Kevin McCain – Bilimin Dünyayı Açıklayışını Anlamak (2025)

Kevin McCain’in bu kitabında, bilimin doğasını ve dünyayı nasıl açıklayabildiğini felsefi bir bakış açısıyla inceliyor. ‘Bilimin Dünyayı Açıklayışını Anlamak’ (‘Understanding How Science Explains the World’), bilimin sadece olguları sıralamakla kalmayıp, aynı zamanda olayların nedenlerini anlamamıza ve dolayısıyla daha kapsamlı bir dünya görüşü oluşturmamıza nasıl yardımcı olduğunu tartışıyor. McCain, bilimsel açıklamaların temel bileşenlerini, onların yapısını ve geçerliliğini ele alarak, okuyucunun bilimin gücünü ve sınırlarını daha iyi kavramasını sağlıyor. Bilimsel bilginin nasıl üretildiği, test edildiği ve zamanla nasıl geliştiği üzerinde duruyor.

Yazar, bilimsel açıklamalarda nedenselliğin merkezi rolünü vurguluyor. Olayların neden-sonuç ilişkileri içinde nasıl anlaşıldığını, bilimsel yasaların bu ilişkileri nasıl genellediğini ve teorilerin bu yasaları nasıl bir araya getirdiğini ayrıntılı bir şekilde açıklıyor. Kitap, farklı bilim dallarındaki (fizik, biyoloji, sosyal bilimler vb.) açıklama türleri arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları da tartışıyor. Bilimsel modellerin, hipotezlerin ve deneylerin, dünyayı anlamamızdaki rollerini pratik örneklerle pekiştiriyor.

McCain, bilimin sadece fiziksel dünyayı değil, aynı zamanda karmaşık fenomenleri, örneğin insan davranışlarını veya ekonomik sistemleri nasıl açıklayabildiğine dair felsefi tartışmalara da giriyor. Bilimsel açıklamanın sadece basit bir tanımlama olmadığını, aksine derinlemesine bir kavrayış sağladığını ve bu kavrayışın teknolojik gelişmelere ve toplumsal ilerlemeye nasıl zemin hazırladığını ortaya koyuyor. Bilimin sağladığı bu “anlama” halinin epistemolojik değeri üzerinde duruyor.

Kitap, bilim felsefesi alanındaki temel tartışmaları, örneğin açıklama kavramını, bilimsel realizmi ve antirealizmi, tümevarım ve tümdengelim gibi yöntemleri de ele alıyor. McCain, bu felsefi konuları hem felsefe öğrencileri hem de bilimle ilgilenen genel okuyucular için anlaşılır bir dille sunuyor. Bilimsel açıklamaların doğruluğunu değerlendirme kriterlerini ve bilimsel teorilerin neden kabul edildiğini veya reddedildiğini inceliyor.

Sonuç olarak bu kitap, bilimin sadece olgusal bilgi yığını olmadığını, aksine dünyayı anlama biçimimiz üzerinde derin etkileri olan güçlü bir açıklama aracı olduğunu gösterir. Kevin McCain, bu eseriyle bilimin metodolojisini, felsefi temellerini ve dünya görüşümüzü nasıl şekillendirdiğini açıklayarak, okuyucuya bilimin sunduğu zenginlikleri keşfetme fırsatı sunar.

  • Künye: Kevin McCain – Bilimin Dünyayı Açıklayışını Anlamak (Yaşamın Esasları 3), çeviren: Nurettin Elhüseyni, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 160 sayfa, 2025

Tzvetan Todorov – Ortak Hayat (2025)

