlemesine anlaşılıyor.

Kitapta yer alan röportajlar, Kiyarüstemi’nin sadece bir yönetmen olarak değil, aynı zamanda bir düşünür, bir sanatçı ve bir insan olarak da çok yönlü kişiliğini ortaya koyuyor. Yönetmenin filmlerindeki poetik dilin ve felsefi derinliğin kökenleri, röportajlardaki samimi ve içten ifadelerle aydınlanıyor.

Kiyarüstemi’nin İran’daki sansürle başa çıkma yöntemleri, uluslararası alandaki başarısının ardındaki motivasyonlar ve genç sinemacılara verdiği tavsiyeler de kitapta yer alan önemli konular arasında. Röportajlar, Kiyarüstemi’nin filmlerine farklı açılardan bakmayı ve yönetmenin sanatsal vizyonunu daha iyi kavramayı sağlıyor.

Kitap, sinema öğrencileri, akademisyenler ve Kiyarüstemi’nin filmlerine hayran olan herkes için değerli bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, bir yönetmenin düşünce süreçlerine, yaratıcı yöntemlerine ve dünyaya bakışına birinci elden tanıklık etme fırsatı sunarak, sinema sanatının derinliklerine inmek isteyen okuyuculara ilham veriyor. Röportajlar, Kiyarüstemi’nin filmlerinin ardındaki felsefi ve estetik ilkeleri anlamak için vazgeçilmez bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Kolektif – Abbas Kiyarüstemi: Bitmemiş Sinema, derleyen: Monika Raesch, çeviren: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, sinema, 208 sayfa, 2025

Seth Donnelly – Küresel Refah Yalanı (2025)

Seth Donnelly’nin bu kitabı, neoliberal politikaların küresel refahı artırdığı yönündeki yaygın söylemi eleştirel bir bakış açısıyla inceleyen bir çalışma. Donnelly, neoliberal ekonomistlerin ve uluslararası kuruluşların yoksulluk ve eşitsizlik gibi sorunların boyutunu küçültmek, sömürüyü gizlemek ve neoliberal politikaları meşrulaştırmak amacıyla istatistiksel verileri nasıl manipüle ettiklerini detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. ‘Küresel Refah Yalanı: Neoliberaller Yoksulluğu ve Sömürüyü Maskelemek İçin Verileri Nasıl Tahrif Ediyor?’ (‘The Lie of Global Prosperity: How Neoliberals Distort Data to Mask Poverty and Exploitation?’), kullanılan metodolojik hataları, seçilen yanıltıcı göstergeleri ve uygulanan ideolojik çarpıtmaları örneklerle açıklayarak, küresel refahın aslında sanıldığı kadar yaygın olmadığını ve neoliberalizmin vaatlerinin aksine yoksulluk ve eşitsizliği derinleştirdiğini savunuyor.

Donnelly, neoliberalizmin küresel Güney ülkelerindeki etkilerine özellikle odaklanıyor. Bu ülkelerde uygulanan yapısal uyum programları, özelleştirmeler ve serbest ticaret politikalarının yerel ekonomileri nasıl tahrip ettiğini, işsizliği artırdığını, kamu hizmetlerini zayıflattığını ve doğal kaynakların sömürüsünü kolaylaştırdığını çarpıcı verilerle gösteriyor. Kitap, neoliberal politikaların sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve çevresel yıkıma da yol açtığını vurguluyor. Donnelly, neoliberalizmin söylemsel araçlarını ve veri manipülasyon tekniklerini açığa çıkararak, küresel refahın gerçek boyutlarını ve neoliberalizmin yarattığı eşitsizlikleri görünür kılıyor.

‘Küresel Refah Yalanı’, neoliberalizmin eleştirel bir analizini sunarken, alternatif ekonomik ve sosyal politikaların gerekliliğini de vurguluyor. Donnelly, daha adil, eşitlikçi ve sürdürülebilir bir küresel ekonomik sistemin mümkün olduğunu savunarak, neoliberalizmin hegemonyasına karşı mücadele çağrısında bulunuyor. Kitap, ekonomik adalet, sosyal eşitlik ve çevresel sürdürülebilirlik ilkelerine dayanan bir küresel refah anlayışının nasıl inşa edilebileceğine dair önemli tartışmalar başlatıyor.

  • Künye: Seth Donnelly – Küresel Refah Yalanı: Neoliberaller Yoksulluğu ve Sömürüyü Maskelemek İçin Verileri Nasıl Tahrif Ediyor?, çeviren: Cansu Başak, Kor Kitap, siyaset, 126 sayfa, 2025

Peter Brooks – Olay Örgüsü İçin Okumak (2025)

Peter Brooks’un ‘Olay Örgüsü İçin Okumak: Anlatıda Tasarım ve Niyet’ (‘Reading for the Plot: Design and Intention in Narrative’) adlı eseri, anlatı metinlerinin temel yapı taşı olan olay örgüsünün nasıl işlediğini ve okuyucuyu nasıl etkilediğini derinlemesine inceleyen bir çalışmadır. Brooks, olay örgüsünü sadece bir olaylar silsilesi olarak görmez, aksine anlatının anlam yaratma sürecindeki merkezi rolünü vurgular. Kitap, olay örgüsünün okuyucuyu metne bağlayan, merak uyandıran ve anlam çıkarmasına yardımcı olan dinamik bir güç olduğunu savunur. Brooks, anlatının zamansal ilerleyişi, gerilim yaratma teknikleri, karakterlerin motivasyonları ve olaylar arasındaki nedensel ilişkiler gibi unsurları analiz ederek, olay örgüsünün anlatı deneyimindeki karmaşık ve çok katmanlı yapısını ortaya koyar.

