Richard Jenkins – Etnisiteyi Yeniden Düşünmek (2022)

‘Etnisiteyi Yeniden Düşünmek’, ilk baskısı yapıldıktan kısa bir süre sonra etnisite ve etnik ilişkiler öğrencileri arasında popüler bir metin haline geldi.

Baştan sona gözden geçirilmiş ve güncellenmiş ikinci baskıdan yapılan bu çeviri, etnik gruplar üzerine güncel tartışmaları da kapsayan zengin bir metin.

Etnisitenin kendisi hayali bir sosyal yapı olsa da etkileri hayali olmaktan çok uzaktır.

Richard Jenkins, etnisiteyi inşa eden sosyal mekanizmaları ve insanların deneyimleri üzerindeki gerçek etkileri ile sonuçlarını göstermek üzere farklı örneklerden yararlanıyor.

Uzun yıllar süren vaka çalışması sonucunda elde edilen zengin materyallerden yararlanılarak hazırlanan kitap, etnisite ve onunla yakın ilişki içindeki konuları tartışıyor.

Bahsi geçen konular arasında çoğulcu toplum “miti”, postmodern farklılık, etnisite, “ırk” ve milliyetçilik arasındaki ilişki, ideoloji, dil, din ve şiddet, ulusal kimliğin gündelik inşası gibi çarpıcı başlıklar bulunuyor.

Sonuç, çağdaş dünyayı anlamlandırmak için vazgeçilmez bir kavrama dair derli toplu ve zihin açıcı bir inceleme.

  • Künye: Richard Jenkins – Etnisiteyi Yeniden Düşünmek, çeviren: Erdoğan Boz, Koyu Siyah Yayınları, inceleme, 272 sayfa, 2022

Michael Foley – Sahtekarlık Çağında Eğlence (2022)

Bugün eğlenmek bir ihtiyaçtan ziyade görevdir.

İş eğlenceli olmayı amaçlar, din eğlenceli olmayı amaçlar, hatta savaş bile eğlenceli olmayı amaçlar.

Michael Foley eğlence züppeliğinin peşine düşüyor ve modern çağda mutluluğun neden hepten yanlış anlaşıldığını gözler önüne seriyor.

Sahtekârlık çağı insanı için artık tek bir düşünceden söz edebiliriz: Eğleniyorum o halde varım!

Çünkü bugün artık eğlenmek bir ihtiyaçtan da öte bir görevdir.

Sahtekârlık çağında, iş eğlenceli olmayı amaçlar, din eğlenceli olmayı amaçlar, hatta savaş bile eğlenceli olmayı amaçlar.

Bugün eğlence kültürel gelişmelere yanıt olarak gelişen ve genellikle hedonizm kadar maneviyat tarafından da motive edilen bir dizi yeni grup ritüelidir. Eğlenceye gıpta ile bakılır ve eğlenenler seküler kurtarılmışlardır.

Farklı olmak için verilen sonsuz mücadelede eğlence züppeliği, özellikle statü ve para sahibi olmayanlar için yeni ve önemli bir stratejidir.

Sosyal medyanın temel işlevlerinden biri de insanları sürekli eğleniyormuş gibi göstermek, -mış gibi hayatları beslemektir.

Michael Foley, bu kitapta niçin diğer insanlar kadar “eğlenmediğinin” peşine düşüyor, çağın mutluluk arayışına ve her şeyin nasıl yanlış anlaşıldığına bakıyor.

Kendine özgü mizah anlayışı ile danstan sekse, politikadan dinlere kadar pek çok kavramı mercek altına alarak, eğlencenin –çoğu insanın düşündüğünün aksine– kolay, basit ya da belirli sınırlarının olmadığını, tanımlanması güç, karmaşık ve devamlı değişen bir doğası olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Michael Foley – Sahtekarlık Çağında Eğlence, Eğlence Gerçekten Sanıldığı Gibi Eğlenceli midir?, çeviren: Ekin Can Göksoy, Beyaz Baykuş Yayınları, inceleme, 360 sayfa, 2022

Hasan Aksakal – Huzursuz Modernite (2022)

Hasan Aksakal bu kitapta, Avrupa modernitesinin huzursuzluk, karamsarlık, anksiyete, yabancılaşma, yozlaşma, décadence ve çöküş söylemleri eşliğinde on dokuzuncu ve yirminci yüzyılın entelektüel, kültürel ve toplumsal tarihini inceliyor.

Sanayi Devrimi dönemindeki “moderniteden kaçış” arayışlarından II. Dünya Savaşı sırasında “modernitenin yıkılışı” söylemine dek Trans-Atlantik Avrupa’nın edebiyat, felsefe ve sanat Panthéon’unda gezinen Aksakal, romantizm, modernizm ve postmodernizmin muazzam birikimini değerlendiriyor.

