Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika (2024)

Antik çağ toplumlarında kadınların rollerine dair araştırmalar son yıllarda tekrar dikkatleri çeker hale geldi.

Bu kitap, Romalı kadınların yalnızca hükümet, hukuk ve genel olarak kamu işlerinde etkili ve manipülatif rollerini değil, aynı zamanda kadınların etkili olduğu siyasi ve özgürlükçü hareketlerin ortaya çıkışını da inceliyor.

Profesör Bauman’ın araştırması MÖ 350’den MS 68’e kadar olan dönemi; dolayısıyla Orta ve Geç Cumhuriyet ile Erken Principate dönemlerini kapsıyor.

Romalı kadınların bu dönemdeki hikâyesinin bir uyum ve süreklilik hikâyesi olduğu, kadınların kamu işlerindeki rollerinin istikrarlı bir şekilde arttığı gösteriliyor.

Bu artış ile birlikte hukuk bilgisinin edinilmesi ve kullanılması ile kadın hareketlerinin etkisi gibi, bu genişlemenin hangi araçlarla sağlandığı kitabın ana temasını oluşturuyor.

Bauman’ın ele aldığı konular esas olarak kronolojiktir ve sıralı gelişimi vurgulayarak İmparatorun Sarayının büyük hanımları ile son bulur.

  • Künye: Richard A. Bauman – Antik Roma’da Kadınlar ve Politika, çeviren: Burcu Okay, Liberus Yayınları, tarih, 360 sayfa, 2024

Nan Sloane – Durdurulamayan Kadınlar (2024)

‘Durdurulamayan Kadınlar’, 1789’da Fransız Devrimi’nin patlak vermesiyle 1832’de Büyük Reform Yasası’nın yürürlüğe girmesi arasındaki radikal, reformist ve devrimci kadınların öyküsüdür.

Bugün onların çok azı tanınıyor; bazıları kendi günlerinde bile bilinmiyordu.

Hepsi şu anda yaşadığımız dünyaya bir şeyler kattı.

Kadınların siyaseti erkeklere bırakması gerektiği konuşuldu, yazıldı, karşı çıkıldı.

Zor sorular soruldu, iktidar yapılarına meydan okundu.

Bazen konuşanlar mahkûm edildi, hatta bazıları bu uğurda öldü.

Tarih, bu aktivist kadınlara genellikle iyi davranmadı ve sıklıkla bir kenara ya da dipnotlara itildiler, göz ardı edildiler.

Bu kadınlar, bu kitapta hem kendilerinin hem de başkalarının hikâyelerinde merkezde yer alıyorlar ve bunu yaparken dönemin bilinen anlatımlarına farklı sesler getiriyorlar.

Bu kadınlar ve daha birçokları, bugün bildiğimiz siyasi fikirlerin ve özgürlüklerin geliştirilmesinde önemli rol oynadılar ve bazıları hâlâ kazanılması gereken savaşlarda yer aldı ya da hâlâ çözülmemiş sorunları gündeme getirdi.

Okumakta olduğunuz bu kitap, tam olarak onların nefes kesici hikâyeleridir.

  • Künye: Nan Sloane – Durdurulamayan Kadınlar: Radikaller, Reformcular, Devrimciler, çeviren: Defne Yazıcıoğlu, Sander Yayınları, kadın, 320 sayfa, 2024

Cat Bohannon – Havva (2024)

  • Kadın bedeni insanın 200 milyon yıllık evrimine nasıl liderlik etti?
  • Kadınlar neden erkeklerden daha uzun yaşıyor?
  • Kadınların Alzheimer hastası olma ihtimali neden daha yüksek?
  • Cinsiyetçilik evrimi nasıl etkiliyor?
  • Kızlar neden ergenliğe kadar akademik testlerde bütün alanlarda erkeklerden daha iyi sonuçlar elde ederken ergenlikten sonra dengeler değişiyor?
  • Neden kadınlar menopozda her gece ter içinde uyanıyor?

Cat Bohannon, dünyada büyük yankı uyandıran kitabı
 ‘Havva’da, bunlar gibi pek çok merak edilen soruya ışık tutuyor.

‘Havva’ sadece insanlık tarihinin kapsamlı bir analizi değil, aynı zamanda uzun süredir erkek bedenine odaklanan bir dünya için acil ve gerekli bir düzeltme.

