Vlad Glăveanu – Yaratıcılık (2025)

Vlad Glăveanu, bu kısa ama yoğun kitapta “yaratıcılık” kavramını psikoloji, sosyoloji ve kültürel çalışmalar ekseninde yeniden ele alıyor. Yaratıcılığı sadece bireysel bir yetenek ya da zihinsel süreç olarak değil, toplumsal bağlamda şekillenen bir eylem biçimi olarak tanımlıyor. ‘Yaratıcılık’ (‘Creativity: A Very Short Introduction’), yaratıcı düşüncenin yalnızca “dahi” bireylere özgü olmadığını, herkesin katılabileceği bir süreç olduğunu vurguluyor.

Glăveanu’ya göre yaratıcılık; birey, çevre, kültür ve tarih arasındaki etkileşimle ortaya çıkar. Bu çok katmanlı yapı sayesinde yaratıcı eylem, yeni ve anlamlı olanı üretmenin ötesinde, var olanı dönüştürmenin ve toplumla ilişki kurmanın bir biçimine dönüşür. Yaratıcılık, yalnızca “yeni” olanı üretmekle değil, aynı zamanda toplumsal değerlerle uyumlu ya da onlara meydan okuyan anlamlar yaratmakla ilgilidir.

Kitap, sanat ve bilim gibi alanların ötesinde, gündelik yaşamda da yaratıcılığın nasıl işlediğine dikkat çeker. Bir çocuğun oyuncaklarla kurduğu ilişki, bir marangozun işçiliği ya da bir anneannenin yemek tarifini yeniden yorumlaması da yaratıcı eylemlerdir. Bu yaklaşım, yaratıcılığı olağanüstü olmaktan çıkararak gündelik olanın içinde görünür kılar.

Glăveanu, bireysel ilhamın ötesine geçerek “dağıtılmış yaratıcılık” kavramını öneriyor. Bu modelde fikirler, kişiler arası etkileşim ve kültürel aktarım yoluyla evriliyor. Dolayısıyla yaratıcı olmak hem kişisel hem kolektif bir süreçtir. ‘Yaratıcılık’, yaratıcılığı yeniden tanımlarken, okuyucuyu sadece yaratıcı düşünmeye değil, yaratıcı yaşamaya da davet ediyor.

  • Künye: Vlad Glăveanu – Yaratıcılık, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, İş Kültür Yayınları, inceleme, 152 sayfa, 2025

Astra Taylor – Tedirgin Yeni Dünya (2025)

Astra Taylor’un bu kitabı, modern dünyada artan güvensizlik duygusunun bireysel bir eksiklik değil, yapısal olarak yaratılan bir toplumsal gerçeklik olduğunu savunuyor. ‘Tedirgin Yeni Dünya: Her Şey Altüst Olurken Bir Araya Gelmek’ (‘The Age of Insecurity: Coming Together as Things Fall Apart’), neoliberalizmin istikrar değil, sürekli kriz ve belirsizlik ürettiğini, bu nedenle insanların sadece maddi değil, duygusal ve sosyal olarak da güvencesiz kaldığını söylüyor. İşsizlik korkusu, sağlık sistemlerinin çöküşü, kiraların yükselmesi gibi faktörler bireyleri sürekli bir tedirginlik içinde yaşamaya zorluyor.

Güvensizlik, yalnızca ekonomik değil, politik bir araçtır. Taylor’a göre bu ortamda insanlar, sistemle yüzleşmek yerine birbirine rakip hale gelir; kolektif örgütlenme yerine bireysel kurtuluş arar. Ancak bu parçalanmışlık, aynı zamanda yeni bir dayanışma ihtiyacını da doğurur. Güvensizlik, dayanışmaya açılan bir kapı olabilir. Taylor, kırılganlığın bastırılması gereken bir zayıflık değil, dönüştürücü bir güç olduğunu vurguluyor.