Tzvetan Todorov’un bu kitabı, insan doğasının temel bir unsuru olarak başkalarıyla bir arada yaşama, yani “ortak yaşam” kavramını felsefi ve antropolojik bir perspektiften inceliyor. ‘Ortak Hayat’ (‘La vie commune: Essai d’anthropologie générale’), bireysel özgürlük ile toplumsal bağlılık arasındaki gerilimi merkeze alarak, insanı sadece özerk bir varlık olarak değil, aynı zamanda ilişkiler içinde var olan, başkalarına muhtaç bir varlık olarak ele alıyor. Kitap, “ben”in ancak “öteki” aracılığıyla tam anlamıyla var olabileceği düşüncesini vurguluyor ve insan kimliğinin oluşumunda diyalog, tanınma ve karşılıklı etkileşimin önemini açıklıyor. Yazar, modern Batı toplumlarının bireyciliğe aşırı vurgu yapmasının, ortak yaşamın zenginliğini ve değerini göz ardı etme riskini taşıdığına dikkat çekiyor.

Todorov, ortak yaşamın çeşitli boyutlarını ve biçimlerini analiz ediyor: aileden arkadaşlığa, siyasi topluluklardan küresel insanlığa kadar uzanan ilişkiler ağı. Kitap, bu ilişkilerin hem insanı tamamlayıcı hem de sınırlayıcı yönlerini tartışıyor. Başkalarıyla kurulan bağların, hem bireyin kendini gerçekleştirmesine olanak tanıdığını hem de sorumluluklar ve çatışmalar doğurduğunu gösteriyor. Yazar, ortak yaşamın zorluklarına rağmen, bunun insan varoluşunun kaçınılmaz ve zenginleştirici bir parçası olduğunu savunuyor. Toplumsal normların, geleneklerin ve kurumların, ortak yaşamı nasıl düzenlediğini ve bazen de nasıl kısıtladığını irdeliyor. Todorov, insan onurunu ve özgürlüğünü korurken, aynı zamanda ortak iyiliği ve dayanışmayı nasıl sağlayabileceğimiz üzerine düşünsel bir zemin sunuyor.

‘Ortak Hayat’, siyaset, etik ve felsefe arasında köprüler kurarak, insanın sadece bireysel bir varlık olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir varlık olduğunu ve kimliğinin başkalarıyla kurduğu ilişkilerle şekillendiğini vurguluyor. Todorov, insan varoluşunun bu temel paradoksunu derinlemesine inceleyerek, modern dünyanın birey ve toplum arasındaki dengesizlikleri aşma yollarını aramaya davet ediyor. Bu eser, insan doğası, etik değerler ve toplumsal yaşamın anlamı üzerine düşünen herkes için ufuk açıcı bir kaynak.

  • Künye: Tzvetan Todorov – Ortak Hayat, çeviren: Mehmet Emin Özcan, Sel Yayıncılık, felsefe, 160 sayfa, 2025

Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl (2025)

Batı kültüründe mitolojik düşünceden felsefi düşünceye geçiş genellikle bir ilerleme, insan aklının bir zaferi, çocuksu mitlerin gölgesinden çıkış, kaosun yerini düzenin alışı olarak görülüp kutlanageldi. Oysa bu geçişin simgesel bir “cinayet” ile gölgelenmiş karanlık bir yüzü de vardır: Kozmolojik annenin öldürülerek dişil unsurun ve kadınlığın sistemli biçimde bastırılması ve bunun karşısında filozof tipinde kendini gösteren erkekliğin tahakkümü ve ataerkinin zaferi.

