Bruno Latour ve Steve Woolgar – Laboratuvar Hayatı (2022)

Bilimin ‘sosyal inşası’ olarak adlandırılan şeyi laboratuvar biliminin gerçek ve geçerli örneklerini kullanarak gösteren harika bir çalışma.

Kitap, Fransız felsefeci Bruno Latour tarafından Salk Biyolojik Araştırmalar Enstitüsü’nde gerçekleştirilen ve daha sonra İngiliz bir sosyologla birlikte yazıya dökülen iki yıllık bir araştırmanın ürünü.

Çalışma bu yönüyle, günlük ve yüz yüze bir ortamda gerçekleşen bilimsel çalışma süreçlerini izliyor, fakat aynı zamanda bir ‘içerden’ dış gözlemci olarak kalarak bilim insanlarının yaptıkları şeyleri ve nasıl ve ne düşündüklerini bütün detaylarıyla izliyor.

Laboratuvar bilimi dışından ve onun temellerini tam anlamıyla kavramak istemeyip aksine laboratuvar hayatının yüzeysel yanlarını daha kolay anlamak isteyen okurlar kaçırmasın.

  • Künye: Bruno Latour ve Steve Woolgar – Laboratuvar Hayatı: Bilimsel Olguların İnşası, çeviren: Ümit Tatlıcan, Phoenix Yayınevi, antropoloji, 368 sayfa, 2022

Kolektif – Sanat ve Ekoloji (2022)

Sanat pratiğine bakarken, parçası olduğu ekolojik yıkımı yok mu sayacağız?

Bu Bruno Latour’dan Vandana Shiva’ya pek çok ismin metinlerini barındıran bu değerli derleme, sanat ve ekoloji ilişkisine politik ekoloji ekseninden bakıyor.

Kitabın ilk bölümü 1960’lardan günümüze sanat ve politik ekoloji ilişkisine, çağdaş sanat ve politik ekolojinin birbirini besleyen yaklaşım ve pratiklerine odaklanıyor.

İkinci bölüm, ilerleme eleştirisi ve Bruno Latour’un bu bağlamdaki kozmopolitika anlayışına ayrılmış.

Çalışmanın üçüncü bölümü biyoteknoloji üzerinden ekolojinin kurumsal boyutuna ve bu bağlamda Neil Smith ve Vandana Shiva’nın politik ekolojik yaklaşımlarına yer veriyor.

Kitabın son bölümü ise, biyoteknolojinin, biyo-estetik pratikler üzerindeki dönüştürücü etkisini irdeliyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler: Eda Sezgin, T. J. Demos, Arne Naess, Gary Genosko, Charles Baudelaire, Bruno Latour, Neil Smith, Vandana Shiva ve Sven Lütticken.

  • Künye: Kolektif – Sanat ve Ekoloji:  Sanat, Yaşam, Üretim, derleyen: Eda Sezgin, çeviren: Merve Tokmakçıoğlu ve Eda Sezgin, İletişim Yayınları, sanat, 204 sayfa, 2022

Bruno Latour – Toplumsalı Yeniden Toplama (2021)

Toplum tam olarak nedir?

Bruno Latour’un toplumsal nosyonunu yeniden tanımladığı bu kitabı, “aktör-ağ teorisi”ni daha iyi kavramak isteyenler için de iyi bir kaynak.

“Toplumsal” kelimesi ne anlama gelir?

Neden bazı faaliyetlerin “toplumsal bir boyut”u olduğu söylenir?

Toplumsal olanı özel bir alan, belirli bir âlem ya da tikel bir tür şey olarak değil; yalnızca hayli kendine özgü bir yeniden ortaklık kurma ve yeniden bir araya toplama hareketi olarak tanımlayan Latour, ‘Toplumsalı Yeniden Toplama’da “toplumsal”ın başlangıçtaki anlamına dönerek ve tekrar bağlantıları izleyebilmesini sağlayarak toplumsal nosyonunu yeniden tanımlamaya girişiyor.

‘Toplumsalı Yeniden Toplama’, “aktör-ağ teorisi”ni ve onun en etkili taraftarlarından Latour’un fikirlerini merak edenler için önemli bir kaynak.