‘Huzursuz Modernite’, Lord Byron, Heine, Dickens, Marx, Baudelaire, Schopenhauer, Nietzsche, Tönnies, Simmel, T. S. Eliot, Heidegger gibi isimlerle beraber oryantalizmden emperyalizme, Büyük Savaştan Büyük Depresyona, Nazizmden Soğuk Savaşa dek modernitenin huzursuzluğunu takip etmek isteyenler için karşı-modernite, karşı-estetik, karşı-kültür gibi kavramlardan yararlanan, zengin bir entelektüel ve kültürel tarih çalışması.

  • Künye: Hasan Aksakal – Huzursuz Modernite: Avrupa Entelektüel Tarihi Üzerine Makaleler, Beyoğlu Kitabevi, kültürel tarih, 264 sayfa, 2022

Hartmut Rosa – Dünyanın Kontrol Edilemezliği (2022)

“Modern” dediğimiz yaşam biçiminin temelinde, dünyayı kontrol edilebilir hâle getirme arzusu yatar.

Ancak dünyayı tam manasıyla deneyimlememiz, kontrol edilemeyenle karşılaştığımızda gerçekleşir; o zaman hareket ettiğimizi ve canlı olduğumuzu hissederiz.

Her şeyin kontrol altında olduğu, planlandığı ve tüm yönlerine hâkim olunan bir dünya, heyecansız bir dünya olurdu.

Hayatlarımız, kontrol edebildiklerimizle kontrolümüz dışındakiler arasındaki bir dengedir.

Ancak biz, geç modern insanlar, dünyayı her yönüyle kontrol edilebilir hâle getirmeye çalıştığımız için, dünyayı fethetmemiz, sömürmemiz veya üzerinde hâkimiyet kurmamız gereken nesneler bütünü olarak görürüz.

Tam da bu nedenle “hayat”, canlı hissetme ve dünyayla gerçekten karşılaşma deneyimi, her zaman elimizden kaçıyor gibi görünür.

Bu da hüsrana, öfkeye ve hatta umutsuzluğa yol açar.

Rosa’ya göre “rezonans”içinde olmak kontrolümüzün ötesindeki şeylere açık olmamızı gerektirir.

Rosa’nın toplumsal hızlanma ve yabancılaşma üzerine çığır açan çalışmasının devamı niteliğindeki bu kısa kitap, sosyal bilimlerle ve modern toplumsal yaşamın doğasıyla ilgilenen herkesin ilgisini çekecek nitelikte.

  • Künye: Hartmut Rosa – Dünyanın Kontrol Edilemezliği, çeviren: Mücahid Kaya, Albaraka Yayınları, inceleme, 144 sayfa, 2022

Mehmet Kendirci – Eğlencesiz Eğlence (2022)

Son zamanlardaki festival ve müzik yasakları bir kez daha gösterdi ki eğlence siyasal bir sorundur.

Mehmet Kendirci, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına bakarak bunun arka planındaki temel saikleri aydınlatıyor.

Kendirci, ‘Eğlencesiz Eğlence’de erken cumhuriyet döneminin eğlence politikasını analiz ediyor.

Sefahat içinde yozlaşmış, Bizans kalıntısı olarak görülen İstanbul’a karşı, temiz ruhlu ve yozlaşmamış “Türk” sayılan Anadolu’yu (ve Ankara’yı) yücelten bir anlayış var bu politikanın arkasında.

Eğlence hayatını, kurulmakta olan “yeni Türkiye”ye uygun ve “modern” bir şekilde “disiplinli ve düzenli” kılma arayışı var.

‘Eğlencesiz Eğlence’, özellikle dönemin edebiyatından yararlanarak, eğlencenin nasıl kamusallaştırıldığını ve ritüelleştirildiğini inceliyor.

İçki siyasetine, balolara, tiyatrolara, konserlere, müsamerelere, halk oyunlarına bakıyor.

Taşrada eğlenceyi “kurumlaştırma” çabalarına ve buna eşlik eden sorunlara göz atıyor.

“Türkiye’nin ruhunu” anlamak için ufuk açıcı bir çalışma.

Kitaptan bir alıntı:

“Benimsediği yol(lar) ve uyguladığı yöntem(ler) ne olursa olsun Cumhuriyet eğlenceyi, eğlenceden ‘yalıtmıştır.’ Neredeyse eğlencesiz eğlence, Erken Cumhuriyet Dönemi eğlence hayatının gayri resmî şiarıdır. (…) Cumhuriyet, tüm söylemleriyle ve bunların şekillendirdiği anlatılarıyla, Mustafa Kemal Atatürk ve bayrak gibi her yerde ve her zaman görülebilecek sembolleriyle, eğlencenin disipline edilerek düzenlenmesi zorunlu ve ciddi bir toplumsal edim olduğu kabulünü egemen kılmayı başarmış görünmektedir.”

