Bünyamin Sürmeli – Mavi Misket (2016)

Toprağın altında ve üstünde yaşam, denizin altında ve üstünde yaşam, tümü havayla!

Hava konusunda uzman Bünyamin Sürmeli de, bu konudaki düşüncelerini bizimle paylaşıyor.

Buzulların erimesi, iklim değişimi, havayı tahmin etmenin ipuçları, ısınma ve suç oranları arasındaki ilişki, havanın gaddar ve müşfik halleri gibi konularında pratik bir rehber.

Bir meteoroloğun gözünden doğa-iklim-çevre-tarih-teknoloji ve aralarındaki geçişlere yakından bakmak için iyi fırsat.

Künye: Bünyamin Sürmeli – Mavi Misket, Doğan Kitap, ekoloji, 220 sayfa, 2016

Kolektif – Suları Nasıl Tükettik? (2010)

İnsanoğlu, gezegendeki tüm kaynaklarla birlikte suları da acımasızca ve hesapsızca sömürüyor, tüketiyor.

Beş yazarın ortak çabasıyla ortaya çıkan ‘Suları Nasıl Tükettik?’, tehlike altında olan nehirlerin, göllerin, sulak alanların ve diğer tatlı su ekosistemlerinin nasıl korunabileceğine odaklanıyor.

Su ekosistemleri, su ve balık sunmanın yanı sıra, mevsimlik sel sularını depoluyor, sellerden kaynaklanan hazarı azaltıyorlar.

Yeraltı su kaynaklarını yeniden doldurarak, kurak dönemler için su depoluyorlar.

Yazarlar, suyun ve dolayısıyla insanlığın içinde bulunduğu büyük tehdidi saptayarak güncel örnekler eşliğinde, su kaynaklarının korunması için insanlığın ne yapması gerektiğini adım adım anlatıyorlar.

  • Künye: Sandra Postel, Michelle Allsopp, Richard Page, Paul Johnston ve David Santillo – Suları Nasıl Tükettik?, çeviren: Ayşe Başcı, İş Kültür Yayınları, ekoloji, 234 sayfa

Janet Biehl – Toplumsal Ekoloji Siyaseti (2016)

Bu kitap, anarşist toplum kuramcısı Murray Bookchin’in geliştirdiği özgürlükçü yerel yönetimcilik konusuna harika bir giriş.

Yerel demokrasinin ve ekonominin güçlendirilmesi, devlet ve kentleşme, yurttaşlığın oluşturulması, konfederalizm ve muhalefetin organizasyonu gibi kavramlar hakkında bir başucu kitabı.

Özgürlükçü yerel yönetimcilik, Bookchin’in toplumun insancıl ve akılcı bir biçimde radikal bir dönüşümden geçirilmesinin en iyi ne şekilde sağlanabileceği üzerine hayatı boyunca oluşturduğu düşüncelerin doruk noktası olarak kabul ediliyor.

Özgürlükçü yerel yönetimcilik, mevcut yerel yönetimlerde saklı bulunan demokratik olanakları yeniden canlandırarak onları doğrudan demokrasilere dönüştürmeyi hedefler, ayrıca insani bir ölçeğe sahip olmalarını ve doğal çevrelerine uyum göstermelerini sağlamak maksadıyla bu siyasi toplulukların yetkilerinin dağıtılmasını amaçlar.

Janet Biehl de, özgürlükçü yerel yönetimciliğin içerdiği fikirlerin özlü bir açıklamasını sunuyor.

  • Künye: Janet Biehl – Toplumsal Ekoloji Siyaseti, çeviren: Esra Eren, Sümer Yayıncılık, siyaset, 198 sayfa, 2019

Mervyn King ve Teodorina Lessidrenska – Dünya’nın Geçici Bekçileri (2010)

Kurumsal yönetim uzmanı Mervyn King ve sürdürülebilirlik danışmanı Teodorina Lessidrenska’nın kaleme aldığı ‘Dünya’nın Geçici Bekçileri’, Dünya’nın kısıtlı kaynaklarını gelecek nesillere sürdürülebilir şekilde bırakmak için yapılması gerekenlere odaklanıyor.

