İbrahim Ünal – Tarihe Not (2020)

1970’li yıllar Türkiye’de her anlamda büyük dönüşümlerin yaşandığı yıllardı.

Bu döneme bizzat tanıklık etmiş İbrahim Ünal da, yaşadıklarını çarpıcı örnekler eşliğinde bizimle paylaşıyor.

Tarihe not düşen bu anılar, dönemin çok iyi bir fotoğrafını çekiyor, fakat daha da önemlisi, Türkiye’nin nasıl büyük bir değişim geçirdiğini ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Ünal, hayatı mücadeleyle geçmiş isimlerden.

Kendisinin anıları, sıradan bir dönem tasviri olmaktan öteye geçerek, Türkiye tarihini kökten dönüştürmüş o on yılın egemenlerine de, muhaliflerine de eleştirel yaklaşabilmesiyle bilhassa dikkat çekiyor.

  • Künye: İbrahim Ünal – Tarihe Not: Akılda Kalanlar (1976-1980), Ayrıntı Yayınları, anı, 496 sayfa, 2020

Oğuz Akay – Bu Sofrada Ben Varım (2010)

Oğuz Akay ‘Bu Sofrada Ben Varım’da, Atatürk’ün sofra geleneğini, sofrada yaşanan anılar ekseninde anlatıyor.

Atatürk’ün bu sofraları, bazıları tarafından bir eğlence, bir rakı sofrası olarak tanımlanmıştı.

Akay ise, Salih Bozok, Celal Bayar, Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi, bizzat o sofrada bulunmuş isimlerin anlatımlarına dayanarak bu teze karşı çıkıyor.

“Bu sofra, bir yeme, içme ve eğlence sofrası değil; bir iradenin ve bir devrimin sofrası idi.” diyen Akay, 1899-1938 yılları arasında kırk yıl boyunca sürmüş sofranın hikâyesini sunuyor.

Kapsamlı bir çalışmanın ürünü olan kitap, Atatürk’e yakın birçok ismin gözlem, değerlendirme ve anılarını bir araya getiriyor; Atatürk’te sofra geleneğinin nasıl oluşup yerleştiğini, sofrada nasıl eğlenildiğini ve burada konuşulan, tartışılan konuları araştırıyor.

  • Künye: Oğuz Akay – Bu Sofrada Ben Varım, Alfa Yayınları, tarih, 716 sayfa

Yusuf İzzettin Bey – Sibirya Esir Kamplarında Yedi Yıl (2020)

Bir kulak burun boğaz uzmanı olan Dr. Yusuf İzzettin Bey, savaşın ilk günü olan 22 Aralık 1914’te, 10. Kolordu’nun sağlık subayı olarak katıldığı Sarıkamış Cephesi’nde esir düşer.

Bu kitap, İzzettin Bey’in esaret sürecinin başından özgürlüğüne kavuştuğu zamana kadar yaşadıklarını gün gün anlattığı defterlerini sunuyor.

Bu tanıklık, resmi tarihin pek oralı olmadığı gerçekleri açığa çıkarmasıyla ayrıca önemli diyebiliriz.

İzzettin Bey, daha savaşın ilk günü olan 22 Aralık’ta taarruza geçen askerin aç olduğunu, mevcut olmadığı bilindiği halde ihtiyat erzakının üçte birinin sarf edilmesi emrinin verildiğini, ikinci ve üçüncü günlerde de bu emrin aynen tekrar edildiğini anlatıyor.

İzzettin Bey ayrıca, Ocak ayının ilk haftasında Başköy’den başladıkları geri çekilme sırasında İhsan Paşa’nın nasıl esir düştüğünü, Enver Paşa’nın kıl payı esaretten kurtulduğunu, Kornes köyüne kadar çekilmişken bir gece Rusların köye baskın yapması sırasında resmen gafil avlanarak nasıl esir düştüğünü ayrıntılı şekilde anlatıyor.

