John Urry – Mekânları Tüketmek (2018)

Sosyoloji profesörü John Urry’nin bundan tam yirmi yıl önce Türkçeye çevrilmiş bu çalışması, kente bakışımıza yeni bir boyut kazandıran, kent sosyolojisi alanında güncelliğini bugün de koruyan eserlerden.

Kitap şimdi, nihayet yeni bir baskıyla raflardaki yerini aldı.

Urry burada, sanayileşmeyle birlikte kentlerde gelişen doğadan kopuk yeni yaşam tarzının izini sürüyor ve bu tarzın hem kentsel alanda ve banliyölerde hem de kırsal alanda yarattığı muazzam değişimi gözler önüne seriyor.

Urry bunu yaparken, ortaya dört tez koyuyor.

Bunlar, özetle şöyle:

  • Yerler artan bir biçimde, malların ve hizmetlerin karşılaştırıldığı, değerlendirildiği, satın alındığı ve kullanıldığı tüketim merkezleri olarak yeniden yapılandırılmaktadır.
  • Yerlerin kendileri bir anlamda, özellikle görsel açıdan tüketilmektedir. Burada önemli olan, hem ziyaretçiler hem de yerel insanlara yönelik çeşitli tüketici hizmetlerinin sağlanmasıdır.
  • Yerler kelimenin gerçek anlamında tüketilebilmektedir; insanların bir yere ilişkin anlamlı buldukları şey (endüstri, tarih, binalar, yazın, çevre) zaman içinde kullanılarak azalmakta, bitirilmekte veya tüketilmektedir.
  • Yerelliklerin bazı kimlikleri tüketmesi de olasıdır; sonuçta böylesi yerler, gerçekten de neredeyse her şeyin tüketildiği yerlere dönüşürler. Bu tüketim ziyaretçiler veya yerel insanlar ya da her ikisi açısından da geçerli olabilir.

Ayrıca yerin değişen çözümlemesiyle, özellikle 1970’lerin sonu ve 1980’lerde ekonomik açıdan neredeyse her yerin olağanüstü dönüşümüyle de ilgilenen Urry, görsel açıdan yer tüketimi üzerinde de duruyor; mal ve hizmet tüketimi çözümlemesindeki kimi nosyonlarla yer tüketimini birleştiriyor.

  • Künye: John Urry – Mekânları Tüketmek, çeviri: Rahmi G. Öğdül, Ayrıntı Yayınları, sosyoloji, 384 sayfa, 2018

 

Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası (2018)

Türkiye’de muhafazakârlığın neoliberalizmle ittifakı, en basitinden şehirlerin ranta ve betona teslim edilişine ve doğanın talanına bakıldığında korkunç sonuçlar yarattı.

Gencay Serter de bu önemli çalışmasında, muhafazakârlık ve neoliberalizm ilişkisini tam da mekân bağlamında irdelemesiyle önemli bir çalışmaya imza atmış.

Bilhassa neoliberalizmin otoriter rejimlerle bağ kurduğunda nasıl kusursuzca işlediğini ortaya koymasıyla dikkat çeken çalışma, bu gerçekten yola çıkarak Türkiye’de merkezi veya yerel yönetimlerin mekâna müdahale etme örneklerindeki sert, kural koşul tanımaz tavrını çözümlüyor.

Öte yandan, muhafazakârlar modern kentin mekâna yansıyan simgesel öğelerine karşı fazlasıyla alerjik reaksiyon gösterdiğini ve yine bu anlayışın muhafazakâr bir kent kurmaya çalışırken ilk olarak bu simgelerle hesaplaştığını da biliyoruz.

İşte Serter de, muhafazakâr ideolojinin iç işleyişini çözerek buna neden olan dinamikler konusunda bizi aydınlatıyor.

  • Künye: Gencay Serter – Muhafakâr Kentin İnşası: Neoliberalizm ve Muhafazakârlık İlişkisinde Mekânın Yeri, Nota Bene Yayınları, inceleme, 296 sayfa, 2018

 

Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Öte yandan anarşizm ve coğrafyalar arasında her zaman yoğun düşünsel bağlar mevcut olmuştur.

İşte coğrafyacı Simon Springer de bu etkileyici kitabında, anarşist coğrafya fikrini Aydınlanma dönemindeki kökenlerinden 1990 başlarında küreselleşme karşıtı hareket ve kendin yap kültürünün ortaya çıkışıyla yeniden geçer akçe haline gelişine ve bugünkü durumuna dek geniş bir çerçevede irdeliyor.

Springer ilk olarak gönüllü birlikler, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, doğrudan eylem ve özerklik gibi konu ve kavramlar bağlamında özgürleşme meselesini ele alıyor.

Yazar ardından anarşizmi gündeliğin isyancı coğrafyaları, karşılıklı yardımlaşma ve gönüllü birlikler yoluyla gelişen çok yönlü bir süreç olarak değerlendiriyor.