Bu kitap işte bu bastırmanın izini sürüyor. Felsefe tarihinde Thales’in her şeyin kökeni olarak gördüğü “su” unsurunun geçirdiği dönüşüm üzerinden, dişil ilkenin nasıl görünmez kılındığını ele alıyor. Mitolojilerde, dinlerde, hatta çağdaş bilimde yaşamın kaynağı olarak görülen suyun bir varlık eğretilemesi olmaktan çıkarılıp kontrol edilmesi gereken çalkantılı bir karmaşaya indirgenişini ele alıyor ve Antik Yunan’da temellenen felsefeyi bir de bu gözle değerlendirmeye davet ediyor. Mitolojik ve felsefi düşüncenin belirli uğraklarında suyun yalnızca bir madde, pagan dünya görüşünde doğanın bir ögesi olmadığını, bir anlam taşıyıcı, bir mitos, hafıza ve iktidar mücadelesi sahnesi olduğunu gösteriyor. Oedipus anlatısında, Klitemnestra’nın öldürülüşünde, Platon’un idealar dünyasında, Aristoteles’in ilk neden anlayışında, İslam felsefesinde ve Kogiler gibi yerli halkların yaratılış anlatılarında biçimlendirici ilke olarak suyun nasıl mitoloji ile felsefe arasındaki kırılma noktasını teşkil ettiğini, düşünce tarihinin sadece söylenenlerle değil, ayrıca bastırılanlar ve susturulanlarla da kurulduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Ünsal Çimen – Su, Kan ve Akıl: Mitolojiden Felsefeye Geçişin Hikâyesi, Fol Kitap, felsefe, 136 sayfa, 2025

Martin Jay – Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü (2025)

 

Martin Jay’in bu çalışması, Aydınlanma düşüncesinin temel kavramlarından biri olan “akıl”ın Frankfurt Okulu içindeki dönüşümünü ele alır. ‘Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü: Geç Dönem Eleştirel Kuram Üzerine’ (‘Reason after Its Eclipse: On Late Critical Theory’), özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, “akıl” kavramının nasıl eleştirildiğini ve yeniden tanımlandığını tartışıyor.

Kitap, Max Horkheimer ve Theodor Adorno’nun Aydınlanmanın Diyalektiği eserindeki akıl eleştirisini merkez alarak başlar. Bu düşünürlere göre, akıl kendi araçsal doğası içinde çökmüş, özgürleştirici bir güç olmaktan çıkmıştır. Jay, bu eleştirinin modernliğe karşı bir karamsarlık ürettiğini belirtiyor.

Ancak Jay, Frankfurt Okulu’nun sonraki kuşaklarında – özellikle Jürgen Habermas’ta – akla yönelik daha yapıcı bir yaklaşımın geliştiğini gösteriyor. Habermas’ın iletişimsel akıl kuramı, aklı yeniden normatif bir temel olarak kurmaya çalışıyor.

Yazar, Antik Yunanlardan Kant, Hegel ve Marx’a uzanan Batılı kanonun konuya değgin yaklaşımlarını serimliyor.

Jay, kitabında yalnızca Frankfurt Okulu’nun iç gelişimini değil, aynı zamanda bu tartışmaların günümüz siyasal ve felsefi bağlamdaki etkilerini de değerlendirir. Böylece “akıl” kavramının krizinin, sadece akademik değil, toplumsal sonuçları da olduğu ortaya konur.

Kitap, eleştirel teorinin gelişiminde aklın geçirdiği evrimi takip eden, ustaca yazılmış tarihsel ve felsefi bir inceleme.

  • Künye: Martin Jay – Aklın Tutulması ve Geri Dönüşü: Geç Dönem Eleştirel Kuram Üzerine, çeviren: Arif Geniş, Dipnot Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2025

Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları (2025)

Thomas Hobbes’un bu kitabı, Hobbes’un siyaset felsefesinin temelini oluşturan ve daha sonraki başyapıtı Leviathan’ın öncüsü niteliğinde olan bir çalışmadır. ‘Hukukun Unsurları’ (‘The Elements of Law – Natural and Politic’), insan doğasını ve toplumsal düzenin nasıl ortaya çıktığını mekanikçi ve materyalist bir bakış açısıyla ele alır. Ona göre, insan doğası temelde bencildir ve her birey kendi varlığını sürdürme ve arzusunu tatmin etme eğilimindedir. Bu doğal durumda, herkesin herkesle savaş halinde olduğu bir kaos ortamı hüküm sürer ve güvenlik, düzen veya istikrar söz konusu değildir.