Kahramanımız, devamında da, 27 Ocak 1915 gecesi başlayan esaretinin her aşamasından bize hiçbir yerde yayınlanamamış bilgiler veriyor.

Tren yolculuğu sırasındaki tüm istasyonlar ve durak yerlerinde yaşadıkları, ilk esir grubu olarak geldikleri Nargin Adası’nda gördükleri ve buradan sırası ile Sibirya boyunca sık sık değiştirilen esir kamplarında yaşadıklarını canlı bir şekilde anlatıyor.

Kahramanımız ayrıca, Çita Esir Kampı’nda bulunduğu sırada askeri hastanede doktorluk yaparken açtığı muayenehanede kulak burun boğaz uzmanı olarak çalışmasını, 23 Şubat 1921’de, yedi yıllık esaretten sonra memlekete dönmek için son esir kampı olan Vladivostok’tan 1500 esirle birlikte büyük bir sevinç ve heyecanla yola çıkarken, Midilli açıklarında bir Yunan torpidosu tarafında esir alınarak götürüldükleri Pire Limanı’na demir atışlarını, gemide geçen 4 ay açlık ve sefalet dolu ikinci esaret sırasında hiçbir uluslararası kuruluşun gereği gibi ilgilenmediğini ayrıntılı şekilde anlatıyor.

İzzettin Bey, Azinara Adası’nda sekiz aylık ikinci esaretinden sonra, nihayet 19 Haziran 1922 tarihinde ancak İstanbul’a gelebilecektir.

  • Künye: Yusuf İzzettin Bey – Sibirya Esir Kamplarında Yedi Yıl: Sarıkamış’tan Vladivostok’a, hazırlayan: Bingür Sönmez, Tarihçi Kitabevi, anı, 288 sayfa

Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya (2010)

1909 yılında Beyrut’ta doğan Wadad Makdisi Cortas, ülkesinin geleceğine önemli katkılarda bulunmuş bir Arap kadını.

Üniversite eğitimini Amerika’da yapan Cortas, ülkesine döndükten sonra okul müdiresi olarak kırk yıl görev almasının yanı sıra, Lübnan Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurulup gelişmesine de katkıda bulundu.

Cortes, başta kadın hakları olmak üzere, toplumsal meseleler konusunda verdiği sıkı mücadelesiyle de biliniyor.

Elimizdeki kitap, Arap dünyasının yakın tarihi ekseninde, Cortes’in sıra dışı hayatından ayrıntılar sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya, çeviren: Gamze Varım, Metis Yayınları, anı, 232 sayfa

Selçuk Polat – Mahşerin Beyaz Atlısı (2010)

‘Mahşerin Beyaz Atlısı’, Selçuk Polat’ın Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF), Dev-Genç ve THKP-C anılarından oluşuyor.

Polat siyasî biyografisini, o dönemi kendisiyle birlikte yaşamış 33 isimle yaptığı görüşmeler sonucunda kaleme almış.

68 hareketinin öncülerinden, THKPF-C’nin ilk kadrolarından olan Polat, Ankara’ya geldikten sonra gizli bir Troçkist örgüte üye olmuş; ayrıca FKF ve Dev-Genç’te önemli mevkilerde bulunmuştu.

Polat’ın 1967-68 yıllarında yaşadıklarıyla başlayan ve onun 1972-74 yıllarındaki tutukluluğuna kadar uzanan kitap, sol harekete dair önemli ayrıntıları aktarmasının yanı sıra, dönemin siyasal aktörlerine ilişkin insani ayrıntılar da sunuyor.

  • Künye: Selçuk Polat – Mahşerin Beyaz Atlısı, Kibele Yayınları, anı, 326 sayfa

Norman Manea – Holigan’ın Dönüşü (2010)

‘Holigan’ın Dönüşü’, baskılar nedeniyle ülkesi Romanya’yı terk etmek zorunda kalan ve yıllar sonra geri dönen Norman Manea’nın tanıklığından oluşuyor.