“Hiçbirimiz Dünya’nın sahibi değiliz. Hepimiz buranın bekçileriyiz ve geçiciyiz. Geçici bekçiler olarak görevimiz gezegeni kurtarmak ve kollamak.” diyen yazarlar, belirli aralıklarla İstanbul, Johannesburg, Amsterdam, Münih ve Lüksemburg gibi dünyanın çeşitli şehirlerinde bir araya gelerek kitabı meydana getirmiş.

Coca Cola’nın katkılarıyla yayımlanan çalışma, aynı paydada buluşan kurumlar, devletler ve bireylerin, hem günümüz işletmelerinin hem de onlardan öncekilerin çevre üzerinde yarattığı tahribatı nasıl azaltabilecekleri konusunda önerilerde bulunuyor.

  • Künye: Mervyn King ve Teodorina Lessidrenska – Dünya’nın Geçici Bekçileri, çeviren: Neşe Akın ve Esra Eğilmez, Caretta Yayınları, ekoloji, 228 sayfa

Brian Morris – Ekolojik İnsancıllığın Öncüleri (2019)

Toplumsal ekoloji felsefesi önemli isimlerin katkılarıyla ortaya çıktı.

Bu alanın önde gelen üç ismi ise, Lewis Mumford, René Dubos ve Murray Bookchin’dir.

Brian Morris’in bu nitelikli çalışması ise, yaşamın nasıl büyük bir tehlike altında olduğunu ortaya koyan ve alternatif bir hayatın mümkün olduğunu gözler önüne seren bu üç ismin fikirlerini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Morris, bu isimlerin “ekolojik insancıllık” adını verdiği bir gelenek ortaya koyduğunu belirtiyor.

Yazara göre “ekolojik insancıllık”, doğayla tekrar hemhal olmuş bir toplum ile ekolojik, eşitlikçi ve demokratik bir kent ve kültürü tahayyül eder ve bunun teorik/pratik koşullarını açıklar.

Konuyu oldukça anlaşılır bir üslupla ele almasıyla her seviyeden okurun rahatlıkla okuyacağı çalışma, Mumford, Dubos ve Bookchin’in fikirlerini açıklarken insanın doğasının dışında bir yaşama nasıl sürüklendiğini; doğayı denetim altına almanın neden bizzat insanın denetim altına alınması anlamına geldiğini; kentlerin ortaya çıkışı, gelişim ve dönüşüm dinamiklerini ve bütün bunların da doğanın bugün karşı karşıya kaldığı büyük tahribatla ilişkisini gözler ününe seriyor.

Ekoloji, siyaset ve felsefenin iyi bir bireşimi olan çalışma, sokaktaki eylemciye de, akademisyene de, ekologa da hitap ediyor.

  • Künye: Brian Morris – Ekolojik İnsancıllığın Öncüleri: Mumford, Dubos, Bookchin, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, ekoloji, 2019

Murray Bookchin – Özgürlüğün Ekolojisi (2019)

Çağdaş özgürlükçü düşüncenin harikulade yapıtlarından biri olan ‘Özgürlüğün Ekolojisi’, aynı zamanda yazarı büyük düşünür Murray Bookchin’in de en önemli çalışmalarındadır.

Kitap, şimdi üçüncü baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Bookchin burada, çağımızın teknokratik çevreciliğine ve mistisizme batmış ekofeministlere sert eleştiriler yöneltmekle kalmıyor, aynı zamanda çevre/ekoloji sorunlarına çözüm üretirken kapitalizmin ekonomist mantığını ısrarla devam ettiren Marksistlere karşı da cephe alıyor.

