Ann Kramer – Dünya Savaşlarında Kadın Casuslar (2014)

Etraf kasıntı James Bond tarzı ajanlardan geçilmiyor ve doğal olarak bu alanda çalışmış kadınlar, pek kimsenin aklına gelmiyor.

Ann Kramer dışında.

Modern tarihin kritik anlarında, en amansız savaşlarda rol almış kadınlar, kitabın ortak paydası.

Tarihi, erkeğin gölgesinin uzanamadığı bir yerden izlemek, kesinlikle iyi bir alternatif.

  • Künye: Ann Kramer – Dünya Savaşlarında Kadın Casuslar, çeviren: Tülin Er, İş Kültür Yayınları

Laurent Lemire – Çılgın Dâhiler (2014)

Bilime büyük katkılar sağladıkları gibi, tuhaf huylarıyla da iz bırakmış isimler.

Gittiği otellerde biri kendisi, diğeri hayalet için olmak üzere iki oda tutan matematikçi Kurt Gödel’den kendini Antarktika’nın imparatoru sanan Nobelli John Nash’e ve hayatını zehirli elma ısırarak sonlandıran Alan Turing’e pek çok isim.

Laurent Lemire, bu ve bunun gibi pek çok bilim insanının ilginç yönlerini paylaşarak keyifli bir bilim tarihi çalışmasına imza atmış.

  • Künye: Laurent Lemire – Çılgın Dâhiler: Arşimet’ten Günümüze Bilimlerin Çılgın Tarihi, çeviren: Işık Ergüden, Kırmızı Kedi Yayınevi, bilim, 188 sayfa, 2014

Dorian Solot ve Marshall Miller – Yaşasın Orgazm (2014)

Erkekler biraz geride durabilir, zira bu kitabın hedef kitlesi daha ziyade kadınlar.

Oral seksten G noktasına, vibratörlerden seks oyuncaklarına, lezbiyenlikten queer cinselliğe, mastürbasyondan güvenli sekse ve doğum kontrolüne pek çok konu, burada.

Hem kaliteli seks arayanlara hem heveslilere hem de müptelalara…

  • Künye: Dorian Solot ve Marshall Miller – Yaşasın Orgazm, çeviren: Deniz Aycan, Aganta Kitap

Derya Şaşman Kaylı – Kadın Bedeni ve Özgürleşme (2010)

Derya Şaşman Kaylı ‘Kadın Bedeni ve Özgürleşme’de, kadın özgürleşmesi ve kadın bedenine dair, tarih boyunca ortaya konan söylemlerle hesaplaşıyor.

Kaylı, erkeklerle aynı dünyada yaşamasına ve erkeklerle aynı akla sahip olmasına rağmen, kendilerine dayatılan hayatı yaşamak zorunda bırakılan kadın sorununu, feminist kuramcıların görüşlerinden hareketle değerlendiriyor.

Modernist söylemde kadın, kadının uygarlıktan dışlanması, kültürel ve radikal feminizm, feminist ütopyalar gibi konuları ele alan yazar, kadınları zorlayan tuzakları ortaya çıkarmanın yanı sıra, kadının kendi bedeninin dilini bularak güçlenme olanaklarına da işaret ediyor.

  • Künye: Derya Şaşman Kaylı – Kadın Bedeni ve Özgürleşme, İlya Yayınları, kadın, 206 sayfa

İlknur Örenç – Anadolu’nun Kurtuluş Destanı (2010)

İlknur Örenç ‘Anadolu’nun Kurtuluş Destanı’nda, Kurtuluş Savaşı’nın perde arkasındaki kahramanlardan Kağnı Kolları’na üye kadınların hikâyesini anlatıyor.

Savaş sırasında, demiryollarının eksikliği olanca ağırlığıyla kendini hissettirecekti.

Bu aşamada kadınlardan oluşan Kağnı Kolları, ihtiyaç duyulan silahların, cephane ve malzemelerin cepheye ulaştırılması görevini üstlenmişti.

Tarihsel gelişmelerle ele aldığı konuyu harmanlayan Örenç, bu kadınların muazzam çabalarıyla cephedeki askerlere ne denli büyük yardımlarda bulunduğunu, savaşın kazanılmasındaki paylarını ve onların zorlu mücadelesini ayrıntılı bir şekilde okurlarına sunuyor.