Hobbes, bu doğal durumdan çıkış yolunun, bireylerin doğal haklarının bir kısmını, ortak bir gücü temsil eden egemen bir otoriteye devretmeleriyle mümkün olacağını savunur. Bu egemen güç, yasaları koyma ve uygulama yetkisine sahip olmalı, böylece toplumsal düzeni sağlayabilir ve bireylerin güvenliğini temin edebilir. Hobbes, en etkili egemenlik biçiminin monarşi olduğunu düşünse de, önemli olanın egemenin gücünün mutlak ve bölünmez olmasıdır. Egemenin temel görevi, barışı ve güvenliği sürdürmektir ve bireylerin bu amaçla egemenin otoritesine itaat etmeleri zorunludur. Hobbes, adaletin ve hukukun ancak egemenin iradesiyle tanımlanabileceğini, doğal bir adalet anlayışının olmadığını ileri sürer. ‘Hukukun Unsurları’, Hobbes’un doğa durumu, doğal haklar, toplumsal sözleşme ve egemenlik gibi temel kavramlarını ilk kez detaylı bir şekilde ele aldığı önemli bir eserdir ve siyaset felsefesi tarihindeki etkili düşünürlerden birinin fikirlerinin gelişimini anlamak için kritik bir kaynaktır.

  • Künye: Thomas Hobbes – Hukukun Unsurları, çeviren: Ayşe Çevik, Fol Kitap, hukuk, 256 sayfa, 2025

Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam (2025)

Catherine Malabou ve Adrian Johnston’ın bu ortak çalışması, benlik deneyimini ve duygusal yaşamı anlamak için felsefe, psikanaliz ve nörobilimin kesişim noktalarını araştıran disiplinlerarası bir çalışmadır. ‘Benlik ve Duygusal Yaşam’ (‘Self and Emotional Life: Philosophy, Psychoanalysis, and Neuroscience’), felsefe, psikanaliz ve nörobilim gibi üç farklı alanın kavramsal çerçevelerini ve ampirik bulgularını diyalog halinde kullanarak, benliğin ve duyguların karmaşık doğasını daha bütünlüklü bir şekilde kavramayı amaçlıyor. Kitap, geleneksel felsefi benlik anlayışlarından, psikanalizin bilinçdışı duygusal süreçlere odaklanan yaklaşımlarına ve nörobilimin duygusal deneyimlerin beyindeki karşılıklarına kadar geniş bir yelpazede teorik ve bilimsel tartışmaları ele alıyor. Malabou ve Johnston, bu farklı perspektifleri karşılaştırarak, benliğin ve duyguların sadece soyut felsefi kavramlar veya salt biyolojik süreçler olmadığını, aksine bu boyutların birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olduğunu savunuyorlar.

Kitap, özellikle duyguların benlik oluşumundaki ve sürdürülmesindeki merkezi rolünü vurguluyor. Yazarlar, psikanalitik teorinin erken dönem duygusal deneyimlerin benlik yapısı üzerindeki kalıcı etkisine dair içgörülerinden yararlanarak, nörobilimin duygusal süreçlerin beyindeki plastisitesini gösteren bulgularıyla bu görüşleri destekliyorlar. Ayrıca, felsefenin benliğin sürekliliği, kimliği ve öznelliği gibi temel sorularına da bu disiplinlerarası çerçeve içinde yeni yanıtlar arıyorlar. Malabou ve Johnston, benliğin statik ve sabit bir öz değil, sürekli olarak duygusal deneyimler, sosyal etkileşimler ve nörobiyolojik süreçler tarafından şekillendirilen dinamik bir oluşum olduğunu ileri sürüyorlar. Bu nedenle, benliği ve duygusal yaşamı anlamak için bu farklı disiplinlerin birbirleriyle olan kaçınılmaz etkileşimini dikkate almak gerektiğini savunuyorlar.

Çalışma, benlik ve duygu üzerine düşünen felsefeciler, psikanalistler ve nörobilimciler için olduğu kadar, bu temel insani deneyimleri farklı açılardan anlamak isteyen genel okuyucu için de ufuk açıcı bir çalışmadır. Kitap, karmaşık teorik tartışmaları anlaşılır bir dille sunarak, benliğin ve duygusal yaşamın çok boyutlu doğasına dair derinlemesine bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunmaktadır.