  • Künye: Bruno Latour – Toplumsalı Yeniden Toplama: Aktör-Ağ Teorisine Bir Giriş, çeviren: Nüvit Bingöl, Tellekt Kitap, sosyoloji, 392 sayfa, 2021

Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya (2020)

“… şimdiki ve gelecekteki salgınlara karşı etkili şekilde yanıt verebilmek için gerekli olan demokratik modelleri tartışmalıyız.”

Covid-19 salgını, hayatımızı ve hatta muhtemeldir ki geleceğimizi kökten dönüştürdü.

Bu harika kitap ise, dünyanın önde gelen düşünürlerinin salgın üzerine yaptıkları ufuk açıcı değerlendirmelerini sunuyor.

Felsefe, sosyoloji, antropoloji, siyaset, iktisat ve biyoloji gibi zengin bir arka plandan beslenen buradaki makaleler, hem bugün yaşadıklarımızın sağlam bir muhasebesini yapıyor hem de Covid-19 gibi salgınların geleceğimizi nasıl şekillendireceği konusunda kimi öngörülerde bulunuyor.

Salgının iyi bir muhasebesini yapmak, bugün gelecekte bizi nelerin beklediği üzerine derinlemesine düşünmek için çok iyi fırsat.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: David Harvey, Slavoj Žižek, Giorgio Agamben, Alain Badiou, Judith Butler, Mike Davis, Bruno Latour, Adam Tooze, Daniel Tanuro, Sandro Mezzadra, Panagiotis Sotiris, Massimo De Angelis, Ingar Solty, Josh Gabert Doyon ve Rob Wallace.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Korona virüsü, hayli elzem bir şeyi tehdit ediyor: ‘müşterek’i.”

“Son yirmi otuz yıldaki deneyimleri hesaba katarak şu soruyu sormaktan asla yorulmamalıyız: Hangi ekonomik kısıtlamalar gerçek ve hangileri hayali?”

“Endüstriyel tarım o kadar kâr odaklıdır ki, bir milyar insanı öldürebilecek bir virüs için seçim yapmak alınmaya değer bir risk olarak görülür.”

“Sadece haddinden fazla tuvalet kâğıdı satın almanın ne kadar saçma olduğunu düşünün!”

“Asıl soru şu: Bu ne kadar sürecek? Bir yıldan uzun sürebilir, ayrıca ne kadar uzun sürerse işgücü dâhil, değersizleşme de o kadar artar.”

“Büyük çaplı davranış değişimleri de dâhil olmak üzere, insan topluluklarının sağlığına gerçekten yardımcı olacak ve aynı esnada zora başvurma ve gözetleme biçimlerini yaygınlaştırmayacak kolektif pratiklerimiz olabilir mi?”

“Korona virüsünü onarıcı biçimde okumak, kendimizi yalıttığımız, sosyal mesafelenme pratiğine uyduğumuz dönemlerde geliştirdiğimiz yeni türde dayanışmalara katılmak demektir.”

“Kendini izole etme talimatı, pandemiye özgü bu yeni zamanda ve mekânda, küresel olarak birbirimize bağımlı olduğumuz gerçeğini yeniden tanımamıza tesadüf ediyor.”

“Yönetici sınıfının elitleri şu anda retorik olsun diye işçi sınıfının sistem açısından öneminden bahsediyorsa da bu ‘tanıma’nın maddi bir karşılığa dönüşüp dönüşmeyeceği net değil.”

“Bu salgının sebep olduğu başlıca tehlike sağlık sisteminin tıkanma ihtimalidir. Bu da kaçınılmaz olarak en yoksul ve güçsüz kesimlerin, özellikle de yaşlı yurttaşların ödediği bedellerin ağırlaşmasına sebep olacaktır.”

“Görünen o ki salgının ortaya koyduğu güçlük her yerde aklın iç faaliyetini dağıtıyor, özneleri mistisizm, masal uydurma, dua, kehanet ve beddua gibi, vebanın hüküm sürdüğü Orta Çağ’da âdetten olan kederli etkilere geri dönmeye zorluyor.”

“Kendimizi izole ederken bile ve hatta tam da böyle yaparken, bilimin kontrol edebildiği hakikatler ve yeni bir siyasetin ayakları yere basan bakış açıları, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik hedefleri dışında hiçbir şeye itimat etmeyelim.”