  • Künye: İlknur Örenç – Anadolu’nun Kurtuluş Destanı, Babıali Kültür Yayınları, tarih, 157 sayfa

Zübeyde Terzioğlu – Türk Kadını Siyaset Sahnesinde (2010)

Zübeyde Terzioğlu ‘Türk Kadını Siyaset Sahnesinde’ adlı elimizdeki eserinde, Türkiye’de 1930-1935 yılları arasında, kadının siyasal alandaki faaliyetlerini ve durumunu basın merkezli olarak inceliyor.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınların toplumsal hayatta rol almaya başlamaları, kadınların yerel seçimlere katılması, yeni seçim yasasının tartışılması, kadınların mitinglerinde siyasî haklarını kutlaması, kadınlara milletvekili seçilme hakkının verilişi, Türkiye’de kadınların da katılacağı ilk genel seçimler, CHP’ye üye olmaya başlayan kadınlar ve TBMM’ye giren ilk kadın milletvekillerinin çalışmaları, kitapta yer alan başlıca konular.

  • Künye: Zübeyde Terzioğlu – Türk Kadını Siyaset Sahnesinde, Giza Yayınları, kadın, 144 sayfa

Mona Chollet – Bugünün Cadıları (2020)

Popüler kültür ürünlerine konu edilen cadı karakterlerine bir fantezi ürünü gibi davranılır, süper güçleri olan kahraman imajı verilir.

Oysa hayal gücünü harekete geçiren bir karakter olarak görülmesinden ve olumlu bir imgeyle anılmasından önce “cadı” kelimesi aşağılayıcı bir sıfat olarak, sahtekârlıkla itham edilen kadınları tarif etmek için kullanılırdı ve on binlercesinin işkence görüp öldürülmesine sebep olmuştu.

Özellikle 16. ve 17. yüzyıllarda Avrupa’da sürdürülen cadı avları, toplumsal bilinçte ilginç bir yer tutuyordu.

Mona Chollet, bu tarihsel gerçekliği hatırımızda tutarak kadınlara uygulanan muamelenin bugün farklı biçimlerde, sistemleşmiş ve doğallaşmış halde devam ettiğini, o zamanlardan itibaren, önce şiddet yoluyla ve sonra ideal ev kadını modelinin inşasıyla dayatılan modelin, kadınları doğurganlık üzerine temellenen rollere hapsettiğini, onları çalışma yaşamından kopardığını gözler önüne seriyor.

Yazar, kadınların kimliklerini yok eden, zayıflatan, özgürlüklerini ellerinden alan bu modelin karşısına bugünün cadılarını ve onların yaratabileceği direniş imkânlarını koyuyor.

Yazar, bugünün cadılarıyla kast ettiği ise, bağımsız olabilen, kendini gerçekleştirebilen, bekâr kalan, çocuk sahibi olmak veya olmamak gibi kararlarını özgürce dile getirebilen, türlü biçimlerde süren gençlik, güzellik dayatmasına karşı olgunluğun ve tecrübenin emaresi olarak saçlarının beyazlamasını gururla izlemeyi seçen kadınlardır.

“Cadıların fısıltılarının bizi yönlendirdiği yolu takip edip düşünce dünyamızı ve hayal gücümüzü serbest bıraktığımızda büyük bir coşku bizi bekliyor olacak: cesaretin, isyanın, hayatı olumlamanın, otoriteye kafa tutmanın vereceği coşku.” diyen Chollet, sadece sivrilen kadınları değil, toplumun kadınlık idealini içselleştirmiş kadınları da, cadılık yaftasını sahiplenmeye davet ediyor.

  • Künye: Mona Chollet – Bugünün Cadıları: Kadınların Yenilmez Gücü, çeviren: Z. Hazal Louze, İletişim Yayınları, kadın, 240 sayfa, 2020

Florence Rochefort – Feminizmler Tarihi (2020)

 

Feminist düşünce ve tarih üzerine iyi kitap arayanlara bu kısa ama etkileyici çalışmayı öneriyoruz.

