G. H. Hardy – Bir Matematikçinin Savunması (2025)

Hardy matematiğin doğasını, değerini ve güzelliğini savunan, aynı zamanda bir matematikçinin yaşamına ve motivasyonlarına dair kişisel bir bakış sunan bir kitapla karşımızda. ‘Bir Matematikçinin Savunması’ (‘A Mathematician’s Apology’) matematiğin sadece pratik uygulamalarıyla değil, aynı zamanda estetik ve entelektüel değeriyle de ilgilenenlere hitap ettiğini gösteriyor. G. H. Hardy, matematiğin en saf ve en güzel formlarının, herhangi bir pratik uygulaması olmasa bile, kendi içinde değerli olduğunu savunuyor. Ona göre, gerçek matematik, tıpkı sanat gibi, kendi içinde bir amaçtır ve güzellik, zarafet ve derinlikle karakterize edilir.

Hardy, matematiğin sadece genç zihinler için uygun olduğunu ve yaşlandıkça yaratıcılığın azaldığını belirtiyor. Bu nedenle, eserini yazdığı dönemde, artık büyük keşifler yapamayacağına inandığı için, matematiğe olan sevgisini ve bağlılığını ifade etmek istiyor. Hardy, matematiğin, satranç veya şiir gibi, insan zihninin en yüksek başarılarından biri olduğunu ve bu nedenle, yaşamının büyük bir bölümünü bu alana adamış olmaktan dolayı pişmanlık duymadığını ifade ediyor.

Hardy’nin eseri, matematiğin sadece bir araç olmadığını, aynı zamanda bir sanat formu olduğunu savunan bir tutku beyanıdır. Hardy, matematiğin estetik değerini, entelektüel derinliğini ve insan zihninin yaratıcılığını kutluyor. Eser, matematiğe ilgi duyan veya bu alanda kariyer yapmayı düşünen herkes için ilham verici bir okuma sunuyor.

  • Künye: G. H. Hardy – Bir Matematikçinin Savunması, çeviren: Mukadder Şahin, Say Yayınları, bilim, 104 sayfa, 2025

Paul Strathern – Borgialar (2025)

Paul Strathern’in bu kitabı, Rönesans İtalya’sının en tartışmalı ailelerinden biri olan Borgia ailesinin yükselişini ve düşüşünü detaylı bir şekilde ele alıyor. ‘Borgialar: Tarihin En Kötü Şöhretli Ailesi’ (‘The Borgias’), ailenin siyasi entrikalarını, skandallarını ve Rönesans dönemindeki etkilerini inceliyor. Strathern, Borgia ailesinin kökenlerinden başlayarak, Rodrigo Borgia’nın Papa VI. Alexander olarak seçilmesine ve ailesinin Vatikan’daki gücünü artırmasına kadar olan süreci anlatıyor. Papa VI. Alexander’ın liderliğinde, Borgia ailesi, siyasi manevralar, evlilik ittifakları ve hatta cinayet gibi yöntemlerle İtalya’daki etkilerini genişletiyor.

Kitap, ailenin en dikkat çekici üyelerinden Cesare ve Lucrezia Borgia’nın hayatlarına da odaklanıyor. Cesare Borgia’nın askeri dehası ve siyasi hırsları, onu dönemin en güçlü figürlerinden biri haline getirirken, Lucrezia Borgia’nın evlilikleri ve sosyal konumu, ailenin siyasi stratejilerinin bir parçası olarak kullanılıyor. Strathern, Borgia ailesinin iktidar hırsının ve acımasız yöntemlerinin, onları hem hayranlık uyandıran hem de korkulan bir aile yaptığını vurguluyor. Ancak, ailenin yükselişi kadar düşüşü de hızlı oluyor. Papa VI. Alexander’ın ölümü ve Cesare Borgia’nın siyasi hataları, ailenin Vatikan’daki gücünü kaybetmesine neden oluyor.

Kitap, Borgia ailesinin Rönesans İtalya’sındaki etkisini ve mirasını değerlendirerek sona eriyor.

