Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya (2010)

1909 yılında Beyrut’ta doğan Wadad Makdisi Cortas, ülkesinin geleceğine önemli katkılarda bulunmuş bir Arap kadını.

Üniversite eğitimini Amerika’da yapan Cortas, ülkesine döndükten sonra okul müdiresi olarak kırk yıl görev almasının yanı sıra, Lübnan Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurulup gelişmesine de katkıda bulundu.

Cortes, başta kadın hakları olmak üzere, toplumsal meseleler konusunda verdiği sıkı mücadelesiyle de biliniyor.

Elimizdeki kitap, Arap dünyasının yakın tarihi ekseninde, Cortes’in sıra dışı hayatından ayrıntılar sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya, çeviren: Gamze Varım, Metis Yayınları, anı, 232 sayfa

Selçuk Polat – Mahşerin Beyaz Atlısı (2010)

‘Mahşerin Beyaz Atlısı’, Selçuk Polat’ın Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), Dev-Genç ve THKP-C anılarından oluşuyor.

Polat siyasî biyografisini, o dönemi kendisiyle birlikte yaşamış 33 isimle yaptığı görüşmeler sonucunda kaleme almış.

68 hareketinin öncülerinden, THKPF-C’nin ilk kadrolarından olan Polat, Ankara’ya geldikten sonra gizli bir Troçkist örgüte üye olmuş; ayrıca FKF ve Dev-Genç’te önemli mevkilerde bulunmuştu.

Polat’ın 1967-68 yıllarında yaşadıklarıyla başlayan ve onun 1972-74 yıllarındaki tutukluluğuna kadar uzanan kitap, sol harekete dair önemli ayrıntıları aktarmasının yanı sıra, dönemin siyasal aktörlerine ilişkin insani ayrıntılar da sunuyor.

  • Künye: Selçuk Polat – Mahşerin Beyaz Atlısı, Kibele Yayınları, anı, 326 sayfa

Norman Manea – Holigan’ın Dönüşü (2010)

‘Holigan’ın Dönüşü’, baskılar nedeniyle ülkesi Romanya’yı terk etmek zorunda kalan ve yıllar sonra geri dönen Norman Manea’nın tanıklığından oluşuyor.

1941’de, beş yaşındayken ailesiyle birlikte Ukrayna’daki Transnistira toplama kampına gönderilen Manea, burada dört sene tutulduktan sonra ailesinin hayatta kalan fertleriyle Romanya’ya geri dönmüştü.

Çavuşesku’nun totaliter rejimin baskısı nedeniyle 1989’da da ülkeyi terk eden Manea, duyarlı ve ayrıntılı üslubuyla dikkat çeken kitabında, savaş öncesi Romanya’yı, Nazileri, tehciri, ülkeyi alt üst eden terör ortamını, komünizmi ve büyük umutlarla ortaya çıkan Doğu Avrupa sosyalizminin iflasını anlatıyor.

  • Künye: Norman Manea – Holigan’ın Dönüşü, çeviren: Nesrin Demiryontan, Metis Yayınları, anlatı, 372 sayfa

Hüseyin Hamit – Bir Osmanlı Subayının Esaret Günlükleri (2020)

 

Hüseyin Hamit, bir Osmanlı mülazım-ı evveliyken (Üsteğmen) Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde Ruslara esir düştü.

Buradan Sibirya’ya ve ardından Nikolsk kampına gönderilen Hüseyin Hamit, yaklaşık iki yıllık esaretten sonra özgürlüğüne kavuşacaktı.

İşte bu kitap, Hüseyin Hamit’in büyük sıkıntılar yaşadığı ve aynı zamanda apayrı bir dünyayı ve kültürü deneyimlediği, bambaşka insanları tanıdığı esaret günlerine dair tanıklığını sunuyor.

İki defterden oluşan günlüğünde Hüseyin Hamit, Kafkas Cephesi’nde Ruslarla yapılan muharebelerde 1916 yılında Erzurum yakınlarındaki Kuzican sırtlarında esir düşmesini, Sibirya’ya olan esaret yolculuğunu, Sibirya’daki Nikolsk kampındaki esaret hayatını ve 1918 yılında esaretten kaçıp Türkiye’ye olan yolculuğunu ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Hüseyin Hamit – Bir Osmanlı Subayının Esaret Günlükleri, hazırlayan: Serkan Erdal ve Hasan Demirci, Yapı Kredi Yayınları, anı, 248 sayfa, 2020

Alexis Gritchenko – İstanbul’da İki Yıl (2020)

Ukraynalı ressam Alexis Gritchenko, bir İtalya gezisinde, İtalyan Rönesans sanatçılarının Bizans Ortodoks sanatını miras alışlarından etkilendi.