Florence Rochefort, Amerikan Devrimi ve Fransız Devrimi’ni izleyen süreçte kadın haklarının gelişiminden bugünün ekolojik feminizmlerine uzanarak konuyu geniş bir çerçevede izliyor.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • 18. yüzyılın sonlarında kadın bilincinin oluşumu ve devrimci kadınların birleşmesi,
  • Liberal feminizmin ortaya çıkışı,
  • Feminist hareketlerin uluslararası alanda örgütlenmeleri,
  • Milliyetçilik ve sömürge karşıtlığının feminist düşünce üzerindeki etkileri,
  • Reformcu feminizmler,
  • 1960-1980 zaman aralığında feminist harekette yaşanan radikal yenilikler,
  • Lezbiyenlik ve Siyah Feminizm gibi feminist hareketin tarihinde ortaya çıkan farklı yaklaşımlar,
  • 1980 sonrasında dindar feminizmler, ekolojik feminizmler, siyasal feminizmler, kültürel ve halkçı feminizmler gibi, feminizmlerin yaygınlaşması…

Rochefort’un çalışması, dünyanın dört bir yanında mücadele vermiş farklı feminizmlerin tarihsel mirası serimlemesiyle çok önemli.

  • Künye: Florence Rochefort – Feminizmler Tarihi, çeviren: Özlem Altun,  Sel Yayıncılık, feminizm, 108 sayfa, 2020

Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya (2010)

1909 yılında Beyrut’ta doğan Wadad Makdisi Cortas, ülkesinin geleceğine önemli katkılarda bulunmuş bir Arap kadını.

Üniversite eğitimini Amerika’da yapan Cortas, ülkesine döndükten sonra okul müdiresi olarak kırk yıl görev almasının yanı sıra, Lübnan Güzel Sanatlar Akademisi’nin kurulup gelişmesine de katkıda bulundu.

Cortes, başta kadın hakları olmak üzere, toplumsal meseleler konusunda verdiği sıkı mücadelesiyle de biliniyor.

Elimizdeki kitap, Arap dünyasının yakın tarihi ekseninde, Cortes’in sıra dışı hayatından ayrıntılar sunmasıyla dikkat çekiyor.

  • Künye: Wadad Makdisi Cortas – O Sevdiğim Dünya, çeviren: Gamze Varım, Metis Yayınları, anı, 232 sayfa

Leslie Kern – Feminist Şehir (2020)

Kentsel alanda kadınların önüne çıkarılan pek çok güçlük var.

Leslie Kern’ün bu çalışması da, söz konusu güçlükleri ve bunlara direnme biçimlerini berrak bir üslupla ortaya koymasıyla önemli.

Kern, şehirlerde halen erkeklerin, kentsel ekonomi politikasından konut tasarımına, okulların nereye kurulması gerektiğinden otobüs koltuğunun biçimine, denetimden kar küremeye kadar her konuda başlıca karar mercii olduğu gerçeğini hatırlatarak kitabına başlıyor.

Hakikaten şehir, erkeklerin geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini destekleyip kolaylaştırmak üzere ve erkeklerin deneyimlerini “norm” kabul ederek, şehrin kadınlar için nasıl engeller yarattığıyla pek de ilgilenmeden ve şehir hayatına dair günlük deneyimlerini göz ardı ederek düzenleniyor.

Kern ise, kadınların hamileyken ya da bebeği kucağındayken şehirde hareket etmelerinin güçlükleri, kentsel alanların kadın arkadaşlığına ket vuracak şekilde tasarlanması ve queer, lezbiyen ve sakat kadınların görünmez kılınması gibi örneklerden yola çıkarak bu “erkekler şehri” anlayışının kadınlar için barındırdığı dezavantajları ayrıntılı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Yazar ayrıca, kentin tehlikelerine dair yaratılan yapay korkunun, kadınların kentsel deneyimlerine ket vurduğunu da net bir şekilde ortaya koyuyor.

Kern, kadınların kentle yaşadığı verili sorunları çözümlemekle kalmıyor, aynı zamanda bunların nasıl aşılabileceğine de kafa yoruyor.

Yazara göre, şehir bir özgürleşme alanıdır ve şehrin sokaklarının kadınlara kapatma girişimlerine daha yüksek sesle karşı çıkmamız gerekiyor.

  • Künye: Leslie Kern – Feminist Şehir: Bir Saha Rehberi, çeviren: Beyza Sumer Aydaş, Sel Yayıncılık, feminizm, 197 sayfa, 2020