Bookchin, gezegenimizdeki yoğun ekolojik tahribatın ardında, insanın insan üzerindeki tahakkümünün, insanın doğa üzerinde de hakimiyet kurma isteğine de yol açtığı “tahakküm mirası”nın ve bu isteği tam anlamıyla gerçekliğe dönüştüren rekabetçi kapitalizmin bulunduğunu söylüyor.

Bu tarihsel hakikat ortada iken, bizzat akla, teknolojiye ve bilime saldırmanın ucuz bir gericilik olduğunu düşünen Bookchin, hem toplumsal hem de doğal özgürlüğün, ancak söz konusu tarihsel hakikatle yüzleşilmesiyle sağlanabileceğini belirtiyor.

Buradan yola çıkarak tarihteki çeşitli özgürlük deneyimleri üzerine düşünen Bookchin, “özgürlük mirası” şeklinde kavramsallaştırdığı yaklaşımıyla doğa ile insan toplumunun yeni bir ekolojik duyarlılık içinde nasıl yeniden uzlaşabileceğini derinlemesine irdeliyor.

Bookchin’in burada ele aldığı tarihteki özgürlük deneyimlerinden bazıları ise şöyle:

  • İlksel toplumlarda “indirgenemez asgari”, “eşitsizlerin eşitliği” ve “yararlanma hakkı”,
  • Antik Yunanların sınır ve denge anlayışlarıyla doğrudan demokrasi pratikleri,
  • Hıristiyanlığın evrensel insanlık vurgusu,
  • Ortaçağın konfederasyon ilkesi…

Künye: Murray Bookchin – Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya Çıkışı ve Çözülüşü, çeviren: Mustafa Kemal Coşkun, Sümer Yayıncılık, ekoloji, 484 sayfa, 2019

Kolektif – Yeşil Ekonomi: Küçülmek Güzeldir (2015)

Ne sağ ne de sol cenahta tartışılan, adeta bir din gibi tabu haline gelmiş ekonomik büyüme ve kalkınma olgularını kıyasıya tartışan; yeşil bir ekonominin ve çevresel sürdürülebilirliğin mümkün olabilmesi için küçülmenin neden vazgeçilmez olduğunu sağlam tezlerle ortaya koyan, ufuk açıcı bir çalışma.

Ekonomik büyüme ve kalkınma gibi kavramlar ekonomi üzerine düşünmenin en makbul kavramları olarak addediliyor.

Bu kitap ise, bu geleneğe karşı çıkarak zenginlik yerine refah, rekabet toplumu yerine dayanışmacı toplum, hükmetmek yerine gezegene saygı duymak gibi konular üzerine derinlemesine düşünmek için iyi bir fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Darren Zhang, Flipo Fabrice, Giorgos Kallis, Jeroen van den Bergh, Raoul Weiler ve Roefle Hueting.

  • Künye: Kolektif – Yeşil Ekonomi: Küçülmek Güzeldir, çeviren: Serin Erengezgin, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 144 sayfa, 2015

Özer Akdemir – Doğa ve Direniş Öyküleri (2019)

Yaşam alanlarımıza sahip çıkmak, doğanın talanına karşı durmak için mücadele ediyoruz.

Karadeniz’de HES’lere karşı mücadeleden kentlerde betonlaşmaya karşı yürütülen mücadeleye toplumda bu alanda önemli bir bilinç ve duyarlılığın bulunduğunu görüyoruz.

Özer Akdemir de, ülkemizdeki bu mücadeleleri kendine has tarzıyla öyküleyerek ekoloji mücadelemizin edebi hikâyesini sunuyor.

Güncel ekoloji mücadelelerinden fotoğraflarla da kitabını öykülerini zenginleştiren Akdemir, kimi zaman bir dağın, kimi zaman bir insanın, bir köyün, bir zeytinin ve kimi zaman da bir turnanın gözünden hikâyesini kuruyor.

