Alexander Kriss – Borderline (2024)

Alexander Kriss’in bu kitabı, borderline kişilik bozukluğu hakkında kapsamlı bir inceleme sunar.

Yazar, bu karmaşık ve sıkça yanlış anlaşılan psikolojik durumu hem bilimsel bir bakış açısıyla hem de bireysel deneyimleri merkeze alarak ele alıyor.

Bozukluğun ilk tanımlanmasından günümüze kadar olan süreçte yapılan araştırmalar ve teoriler detaylı bir şekilde inceleniyor.

Borderline kişilik bozukluğunun çeşitli belirtileri, bu belirtilerin nasıl ortaya çıktığı ve bozukluğun diğer psikolojik rahatsızlıklardan nasıl ayrıldığı açıklanıyor.

Genetik yatkınlık, çevresel faktörler ve beyin yapısı gibi borderline kişilik bozukluğunun olası nedenleri üzerine yapılan araştırmaların sonuçları sunuluyor.

Psikoterapi, ilaç tedavisi ve diğer tedavi yaklaşımları hakkında bilgi veriliyor.

Farklı tedavi yöntemlerinin etkinliği ve sınırlamaları tartışılıyor.

Borderline kişilik bozukluğuna sahip kişilerin ve yakınlarının yaşadığı zorluklar, duygusal iniş çıkışlar ve baş etme mekanizmaları gerçek hikayelerle destekleniyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Borderline hepimize dokunur. Normaldir ama normal olması onu bir kimlik yapmaz. Bilakis, bir kimliğin eksikliğidir. Kalınması değil, geçilip gidilmesi gereken bir uğraktır borderline; kendini tanıma yolunda bir ara duraktır; evrensel ıstırap deneyiminin ve ilişkilerin bizi nasıl şekillendirdiğine dair bir kabuldür.”

  • Künye: Alexander Kriss – Borderline: Bir Kişilik Bozukluğunun Biyografisi, çeviren: Aslı Önal, Say Yayınları, psikoloji, 360 sayfa, 2024

Randolph Bourne – Devlet (2024)

Randolph Bourne’un ‘Devlet’ adlı kitabı, devletin doğası, savaşla ilişkisi ve birey üzerindeki etkileri üzerine derinlemesine bir inceleme yapıyor.

Bourne’a göre, devlet, özellikle savaş zamanlarında bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan, toplumsal birliği baskıcı bir şekilde sağlayan bir kurumdur.

“Savaş, devletin sağlığıdır” sözüyle bu durumu özetleyen yazar, devletin savaş sayesinde güçlendiğini ve genişlediğini savunur.

Ancak bu durum, bireylerin özgürlüklerinin feda edilmesi anlamına gelir.

Savaş, devletin varlık nedenidir ve bireyleri bir araya getirirken, aynı zamanda muhalifleri bastırır.

Devlet, bireyleri toplumsal birliğe zorlar ancak bu birlik, bireylerin özgürlüklerini sınırlar. Savaş, bu durumu daha da belirgin hale getirir.

Bourne, devleti eleştirel bir gözle inceler ve onun birey üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çeker.

Bourne’a göre, savaşın uluslara değil, devletlere ait bir işlev olması ve devletin, ulusun enerjisini yıkıcı amaçlar için tüketmesi önemli bir paradoksa işaret eder: Devlet savaşla güçlenir ve genişler, ancak bu genişleme çoğunlukla yurttaşların özgürlüklerinden ödün verilmesini gerektirir.

Savaş, topluluğun sürü duygusunu canlandırarak, kolektif bir kimlik yaratırken muhalifleri dışlama ve bastırma eğilimini doğurur; bu, devletin kendi varlığını koruma çabasının bir tezahürüdür.

  • Künye: Randolph Bourne – Devlet, çeviren: Güney Çeğin, A.Halim Karaosmanoğlu, Nika Yayınevi, siyaset, 2024

Ralph Johannes Lilie – Bizans (2024)

Ralph Johannes Lilie’nin ‘Bizans: Doğu Roma İmparatorluğu’nun Tarihi 326-1453’ adlı eseri, Bizans İmparatorluğu’nun bin yıllık tarihindeki önemli dönüm noktalarını, siyasi, sosyal ve kültürel gelişmelerini kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Kitap, karmaşık ve zengin bir tarihi dönemi, okurlarına anlaşılır ve akıcı bir dille sunuyor.

Roma İmparatorluğu’nun bölünmesiyle ortaya çıkan Doğu Roma İmparatorluğu’nun siyasi, dini ve kültürel yapısı detaylı bir şekilde incelenir.