Kitap, “güvenlik” gibi kavramların kimin için, ne pahasına sağlandığını da sorgular. Devletin güvenlik politikaları genellikle güçlüyü korurken, yoksulların, göçmenlerin, kadınların ve diğer dezavantajlı grupların güvensizliğini meşrulaştırır. Taylor, bu çelişkileri görünür kılarak yeni bir kolektif siyaset hayal ediyor.

Sonuç olarak kitap, korku, kırılganlık ve karşılıklı bağımlılık ekseninde yeniden şekillenen bir dayanışma kültürünü savunuyor.

  • Künye: Astra Taylor – Tedirgin Yeni Dünya: Her Şey Altüst Olurken Bir Araya Gelmek, çeviren: Gökçe Metin, Okuyanus Yayınları, inceleme, 332 sayfa, 2025

Jacqueline Rose – Veba (2025)

Jacqueline Rose’un bu kitabı, modern çağın krizlerini, özellikle pandemi deneyimini merkeze alarak siyaset, şiddet, eşitsizlik ve ölüm kavramları üzerinden sorgular. ‘Veba: Çağımızda Ölümü Yaşamak’ (‘The Plague: Living Death in Our Times’), bu kitabında yalnızca biyolojik bir salgını değil, toplumsal yapının içindeki “yaşayan ölümü” inceliyor.

Rose, ölümün ve acının yalnızca bireysel değil, kolektif boyutlarını da vurgular. COVID-19 pandemisinin, yalnızca bir sağlık sorunu değil; aynı zamanda ırkçılık, yoksulluk, cinsiyet eşitsizliği ve devlet şiddeti gibi yapısal sorunları da açığa çıkardığını savunuyor. Ayrıca, Ukrayna’nın işgali gibi yakın dönemde meydana gelen felaketlerin yarattığı ruh durumlarını mercek altına alıyor. Bu krizlerin, özellikle marjinalleştirilmiş gruplar üzerinde nasıl yıkıcı etkiler bıraktığını analiz ediyor.

Kitapta psikanaliz, edebiyat ve siyaset teorisi iç içe geçirilir. Rose, Susan Sontag’dan Freud’a, Arendt’ten Fanon’a kadar birçok düşünür ve yazarın izinden giderek, çağımızın bastırdığı korkularla yüzleşme yollarını arıyor.

‘Veba’, yalnızca bir kriz zamanının tanıklığı değil, aynı zamanda bu çağda insan olmanın etik sorumluluklarını da hatırlatıyor. Rose, kitlesel kayıplar ve bastırılmış acılar karşısında sessiz kalmamak gerektiğini; düşünmenin ve empati kurmanın direnişin bir biçimi olabileceğini güçlü bir dille ifade ediyor.

  • Künye: Jacqueline Rose – Veba: Çağımızda Ölümü Yaşamak, çeviren: Burcu Tümkaya, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 128 sayfa, 2025

Irène Melikoff – Destandan Masala (2025)

Irène Melikoff’un bu eseri, yazarın yıllar süren Türkoloji serüveninin izini sürerken, Türk halk kültürü, inanç sistemleri ve anlatı gelenekleri üzerine derinlemesine çözümlemeler sunar. ‘Destandan Masala: Türkoloji Yolculuklarım’ (‘De l’épopée au mythe: Itinéraire turcologique’), özellikle epik anlatılardan mitik düşünceye geçiş sürecini merkeze alarak, Oğuz destanları, heterodoks inançlar ve halk tasavvufu üzerine yoğunlaşıyor.

Kitapta Melikoff, epik geleneklerin toplumsal bellek ve kimlik oluşumundaki rolünü inceliyor. Dede Korkut, Battal Gazi ve diğer sözlü anlatıların sadece kahramanlık hikâyeleri değil, aynı zamanda tarihsel ve kültürel kodların taşıyıcısı olduğunu savunuyor.