Kitaptan bir alıntı:

“Cinsiyetlendirilmiş bir tür olduğumuz için Homo sapiens olmanın ne demek olduğundan bahsederken hesaba katmamız gereken önemli şeyler var. Kadın vücudunu da resme dahil etmemiz gerekiyor. Etmediğimizde ödün verdiğimiz tek şey feminizm olmuyor. Yarımızın memeleri olduğu gerçeğini görmezden geldiğimizde modern tıp, nörobiyoloji, paleoantropoloji ve hatta evrimsel biyoloji de zarar görüyor.”

  • Künye: Cat Bohannon – Havva: Kadın Vücudu, İnsanın 200 Milyon Yıllık Evrimine Nasıl Liderlik Etti?, çeviren: Elif Günay, Hep Kitap, bilim, 488 sayfa, 2024

Eylem Ümit Atılgan – Haksız Tahrik (2024)

Haksız tahrik indirimi, Ceza Kanunu’nun ilgili maddesinde cinsiyete dair herhangi bir ifade bulunmasa da, asıl olarak kadın cinayetinin cezasının indirilmesi anlamına geliyor.

Bu indirim, cezasızlık sorununun bir parçası olduğu kadar, hukuk düzeni ile ataerkil düzen arasındaki “fikir birliği”ne de işaret ediyor.

Feminist hareketin “erkeklik indirimi” demesi, boşuna değil!

Erkeklerin hangi “haksız” fiiller karşısında tahrik olabilecekleri konusundaki fikir birliğini, verilen haksız tahrik indirimlerinde izleyebiliyoruz: “Cilveli cilveli” saat sormak, beyaz tayt giymek, erkekliğine laf etmek, doğum kontrol hapı kullanmak, eşinin ikram ettiği portakal suyunu içmemek…

‘Haksız Tahrik’te Eylem Ümit Atılgan, sayısız mahkeme tutanağı, karar metni ve gazete haberini inceleyerek, buradan çıkan bulguları derinlikli bir okumaya tâbi tutuyor.

Feminist bir hukuk akademisyeni olarak, “haksız tahrik” düzenlemesinin lafzını ve uygulanmasını hukuk sosyolojisinin ve felsefesinin ışığında yorumluyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Haksız tahrik indirimi, isyankâr itaatsizleri öldüren erkeklere ‘erkeklik indirimi’ uygulayarak kadına şiddeti yasal şiddet şeklinde meşrulaştırma aracıdır. Eril tahakkümün hukuk kültüründeki kalesidir.”

  • Künye: Eylem Ümit Atılgan – Haksız Tahrik: Bir Erkeklik Hakkı, İletişim Yayınları, hukuk, 347 sayfa, 2024

Manon Garcia – İtaat Etme (2024)

En bağımsız, en feminist kadınlar bile erkeklerin fethedici bakışlarını üzerlerinde görmeyi sevdiklerini, kendilerini partnerlerinin kollarına bırakmayı arzuladıklarını veya günlük ev işlerini güya daha tatmin edici başka faaliyetlere tercih ettiklerini büyük bir şaşkınlıkla fark ederler.

Peki, bu arzular ve tercihler bağımsızlıklarıyla çelişir mi?

Kendilerinden önce gelen, asırların feminist hareketine bir ihanet midir bu durum?

“İlk adımı” erkeklerin atmasını bekleyip yine de cinsiyet eşitliği talep edebilir miyiz?

Manon Garcia, ‘İtaat Etme: Kadınlık Üzerine Bir İnceleme’ kitabında, kadınların erkeklere teslimiyet hâlini inceliyor.

Kadınların deneyimlerini biçimlendiren cinsiyetler hiyerarşisinin yapılanmasını ezber bozan bir tarzla irdeliyor.

Yaşadığımız “kadınsı kafa karışıklıklarını” felsefeyle ve bilhassa Simone de Beauvoir’ın felsefesiyle ele alıyor.

“… Kadın olmak, belirli bir ekonomik, toplumsal ve siyasi durumda bulunmaktır. Bu durum, kadınların ona göre davranması gereken ve ona göre yargılandığı bir dizi kuralı ifade eder. Kadın olmak, ‘gerçek’ bir kadın olmak, bu normlara uymayı gerektirir. Tıpkı bir aletin işlevini yerine getirmediğinde doğasının sorgulanması gibi, kendi davranışı ile toplumsal olarak kendisine dayatılan davranış arasında mesafe varsa kadının da kadınlığı sorgulanır. Peki o hâlde, toplumda kadına dayatılan davranış nedir? Teslimiyet.”