Büyük imparatorların yönetimi altında Bizans’ın siyasi ve kültürel alanda ulaştığı zirve noktaları ve bu dönemin önemli olayları ele alınır.

Bizans İmparatorluğu’nun Batı Avrupa, İslam dünyası ve diğer medeniyetlerle olan ilişkileri, savaşlar, diplomasi ve kültürel etkileşimler bağlamında incelenir.

Haçlı Seferleri, Osmanlı tehdidi ve nihayetinde Konstantinopolis’in fethi gibi olayların Bizans İmparatorluğu’nun sonunu getiren süreçteki rolü analiz edilir.

Bizans’ın sanatı, mimarisi, felsefesi, dini ve hukuki sistemi gibi kültürel yönleri ayrıntılı bir şekilde incelenir ve bu medeniyetin Batı ve Doğu dünyasına yaptığı etkiler değerlendirilir.

Kitap, Bizans tarihini başlangıcından sonuna kadar kapsayan geniş bir çerçeve sunar.

Lilie, kitabında en güncel bilimsel araştırmalara dayanarak Bizans tarihini yeniden yorumlar.

Karmaşık bir konuyu anlaşılır bir dille ve kronolojik bir sırayla sunarak, okurların Bizans tarihine kolayca giriş yapmalarını sağlar.

Siyasi, sosyal, kültürel ve dini yönleri bir arada ele alarak Bizans medeniyetinin karmaşık yapısını ortaya koyar.

  • Künye: Ralph Johannes Lilie – Bizans: Doğu Roma İmparatorluğu’nun Tarihi 326-1453, çeviren: Emre Karatekeli, Runik Kitap, tarih, 132 sayfa, 2024

Camillo Sitte – Sanatsal İlkelere Göre Şehirlerin İnşası (2024)

Camillo Sitte, 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan endüstriyel şehirleşmenin yarattığı düzensiz ve estetikten yoksun kentsel dokuya karşı bir tepki olarak bu kitabı kaleme aldı.

Kitap, kent planlama tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilir ve günümüzde hala kent tasarımcıları ve mimarlar tarafından başvuru kaynağı olmaya devam ediyor.

Sitte, tarihi kentlerin karmaşık ve organik dokusunun, modern kentlerin düzenli ve geometrik planlarına göre daha yaşanabilir ve estetik olduğunu savunur. Eski kentlerin sokak ağları, meydanları ve binalarının birbirleriyle olan ilişkileri, modern kentlerin aksine, zengin bir görsel ve deneyimsel çeşitlilik sunar.

Sitte, kent meydanlarının kent hayatının merkezinde yer aldığını ve sosyal etkileşimleri teşvik ettiğini vurgular. Meydanlar, sadece trafik akışını düzenleyen noktalar değil, aynı zamanda insanların bir araya gelerek sosyalleştiği, kültürel etkinliklerin gerçekleştiği ve kent kimliğinin belirlendiği önemli alanlardır.

Sitte, kent planlamasında doğal topografyanın önemini vurgular. Yer şekilleri, bitki örtüsü ve su kaynakları gibi doğal unsurlar, kentlere özgün bir karakter kazandırır ve kent dokusunu zenginleştirir.

Sitte, kentlerin görsel olarak zengin ve sürekli değişen bir deneyim sunması gerektiğini savunur. Sokakların dolambaçlı olması, binaların farklı yüksekliklerde ve ölçeklerde olması, kent manzaralarının sürekli değişmesini sağlar ve kent hayatını daha ilgi çekici hale getirir.

Sitte, tarihi binaların kent kimliğinin önemli bir parçası olduğunu ve korunması gerektiğini vurgular. Tarihi binalar, bir kentin hafızasını taşır ve yeni yapılaşmalarla uyumlu bir şekilde korunarak kentlerin karakteri güçlendirilebilir.

Sitte’nin fikirleri, özellikle 20. yüzyılın başlarında Avrupa ve Amerika’da kent planlama alanında büyük bir etki yarattı. “Güzel şehir” hareketinin öncülerinden biri olan Sitte, kentlerin sadece işlevsel değil, aynı zamanda estetik ve kültürel değerlere sahip olması gerektiğini savunmuştur. Onun fikirleri, modern kentlerin monoton ve cansız yapısına karşı bir tepki olarak ortaya çıkmış ve kent planlamacılarını tarihi dokuyu koruyarak daha yaşanabilir kentler oluşturmaya teşvik etmiştir.