Bu öyle bir etkilenmeydi ki, Bizans resim sanatını modern resme uyarlamaya çalışmış ve bu konuda teorik kitaplar kaleme almıştı.

Gritchenko’nun bu merakı, bununla da sınırlı kalmayacak, Bizans sanatını yerinde görmek için Aralık 1919’da İstanbul’a gelecekti.

Gritchenko İstanbul’a o kadar hayran kalacaktı ki, burada tamı tamına iki yıl kalacaktı.

Gritchenko, burada kaldığı süre boyunca, işgal döneminin zorlu şartlarına rağmen elinde not defteri, kalemi ve fırçasıyla sokak sokak gezdiği şehrin canlı limanları, pazarları, ibadethaneleri ve görkemli anıtlarında gözlemlediği hareketi eserlerine yansıttı.

Şehrin tarihi hakkında derin bilgisi olan ressamı cezbeden detaylar; surların burçları arasındaki ince farklar, batan güneşin denize ve kubbelere nasıl yansıdığı ve sokaklarda karşısına çıkan feraceli kadınların zarif ama bir o kadar gizemli yürüyüşleridir.

Tüm özellikleriyle ilgisini çeken bu şehir, kendi deyimiyle bahtsız günlerinde ona teselli kaynağı olur.

İşte bu kitap da, o dönemde tuttuğu, oldukça samimi bir üslupla yazılmış günlüklerini sunuyor.

Buradan anladığımız kadarıyla Gritchenko, Suriçi’ne hayran kalıp Pera’dan nefret etmiş.

Ayrıca kendisi burada, İbrahim Çallı gibi ressamlarla tanışmış, İşgal kuvvetleri askerleriyle karşılaşmış.

Kitaptan bir alıntı:

“Günlüğüme yazmayalı epey oldu. Soğuk ve pislik yüzünden elimdeki yara geçmiyor. Çalışmamı tamamen engelliyor ve fiziksel depresyonumu keskin bir acıyla delip geçiyor. Bütün gün yağmurun altında dolaştım durdum. Çarşıda, köprünün yanı başındaki, Suriçi İstanbul’un girişinde nöbetçi gibi dikilen Yeni Cami’nin avlusunda oyalandım. Tıpkı Moskova’daki Sukhareva Kulesi gibi.”

‘İstanbul’da İki Yıl’, 7 Şubat – 10 Mayıs 2020 tarihleri arasında Meşher’de açılan “Alexis Gritchenko – İstanbul Yılları” sergisi kapsamında yayımlanmış.

Fırsat bulanların bu sergiyi gezmelerinin çok iyi bir fikir olacağını söylemeliyiz.

  • Künye: Alexis Gritchenko – İstanbul’da İki Yıl 1919-1921: Bir Ressamın Günlüğü, çeviren: Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, anı, 264 sayfa, 2020

Haşmet Sırrı Akşener – Van’dan Vaniköy’e (2010)

 

Haşmet Sırrı Akşener ‘Van’dan Vaniköy’e’ adlı bu kitabında, doğduğu ve belirli bir döneme kadar yaşadığı Van şehrini anlatıyor.

Akşener’in anılardan, şiirlerden, fıkralardan, coğrafi bilgilerden oluşan kitabı, şehrin eski hallerini bilmek isteyenler için iyi bir kaynaktır diyebiliriz.

Van, kalkınmadaki kendine özgü modeliyle, ayrıca Doğu Anadolu’da bölgesel bir göçün odağı olmasıyla ve özellikle de bir dönem göldeki sevimli canavarıyla kamuoyunu uzun süre meşgul eden, ilginç şehirlerimizden.

Akşener’in, sadece şehrin tarihi ve coğrafyasıyla sınırlı kalmayan; keyifli bir üslupla kaleme aldığı çalışması, Van’a dair merak edilen birçok ayrıntıyı okurlarına sunuyor.

  • Künye: Haşmet Sırrı Akşener – Van’dan Vaniköy’e, kendi yayını, deneme, 160 sayfa

Kolektif – Çağdaşlarının Anılarıyla Anton Pavloviç Çehov (2020)

Bizde de çok sevilen Çehov ile aynı dönemde yaşamış insanlar, kendisi hakkında neler düşünürdü?