  • Künye: Manon Garcia – İtaat Etme: Kadınlık Üzerine Bir İnceleme, çeviren: Ayşen Sarı, Minotor Kitap, feminizm, 200 sayfa, 2024

Adrienne Rich – Kadından Doğma (2024)

Adrienne Rich’in evrensel ve zamansız bir temayı işlediği ‘Kadından Doğma’ kitabı 1976 yılında yazılmış olmasına karşın, anneliği ataerkil düşünceden bambaşka bir düşünce ufkuna taşıması bakımından bugün halen güncelliğini koruyor.

Eril zihniyetin kutsallaştırdığı, mitleştirdiği, idealleştirdiği ve tabulaştırdığı anneliği, etkileyici ve cesur bir bakış açısıyla ele alıyor.

Annelik kurumunun, annelerin yanı sıra tüm kadınların kontrol edilmesi için ataerki tarafından nasıl inşa edildiğini sorunsallaştırıyor.

Babaların krallığında varlığını sürdüren bu kurum, kadınların zengin ve farklı deneyimlerini tektipleştirip bastırdığı gibi, çelişkilerle dolu annelik rolleri dayatarak kadınların yaşamını belirliyor.

  • Peki, ataerkinin inşa ettiği kurumun ötesinde anneliğe bambaşka bir gözle baktığımızda ne göreceğiz?
  • Güç mü?
  • Esaret mi?
  • Şefkat mi?
  • Şiddet mi?
  • Sevgi mi?
  • Öfke mi?
  • Acı mı?

Rich, bu soruların yanıtlarını ararken hem kendi deneyimlerini hem de ataerkil sistemin dünyanın dört bucağında dayattığı benzer/farklı annelik deneyimlerini masaya yatırıyor.

Bu kitapta somutlaşan araştırması, anneliğe dair tarihsel, akademik ve edebi metinler ile yine anneliğe dair kişisel deneyimleri iç içe geçirerek bizi yeni bir düşünce ufkuna davet ediyor.

Kadın, çocuklu-çocuksuz anne, anneli-annesiz evlat olan bizlere de, bu soruları annelik soybilimi içinden düşünüp yanıtlar bulmak, onları çoklaştırıp zenginleştirmek düşüyor.

  • Künye: Adrienne Rich – Kadından Doğma: Deneyim ve Kurum Olarak Annelik, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, kadın, 368 sayfa, 2024

Rebecca Solnit – Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar (2024)

Rebecca Solnit ‘Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar’ kitabında kadim bir hikâyeyi incelikli ve bir o kadar da öfkesini kuşanmış üslubuyla anlatıyor bizlere.

Hayatın birçok alanında kadınların nasıl susturulduğunu, ezildiğini, taciz ve tecavüze uğradığını, öldürüldüğünü gerçek hikâyeler üzerinden aktarırken bu karanlık tabloyu üreten sistem çarklarını gözler önüne seriyor.

Solnit sarsıcı gerçekleri ortaya koymakla yetinmiyor, kadınların güven içinde yaşayabildiği, eşit, özgür bir dünya hayalini gerçek kılma yolunda umut da veriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kadının adı sessizlik. Erkeğinki iktidar. Kadının adı yoksulluk. Erkeğinki zenginlik. ‘Kadının’ diyoruz da, ona ait olan bir şey var mı gerçekten? Erkek ise her şeyin kendisine ait olduğunu iddia ediyor, kadın da dahil. İzin almadan ve bir bedel ödemek zorunda kalmadan kadına sahip olabileceğine inanıyor. Bu çok eski bir hikâye, yine de son yıllarda hikâyenin sonu değişmeye başladı… Ezber bozuldukça, değişmez sanılan düşünce kalıpları temelden sarsılıyor.”

  • Künye: Rebecca Solnit – Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar, çeviren: Asude Küçük, Minotor Kitap, kadın, 136 sayfa, 2024

Hilal Özçetin – Ahlakı Giyinmek (2024)

Özçetin’in araştırması hem Kemalist hem İslamcı muhafazakâr söylemin kadınların cinsel bedenlerini gizlemek ve kadınların kamusal alanlardaki görünürlüklerini düzenlemek için nasıl kıyafeti bir beden teknolojisi olarak kullandığını inceliyor.

Kadınların kamusal alanlardaki mevcudiyetlerinin ve hareketlerinin kamusal bakışın yargısıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ve kıyafetin kamusal bakışın ahlak yargısı için temel ölçütlerden birini oluşturduğunu görüyoruz.