Yazar, Alevilik-Bektaşilik gibi inanç sistemlerini yalnızca dinsel yapılar olarak değil, aynı zamanda mitolojik ve kültürel anlatı formları olarak değerlendiriyor. Bu yapıların İslam öncesi inançlarla İslami öğeleri nasıl harmanladığını örneklerle açıklıyor.

Melikoff’un bu eseri çeşitli akademik dergilerde, sempozyumlarda yayımlanmış makalelerinden oluşan bu seçki, disiplinlerarası yaklaşımıyla dikkat çekiyor. Tarih, edebiyat, antropoloji ve dinler tarihi gibi alanları birleştirerek Türk halk kültürünün çok katmanlı yapısını çözümlüyor.

‘Destandan Masala’, bir akademik serüvenin anlatısı olmasının ötesinde, Türk halk inançları ve anlatılarının evrensel kültürel anlamlarına ışık tutan kapsamlı bir eser.

  • Künye: Irène Melikoff – Destandan Masala: Türkoloji Yolculuklarım, çeviren: Selen Okumuş, Monografi Yayınları, inceleme, 248 sayfa, 2025

Lawrence Venuti – Çevirinin Skandalları (2025)

Lawrence Venuti’nin ‘Çevirinin Skandalları: Farklılıkların Etiğine Doğru’ (‘The Scandals of Translation: Towards an Ethics of Difference’) adlı kitabı, çeviri eyleminin kültürel ve etik boyutlarını sorgular. Venuti, çevirinin yalnızca bir dilsel aktarım değil, aynı zamanda ideolojik bir müdahale olduğunu savunur. Batı merkezli çeviri anlayışının, farklı kültürleri bastırarak homojenleştirdiğini belirtir.

Kitapta Venuti, “görünmezlik” kavramını öne çıkarır. Çevirmenlerin genellikle metne sadık kalmak adına kendilerini silmeleri, aslında kaynak kültürün farklarını görünmez kılar. Bu durum, çeviri aracılığıyla kültürel tahakküm kurma riskini doğurur.

Venuti, yerelleştirici çeviri stratejilerinin, okura tanıdık gelen metinler sunarken, öteki kültürleri boğduğunu vurgular. Ona göre etik bir çeviri, farklılığı koruyarak çalışmalı, kaynak metnin yabancılığını görünür kılmalıdır.

‘Çevirinin Skandalları’, çeviri sürecinin politik doğasına dikkat çekerken, çevirmenin sorumluluğunu yeniden tanımlar. Venuti, çevirmenin yalnızca diller arası değil, kültürler arası bir aracı olduğunu ve bu aracılığın etik ilkelerle yönlendirilmesi gerektiğini ileri sürer.

Bu kitap, çeviri kuramına eleştirel bir bakış sunarken, kültürel çeşitliliğe saygılı bir çeviri anlayışının nasıl inşa edileceğini tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Lawrence Venuti – Çevirinin Skandalları: Farklılıkların Etiğine Doğru, çeviren: Erdem Hürer, Everest Yayınları, inceleme, 384 sayfa, 2025

Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler (2025)

Ayfer Karakaya-Stump’ın bu çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nda Kızılbaş-Alevi topluluklarının karmaşık tarihini, inanç sistemlerini ve toplumsal yapılarını derinlemesine inceliyor. ‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik’ (‘The Kizilbash-Alevis in Ottoman Anatolia: Sufism, Politics and Community’), Aleviliğin kökenlerini ve gelişimini, özellikle Safevi propagandası, Bektaşi tarikatı ve yerel Anadolu inançlarıyla olan etkileşimlerini mercek altına alarak, bu toplulukların Osmanlı merkezi otoritesiyle olan ilişkilerini de detaylandırıyor. Karakaya-Stump, Aleviliği sadece bir dini inanç olarak değil, aynı zamanda siyasi ve toplumsal bir kimlik olarak da ele alır.