Strathern, ailenin siyasi entrikalarının ve skandallarının, onları tarihin en tartışmalı ailelerinden biri yaptığını belirtiyor.

  • Künye: Paul Strathern – Borgialar: Tarihin En Kötü Şöhretli Ailesi, çeviren: Gökçen İleri, Kronik Kitap, tarih, 416 sayfa, 2025

Pascal Engel – Sisler Dağılırken (2025)

Bu kitap, analitik ve kıta felsefesi geleneklerine mensup düşünürlerin bir hafta süren yüz yüze tartışmalarını içeriyor. Tartışmanın temel amacı, her iki tarafın da kendi felsefelerine ilişkin önyargıları aşarak karşılıklı yanlış anlamaları gidermesi ve bilgi eksiklerini tamamlaması. Tartışmaların ortaya koyduğu en çarpıcı sonuçlardan biri, analitik felsefenin katı başlangıç noktalarından uzaklaşıp kıta felsefesine daha ılımlı yaklaşmaya başlaması. Artık analitik filozoflar, metafizik de dahil olmak üzere kıta felsefesinin ele aldığı pek çok konuyu kendi metodolojleriyle inceliyor.

Bu felsefi barışın kalıcı olması için en önemli adım, her iki geleneğin de birbirlerinin eserlerine daha yoğun bir şekilde yönelmesi ve ortak problemlere birlikte çözümler üretmesi. Kitap, sisleri dağıtarak yeni bir felsefi panorama betimi yapmaktadır.

‘Analitik Felsefeye Giriş: Sisler Dağılırken’, analitik felsefenin temel meselelerini, önde gelen filozoflarını ve ana tartışmalarını keşfetmek isteyenler için kapsamlı bir rehber sunuyor. Açık ve sistematik anlatımıyla bu disipline ilgi duyan herkes için güçlü bir başlangıç noktası sağlıyor.

Felsefi tartışmaların derinliklerine inmeye hazır mısınız?

  • Künye: Pascal Engel – Sisler Dağılırken: Analitik Felsefeye Giriş, çeviren: Zeki Özcan, Albaraka Yayınları, felsefe, 326 sayfa, 2025

Bronislaw Malinowski, Robert Briffault – Dünden Bugüne Evlilik (2025)

Bu kitap, antropoloji alanındaki iki önemli figür olan Bronislaw Malinowski ve Robert Briffault arasındaki bir fikir ayrılığını yakalayan önemli bir antropolojik eserdir. ‘Dünden Bugüne Evlilik’ (‘Marriage: Past and Present. A Debate Between Robert Briffault and Bronislaw Malinowski’), evliliğin doğası ve kökenleri hakkında bir tartışma sunar. Anlaşmazlıkları, özellikle “ilkel” toplumlarda evliliğin evrensel bir kurum olup olmadığı sorusu üzerine odaklanır.

Bronislaw Malinowski çekirdek ailenin evrenselliğini ve babanın çocuk yetiştirmedeki önemini vurguladı. Evliliğin tüm insan toplumlarında bulunan temel bir kurum olduğunu, ebeveynliği meşrulaştırmaya ve aileyi istikrarlı bir sosyal birim olarak kurmaya hizmet ettiğini savundu. Trobriand adalarındaki saha çalışması teorilerini büyük ölçüde etkiledi. Robert Briffault ise en eski insan toplumlarının ana soylu olduğunu ve anne-çocuk bağının temel sosyal birim olduğunu savundu. Babanın rolünün başlangıçta marjinal olduğuna ve resmi bir kurum olarak evliliğin nispeten geç geliştiğine inanıyordu. “Anneler” adlı eseri teorilerinin köşe taşıdır.

Tartışma, antropolojide evliliğin kökenleri ve işlevleri hakkındaki farklı teorik bakış açılarını vurgular. Farklı kültürlerde aile, akrabalık ve sosyal organizasyonun doğası hakkında önemli soruları gündeme getirir. Eser, insan sosyal davranışı hakkında temel konuları ele aldığı için bugün hala geçerliliğini koruyor. O dönemde antropolojik alandaki düşünce değişimini gösteriyor.