  • Künye: Catherine Malabou, Adrian Johnston – Benlik ve Duygusal Yaşam, çeviren: Hakan Gürvit, Axis Yayınları, psikanaliz, 400 sayfa, 2025

Adrian Johnston – Yeni Bir Alman İdealizmi (2025)

Adrian Johnston’ın bu eseri, günümüz kıta felsefesinde etkili olan Yeni Alman İdealizmi akımını kapsamlı bir şekilde inceleyen ve bu akımın temel argümanlarını değerlendiren önemli bir çalışmadır. ‘Yeni Bir Alman İdealizmi’ (‘A New German Idealism’), Hegelci felsefenin güncel yorumlarını ve bu yorumların çağdaş düşünce üzerindeki etkilerini derinlemesine analiz ederken, Slavoj Žižek, Markus Gabriel ve Quentin Meillassoux gibi düşünürlerin bu akım içindeki konumlarını ve katkılarını ele alıyor. Kitap, Yeni Alman İdealizmi’nin temel kavramlarını, ontolojik ve epistemolojik iddialarını, materyalizm ve realizmle olan ilişkisini ve çağdaş felsefi tartışmalara sunduğu özgün perspektifleri titizlikle inceliyor.

Johnston, Yeni Alman İdealizmi’nin, bilincin ve öznenin gerçekliğin temelini oluşturduğu yönündeki geleneksel idealist görüşlerden nasıl ayrıştığını ve daha karmaşık, diyalektik bir gerçeklik anlayışını nasıl savunduğunu açıklıyor. Kitap, bu akımın, bilginin sınırları, nesnelliğin doğası, nedensellik ve özgürlük gibi klasik felsefi sorunlara getirdiği yeni yaklaşımları detaylı bir şekilde tartışıyor. Johnston, Yeni Alman İdealizmi’nin, çağdaş bilim ve felsefenin sunduğu meydan okumalar karşısında idealist düşüncenin nasıl yeniden canlandırılabileceğine dair önemli bir çerçeve sunduğunu savunuyor.

‘Yeni Bir Alman İdealizmi’, bu felsefi akımın temel metinlerine ve düşünürlerine eleştirel bir bakış sunarken, aynı zamanda akımın güçlü yönlerini ve potansiyel sınırlarını da değerlendiriyor. Johnston’ın çalışması, günümüz felsefesindeki önemli tartışmaları anlamak ve idealist düşüncenin çağdaş yorumlarını kavramak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, okuyucuyu Yeni Alman İdealizmi’nin karmaşık ve derinlikli dünyasına davet ederken, felsefi düşüncenin sınırlarını zorlayan yeni perspektifler sunuyor.

  • Künye: Adrian Johnston – Yeni Bir Alman İdealizmi: Hegel, Žižek ve Diyalektik Materyalizm, çeviren: Hakan Gürvit, Livera Yayınevi, felsefe, 480 sayfa, 2025

Bryan Magee – Büyük Filozoflar (2025)

Bryan Magee’nin ‘Büyük Filozoflar’ (‘The Great Philosophers: An Introduction to Western Philosophy’) adlı eseri, Batı felsefesinin temel taşlarını oluşturan filozofları ve onların düşüncelerini ele alan kapsamlı bir çalışma. Magee, Sokrates’ten Wittgenstein’a kadar uzanan geniş bir yelpazede, felsefe tarihinin önemli isimlerini ve onların felsefi yaklaşımlarını okuyucuya aktarıyor. Kitap, felsefenin temel sorularını ve bu sorulara verilen farklı cevapları, filozofların yaşamları ve eserleri üzerinden inceliyor. Magee, felsefenin insan düşüncesi üzerindeki derin etkilerini ve günümüz dünyasındaki önemini vurguluyor.