  • Künye: Mehmet Kendirci – Eğlencesiz Eğlence: Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Eğlence ve Siyasal iktidar, İletişim Yayınları, tarih, 327 sayfa, 2022

Fay Bound Alberti – Yalnızlığın Biyografisi (2022)

Muhteşem bir yalnızlık biyografisi.

Yalnızlığın modern bir duygu olduğunu savunan Fay Bound Alberti, bugünkü yalnızlık ikilemine yol açan pek çok etkenin izini sürüyor.

‘Yalnızlığın Biyografisi’, duygusal bir dil ve deneyim olarak yalnızlığın yeni bir yorumunu sunuyor.

Alberti, 18. yüzyıldan günümüze; mektuplar, günlükler, siyasi tartışmalar ve tıp literatürünü kullanarak yalnızlığın tarih dışı, evrensel bir olgu olmadığını savunuyor.

Yazara göre yalnızlık modern bir duygudur ve sınıf, cinsiyet, etnik köken ve deneyime göre farklılık gösteren, karmaşık bir duygusal durumu ifade eder. Sylvia Plath, Kraliçe Victoria ve Virginia Woolf gibi vaka hikâyelerini inceleyen ‘Yalnızlığın Biyografisi’, yalnızlığın modern ve somutlaşmış bir duygu olarak ortaya çıkışının haritasını çıkarıyor.

Alberti’nin keskin siyasal analizlerinin yanı sıra, kitabın en güçlü temalarından biri de yalnızlığın nasıl büyük bir çeşitlilik gösterdiği, hayatlarımızın ne kadar içinde olduğu, genellemelere nasıl da sığmadığı.

Yalnızlık bir 21. yüzyıl salgınıdır belki, acilen karşılık verilmesi gereken modern bir hastalıktır ama bundan çok çok daha fazlasıdır da.

  • Künye: Fay Bound Alberti – Yalnızlığın Biyografisi, çeviren: Ebru Kılıç, Albaraka Yayınları, inceleme, 304 sayfa, 2022

Richard Ovenden – Kitapları Yakmak (2022)

Kütüphaneler ve arşivler, kitapları muhafaza etmelerinin ötesinde insanlık için birer hazinedir; bu kurumların devamlılığı, tecrübe ve bilginin gelecek kuşaklara aktarılmasında hayati bir önem taşır.

Savaşlar, istilalar ve yağmalar tarih boyunca kütüphanelerin yakılıp yıkılmasına neden olurken modern dünyada bilgi, çeşitli çıkarlar uğruna tahrip ediliyor.

Bilgiyi muhafaza etmekle görevli kütüphaneler ise maddi, siyasi ve sosyal zorluklar karşısında âdeta bir varlık savaşı veriyor.

‘Kitapları Yakmak’, İskenderiye’den Saraybosna’ya; Irak’tan Birleşik Krallık’a kütüphane ve arşivlerde saklanan bilgi hazinesinin kasıtlı bir şekilde yok edilmeye çalışılmasının ardında yatan politik, dinî ve kültürel saikleri gözler önüne seriyor.

Kitap ayrıca, bir kavram olarak “bilginin korunması”nın sosyal ve politik açıdan önemine değiniyor ve toplumun bu konudaki rolünü sorguluyor.

  • Künye: Richard Ovenden – Kitapları Yakmak: Bilgi Tarihi Saldırı Altında, çeviren: Füsun Doruker, Albaraka Yayınları, inceleme, 336 sayfa, 2022

İlker Özdemir – Kişisel Gelişim (2022)

Neoliberalizm olarak adlandırılan süreçte kapitalizmin en temeldeki mantığının rekabet ve girişimcilik değerleri üzerine kurulu olduğu söylenebilir.

Bu anlayışın öne çıkardığı girişimci özneden beklenen azami performans ile diğer insanlarla rekabet ederek başarılı ve mutlu olmaya çalışması.

Neoliberal anlayış insanları birer ekonomik kaynağa indirgiyor ve insanların “doğru iletişim” teknikleriyle kendi kendilerini denetlemelerini talep ediyor.

Burada kendinde bir amaç olan insan yerine rekabetin aracı ve performansın taşıyıcısı bir insan anlayışı öne çıkıyor.

Kişisel gelişim kitapları yaratılmak istenen sözde “cesur” ve “başarılı” öznelerden ayrı düşünülemez.