Özetle, kitap, insan sosyal yaşamının temel bir yönü hakkında iki etkili bilim insanının zıt görüşler sunduğu antropolojik düşüncede çok önemli bir anı yakalar.

Kitap, Türkiye’de ilk kez yayımlanıyor.

  • Künye: Bronislaw Malinowski, Robert Briffault – Dünden Bugüne Evlilik, çeviren: Gökhan Aydın, Kabalcı Yayınları, antropoloji, 96 sayfa, 2025

Susan Magsamen, Ivy Ross – Sanat Kafası (2025)

Ivy Ross ve Susan Magsamen, sanatın insan beyni ve sağlığı üzerindeki derin etkilerini inceleyen bir eserdir. ‘Sanat Kafası: Sanat Beyni Nasıl Dönüştürür?’ (‘Your Brain on Art: How the Arts Transform Us’), nörobilim, psikoloji ve sanat terapisi alanlarındaki araştırmaları bir araya getirerek, sanatın insan zihnini ve bedenini nasıl dönüştürdüğünü açıklıyor.

Kitap, sanatın sadece estetik bir deneyim olmadığını, aynı zamanda nörolojik ve psikolojik süreçleri de etkilediğini savunuyor. Ross ve Magsamen, sanatın stresi azaltma, duygusal iyilik halini artırma, yaratıcılığı teşvik etme ve hatta fiziksel sağlığı iyileştirme gibi çeşitli faydaları olduğunu öne sürüyorlar. Kitapta, müze ziyaretleri, müzik dinleme, dans etme, resim yapma ve hatta doğada vakit geçirme gibi farklı sanatsal aktivitelerin beyin üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alınıyor.

Yazarlar, sanatın insan beynindeki nöroplastisiteyi (beynin değişme ve yeniden yapılanma yeteneği) artırdığını ve bu sayede öğrenme, hafıza ve problem çözme becerilerinin geliştiğini belirtiyorlar. Ayrıca, sanatın duygusal düzenlemeyi desteklediğini, empatiyi artırdığını ve sosyal bağlantıları güçlendirdiğini de vurguluyorlar. Kitapta, sanatın farklı yaş grupları ve sağlık durumları üzerindeki etkileri de inceleniyor. Özellikle, sanatın yaşlılarda bilişsel gerilemeyi yavaşlatma, çocuklarda yaratıcılığı ve özgüveni artırma ve kronik hastalıklarda ağrıyı ve stresi azaltma gibi faydaları üzerinde duruluyor.

‘Sanat Kafası’, sanatın insan yaşamındaki önemini ve potansiyelini vurgulayan bir eser. Kitap, sanatın sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal düzeyde de olumlu etkiler yaratabileceğini gösteriyor. Ross ve Magsamen, sanatın sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler gibi farklı alanlarda daha yaygın bir şekilde kullanılması gerektiğini savunuyorlar.

  • Künye: Susan Magsamen, Ivy Ross – Sanat Kafası: Sanat Beyni Nasıl Dönüştürür?, çeviren: Ayşe Nalan Uysal, Okuyanus Yayınları, bilim, 396 sayfa, 2025

Mark Bittman – Hayvan, Sebze ve Abur Cubur (2025)

Mark Bittman bu kitabında, insanlığın gıda ile olan ilişkisinin evrimini, avcı-toplayıcı dönemden günümüzün endüstriyel tarımına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde inceliyor. Bittman, ‘Hayvan, Sebze Abur Cubur: Sürdürülebilir Olandan Bizi İntihara Sürükleyene Uzanan Bir Gıda Tarihi’ (‘Animal, Vegetable, Junk: A History of Food, from Sustainable to Suicidal’) kitabında, gıdanın sadece beslenme ihtiyacımızı karşılamakla kalmadığını, aynı zamanda kültürümüzü, ekonomimizi ve çevremizi de derinden etkilediğini savunuyor.