“Yıllardır ilk defa, evlerine tıkılı kalmış bir milyar insan, şu unutulmuş lüksü keşfetti: kendilerini sık sık, gereksiz yere oraya buraya çeken şeyi düşünme ve onu fark etme zamanı.”

  • Künye: Kolektif – Çivisi Çıkan Dünya: Covid-19 Salgını Üzerine Muhasebeler, derleyen: Erkan Ünal, Runik Kitap, siyaset, 132 sayfa, 2020

Bruno Latour – Rota (2019)

Doğa, toprak talan ediliyor ve bu durum, yüzyıllardır süren sınıfsal eşitsizlikleri daha katmerli hale getiriyor.

Bugün su ve gıda hakkı, yoğun şekilde ezilenlerin gündemine girmiş durumda.

Sosyoloji, felsefe ve antropoloji alanlarında yaptığı çalışmalarıyla bildiğimiz Bruno Latour da, bu gibi sorunların hızla büyümesinin belli bir tarihsel eğrinin sonuna geldiğimizi işaret ettiğini savunuyor.

Yazara göre, toplumsal sınıf mücadelesi, bir jeo-toplumsal yer mücadelesine dönüşmektedir, zira artık toprak yok olmaktadır ve asıl mücadele de bunun için verilmelidir.

Dünyanın temel hammaddelerinden biri olan toprağın kıtlaşmasının, göçmenliğin artışının altındaki başlıca etken olduğunu düşünen Latour, bunun sadece dünyanın riskli bölgelerinde yaşayanların değil, aslında hepimizi derinden etkileyecek bir sorun olduğunu belirtiyor.

Latour, Küresellik/Yerellik, Sağ/Sol, Batı hayranlığı/karşıtlığı üzerinden politika yapmanın geçersiz kaldığını, onun yerine toprağa bağlanmamız ve dünyasallaşmamız gerektiğini söylüyor.

Zira yazara göre toprağa bağlanmak ve dünyasallaşmak, modernleşmenin birbiriyle çelişkili kıldığı, aslında birbirini tamamlayan iki harekettir.

‘Rota’, bütün bunların yanı sıra, ekolojik siyaset ile yeşil hareketlerin neden bugün yaşadığımız sorunlara çözüm olamayacağını tartışmasıyla da dikkat çekiyor.

  • Künye: Bruno Latour – Rota: Politikada Yönümüzü Nasıl Bulacağız?, çeviren: Orçun Türkay, Kolektif Kitap, siyaset, 128 sayfa, 2019

Chris Bateman – Kaos Etiği (2017)

Ahlaki çürüme, toplumun ve onun bir kolu olarak siyasetin çöktüğünün ilanıdır.

Böyle bir durumda, verili ahlak yasasının artık hiçbir hükmü kalmamıştır.

İşte Chris Bateman bu önemli kitabında, hem etik yasasındaki geriye doğru gidişin nedenleri hakkında kapsamlı analiz hem de her şeye rağmen, etik ilkelere neden sahip çıkmamız gerektiği konusunda bir tartışma sunuyor.

Bateman kitabında, Kant, Nietzsche, Levinas, Mary Midgley, Alasdair McInytre, Alain Badiou, Isabelle Stengers ve Bruno Latour gibi filozofların düşüncelerini yoğun bir şekilde tartışarak, ahlak tartışmasına zengin bir katkıda bulunuyor.

Yazar, etik düşüncedeki çeşitliliğin her zaman yararımıza olduğunu, ahlak konusundaki kesin yargıların faydadan çok zarara yol açtığını ve erdemli olmanın yeni yollarını bulmanın neler olabileceğini anlatıyor.

  • Künye: Chris Bateman – Kaos Etiği, çeviren: Senem Babaoğlu, Doruk Yayınları, felsefe, 424 sayfa, 2017

Bruno Latour ve Vincent Antonin Lépinay – Tutkulu Çıkarların Bilimi (2018)

Burada daha önce, ütopik eseri ‘Geleceğin Tarihinden Alıntılar’ yer verdiğimiz Gabriel de Tarde’ın sıra dışı fikirleri kimi sosyolog ve sosyal psikologlara esin kaynağı olmuşsa da, kendisi çağımızın ihmal edilen düşünürlerindendir.

Tarde, “İktisat antropolojisini anlamak için ilk olarak alışkanlıklarımızın bütünüyle tersine çevrilmesini kabul etmeliyiz: Ekonomi içindeki hiçbir şey nesnel değildir, hepsi özneldir,” demiştir.

