Alexis Gritchenko – İstanbul’da İki Yıl (2020)

Ukraynalı ressam Alexis Gritchenko, bir İtalya gezisinde, İtalyan Rönesans sanatçılarının Bizans Ortodoks sanatını miras alışlarından etkilendi.

Bu öyle bir etkilenmeydi ki, Bizans resim sanatını modern resme uyarlamaya çalışmış ve bu konuda teorik kitaplar kaleme almıştı.

Gritchenko’nun bu merakı, bununla da sınırlı kalmayacak, Bizans sanatını yerinde görmek için Aralık 1919’da İstanbul’a gelecekti.

Gritchenko İstanbul’a o kadar hayran kalacaktı ki, burada tamı tamına iki yıl kalacaktı.

Gritchenko, burada kaldığı süre boyunca, işgal döneminin zorlu şartlarına rağmen elinde not defteri, kalemi ve fırçasıyla sokak sokak gezdiği şehrin canlı limanları, pazarları, ibadethaneleri ve görkemli anıtlarında gözlemlediği hareketi eserlerine yansıttı.

Şehrin tarihi hakkında derin bilgisi olan ressamı cezbeden detaylar; surların burçları arasındaki ince farklar, batan güneşin denize ve kubbelere nasıl yansıdığı ve sokaklarda karşısına çıkan feraceli kadınların zarif ama bir o kadar gizemli yürüyüşleridir.

Tüm özellikleriyle ilgisini çeken bu şehir, kendi deyimiyle bahtsız günlerinde ona teselli kaynağı olur.

İşte bu kitap da, o dönemde tuttuğu, oldukça samimi bir üslupla yazılmış günlüklerini sunuyor.

Buradan anladığımız kadarıyla Gritchenko, Suriçi’ne hayran kalıp Pera’dan nefret etmiş.

Ayrıca kendisi burada, İbrahim Çallı gibi ressamlarla tanışmış, İşgal kuvvetleri askerleriyle karşılaşmış.

Kitaptan bir alıntı:

“Günlüğüme yazmayalı epey oldu. Soğuk ve pislik yüzünden elimdeki yara geçmiyor. Çalışmamı tamamen engelliyor ve fiziksel depresyonumu keskin bir acıyla delip geçiyor. Bütün gün yağmurun altında dolaştım durdum. Çarşıda, köprünün yanı başındaki, Suriçi İstanbul’un girişinde nöbetçi gibi dikilen Yeni Cami’nin avlusunda oyalandım. Tıpkı Moskova’daki Sukhareva Kulesi gibi.”

‘İstanbul’da İki Yıl’, 7 Şubat – 10 Mayıs 2020 tarihleri arasında Meşher’de açılan “Alexis Gritchenko – İstanbul Yılları” sergisi kapsamında yayımlanmış.

Fırsat bulanların bu sergiyi gezmelerinin çok iyi bir fikir olacağını söylemeliyiz.

  • Künye: Alexis Gritchenko – İstanbul’da İki Yıl 1919-1921: Bir Ressamın Günlüğü, çeviren: Ali Berktay, Yapı Kredi Yayınları, anı, 264 sayfa, 2020

Haşmet Sırrı Akşener – Van’dan Vaniköy’e (2010)

 

Haşmet Sırrı Akşener ‘Van’dan Vaniköy’e’ adlı bu kitabında, doğduğu ve belirli bir döneme kadar yaşadığı Van şehrini anlatıyor.

Akşener’in anılardan, şiirlerden, fıkralardan, coğrafi bilgilerden oluşan kitabı, şehrin eski hallerini bilmek isteyenler için iyi bir kaynaktır diyebiliriz.

Van, kalkınmadaki kendine özgü modeliyle, ayrıca Doğu Anadolu’da bölgesel bir göçün odağı olmasıyla ve özellikle de bir dönem göldeki sevimli canavarıyla kamuoyunu uzun süre meşgul eden, ilginç şehirlerimizden.

Akşener’in, sadece şehrin tarihi ve coğrafyasıyla sınırlı kalmayan; keyifli bir üslupla kaleme aldığı çalışması, Van’a dair merak edilen birçok ayrıntıyı okurlarına sunuyor.

  • Künye: Haşmet Sırrı Akşener – Van’dan Vaniköy’e, kendi yayını, deneme, 160 sayfa

Kolektif – Çağdaşlarının Anılarıyla Anton Pavloviç Çehov (2020)

Bizde de çok sevilen Çehov ile aynı dönemde yaşamış insanlar, kendisi hakkında neler düşünürdü?

Çehov’u görmüş ve tanımış olanların anılarını bir araya getiren bu şahane derleme, büyük yazarın gündelik hayatına, yapıp ettiklerine, tavırlarına ve karakterine ilişkin pek çok bilinmeyen ayrıntı sunuyor.