Türkiye’de toplumsal cinsiyet ve cinsel ahlak üzerine yapılan çalışmalar, genellikle ailenin ya da ulusun namusunu koruma kisvesi altında kadınların bedenleri üzerindeki eril tahakküm iddialarıyla ilgilenir, ama kadınların kamusal alanlardaki hareketliliğini ve etkinliğini sınırlayan patriyarkal cinsel ahlak düzeninin sürekliliğini sağlayan kıyafet kodlarının rolüne gereken önemi vermezler.

Özçetin ise kitabında cinsel ahlakın kamusal alanları patriyarkal normlar etrafında hizaya sokmasına bakarken, aynı normların cinsel kadın bedenlerini bu alanlardan silmeye dönük olarak kurulduğunu gösteriyor.

  • Künye: Hilal Özçetin – Ahlakı Giyinmek: Türkiye’de Cinsel Ahlak Üzerine Bir Deneme, Metis Yayınları, siyaset, 136 sayfa, 2024

Hernando Calvo Ospina – Latin Amerika’nın Güzel İsyancıları (2024)

Bu kitapta ülkelerinin, kıtalarının özgürleşmesi mücadelesine damgalarını vurmuş olan otuz üç savaşçı kadının hikayelerini anlatıyor Hernando Calvo Ospina.

İçinde bulunduğumuz coğrafyada da yabancısı olmadığımız kadın mücadelesine, kadınların mücadelelerine benzer örnekleri Latin Amerika’dan derliyor.

Kitap, sömürgecilerin Latin Amerika’ya ayak bastıkları 1492 yılından başlayarak 2000’li yılların ortalarına kadar geçen süre boyunca işbirlikçi diktatörlüklerin adlarını resmi tarihlerinden silmeye çalıştıkları kadın savaşçıların örnek yaşamlarını gözler önüne getiriyor.

Kimileri tanıdığımız, kimileri ise adlarını hiç duymadığımız bu savaşçıların serüvenlerinde okuru gezintiye çıkarıyor.

Her biri nefes kesen hikayeler ve hayranlık uyandıran kadınlar.

  • Künye: Hernando Calvo Ospina – Latin Amerika’nın Güzel İsyancıları, çeviren: Merih Cemal Taymaz, Dipnot Yayınları, inceleme, 232 sayfa, 2024

Serpil Sancar – Siyasetin Cinsiyeti (2024)

Türkiye’de kadınları siyasal alana sokmayan, onları araçsallaştıran, “başkanın kadınları” ya da vitrin mankeni konumuna indiren eril siyasetin ötesine nasıl geçilebilir?

‘Siyasetin Cinsiyeti’, kadınların siyasal hayata katılımının önündeki engelleri, cinsiyet eşitliği mücadelesinde kadınların yapabileceklerini, dünyada ve Türkiye’de birikmiş tecrübeleri, farklı kadın hareketlerinin stratejilerini, dinin kadınların baskı ve kontrol altında tutulmasındaki rolünü ele alıyor, Kürt siyasal hareketi dışında bütün partilerin nasıl kadınları bilerek, sistematik olarak siyasal alanın dışında tuttuklarına, genel ve yerel seçimlerde, parti organlarında, sivil alanda şirket yönetim kurullarında kadın adaylar için verilecek kota mücadelesinin önemine dikkat çekiyor.

Kadınlar adına hareket edecek eril siyasi failler beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Sancar şöyle diyor:

“Cumhuriyet tarihi boyunca ana-akım siyasal kadrolar İslam dininin, özellikle Sünni mezhebinin kadın ve aile anlayışıyla doğrudan mücadele etmemiş, bu kesimlere hep siyasi partilerin yedek gücü olarak bakılmıştır. Bu durum İslam dininin kadınlar üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküme yeterince karşı çıkılmamasına, sessizce geçiştirilmesine yol açmıştır. İslama dayanan dini patriyarka ile modernist laikçi muhafazakârlığa dayalı patriyarka, iki farklı uçta ama kadın hakları konusunda benzer sonuçları doğuran siyasetler oldular; kadın-erkek eşitliğinin evrensel normlarından yana göründüler, ilgili siyasi belgelere imza attılar ama gereğini yerine getirmediler.”

  • Künye: Serpil Sancar – Siyasetin Cinsiyeti: Cinsiyetçiliğe Karşı Kadın Hakları Siyaseti, Metis Yayınları, siyaset, 496 sayfa, 2024