1941’de, beş yaşındayken ailesiyle birlikte Ukrayna’daki Transnistira toplama kampına gönderilen Manea, burada dört sene tutulduktan sonra ailesinin hayatta kalan fertleriyle Romanya’ya geri dönmüştü.

Çavuşesku’nun totaliter rejimin baskısı nedeniyle 1989’da da ülkeyi terk eden Manea, duyarlı ve ayrıntılı üslubuyla dikkat çeken kitabında, savaş öncesi Romanya’yı, Nazileri, tehciri, ülkeyi alt üst eden terör ortamını, komünizmi ve büyük umutlarla ortaya çıkan Doğu Avrupa sosyalizminin iflasını anlatıyor.

  • Künye: Norman Manea – Holigan’ın Dönüşü, çeviren: Nesrin Demiryontan, Metis Yayınları, anlatı, 372 sayfa

Hüseyin Hamit – Bir Osmanlı Subayının Esaret Günlükleri (2020)

 

Hüseyin Hamit, bir Osmanlı mülazım-ı evveliyken (Üsteğmen) Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde Ruslara esir düştü.

Buradan Sibirya’ya ve ardından Nikolsk kampına gönderilen Hüseyin Hamit, yaklaşık iki yıllık esaretten sonra özgürlüğüne kavuşacaktı.

İşte bu kitap, Hüseyin Hamit’in büyük sıkıntılar yaşadığı ve aynı zamanda apayrı bir dünyayı ve kültürü deneyimlediği, bambaşka insanları tanıdığı esaret günlerine dair tanıklığını sunuyor.

İki defterden oluşan günlüğünde Hüseyin Hamit, Kafkas Cephesi’nde Ruslarla yapılan muharebelerde 1916 yılında Erzurum yakınlarındaki Kuzican sırtlarında esir düşmesini, Sibirya’ya olan esaret yolculuğunu, Sibirya’daki Nikolsk kampındaki esaret hayatını ve 1918 yılında esaretten kaçıp Türkiye’ye olan yolculuğunu ayrıntılı bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Hüseyin Hamit – Bir Osmanlı Subayının Esaret Günlükleri, hazırlayan: Serkan Erdal ve Hasan Demirci, Yapı Kredi Yayınları, anı, 248 sayfa, 2020

Alexis Gritchenko – İstanbul’da İki Yıl (2020)

Ukraynalı ressam Alexis Gritchenko, bir İtalya gezisinde, İtalyan Rönesans sanatçılarının Bizans Ortodoks sanatını miras alışlarından etkilendi.

Bu öyle bir etkilenmeydi ki, Bizans resim sanatını modern resme uyarlamaya çalışmış ve bu konuda teorik kitaplar kaleme almıştı.

Gritchenko’nun bu merakı, bununla da sınırlı kalmayacak, Bizans sanatını yerinde görmek için Aralık 1919’da İstanbul’a gelecekti.

Gritchenko İstanbul’a o kadar hayran kalacaktı ki, burada tamı tamına iki yıl kalacaktı.

Gritchenko, burada kaldığı süre boyunca, işgal döneminin zorlu şartlarına rağmen elinde not defteri, kalemi ve fırçasıyla sokak sokak gezdiği şehrin canlı limanları, pazarları, ibadethaneleri ve görkemli anıtlarında gözlemlediği hareketi eserlerine yansıttı.

Şehrin tarihi hakkında derin bilgisi olan ressamı cezbeden detaylar; surların burçları arasındaki ince farklar, batan güneşin denize ve kubbelere nasıl yansıdığı ve sokaklarda karşısına çıkan feraceli kadınların zarif ama bir o kadar gizemli yürüyüşleridir.

Tüm özellikleriyle ilgisini çeken bu şehir, kendi deyimiyle bahtsız günlerinde ona teselli kaynağı olur.