Kitap, üç ana bölüme ayrılıyor: “Hayvan”, “Sebze” ve “Abur Cubur”. “Hayvan” bölümünde, avcı-toplayıcı atalarımızın etle olan ilişkisi ve hayvancılığın evrimi ele alınıyor. Bittman, etin insanlık tarihindeki önemini ve günümüzdeki endüstriyel hayvancılığın çevresel ve etik sorunlarını tartışıyor. “Sebze” bölümünde, tarımın ortaya çıkışı, bitki temelli beslenmenin önemi ve endüstriyel tarımın sebze üretimi üzerindeki etkileri inceleniyor. Bittman, geleneksel tarım yöntemlerinin sürdürülebilirliğini ve endüstriyel tarımın zararlarını vurguluyor. “Abur Cubur” bölümünde ise, işlenmiş gıdaların yükselişi, fast food kültürü ve obezite salgını gibi konular ele alınıyor. Bittman, endüstriyel gıda sisteminin insan sağlığı ve çevre üzerindeki olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor.

Bittman, kitabında, gıdanın sadece bir tüketim maddesi olmadığını, aynı zamanda politik bir mesele olduğunu da vurguluyor. Gıda endüstrisinin büyük şirketler tarafından kontrol edildiğini ve bu şirketlerin kâr odaklı politikalarının insan sağlığı ve çevre üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtiyor. Kitap, okuyucuları bilinçli tüketim yapmaya, yerel ve sürdürülebilir gıda sistemlerini desteklemeye ve gıda politikalarının şekillenmesinde aktif rol almaya teşvik ediyor.

  • Künye: Mark Bittman – Hayvan, Sebze ve Abur Cubur: Sürdürülebilir Olandan Bizi İntihara Sürükleyene Uzanan Bir Gıda Tarihi, çeviren: Cemal Can Tarımcıoğlu, Beyaz Baykuş Yayınları, ekoloji, 392 sayfa, 2025

Christina Riggs – Antik Mısır Sanatı ve Mimarisi (2025)

Christina Riggs, Antik Mısır’ın binlerce yıllık tarihini kapsayan zengin sanatsal ve mimari mirasını kısa ve öz bir şekilde sunuyor. ‘Antik Mısır Sanatı ve Mimarisi’ (‘Ancient Egyptian Art and Architecture: A Very Short Introduction’), okuyucuları Antik Mısır’ın tapınaklarından mezarlarına, heykellerinden resimlerine kadar çeşitli mimari eserleriyle tanıştırırken, bu eserlerin kültürel ve dini bağlamlarını da açıklıyor.

Kitapta, Antik Mısır sanatının ve mimarisinin zaman içinde nasıl değiştiği, farklı dönemlerde hangi stillerin öne çıktığı ve bu değişimlerin nedenleri ele alınıyor. Riggs, Antik Mısır sanatının sadece estetik bir ifade biçimi olmadığını, aynı zamanda firavunların gücünü ve tanrılarla olan ilişkilerini simgelediğini vurguluyor. Tapınaklar ve mezarlar gibi mimari yapılar, sadece dini törenler için değil, aynı zamanda firavunların ve rahiplerin otoritesini göstermek için de kullanılıyordu.

Riggs, Antik Mısır sanatının ve mimarisinin sadece Mısır’da değil, aynı zamanda diğer kültürlerde de büyük bir etki yarattığını belirtiyor. Antik Mısır eserleri, günümüzde dünyanın dört bir yanındaki müzelerde sergileniyor ve milyonlarca insan tarafından hayranlıkla izleniyor. Kitap, Antik Mısır sanatının ve mimarisinin günümüzdeki önemini ve etkisini de ele alıyor.