Çehov’u görmüş ve tanımış olanların anılarını bir araya getiren bu şahane derleme, büyük yazarın gündelik hayatına, yapıp ettiklerine, tavırlarına ve karakterine ilişkin pek çok bilinmeyen ayrıntı sunuyor.

Buradaki anıları sahici kılan başlıca husus ise, Çehov’un çağdaşı kültür, sanat dünyasından insanların yanı sıra, onu yakından tanımış akrabalarının ve arkadaşlarının, yani bir anlamda sıradan insanların anılarına ve tanıklıklarına yer vermesi.

Çehov’un hem bir yazar hem de bir insan olarak dünyasına inmek için çok iyi bir fırsat sunan kitap, aynı zamanda dönemin Rus toplumu hakkında da aydınlatıcı bilgiler veriyor.

  • Künye: Kolektif – Çağdaşlarının Anılarıyla Anton Pavloviç Çehov, çeviren: Mehmet Özgül, İletişim Yayınları, anı, 460 sayfa, 2020

Kolektif – 68’in Kadınları (2010)

Ayşe Yazıcıoğlu’nun hazırladığı ’68’in Kadınları’, Türkiye’de 1960’lı yıllarda gençlik hareketlerine katılmış, 70’li ve 80’li yıllarda da muhalif hareketleri içinde bulunmuş on altı kadının anılarından oluşuyor.

68 kuşağından kadınlara dair yapılan çalışmaların azlığı göz önünde bulundurulduğunda, elimizdeki yapıtın önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz.

Kitaba anılarıyla katılan isimler şöyle: A. İnci Beşpınar, Birgül Akkoca Ergev, Büşra Ersanlı, Çimen Keskin Turan, Fatma Arda Sayman, Ferai Tınç, Füsun Özbilgen, Hatice Yaşar, Hülya Karadeniz, Işıl Özgentürk, Işıl Gürsoy Uyar, Müfide Pekin, Okşan Kınış, Sema Bulutsuz, Şermin Çetiner ve Şule Perinçek.

  • Künye: Kolektif – 68’in Kadınları, hazırlayan: Ayşe Yazıcıoğlu, Doğan Kitap, anı, 198 sayfa

Nedim Göknil – Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum (2010)

Nedim Göknil, sahici bir Bodrum aşığı.

Göknil, elli altı yıllık serüvenini nakşettiği ‘ Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum’da, bir zamanlar ressamların, yazarların, şairlerin ve müzisyenlerin akın ettiği, günümüzdeyse kalabalığı ve gürültüsüyle her geçen gün daha da çirkinleşen Bodrum’u anlatıyor.

Göknil, çok sevdiği ve bir anlamda beraber dönüştüğü Bodrum’u yazarken, eleştirel tavrından da taviz vermiyor.

“Niye bu cenneti haritaya koyduk? Niye burayı bir İstinye Park’a; doğduğum ve büyüdüğüm ve bugün artık tanıyamadığım İstanbul’un Bebek semtine benzettik?” diye soran yazar, dünyanın ve Bodrum’un bambaşka ve tertemiz olduğu günler ile ardından şehrin yaşadığı akıl almaz dönüşüme dair tanıklığını okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Nedim Göknil – Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum, Everest Yayınları, anı, 166 sayfa

Hilmi Köksal Alişanoğlu – Netekim! 12 Eylül’de Geldiler (2010)

Hilmi Köksal Alişanoğlu, ilk baskısı 2005’te yapılan ‘Netekim! 12 Eylül’le Geldiler’de, darbe sonrası dönemde yaşadığı trajikomik olayları okurlarıyla paylaşıyor.

Alişanoğlu, 1980’in mart ayında İstanbul Sarıyer’ de bir gecekonduda sol örgüt üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındı.

Kendisi cezaevindeyken 12 Eylül darbesi gerçekleşti. İşkence gören Alişanoğlu, idamla yargılandı.

Yazar, bu süreçte yaşadıklarını mizahi bir dille elimizdeki kitabında kaleme getiriyor.

Darbenin gadrine uğrayanların anlatımları, genel olarak trajik bir üslup taşır. Alişanoğlu’nun tanıklığını farklı ve özgün kılan başlıca husus ise, “acıyı bal eylemesi”dir diyebiliriz.

  • Künye: Hilmi Köksal Alişanoğlu – Netekim! 12 Eylül’de Geldiler, Apollon Yayıncılık, anı, 312 sayfa