Yazar, Kızılbaş-Alevilerin Osmanlı devleti tarafından sıkça “isyancı” veya “sapkın” olarak damgalanmasına rağmen, bu toplulukların Anadolu’daki varlıklarını ve inançlarını nasıl sürdürdüklerini araştırıyor. Kitap, Safevi-Osmanlı rekabetinin Alevi toplulukları üzerindeki etkilerini, çeşitli ayaklanmaları ve Osmanlı’nın baskıcı politikalarını incelerken, Alevilerin kendi iç dinamiklerini, toplumsal örgütlenmelerini ve dede-talip ilişkilerini de analiz ediyor. Karakaya-Stump, sözlü gelenekler, menkıbeler, fetvalar ve Osmanlı arşiv belgeleri gibi geniş bir kaynak yelpazesini kullanarak, Alevi tarihine dair yeni ve nüanslı bir perspektif sunuyor.

‘Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler’, Alevi inancının senkretik yapısını, Şiilik, Sünnilik, sufizm ve Anadolu’nun kadim inançlarının izlerini taşıdığını gösteriyor. Kitap, Alevi topluluklarının sadece dini değil, aynı zamanda kültürel ve siyasi direniş mekanizmalarını da ortaya koyuyor. Eser, Osmanlı döneminde Alevi-Sünni ilişkileri, devletin Alevilere yönelik politikaları ve bu politikaların Alevi kimliğinin oluşumundaki rolü hakkında önemli bilgiler sunarak, Alevi araştırmalarına değerli bir katkıda bulunuyor.

  • Künye: Ayfer Karakaya-Stump – Osmanlı Anadolusu’nda Kızılbaş Aleviler: Sufilik, Siyaset ve Toplumsal Kimlik, İletişim Yayınları, inceleme, 368 sayfa, 2025

Peter Fleming – Karanlık Akademi (2025)

Peter Fleming’in ‘Karanlık Akademi: Üniversiteler Nasıl Ölür’ (‘Dark Academia: How Universities Die’) adlı kitabı, günümüz üniversite sistemindeki derin sorunları ve neo-liberal politikaların akademik dünyaya etkilerini eleştirel bir mercekten inceliyor. Fleming, modern üniversitelerin ticari işletmelere dönüşmesini, akademik özgürlüklerin kısıtlanmasını, araştırma ve eğitimin ticarileşmesini, öğretim üyelerinin ve öğrencilerin karşılaştığı baskıları detaylı bir şekilde analiz ediyor. Kitap, üniversitelerin bilgi üretme ve yayma misyonundan uzaklaşarak, daha çok piyasa odaklı bir modelde işleyen, rekabetçi ve giderek daha acımasız bir kuruma dönüştüğünü savunuyor. Yazar, akademik yaşamın “karanlık” yönlerini, yani artan iş güvencesizliğini, aşırı iş yükünü, tükenmişliği ve psikolojik sorunları gözler önüne seriyor.

Fleming, üniversitelerde yükselen yönetişim çılgınlığını ve sayılara, performans göstergelerine dayalı değerlendirme sistemlerini eleştiriyor. Bu sistemlerin, gerçek akademik değere odaklanmak yerine, niceliksel hedeflere ulaşma baskısı yarattığını ve bu durumun akademik kaliteden ödün verilmesine yol açtığını iddia ediyor. Kitap, “öğrenci müşteri” anlayışının eğitim kalitesini düşürdüğünü, öğrencilerin de bu sistem içinde birer tüketici gibi konumlandığını ve eğitimin derinliğini kaybettiğini vurguluyor. Ayrıca, üniversitelerin toplumsal sorumluluklarını yerine getirmekte yetersiz kaldığını ve kapitalist sistemin bir uzantısı haline geldiğini öne sürüyor. Akademik personelin artan denetim, bürokrasi ve idari baskı altında ezildiğini, bunun da yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi körelttiğini belirtiyor.