İşte bu kitap da, o dönemde tuttuğu, oldukça samimi bir üslupla yazılmış günlüklerini sunuyor.

Buradan anladığımız kadarıyla Gritchenko, Suriçi’ne hayran kalıp Pera’dan nefret etmiş.

Ayrıca kendisi burada, İbrahim Çallı gibi ressamlarla tanışmış, İşgal kuvvetleri askerleriyle karşılaşmış.

Kitaptan bir alıntı:

“Günlüğüme yazmayalı epey oldu. Soğuk ve pislik yüzünden elimdeki yara geçmiyor. Çalışmamı tamamen engelliyor ve fiziksel depresyonumu keskin bir acıyla delip geçiyor. Bütün gün yağmurun altında dolaştım durdum. Çarşıda, köprünün yanı başındaki, Suriçi İstanbul’un girişinde nöbetçi gibi dikilen Yeni Cami’nin avlusunda oyalandım. Tıpkı Moskova’daki Sukhareva Kulesi gibi.”

‘İstanbul’da İki Yıl’, 7 Şubat – 10 Mayıs 2020 tarihleri arasında Meşher’de açılan “Alexis Gritchenko – İstanbul Yılları” sergisi kapsamında yayımlanmış.

Fırsat bulanların bu sergiyi gezmelerinin çok iyi bir fikir olacağını söylemeliyiz.

  • Künye: Alexis Gritchenko – İstanbul’da İki Yıl 1919-1921: Bir Ressamın Günlüğü, çeviren: Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, anı, 264 sayfa, 2020

Haşmet Sırrı Akşener – Van’dan Vaniköy’e (2010)

 

Haşmet Sırrı Akşener ‘Van’dan Vaniköy’e’ adlı bu kitabında, doğduğu ve belirli bir döneme kadar yaşadığı Van şehrini anlatıyor.

Akşener’in anılardan, şiirlerden, fıkralardan, coğrafi bilgilerden oluşan kitabı, şehrin eski hallerini bilmek isteyenler için iyi bir kaynaktır diyebiliriz.

Van, kalkınmadaki kendine özgü modeliyle, ayrıca Doğu Anadolu’da bölgesel bir göçün odağı olmasıyla ve özellikle de bir dönem göldeki sevimli canavarıyla kamuoyunu uzun süre meşgul eden, ilginç şehirlerimizden.

Akşener’in, sadece şehrin tarihi ve coğrafyasıyla sınırlı kalmayan; keyifli bir üslupla kaleme aldığı çalışması, Van’a dair merak edilen birçok ayrıntıyı okurlarına sunuyor.

  • Künye: Haşmet Sırrı Akşener – Van’dan Vaniköy’e, kendi yayını, deneme, 160 sayfa

Kolektif – Çağdaşlarının Anılarıyla Anton Pavloviç Çehov (2020)

Bizde de çok sevilen Çehov ile aynı dönemde yaşamış insanlar, kendisi hakkında neler düşünürdü?

Çehov’u görmüş ve tanımış olanların anılarını bir araya getiren bu şahane derleme, büyük yazarın gündelik hayatına, yapıp ettiklerine, tavırlarına ve karakterine ilişkin pek çok bilinmeyen ayrıntı sunuyor.

Buradaki anıları sahici kılan başlıca husus ise, Çehov’un çağdaşı kültür, sanat dünyasından insanların yanı sıra, onu yakından tanımış akrabalarının ve arkadaşlarının, yani bir anlamda sıradan insanların anılarına ve tanıklıklarına yer vermesi.

Çehov’un hem bir yazar hem de bir insan olarak dünyasına inmek için çok iyi bir fırsat sunan kitap, aynı zamanda dönemin Rus toplumu hakkında da aydınlatıcı bilgiler veriyor.

  • Künye: Kolektif – Çağdaşlarının Anılarıyla Anton Pavloviç Çehov, çeviren: Mehmet Özgül, İletişim Yayınları, anı, 460 sayfa, 2020