  • Künye: Camillo Sitte – Sanatsal İlkelere Göre Şehirlerin İnşası, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, mimari, 116 sayfa, 2024

Robert Peckham – Korku: Alternatif Bir Dünya Tarihi (2025)

Değişimin en itici güçlerinden biri korkudur.

Bu kitap, dünya tarihini alışılmışın dışında bir perspektifle ele alıyor.

Kitap, insanlık tarihini şekillendiren en güçlü duygulardan biri olan korkuyu merkezine alarak, bu duygunun tarihsel olaylar üzerindeki derin etkilerini inceliyor.

Robert Peckham, korkunun sadece bireysel bir duygu olmadığını, aynı zamanda toplumları, devletleri ve hatta dünyayı şekillendiren güçlü bir güç olduğunu savunuyor.

Kitapta, korkunun;

  • Siyasi kararları nasıl etkilediği,
  • Toplumsal hareketleri nasıl tetiklediği,
  • Savaşların ve çatışmaların başlamasına nasıl neden olduğu,
  • Kültürel ve dini inançları nasıl şekillendirdiği gibi birçok konuya değiniliyor.

Peckham, korkunun sadece olumsuz bir duygu olmadığını, aynı zamanda insanları harekete geçiren ve değişim yaratan bir güç olduğunu vurguluyor.

Kitapta, tarih boyunca yaşanan birçok önemli olayın temelinde korkunun yattığını gösteriyor. Örneğin, Kara Veba salgını, Fransız Devrimi, Soğuk Savaş gibi büyük olayların korku psikolojisiyle yakından ilişkili olduğunu iddia ediyor.

Kara Veba: Orta Çağ’da Avrupa’yı kasıp kavuran veba salgını, insanların ölüme olan korkusunu artırarak toplumsal ve dini yapıları derinden etkiledi.

Cadı Avları: Cadılara yönelik korku ve düşmanlık, Orta Çağ ve erken modern dönemde birçok insanın hayatına mal oldu.

Savaşlar: Savaşların çıkmasında ve devam etmesinde korkunun önemli bir rol oynadığına dikkat çekiliyor.

Totaliter Rejimler: Totaliter rejimlerin yükselişi, insanların güvensizlik ve gelecek kaygılarını sömürerek korku iklimi oluşturmasıyla ilişkilendiriliyor.

Yazar, tarihsel olayları sadece siyasi, ekonomik veya sosyal faktörlerle değil, aynı zamanda psikolojik bir boyutla da değerlendiriyor. Korkunun insan davranışları üzerindeki etkilerini anlamak için tarihsel olayları farklı bir açıdan görmemizi sağlıyor.

  • Künye: Robert Peckham – Korku: Alternatif Bir Dünya Tarihi, çeviren: Feyza Öz, Literatür Yayıncılık, tarih, 400 sayfa, 2025

Mahmut Davulcu – Voyn (2024)

Mahmut Davulcu’nun ‘Voyn: Antalya’nın Yaşayan Mirası’ kitabı, Antalya’nın kültürel mirasını ve bu mirasın günümüzdeki yaşayan halini ele alıyor.

Kitap, sadece tarihi kalıntılar ve müzelerle sınırlı kalmayarak, Antalya’nın insanlarının hafızalarında, geleneklerinde ve yaşam biçimlerinde yaşayan kültürel zenginlikleri mercek altına alıyor.

Kitap, “yaşayan miras” kavramını detaylı bir şekilde açıklıyor. Yaşayan miras, geçmişten günümüze aktarılan, insanların bilgi, tecrübe, inanç, beceri ve değerlerini içeren soyut ve somut bir miras olarak tanımlanıyor.

Antalya’nın coğrafi konumu, tarihi ve kültürel zenginliği nedeniyle Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri olması, kitabın odak noktalarından biri. Davulcu, bu zenginliğin nasıl korunduğu, nasıl geliştirildiği ve gelecek nesillere nasıl aktarılabileceği üzerine kafa yoruyor.

Kitap, kültürel mirasın bireyler ve toplumlar için önemini vurguluyor. Kültürel miras, insanların kimliklerini oluşturmalarına, bir araya gelmelerine ve geleceğe umutla bakmalarına yardımcı oluyor.

Kitapta, Antalya’nın farklı bölgelerindeki yaşayan miras örnekleri yer alıyor.

El sanatlarından mutfak geleneklerine, halk inançlarından müzik kültürüne, efsanelerden hikâyelere kadar çok geniş bir yelpazeyi içeriyor.

Kitap, Antalya’nın kültürel mirasının korunması ve gelecek nesillere aktarılması için yapılması gerekenler üzerine önemli öneriler sunuyor.