‘Karanlık Akademi’, üniversitelerin karşı karşıya olduğu varoluşsal krizi radikal bir biçimde ortaya koyuyor. Fleming, akademik özgürlüğün, eleştirel düşüncenin ve etik değerlerin aşındığı bir ortamda, üniversitelerin aslında “ölmekte” olduğunu iddia ediyor. Kitap, bu durumun sadece akademisyenleri veya öğrencileri değil, tüm toplumu derinden etkileyecek sonuçları olacağını vurguluyor. Modern üniversiteye dair yaygın algıları sarsan ve geleceği üzerine düşündüren, ufuk açıcı bir eleştirel analiz sunuyor.

  • Künye: Peter Fleming – Karanlık Akademi: Üniversiteler Nasıl Ölür, çeviren: Akın Emre Pilgir, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 224 sayfa, 2025

Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti (2025)

Türkiye’de ulaştırma ve siyasetin iç içe geçtiği karmaşık ilişki, Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze uzanan derin bir geçmişe sahip. ‘Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti’, bu çok katmanlı ilişkinin tarihsel ve ekonomi-politik boyutlarını inceliyor. Bu kitap, erken Cumhuriyet dönemi kalkınma politikalarından başlayarak günümüzde neoliberalizmin kaldırma kuvvetiyle çok daha etkili bir statüye gelmiş ulaştırma politikalarının hem ekonomi-politik hem de tarihsel muhasebesini içeriyor. Ahmet Cemal Ertürk, şimendifer siyasetinin ulusalcı günlerinden başlayıp, Özal döneminin vahşi liberalizmine, oradan da AKP’li yılların mega projelerine kadar Türkiye tarihine tanıklık ediyor.

Korumacılıktan serbestleşmeye, özelleştirmelerden kalkınmacılığa bütün akımları tatmış olan ulaştırma politikaları üzerinden Türkiye siyasi ve iktisadi hayatına, en önemlisi de değişen ve evrim geçiren kalkınma politikalarına farklı bir bakış sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Neoliberalizmle birleşen kalkınmacılık, artık kapitalizmin en vahşi, en insafsız halini toplumlara dayatabilir. Kalkınma kaçınılmazdır ama ancak üzerinden rant devşirilebilirse, büyüme yaratabilirse, sermayeyi besleyebilirse doğru şeklini alır.”

  • Künye: Ahmet Cemal Ertürk – Erken Cumhuriyet’ten Günümüze Türkiye’de Ulaştırmanın Siyaseti, İletişim Yayınları, siyaset, 287 sayfa, 2025

Stephen Greenblatt, Adam Phillips – İkinci Şanslar (2025)

Stephen Greenblatt ve Adam Phillips’in ‘İkinci Şanslar: Shakespeare & Freud’ (‘Second Chances: Shakespeare and Freud’) adlı kitabı, William Shakespeare ve Sigmund Freud’un eserleri aracılığıyla “ikinci şanslar” temasını keşfediyor. Kitap, bu iki önemli düşünürün insan doğası, pişmanlık, yeniden başlama arzusu ve geçmişin geleceği nasıl şekillendirdiği üzerine olan derinlemesine incelemelerini karşılaştırıyor ve bir araya getiriyor.

Greenblatt, Shakespeare’in oyunlarındaki karakterlerin hatalarıyla yüzleşmelerini, affedilme arayışlarını ve yeni bir başlangıç yapma olasılıklarını edebi analizlerle ortaya koyuyor. Örneğin, Kral Lear’ın pişmanlığı, Hamlet’in intikam arayışı ve Prospero’nun bağışlayıcılığı gibi temalar üzerinden ikinci şansların karmaşık doğasını irdeliyor.

Phillips ise Freud’un psikanalitik teorilerini kullanarak, bireylerin travmalarıyla başa çıkma, geçmişin etkisinden kurtulma ve yeni bir benlik inşa etme çabalarını psikolojik bir bakış açısıyla ele alıyor. Tekrarlama zorlantısı, nevroz ve iyileşme süreçleri gibi kavramlar üzerinden ikinci şansların psikodinamiklerini inceliyor.