Kitap, felsefenin temel konularını ve bu konulara farklı filozofların nasıl yaklaştığını ele alıyor. Bilgi, varlık, ahlak, siyaset ve sanat gibi konular, filozofların düşünceleri üzerinden tartışılıyor. Magee, filozofların eserlerini ve düşüncelerini sade ve anlaşılır bir dille aktarırken, okuyucuyu felsefenin karmaşık dünyasına adım adım yaklaştırıyor. Kitap, felsefenin sadece soyut bir düşünce sistemi olmadığını, aynı zamanda insan yaşamını ve toplumu derinden etkileyen bir alan olduğunu gösteriyor.

Magee’nin eseri, felsefeye yeni başlayanlar için olduğu kadar, felsefe hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler için de değerli bir kaynak niteliği taşıyor. Kitap, felsefenin temel kavramlarını ve filozofların düşüncelerini anlamak için sağlam bir temel oluşturuyor. Magee, okuyucuyu felsefenin büyüleyici dünyasına davet ederken, insan düşüncesinin derinliklerine yapılan bir yolculuğa çıkarıyor. Sonuç olarak bu çalışma, felsefenin insan yaşamındaki önemini ve düşünce tarihindeki yerini anlamak isteyen herkes için okunması gereken bir eserdir.

  • Künye: Bryan Magee – Büyük Filozoflar: Platon’dan Wittgenstein’a Batı Felsefesi, çeviren: Ahmet Cevizci, Say Yayınları, felsefe, 512 sayfa, 2025

Héloïse Lhérété – Zekâ Nedir? (2025)

Héloïse Lhérété’in bu kitabı, zekânın ne olduğu sorusuna çok yönlü bir bakış açısı sunan, bilimsel ve felsefi bir inceleme. ‘Zekâ Nedir?’ (‘Qu’est-ce que l’intelligence?’), zekânın tek bir tanımının olmadığını, aksine farklı bağlamlarda ve farklı türlerde ortaya çıkan karmaşık bir olgu olduğunu savunur. Kitap, zekânın evrimsel kökenlerinden yapay zekânın yükselişine, insan zekâsının çeşitliliğinden hayvan zekâsının inceliklerine kadar geniş bir yelpazede konuları ele alır. Lhérété, zekânın sadece problem çözme yeteneği olmadığını, aynı zamanda yaratıcılık, uyum sağlama, öğrenme ve sosyal etkileşim gibi unsurları da içerdiğini vurgular.

Kitapta, zekânın evrimsel süreçteki rolü ayrıntılı olarak incelenir. Lhérété, zekânın, canlıların çevrelerine uyum sağlamalarına ve hayatta kalma şanslarını artırmalarına yardımcı olan bir adaptasyon olduğunu belirtir. Farklı türlerin zekâ seviyeleri arasındaki farklılıkları ve bu farklılıkların evrimsel nedenlerini açıklar. Ayrıca, insan zekâsının evrimsel kökenlerini ve insanı diğer canlılardan ayıran özellikleri tartışır.

Lhérété, yapay zekânın yükselişini ve bunun zekâ anlayışımız üzerindeki etkilerini de ele alır. Yapay zekânın ne olduğu, nasıl çalıştığı ve insan zekâsıyla nasıl karşılaştırıldığı gibi konuları inceler. Yapay zekânın potansiyelini ve sınırlılıklarını değerlendirir. Ayrıca, yapay zekânın etik ve toplumsal sonuçlarını tartışır.

Kitapta, insan zekâsının çeşitliliği ve farklı zekâ türleri de incelenir. Lhérété, geleneksel zekâ testlerinin sınırlılıklarını ve zekânın sadece bilişsel yeteneklerle ölçülemeyeceğini vurgular. Duygusal zekâ, sosyal zekâ ve yaratıcı zekâ gibi farklı zekâ türlerini ele alır. Ayrıca, kültürel farklılıkların zekâ anlayışımızı nasıl etkilediğini tartışır.