Brooks, psikanalitik teori, retorik ve yapısalcılık gibi farklı teorik yaklaşımlardan yararlanarak, olay örgüsünün bilinçdışı arzular, tekrarlar ve gecikmeler aracılığıyla nasıl anlam kazandığını gösterir. Kitap, anlatının başlangıcı ve sonu arasındaki gerilimli ilişkiyi, olay örgüsünün bu gerilimi nasıl yönettiğini ve nihai çözüme nasıl ulaştığını detaylı bir şekilde ele alır. Brooks, klasik edebi eserlerden popüler romanlara kadar geniş bir yelpazede örnekler kullanarak, olay örgüsünün farklı türlerde ve anlatı geleneklerinde nasıl farklı şekillerde işlediğini ve okuyucu üzerindeki etkilerinin nasıl değiştiğini inceler.

‘Olay Örgüsü İçin Okumak’, olay örgüsünün sadece anlatının iskeleti olmadığını, aynı zamanda anlamın üretildiği ve okuyucunun metinle etkileşim kurduğu temel bir mekanizma olduğunu savunur. Brooks’un çalışması, anlatı teorisine önemli katkılar sunarken, okuyuculara edebi metinleri daha bilinçli ve derinlemesine okuma becerisi kazandırmayı amaçlar. Kitap, olay örgüsünün anlatıdaki kaçınılmaz ve belirleyici rolünü vurgulayarak, edebi analizin temel kavramlarından birine yeni ve aydınlatıcı bir bakış açısı sunar.

  • Künye: Peter Brooks – Olay Örgüsü İçin Okumak: Anlatıda Tasarım ve Niyet, çeviren: Zehra Cunillera, İnka Kitap, inceleme, 360 sayfa, 2025

Philipp Sarasin – 1977 (2025)

Philipp Sarasin’in bu eseri, 1977 yılını modern çağın başlangıcı olarak ele alan ve bu yılın siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel olaylarını derinlemesine inceleyen bir çalışmadır. ‘1977: Bugünün Kısa Tarihi’ (‘1977- Eine kurze Geschichte der Gegenwart’), 1977’de yaşanan Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun eylemleri, enerji krizi, neoliberal politikaların yükselişi, yeni sosyal hareketlerin ortaya çıkışı ve kültürel değişimler gibi çeşitli olguları bir araya getirerek, günümüz dünyasının şekillenmesinde bu yılın ne kadar kritik bir rol oynadığını gözler önüne seriyor. Kitap, 1977’yi sadece bir takvim yılı olarak değil, aynı zamanda günümüzdeki pek çok sorunun ve eğilimin köklerinin bulunduğu bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.

Sarasin, 1977’deki olayları ve gelişmeleri analiz ederken, farklı coğrafyalardaki benzer ve farklı dinamiklere odaklanıyor. Batı Almanya’daki Kızıl Ordu Fraksiyonu’nun eylemleri, İngiltere’deki punk rock hareketi, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki muhafazakar yükseliş ve İran’daki İslam Devrimi’nin ilk işaretleri gibi birbirinden farklı görünen olayların, aslında küresel bir dönüşümün parçaları olduğunu savunuyor. Kitap, 1977’de atılan adımların, günümüzdeki küreselleşme, neo-muhafazakarlık, popüler kültür ve kimlik politikaları gibi alanlardaki etkilerini detaylı bir şekilde inceliyor.

Kitap, sadece tarihsel bir anlatı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda günümüz dünyasını anlamak için de önemli bir çerçeve çiziyor. Sarasin, 1977’de yaşananların günümüzdeki siyasi kutuplaşmalar, ekonomik eşitsizlikler, kültürel çatışmalar ve teknolojik gelişmeler üzerindeki uzun vadeli etkilerini sorguluyor. Marksist filozof Ernst Bloch, siyah kadın insan hakları savunucusu Fannie Lou Hammer, “cinsellik devrimcisi” Anaïs Nin, gerçeküstücü şair Jacques Prévert, neoliberal iktisadın öncü uygulayıcılarından Ludwig Erhard. Beşi de 1977 yılında hayatını kaybeden bu şahsiyetlerin düşünce dünyalarından ilhamla Philipp Sarasin, “hakikatin kurallarının” değiştiği bir büyük dönüşümü inceliyor.

  • Künye: Philipp Sarasin – 1977: Bugünün Kısa Bir Tarihi, çeviren: Tanıl Bora, İletişim Yayınları, tarih, 391 sayfa, 2025