Buradaki anıları sahici kılan başlıca husus ise, Çehov’un çağdaşı kültür, sanat dünyasından insanların yanı sıra, onu yakından tanımış akrabalarının ve arkadaşlarının, yani bir anlamda sıradan insanların anılarına ve tanıklıklarına yer vermesi.

Çehov’un hem bir yazar hem de bir insan olarak dünyasına inmek için çok iyi bir fırsat sunan kitap, aynı zamanda dönemin Rus toplumu hakkında da aydınlatıcı bilgiler veriyor.

  • Künye: Kolektif – Çağdaşlarının Anılarıyla Anton Pavloviç Çehov, çeviren: Mehmet Özgül, İletişim Yayınları, anı, 460 sayfa, 2020

Kolektif – 68’in Kadınları (2010)

Ayşe Yazıcıoğlu’nun hazırladığı ’68’in Kadınları’, Türkiye’de 1960’lı yıllarda gençlik hareketlerine katılmış, 70’li ve 80’li yıllarda da muhalif hareketleri içinde bulunmuş on altı kadının anılarından oluşuyor.

68 kuşağından kadınlara dair yapılan çalışmaların azlığı göz önünde bulundurulduğunda, elimizdeki yapıtın önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz.

Kitaba anılarıyla katılan isimler şöyle: A. İnci Beşpınar, Birgül Akkoca Ergev, Büşra Ersanlı, Çimen Keskin Turan, Fatma Arda Sayman, Ferai Tınç, Füsun Özbilgen, Hatice Yaşar, Hülya Karadeniz, Işıl Özgentürk, Işıl Gürsoy Uyar, Müfide Pekin, Okşan Kınış, Sema Bulutsuz, Şermin Çetiner ve Şule Perinçek.

  • Künye: Kolektif – 68’in Kadınları, hazırlayan: Ayşe Yazıcıoğlu, Doğan Kitap, anı, 198 sayfa

Nedim Göknil – Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum (2010)

Nedim Göknil, sahici bir Bodrum aşığı.

Göknil, elli altı yıllık serüvenini nakşettiği ‘ Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum’da, bir zamanlar ressamların, yazarların, şairlerin ve müzisyenlerin akın ettiği, günümüzdeyse kalabalığı ve gürültüsüyle her geçen gün daha da çirkinleşen Bodrum’u anlatıyor.

Göknil, çok sevdiği ve bir anlamda beraber dönüştüğü Bodrum’u yazarken, eleştirel tavrından da taviz vermiyor.

“Niye bu cenneti haritaya koyduk? Niye burayı bir İstinye Park’a; doğduğum ve büyüdüğüm ve bugün artık tanıyamadığım İstanbul’un Bebek semtine benzettik?” diye soran yazar, dünyanın ve Bodrum’un bambaşka ve tertemiz olduğu günler ile ardından şehrin yaşadığı akıl almaz dönüşüme dair tanıklığını okurlarıyla paylaşıyor.

  • Künye: Nedim Göknil – Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam Bodrum Bodrum, Everest Yayınları, anı, 166 sayfa

Hilmi Köksal Alişanoğlu – Netekim! 12 Eylül’de Geldiler (2010)

Hilmi Köksal Alişanoğlu, ilk baskısı 2005’te yapılan ‘Netekim! 12 Eylül’le Geldiler’de, darbe sonrası dönemde yaşadığı trajikomik olayları okurlarıyla paylaşıyor.

Alişanoğlu, 1980’in mart ayında İstanbul Sarıyer’ de bir gecekonduda sol örgüt üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alındı.

Kendisi cezaevindeyken 12 Eylül darbesi gerçekleşti. İşkence gören Alişanoğlu, idamla yargılandı.

Yazar, bu süreçte yaşadıklarını mizahi bir dille elimizdeki kitabında kaleme getiriyor.

Darbenin gadrine uğrayanların anlatımları, genel olarak trajik bir üslup taşır. Alişanoğlu’nun tanıklığını farklı ve özgün kılan başlıca husus ise, “acıyı bal eylemesi”dir diyebiliriz.

  • Künye: Hilmi Köksal Alişanoğlu – Netekim! 12 Eylül’de Geldiler, Apollon Yayıncılık, anı, 312 sayfa

Fevzi Karadeniz – Yaralı Zamanlar (2010)

Sendikacı Fevzi Karadeniz ‘Yaralı Zamanlar’da, Türkiye’nin 1968’den sonraki hızlı, gerilimli zamanlarına dair tanıklığını anlatıyor.

DİSK-Teknik İş İstanbul Şube Başkanlığı, Bank-Sen GYK üyeliği ve aynı sendikanın iki yıl Doğu-Güneydoğu bölge temsilciliği görevlerinde bulunan Karadeniz, 12 Eylül öncesi ve sonrasında kısa süre tutuklu kalmıştı.