Kitap, Shakespeare’in edebi dünyası ile Freud’un psikanalitik düşüncesi arasındaki beklenmedik paralellikleri ve kesişimleri ortaya koyarak, “ikinci şans” kavramının insan deneyimindeki merkezi rolünü vurguluyor. Hem edebi hem de psikolojik analizlerin iç içe geçtiği bu çalışma, okuyucuyu insan doğasının derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor ve hatalarımızla yüzleşme, affetme ve yeniden başlama potansiyelimiz üzerine düşünmeye davet ediyor.

Greenblatt ve Phillips, bu iki büyük düşünürün eserleri aracılığıyla, ikinci şansların ne kadar zorlu, karmaşık ve aynı zamanda insan olmanın kaçınılmaz bir parçası olduğunu gösteriyorlar.

  • Künye: Stephen Greenblatt, Adam Phillips – İkinci Şanslar: Shakespeare & Freud, çeviren: Sarp Kaya, Livera Yayınevi, inceleme, 256 sayfa, 2025

Bruno Patino – Balık Hafıza (2025)

Bruno Patino’nun ‘Balık Hafıza: Dikkatimizi Kim, Nasıl Yönetiyor?’ (‘La civilisation du poisson rouge: Petit traité sur le marché de l’attention’) adlı kitabı, günümüz dijital çağında dikkat ekonomisinin yükselişini ve bunun bireyler üzerindeki etkilerini derinlemesine inceleyen bir çalışma. Patino, internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte dikkatin kıt bir kaynak haline geldiğini ve çeşitli platformlar ile içerik üreticilerinin bu değerli kaynağı ele geçirmek için kıyasıya bir rekabet içinde olduğunu savunuyor. Kitap, bu yeni “dikkat piyasası”nın işleyiş mekanizmalarını, kullanılan stratejileri ve bireylerin dikkat sürelerinin giderek azalmasına yol açan faktörleri analiz ediyor. Yazar, bu durumu metaforik olarak “kırmızı balık uygarlığı” olarak adlandırmakta ve kırmızı balığın kısa dikkat süresinin, modern insanın dijital bombardıman altındaki zihinsel durumunu yansıttığını öne sürüyor.

Patino, dikkat ekonomisinin bireylerin bilişsel yetenekleri, öğrenme süreçleri, karar verme mekanizmaları ve genel olarak zihinsel sağlıkları üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekiyor. Sürekli bildirimler, sonsuz içerik akışı ve anlık tatmin arayışı gibi dijital dünyanın özellikleri, bireylerin odaklanma becerilerini zayıflatıyor, yüzeysel bilgi tüketimine yol açıyor ve derinlemesine düşünmeyi engellemektedir. Kitap, bu durumun sadece bireysel düzeyde değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal süreçler üzerinde de önemli sonuçları olduğunu vurguluyor. Dikkat dağıtıcı unsurların artması, eleştirel düşünceyi zayıflatıyor, manipülasyona açıklığı artırıyor ve demokratik tartışma ortamını olumsuz etkiliyor.

‘Balık Hafıza’, dikkat ekonomisinin tehlikelerine karşı bir uyarı niteliğinde. Patino, bireylerin ve toplumların bu yeni gerçekliğin farkında olması, dikkatlerini koruma ve yönetme stratejileri geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Kitap, dijital dünyanın sunduğu imkanlardan yararlanırken, dikkatimizi ve zihinsel bağımsızlığımızı korumanın yollarını aramamız gerektiği konusunda önemli bir çağrıda bulunuyor. Yazar, bilinçli dijital tüketim, odaklanma becerilerini geliştirme ve dikkatimizi çalmaya çalışan mekanizmalara karşı farkındalık oluşturmanın, bu yeni uygarlığın olumsuz etkilerini azaltmanın anahtarları olduğunu öne sürüyor.

  • Künye: Bruno Patino – Balık Hafıza: Dikkatimizi Kim, Nasıl Yönetiyor?, çeviren: Bahadırhan Bozkurt, Doğan Kitap, inceleme, 120 sayfa, 2025