Bu türün yazarları tam da burada neoliberal insan ve toplum anlayışının sözcüleri olarak devreye giriyor.

Bireysel sorumluluk vurgularıyla birlikte insanların yaşadığı bütün olumsuzlukları bireysel başarısızlıklar olarak tanımlarlar.

Kişisel gelişim kitaplarını inceleyen bu kitap günümüzün egemen sisteminin insanların davranışlarını ve duygularını nasıl şekillendirmeye ve denetim altına almaya çalıştığını ortaya koyuyor.

Yazar, politikadan ve her tür ortaklık fikrinden tutkulu bir nefretle söz eden kişisel gelişim yazarlarının neoliberal zihniyetin ve onun inşa etmeye çalıştığı insan ve iletişim anlayışının sözcülüğünü üstlenmiş olduklarını gösteriyor.

  • Künye: İlker Özdemir – Kişisel Gelişim: Neoliberal İletişim ve İnsan Anlayışı, Doğu Batı Yayınları, inceleme, 424 sayfa, 2022

Kolektif – Bağlantının Bedelleri (2022)

Sömürgecilik sıklıkla geçmişte kalmış bir şey olarak algılanıyor ancak ‘Bağlantının Bedelleri’, toprağın, bedenlerin ve doğal kaynakların tarihsel olarak temellük edilme biçiminin, bu yeni “veri çağı”na da aksettirildiğini gösteriyor.

Akıllı telefon uygulamaları, platformlar ve akıllı nesneler, yaşamlarımızı farklı şekillerde yakalayıp verilere dönüştürüyorlar ve ardından kapitalist işletmelerin açgözlülüğünü besleyen enformasyonlar olarak çıkarılan bu veriler bize geri satılıyorlar.

Bu kitapta yazarlar, bu yeni sömürgecilik biçiminin küresel olarak ortaya çıkan yeni bir sosyal düzenin habercisi olduğunu ve buna kuvvetli bir biçimde karşı çıkılması gerektiğini savunuyorlar.

Hâlihazırda tolere edilen veya yeterince dikkate alınmayan gözetimin endişe verici derecesi ile karşı karşıya kalarak, interneti sömürgecilikten kurtarmak ve bağlantı kurma arzumuzu özgürleştirmek için heyecan verici bir çağrı sunuyorlar.

Çalışma, dijitalin derinliklerine inerek mekânlarını, katmanlarını, mevzilerini araştırıyor.

  • Künye: Kolektif – Bağlantının Bedelleri: Veri Sömürgeciliği Tartışmalarına Bir Giriş, editör: Nick Couldry ve Ulises A. Mejias, çeviren: Gamze Boztepe, Nota Bene Yayınları, inceleme, 344 sayfa, 2022

Ren Xiaosi – Çin Rüyası (2022)

Çin Rüyası sözü ilk kez Kasım 2012’de Xi Jinping tarafından dillendirildi.

Amacı sadece Çin’in aldığı yolu işaret etmek değil, sömürge sürecinden geçmiş ya da yarı sömürge ülkelere de ilham vermekti.

İşgale uğrayan her halk, bir aşağılanma ile karşı karşıya kalır.

Bu algı, halkın mücadele ve özgüvenini erozyona uğratır.

1840 Afyon Savaşı’ndan sonra Çin’in de yaşadığı süreç budur.

Ancak üzerinden bu ötekileştirmeyi atan Çin, mesafe kat etmek için hangi yollardan yürüdü, nasıl mücadele etti; bahsedilen rüya budur.

Çin’in özellikle son senelerde gösterdiği çıkış, doğal olarak bazı çevreleri tedirgin etti.

Çin’in bir tehdit, gelecekte batı toplumunun yerini ikame edecek bir güç olacağı algısı yaygınlaştı.

‘Çin Rüyası’ bu düşüncede olanlara cevap veriyor.

Alışılagelmiş ve sömürü üzerine kurulmuş günümüz modern dünyasına, alternatif bir yaşayış ve ilişkiler ağı sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Çinlilerin her zaman büyük hayalleri olmuştur. Kağıt yapımı, barut, taşınabilir daktilo ve pusula gibi eski icatlar, yenilik, bilim ve teknolojiye yaptığı modern katkılar kendi halkına ve dünyanın geri kalanındaki halklara fayda sağlamıştır. Ulusal istikrar, barış ve halkın refahı için uğraşmanın yanında Çin Rüyası küresel barışı da aktif olarak destekliyor.”

  • Künye: Ren Xiaosi – Çin Rüyası: Çin ve Dünya’nın Geri Kalanı İçin Ne Anlama Geliyor?, çeviren: Daniyar Kassymov, Yeni İnsan Yayınevi, inceleme, 128 sayfa, 2022