Kitap, Anadolu’nun yitip giden, yok edilen varlıklarının, aynı zamanda bu yok oluşa ve talana karşı direnen insanın görkemli mücadelesi olarak okunmalı.

  • Künye: Özer Akdemir – Doğa ve Direniş Öyküleri, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 192 sayfa, 2019

Bruno Latour – Rota (2019)

Doğa, toprak talan ediliyor ve bu durum, yüzyıllardır süren sınıfsal eşitsizlikleri daha katmerli hale getiriyor.

Bugün su ve gıda hakkı, yoğun şekilde ezilenlerin gündemine girmiş durumda.

Sosyoloji, felsefe ve antropoloji alanlarında yaptığı çalışmalarıyla bildiğimiz Bruno Latour da, bu gibi sorunların hızla büyümesinin belli bir tarihsel eğrinin sonuna geldiğimizi işaret ettiğini savunuyor.

Yazara göre, toplumsal sınıf mücadelesi, bir jeo-toplumsal yer mücadelesine dönüşmektedir, zira artık toprak yok olmaktadır ve asıl mücadele de bunun için verilmelidir.

Dünyanın temel hammaddelerinden biri olan toprağın kıtlaşmasının, göçmenliğin artışının altındaki başlıca etken olduğunu düşünen Latour, bunun sadece dünyanın riskli bölgelerinde yaşayanların değil, aslında hepimizi derinden etkileyecek bir sorun olduğunu belirtiyor.

Latour, Küresellik/Yerellik, Sağ/Sol, Batı hayranlığı/karşıtlığı üzerinden politika yapmanın geçersiz kaldığını, onun yerine toprağa bağlanmamız ve dünyasallaşmamız gerektiğini söylüyor.

Zira yazara göre toprağa bağlanmak ve dünyasallaşmak, modernleşmenin birbiriyle çelişkili kıldığı, aslında birbirini tamamlayan iki harekettir.

‘Rota’, bütün bunların yanı sıra, ekolojik siyaset ile yeşil hareketlerin neden bugün yaşadığımız sorunlara çözüm olamayacağını tartışmasıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Bruno Latour – Rota: Politikada Yönümüzü Nasıl Bulacağız?, çeviren: Orçun Türkay, Kolektif Kitap, siyaset, 128 sayfa, 2019

Abdullah Aysu – Gıda Krizi (2015)

Her geçen gün derinleşen gıda krizi, özellikle yoksul kesimleri vuruyor.

Abdullah Aysu’nun bu kitabı da, gıda fiyatlarındaki, kapitalist küreselleşmenin neden olduğu artışların yarattığı kriz; sermayenin sömürdüğü doğada oluşan ve oluşmaya devam eden tahribatın muhtemel sonuçları; başka bir tarım, gıda ve yaşamın imkânları üzerine düşünmek isteyenlere hitap etmekte.

Kitap üç bölümden oluşuyor.

Birinci bölümünde gıda fiyatlarındaki, serbest piyasanın (kapitalist küreselleşmenin) neden olduğu artış, “Küresel Gıda Krizi” başlığı altında nedenleriyle birlikte ele alınıyor.

İkinci bölümde sermayenin yeni birikim alanı olarak gördüğü ve şuursuzca sömürmeye giriştiği doğada oluşan ve oluşmaya devam eden ekolojik tahribatın muhtemel sonuçlarının üzerindeki perde kaldırılmaya çalışılıyor.

Üçüncü bölümde ise, toplumsal muhalefet örgütlerinin ve hükümetlerin gıda güvenliği limitlerinin ötesine geçerek düşünmeleri ve başka bir tarım, gıda ve yaşam hayal edebilmeleri için devrimci bir kavram olan gıda egemenliği tartışmaya açılıyor.

  • Künye: Abdullah Aysu – Gıda Krizi, Metis Yayınları, ekoloji, 312 sayfa, 2015