  • Künye: Christina Riggs – Antik Mısır Sanatı ve Mimarisi, çeviren: Özlem Özlen Şimşek, Say Yayınları, sanat, 160 sayfa, 2025

Charles Darwin – İnsanın Türeyişi (2025)

Charles Darwin’in ‘İnsanın Türeyişi’ (‘The Descent Of Man’) adlı kitabı, insanın evrimsel kökenini ve doğal seçilim yoluyla nasıl geliştiğini ele alan kapsamlı bir eserdir. Darwin, bu kitabında, ‘Türlerin Kökeni’ adlı eserinde ortaya koyduğu evrim teorisini insan türüne uygular ve insanın diğer hayvanlarla ortak bir atadan geldiğini savunur.

Darwin, insanın fiziksel ve zihinsel özelliklerinin diğer hayvanlarla benzerlikler gösterdiğini ve bu benzerliklerin ortak bir kökene işaret ettiğini belirtir. İnsanın embriyonik gelişimi, vücut yapısı ve davranışları gibi özelliklerin, diğer memelilerle ve özellikle de primatlarla benzerlikler taşıdığını vurgular. Ayrıca, insanın zihinsel yeteneklerinin ve ahlaki duygularının da evrimsel bir süreçle geliştiğini öne sürer.

Darwin, insanın evriminde cinsel seçilimin de önemli bir rol oynadığını savunur. Cinsel seçilim, hayvanların üreme başarısını artıran özelliklerin evrimleşmesini sağlayan bir süreçtir. Darwin, insanın bazı fiziksel ve zihinsel özelliklerinin, karşı cinsin ilgisini çekmek ve üreme başarısını artırmak için evrimleştiğini öne sürer.

Kitapta, insanın farklı ırkları arasındaki farklılıklar da ele alınır. Darwin, bu farklılıkların evrimsel bir süreçle ortaya çıktığını ve ırkların birbirine üstün olmadığını savunur. İnsanın evrimsel kökeni ve ırklar arasındaki ilişkiler, o dönemde büyük tartışmalara yol açmıştır ve hala günümüzde de tartışılmaktadır.

‘İnsanın Türeyişi’, insanın evrimsel kökeni ve doğal seçilim yoluyla nasıl geliştiği hakkında önemli bilgiler sunan bir eserdir. Darwin’in bu kitabı, evrim teorisinin insan türüne uygulanması ve insanın doğadaki yeri hakkında önemli bir kilometre taşıdır.

  • Künye: Charles Darwin – İnsanın Türeyişi, çeviren: Çağatay Tarhan, Cihan Demirci Tansel, Ayrıntı Yayınları, bilim, 480 sayfa, 2025

Jessamy Hibberd – Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak (2025)

Yeni bir işe başlarken, bir eğitim programına kabul edilince veya işyerinde terfi alınca, sevinçten önce derin bir rahatsızlık ya da endişe duyduğunuz oldu mu? İşte bu hile yapıyor olma duygusuna, sahtekârlık sendromu deniyor.

‘Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak’ (‘The Imposter Cure’), sahtekârlık sendromu olarak bilinen yaygın psikolojik durumu ele alıyor. Jessamy Hibberd, bu sendromun ne olduğunu, neden ortaya çıktığını ve nasıl üstesinden gelinebileceğini açıklıyor. Kitap, sahtekârlık sendromunun sadece yetersizlikle ilgili olmadığını, aynı zamanda mükemmeliyetçilik, korku ve güvensizlik gibi derin köklü inançlarla da bağlantılı olduğunu vurguluyor.

Hibberd, sahtekârlık sendromunun üstesinden gelmek için pratik ve etkili stratejiler sunuyor. Kitapta, okuyucuların kendilerini daha iyi tanımalarına, olumsuz düşünce kalıplarını kırmalarına ve özgüvenlerini geliştirmelerine yardımcı olacak egzersizler ve teknikler yer alıyor. Hibberd, sahtekârlık sendromunun üstesinden gelmenin bir süreç olduğunu ve zaman alabileceğini belirtiyor. Ancak, doğru araçlar ve yaklaşımlarla herkesin bu durumdan kurtulabileceğini vurguluyor.