Lhérété, hayvan zekâsının inceliklerini de keşfeder. Farklı hayvan türlerinin zekâ seviyeleri ve yetenekleri arasındaki farklılıkları inceler. Hayvanların problem çözme, iletişim kurma ve sosyal etkileşimdeki zekâlarını gösteren örnekler sunar. Ayrıca, hayvan zekâsının insan zekâsıyla nasıl karşılaştırıldığını tartışır.

‘Zekâ Nedir?’, zekâ hakkında kapsamlı ve düşündürücü bir eser. Lhérété, okuyucuları zekânın karmaşıklığı ve çeşitliliği hakkında düşünmeye teşvik eder. Kitap, zekânın ne olduğu, nasıl çalıştığı ve nasıl evrimleştiği hakkında yeni bir bakış açısı sunar.

  • Künye: Héloïse Lhérété – Zekâ Nedir?, çeviren: Ezgi Uğur, Mona Kitap, bilim, 336 sayfa, 2025

Yasin Karaman – Timaios Okumaları (2025)

Klasik metinler, zaman içinde biriken yorum katmanlarıyla adeta birer labirente dönüşür. Bu durum, onların özüne ulaşmayı zorlaştırır. Platon’un ‘Timaios’ adlı eseri de bu kaderi paylaşır. Yasin Karaman, bu karmaşık metni sadece felsefe değil, aynı zamanda matematik tarihinin temel sorunlarından biri açısından ele alarak derinlemesine inceliyor. Proklos’tan Aristoteles’e, Hegel’den Popper’e, Derrida’dan Kristeva’ya kadar ‘Timaios’un çekimine kapılan düşünürlerin yorumlarını titizlikle inceleyerek, metne dair yorumların soy ağacını çıkarıyor. Bu çalışma, ‘Timaios’un Platon’u anlamak için neden bu kadar önemli olduğunu ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteren entelektüel bir pusula niteliğinde.

‘Timaios’, Platon’un evrenin kökeni, doğası ve yapısı üzerine derin düşüncelerini içerir. Eserde, idealar kuramı, evrenin yaratılışı, matematiksel oranlar ve kozmoloji gibi konular ele alınır. Platon, evrenin bir zanaatkar (demiurgos) tarafından idealar dünyasından örnek alınarak yaratıldığını savunur. Bu yaratılış sürecinde, matematiksel oranlar ve geometrik şekiller önemli bir rol oynar. ‘Timaios’, Platon’un kozmolojisinin ve doğa felsefesinin temelini oluşturur ve antik çağdan günümüze kadar pek çok düşünürü etkilemiştir.

‘Timaios’ta ele alınan önemli kavramlardan biri de “khōra”dır. Khōra, Platon’un evrenin yaratılışında kullandığı, ne varlık ne de yokluk olarak tanımlanabilen üçüncü bir ilkedir. Bu kavram, Platon’un idealar kuramı ve evrenin yapısı üzerine derin felsefi tartışmalara yol açmıştır. Karaman, ‘Timaios’un yorum şeceresini çıkarırken, khōra kavramının farklı düşünürler tarafından nasıl ele alındığını ve yorumlandığını da inceliyor. Bu inceleme, khōra’nın Platon’u anlamak için neden bu kadar önemli olduğunu ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteriyor.

Karaman’ın çalışması, ‘Timaios’un sadece felsefe tarihindeki önemini değil, aynı zamanda düşüncenin doğasını ve işleyişini de anlamamıza yardımcı oluyor. Kitap, klasik metinlerin nasıl yorumlandığını, farklı düşünürlerin aynı metne nasıl farklı anlamlar yükleyebildiğini ve düşüncenin kendisine her zaman yeni yollar açabileceğini gösteren bir rehber niteliğinde.

  • Künye: Yasin Karaman – Timaios Okumaları: Khōra, Matematik, Göstergebilim, Akademim Yayıncılık, felsefe, 236 sayfa, 2025