  • Künye: Mahmut Davulcu – Voyn: Antalya’nın Yaşayan Mirası, Paradigma Akademi Yayınları, folklor, 335 sayfa, 2024

Walter Pohl – Avarlar (2024)

Walter Pohl’un bu önemli çalışması, Orta Avrupa tarih sahnesinde önemli bir yer tutan ancak yeterince incelenmemiş bir halk olan Avarlar hakkında kapsamlı bir inceleme sunuyor.

Kitap, 6. yüzyılın ortalarında Orta Asya bozkırlarından Avrupa’ya göç eden Avarların yükselişi, zirvesi ve düşüşünü detaylı bir şekilde anlatıyor.

Pohl, Avarların Orta Asya bozkırlarından geldiklerini ve 6. yüzyılda Avrupa’ya göç ettiklerini belirtiyor. Bu göçün nedenleri ve Avarların Avrupa’daki ilk yerleşimleri hakkında detaylı bilgiler sunuyor.

Avarlar, Avrupa’ya geldikten sonra kısa sürede güçlü bir imparatorluk kurmuşlar ve bölgedeki diğer halklar üzerinde egemenlik kurmuşlardır. Kitap, Avar İmparatorluğu’nun siyasi, ekonomik ve sosyal yapısını inceliyor.

Avarlar, Bizans İmparatorluğu ile uzun süreli ve karmaşık bir ilişki içinde olmuşlardır. Kitap, bu iki büyük güç arasındaki savaşları ve ittifakları detaylı bir şekilde anlatıyor. Ayrıca, Avarların Slav halklarıyla olan ilişkileri ve Slavların Avrupa’daki yayılmasındaki rolü üzerinde duruyor.

Avar İmparatorluğu, Frankların yükselişiyle birlikte zayıflamaya başlamış ve 9. yüzyılın başlarında tamamen çökmüştür. Kitap, Avar İmparatorluğu’nun düşüşünün nedenlerini ve sonuçlarını analiz ediyor.

Pohl, Avarlar hakkında mevcut olan sınırlı kaynakları titizlikle inceleyerek, bu halkın tarihini yeniden yazdı.

Kitap, Orta Avrupa’nın erken orta çağ tarihinde Avarların oynadığı önemli rolü vurguluyor ve bu döneme dair yeni bir perspektif sunuyor.

Avarlar gibi göçebe halkların tarihini anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Walter Pohl – Avarlar: Orta Avrupa’da Bir Bozkır Halkı (567-822), çeviren: Hakan Aydın, Selenge Yayınları, tarih, 616 sayfa, 2024

 

Daniel Garrison Brinton – Nagualizm (2024)

‘Nagualizm’ terimi, Daniel Garrison Brinton tarafından Yerli Amerikan halklarının inanç sistemlerindeki belirli bir konsepti tanımlamak için kullanılmıştır.

Bu kitap, Brinton’ın derinlemesine araştırmalarıyla ortaya koyduğu gibi, Nagualizm, insanın hayvana ve hayvanın da insana dönüşebileceğine dair bir inanış sistemidir.

Bu dönüşüm, sadece fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda ruhani bir yolculuk olarak görülür.

Nagualizm’e göre, her insanın bir veya daha fazla hayvan ruhuyla bağlantısı vardır. Bu hayvan ruhları, kişinin kişiliğinin, yeteneklerinin ve hatta kaderinin bir parçasıdır. İnsanlar, ritüeller ve şamanik uygulamalar aracılığıyla bu hayvan ruhlarıyla iletişim kurar ve onların güçlerinden yararlanırlar.

Nagualizm’in merkezinde yer alan dönüşüm kavramı, şamanik uygulamalar ile yakından ilişkilidir. Şamanlar, özel ritüeller ve trans halindeyken, hayvan ruhlarına dönüşerek farklı boyutlara seyahat edebilir ve bilgiye ulaşabilirler.

Nagualizm, insanın doğayla derin bir bağ içinde olduğunu ve tüm canlıların birbiriyle bağlantılı olduğunu vurgular. Hayvanlar, sadece fiziksel varlıklar değil, aynı zamanda ruhani güçlerin taşıyıcıları olarak görülür.

Brinton, kitabında çeşitli Yerli Amerikan kabilelerinin Nagualizm’e dair inançlarını ve uygulamalarını detaylı bir şekilde inceler. Bu sayede, farklı kültürlerdeki ortak noktaları ve farklılıkları ortaya koyar.