Kitapta, sahtekârlık sendromunun farklı türleri ve belirtileri de ele alınıyor. Hibberd, her bireyin bu sendromu farklı şekillerde deneyimleyebileceğini ve bu nedenle kişiselleştirilmiş bir yaklaşımın önemini vurguluyor. Kitap, okuyucuların kendi deneyimlerini anlamalarına ve onlara uygun stratejileri belirlemelerine yardımcı olacak rehberlik sunuyor.

‘Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak’, sahtekârlık sendromuyla mücadele eden herkes için değerli bir kaynak. Hibberd’in samimi ve destekleyici yaklaşımı, okuyucuların kendilerini daha iyi anlamalarına ve daha özgün bir yaşam sürmelerine yardımcı oluyor. Kitap, sadece sahtekârlık sendromuyla mücadele edenler için değil, aynı zamanda özgüvenini geliştirmek ve potansiyelini keşfetmek isteyen herkes için de ilham verici bir okuma sunuyor.

  • Künye: Jessamy Hibberd – Sahtekârlık Sendromundan Kurtulmak: Kendine İnanma ve Başarıyı İçselleştirme Rehberi, çeviren: Mercan Yurdakuler, İletişim Yayınları, psikoloji, 288 sayfa, 2025

Ivan T. Berend – 20. Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi (2025)

Ivan T. Berend’in ‘20. Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi’ (‘An Economic History of Twentieth-Century Europe’) Avrupa’nın yirminci yüzyıldaki ekonomik gelişimini kapsamlı bir şekilde ele alan bir eser. Genişletilmiş baskısıyla yeniden raflardaki yerini alan bu kitabında Berend, yüzyılın başından sonuna kadar Avrupa ekonomisini şekillendiren önemli olayları, eğilimleri ve yapısal değişimleri inceler. Kitap, Avrupa ekonomisinin iki dünya savaşı, Büyük Buhran, Soğuk Savaş ve Avrupa entegrasyonu gibi önemli olaylardan nasıl etkilendiğini analiz eder.

Berend, yirminci yüzyıl Avrupa ekonomisini üç ana döneme ayırır: 1900-1945, iki dünya savaşı ve Büyük Buhran’ın damgasını vurduğu bir dönemdir. Berend, bu dönemde Avrupa ekonomisinin nasıl çöktüğünü ve yeniden inşa edildiğini inceler. 1945-1973, “Altın Çağ” olarak da bilinen, Avrupa ekonomisinin hızlı bir şekilde büyüdüğü ve refahın arttığı bir dönemdir. Berend, bu büyümenin nedenlerini ve sonuçlarını analiz eder. 1973-2000, petrol krizleri, stagflasyon ve Soğuk Savaş’ın sona ermesi gibi olayların yaşandığı bir dönemdir. Berend, bu dönemde Avrupa ekonomisinin nasıl yavaşladığını ve yeniden yapılandığını inceler.

Kitapta ele alınan bazı önemli temalar şunlardır: Avrupa ekonomisinin küreselleşme, teknolojik değişim ve demografik değişim gibi uzun vadeli eğilimlerden nasıl etkilendiği. Avrupa ekonomisinin farklı bölgeleri arasındaki (Batı, Doğu, Kuzey ve Güney) farklılıklar ve benzerlikler. Avrupa ekonomisinin devlet müdahalesi, piyasa mekanizmaları ve sosyal politikalar gibi farklı kurumsal düzenlemelerden nasıl etkilendiği. Avrupa ekonomisinin çevre, enerji ve eşitsizlik gibi önemli sorunlarla nasıl başa çıktığı.

Berend, Avrupa ekonomisinin yirminci yüzyıldaki karmaşık ve dinamik gelişimini anlamak için zengin bir tarihsel bakış açısı sunuyor. Kitap, Avrupa ekonomisinin geleceği hakkında düşünmek için de değerli bir çerçeve sunuyor.

  • Künye: Ivan T. Berend – 20. Yüzyıl Avrupa İktisat Tarihi, çeviren: Serpil Çağlayan, İş Kültür Yayınları, iktisat, 392 sayfa, 2025