Bruno Latour ve Vincent Antonin Lépinay’ın bu kısa ama etkili çalışması ise, Tarde’ın fikirlerini, ağırlıklı olarak da iktisat antropolojisine dair düşüncelerini ele almasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

Kitapta,

  • İktisadın doğası,
  • Sosyal Darwinizm,
  • Üretim faktörlerinin yeniden dağıtımı,
  • Sermayenin eğilimleri,
  • Kapitalist rejimin dinamikleri,
  • Ve iktisatta “Adam Smith problemi” gibi, Tarde’ın tartıştığı pek çok konu yeniden gündeme getiriliyor.

Künye: Bruno Latour ve Vincent Antonin Lépinay – Tutkulu Çıkarların Bilimi: Gabriel Tarde’ın İktisat Antropolojisine Bir Giriş, çeviren: Ekin Değirmenci, Heretik Yayıncılık, iktisat, 98 safya, 2018

Heinrich Geiselberger (haz.) – Büyük Gerileme (2017)

Farklı ülkelerden, alanında uzman 15 yazarın katkıda bulunduğu, dünyanın değişik yerlerinde sağ popülist siyasetlerin yükselişe geçmelerinin altındaki saikleri açıklığa kavuşturan ufuk açıcı bir çalışma.

Bugün yaşadığımız darboğaza, 1990’lı yıllarda küreselleşme hakkında yürütülen tartışmalara uzanarak bakan kitap, hem bu durumu yaratan etkenleri analiz ediyor hem de gelecek yıllarda olabileceklere dair öngörülerde bulunuyor.

  • Sağ popülizmin yükselişe geçişinin ardındaki sosyolojik ve ekonomik nedenler neler?
  • Bu süreçte alt sınıflar ile orta sınıflar arasında bir ittifaktan bahsedilebilir mi?
  • Alınmaya çalışılan önlemler gerçekte kimleri ve neleri korumaya yönelik?
  • Ekonomik ve sosyal politikaların yabancı ve göçmen düşmanlığıyla nasıl bir ilişkisi var?
  • Ve her şey bir yana, bütün bu olup bitenler aslında neoliberal kapitalizmin büyük ve ertelenemez krizi anlamına mı geliyor?

Bu ve benzeri birçok soruyu yanıtlayan kitap, yaşadığımız dönemin nitelikli ve derli toplu bir analizini yapmasıyla her kitaplıkta bulunmayı fazlasıyla hak ediyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Zygmunt Bauman, Nancy Fraser, Slavoj Žižek, Bruno Latour, Arjun Appadurai, Donatella della Porta, Eva Illouz, Ivan Krastev, Paul Mason, Pankaj Mishra, Robert Misik, Oliver Nachtwey, César Rendueles, Wolfgang Streeck ve David Van Reybrouck.

  • Künye: Kolektif – Büyük Gerileme, hazırlayan: Heinrich Geiselberger, çeviren: Merisa Şahin, Aslı Biçen, Ahmet Nüvit Bingöl ve Orhan Kılıç, Metis Yayınları, siyaset, 232 sayfa

Bruno Latour – Biz Hiç Modern Olmadık (2008)

  • BİZ HİÇ MODERN OLMADIK, Bruno Latour, çeviren: İnci Uysal, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 181 sayfa

Modern hayat, beraberinde getirdiği sıkıntılar ve hayal kırıklıkları nedeniyle, vaat ettiği “altın çağ”ı getiremedi. Hatta Fransız antropolog Bruno Latour daha da iddialı bir şekilde, modernlik sürecinin hiç başlamadığını düşünüyor. Latour, modern anayasanın hep asimetrik kaldığını, şeyleri temsil etmekle yükümlü bilimsel iktidar ile özneleri temsil etmekle yükümlü siyasal iktidar arasında hep bir ayrım icat ettiğini ve bu ikisi arasında kurulan ağların gücünü görmezden geldiğini savunuyor. Latour, “Modernler hem gerçekliği, hem dili, hem toplumu, hem de varlığı istemekte pekâlâ haklıdırlar. Haksız oldukları nokta onların sonsuza dek çelişkili olduklarını sanmaktır,” diyerek modern, antimodern ve postmodern süreçleri masaya yatırıyor.