Diyarbakır, Lice ve Van’da yapılan mitinglerde yaptığı Türkçe-Kürtçe konuşmalar nedeniyle gıyabında yargılanan Karadeniz, 1983’ün sonunda yurtdışına kaçmıştı.

Uzun yıllar muhalif hareketin içinde bulunarak bedel ödemiş Karadeniz, görüp geçirdiklerini okurlarıyla paylaşırken, Türkiye’nin çalkantılı yakın tarihine de ışık tutuyor.

  • Künye: Fevzi Karadeniz – Yaralı Zamanlar, Belge Yayınları, anı, 360 sayfa

Vedat Abayoğlu – Balık Profesörünün Av Güncesi (2010)

‘Balık Profesörünün Av Güncesi’, doğa ve balık tutkunu Vedat Abayoğlu’nun balık avcılığına dair anılarından oluşuyor.

Baştan söylemekte fayda var: Abayoğlu, genellikle, balıkları yakalıyor, seviyor, resmini çekiyor ve ardından serbest bırakıyor.

Kuşkusuz bu durum, kendisinin doğayla ne denli dostça bir ilişki kurduğunun da göstergesi.

Otuzlu yaşlarındayken kariyerine sırt çevirip yüzünü doğaya dönen Abayoğlu, kendini avcılığa vermiş, aynı zamanda otostopla tüm Türkiye’yi ve Avrupa’yı gezmiş.

Yazar elimizdeki kitabında, güncel ve geçmiş balık avlarını, keyifli bir üslupla kaleme getirmesinin yanı sıra, avcılıkta kullanılan yöntemlerden olan Vertical Jigging’i de açıklıyor.

  • Künye: Vedat Abayoğlu – Balık Profesörünün Av Güncesi, Say Yayınları, anı, 204 sayfa

C. Erdal Aykaç – Olmazsa Yeniden Dene (2010)

Erdal Aykaç ‘Olmazsa Yeniden Dene’ adlı bu kitabında, Kırşehir Cezaevi’nden yirmi yılı aşkın bir süre önce bir tünel kazıp kaçışlarını anlatıyor.

Halen Almanya’da yaşayan Aykaç, cezaevinde tutuklu olan on sekiz kişiyle birlikte, 17 Eylül 1988 tarihinde kaçarak firar etmiş, bu olay Türkiye’de yankı uyandırmıştı.

Devrimci Yol Örgütü’ne üye olan Aykaç, 118 metrelik tüneli beş buçuk ayda nasıl kazdıklarını; bu esnada yaşadıkları başarısızlıkları; iyi tünel kazanlara verdikleri “Altın Köstebek Ödülleri”ni; başlarına gelen gülünç ve talihsiz olayları; firardan sonra ne yaptıklarını okurlarıyla paylaşıyor. Kitapta ayrıca, cezaevinde ve tünelde çekilmiş fotoğraflar da yer alıyor.

  • Künye: C. Erdal Aykaç – Olmazsa Yeniden Dene!, Alan Yayıncılık, anı, 247 sayfa

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver (2019)

Mehmet Fatih Öktülmüş, 17 Haziran 1984 yılında Ölüm Orucunda hayatını kaybetti.

Henüz 35 yaşındaydı ve Türkiye’de 1970’lerin ikinci yarısından itibaren kitleselleşerek antifaşist bir karakterde gelişen siyasal mücadelede yer almış seçkin devrimcilerden biriydi.

Vasiyetinde, “Arkamızdan bizi çok övüp de toprak altında yüzümüzü kızartmayın olmaz mı” demişti.

Her çalkantılı siyasal dönem kendi kahraman ve öznelerini yaratır.

Onlar, içinden geldikleri sınıfsal ve siyasal süreçlerin kristalize ve billurlaşmış haliyle kişiliklerinde taşırlar.

Öktülmüş de böyle biriydi işte.

Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman’ın kaleme aldığı ve tam üç yıl sürmüş bu yetkin sözel tarih çalışması da, Öktülmüş’ün ve onun dokunduğu kişilerin dünyasına iniyor.

Öktülmüş’ün dava arkadaşları ile Almanya, Fransa, İsviçre ve Türkiye’de 12 kentte yüz yüze yapılmış ve Öktülmüş’ün on altı yıla sığdırdığı kısa fakat çarpıcı, zengin ve öğretici profesyonel devrimci yaşamını ortaya koyan kitap, günümüzde siyasal mücadelenin zorluklarının aşılmasında bir esin ve direnç kaynağı olmaya aday.

  • Künye: Ufuk Bektaş Karakaya ve Oktay Duman – Benim Adım Dilaver: Mehmet Fatih Öktülmüş Kitabı, Ayrıntı Yayınları, biyografi, 352 sayfa, 2019