Nagualizm, Yerli Amerikan kültürlerinin zenginliğini ve karmaşıklığını anlamak için önemli bir anahtar sunar. Aynı zamanda, modern dünyada doğa ile yeniden bağ kurma arayışında olanlar için de ilham verici bir konu olabilir.

  • Künye: Daniel Garrison Brinton – Nagualizm: Yerli Amerikan Halk Kültürü ve Tarihi, çeviren: Billur C. Yılmazyiğit, Sarmal Kitabevi, antropoloji, 91 sayfa, 2024

Alper Demirdöğen, Emine Olhan – Tarım Politikası (2024)

Tarım, insanlığın varoluşundan bu yana en temel ihtiyaçlarından biri olan beslenmeyi sağlayan kritik bir sektördür.

Bu nedenle, tarım sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda toplumların sosyal, kültürel ve politik yapılarını şekillendiren bir güçtür.

Ancak, tarım politikaları kadar önemli ve herkesi ilgilendiren bir konuda, bilimsel temellere dayalı ve kapsamlı kaynaklar yetersiz kalmaktadır.

Bu kitap, bu boşluğu doldurmayı hedefleyen önemli bir çalışma.

Yazarlar, tarım politikalarının çok yönlü yapısını, akademik bir titizlikle ve güncel örneklerle harmanlayarak anlaşılır bir dille aktarıyorlar.

Kitapta, tarım politikalarının ne olduğu, neden var oldukları, nasıl şekillendikleri ve hangi araçlarla uygulandığı gibi temel sorulara yanıtlar bulunuyor.

Ayrıca, üreticiler, tüketiciler ve devlet arasındaki karmaşık ilişkiler ve tarım politikalarının bu ilişkilere etkileri detaylı bir şekilde inceleniyor.

Kitapta neler bulacaksınız:

Tarım Politikalarının Temelleri: Tarım politikasının ne olduğu, amacı ve önemi gibi temel kavramların açık ve net bir şekilde tanımlanması.

Politikaların Değişim Dinamikleri: Tarım politikalarının zaman içinde nasıl değiştiği, bu değişimlerin nedenleri ve etkileri.

Üretici-Tüketici İlişkileri: Tarım politikalarının üreticiler ve tüketiciler arasındaki ilişkilere etkisi, gıda güvenliği ve kalitesi gibi konular.

Politikaların Değerlendirilmesi: Tarım politikalarının etkilerini bilimsel yöntemlerle değerlendirme yöntemleri ve bu yöntemlerin önemi.

Türkiye ve Dünya Örnekleri: Farklı ülkelerdeki tarım politikalarının karşılaştırmalı analizi ve Türkiye’deki uygulamaların değerlendirilmesi.

  • Künye: Alper Demirdöğen, Emine Olhan – Tarım Politikası, İmge Kitabevi, tarım, 267 sayfa, 2024

David Baker – Dünya’nın Kısa Tarihi (2024)

‘Dünya’nın Kısa Tarihi’, evrenin başlangıcından günümüze kadar uzanan kapsamlı bir tarihsel yolculuk sunuyor.

Kitap, karmaşık bilimsel kavramları anlaşılır bir dille aktararak, evrenin oluşumundan yaşamın ortaya çıkışına, insanlığın evrimine ve geleceğe dair tahminlere kadar geniş bir yelpazede konuyu ele alıyor.

  • Büyük Patlama ile başlayan evrenin genişlemesi ve evrendeki temel kuvvetlerin oluşumu.
  • İlk canlıların ortaya çıkışı, evrim süreci ve biyolojik çeşitlilik.
  • İnsanların maymunlardan ayrılması, alet yapımının başlangıcı ve medeniyetlerin doğuşu.
  • Tarım devrimi, şehirlerin kurulması, sanayi devrimi gibi insanlık tarihini şekillendiren önemli olaylar.
  • İklim değişikliği, teknolojik gelişmeler ve insanlığın geleceği gibi konularda tahminler.

Kitabın en önemli özelliklerinden biri, karmaşık bilimsel bilgileri herkesin anlayabileceği bir dilde anlatması. Baker, tarih boyunca yaşanan büyük değişimleri, evrenin genel bir perspektifinden ele alarak okuyuculara farklı bir bakış açısı sunuyor.

Kısacası kitap, evrenin ve insanlığın 13.8 milyar yıllık tarihini kısa ve öz bir şekilde anlatarak, okuyuculara evren hakkında daha derin bir anlayış kazandırmayı amaçlıyor.

  • Künye: David Baker – Dünya’nın Kısa Tarihi, çeviren: Şükrü Alpagut, Say Yayınları, tarih, 250 sayfa, 2024