Springer, anarşizmin gündelik siyasete ve kendileriyle bağlantılı mekân düzenlemelerine egemen olan köhne ve çürümüş yetkeci kurumlara ve bu bağlamda devletçiliğe, kapitalizme, toplumsal cinsiyet hâkimiyetine, heretonormatifliğe, ırksal baskıya, türcülüğe ve emperyalizme karşı çıkabilecek güçlü alternatif olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri: Mekansal Özgürleşmeye Doğru, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, siyaset, 248 sayfa, 2018

Stavros Stavrides – Müşterek Mekân (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Peki her etkinlikten kâr etmeye odaklı egemen iktisadi anlayış, günümüz şehirlerine nasıl yaklaşıyor?

Bu yaklaşım, bizim pek çok örnekten gördüğümüz gibi, çok açıktır:

Neoliberal veya hatta post-neoliberal aşamasındaki talancı kapitalizm, yalnızca şehirleri sömürmekle kalmıyor, bunu yaparken içinde yaşayanlar olarak bizleri iktisadi birer metaya dönüştürmeyi amaçlıyor.

Bu nedenle, farklı tahakküm biçimleri üzerinden ilerleyen şehir talanı, bugün korkutucu boyutlara varmış durumda.

Öte yandan, günümüzün şehir sakinleri mevcut kentsel düzen içinde ya da ona karşıt bir şekilde kendi şehirlerini inadına sahipleniyor, yeni paylaşım mekânları ya da işbirliğine dayalı yaşama pratikleri yaratıyor ve bu amaçla yeni fırsatları keşfediyor.

Buna kısaca, müşterekleşme deniyor.

İşte bu Stavros Stavrides bu ilgi çekici çalışmasında, müşterekleşmenin tam olarak ne anlama geldiğini ve müşterekleşme pratiklerini kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Stavrides’in çalışması, özellikle günümüz metropol yaşamının bünyesindeki imkânları açığa çıkaran sosyo-mekânsal deneyimlere odaklanarak mekânsal dönüşüm süreçleriyle siyasal özneleşme süreçleri arasındaki karşılıklı bağlantıların izini sürmesiyle önemli.

  • Künye: Stavros Stavrides – Müşterek Mekân: Müşterekler Olarak Şehir, çeviren: Cenk Saraçoğlu, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 279 sayfa, 2018

Richard Florida – Yeni Kentsel Kriz (2018)

Bayağı bir zamandır banliyölerin tadını çıkaran şehirli zenginler, görece kısa sürmüş bir moladan sonra yeniden şehir merkezlerine geri döndü.

Bu durumun en büyük kaybedeni, doğal olarak yoksul kesimler.

Zira zenginlerin arzı endam edişiyle birlikte, onlar buralardan birer birer kovuldu.

Richard Florida’nın bu çalışması ise, ağırlıklı olarak bu durumun gelir eşitsizliği ve ayrımcılığı nasıl körüklediğini gözler önüne seriyor.

Yazar, soylulaştırmanın, kentleri homojenleştirdiğini ve özünde farklılıklar barındırmasıyla değer kazanmış ve zenginleşmiş kentlerin şimdi kültürel/toplumsal yoksullaşmayla, çölleşmeyle yüz yüze kaldığını belirtiyor.

Florida’ya bu konuda katılmamak elde değil.

En bariz örnekler olarak Sulukule ve Tarlabaşı’nın nasıl adım adım yok edildiğini ve bu nedenle nasıl bir zenginliği yitirdiğimizi hatırlayalım.

Florida’nın kitabı, son on beş yıl içinde kentlerin yaşadığı büyük dönüşümü (siz bunu yıkım ve çoraklaşma olarak düşünün) ve daha iyi bir şehircilik ile daha iyi bir gelecek için neler yapılması gerektiğini tartışmasıyla önemli.

  • Künye: Richard Florida – Yeni Kentsel Kriz, çeviren: Derya Nüket Özer, Doğan Kitap, kent çalışmaları, 296 sayfa, 2018

Neil Smith – Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekân Üretimi (2017)

Coğrafya, mekân, doğa, sosyal teori ve tarih alanlarında çalışmalar yürüten Neil Smith, eleştirel coğrafyanın önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyor.

‘Eşitsiz Gelişim’ ise, Smith’in, siyasetin coğrafyasını ve coğrafyanın siyasetini konu edindiği, yakın zamana kadar aralarında ciddi anlamda ilişki gelişmemiş bu iki düşünsel geleneği birleştirdiği önemli bir kitap.

Henri Lefebvre’in ‘Mekânın Üretimi’nde bıraktığı yerden tartışmaya devam eden Smith, doğa ideolojisini, doğanın üretimini, mekânın üretimini, coğrafi farklılaşmanın ve eşitlemenin diyalektiğini, mekânsal ölçek ve sermayenin hareketlerini ve sermayenin yeniden yapılandırılmasını tartışıyor.

Sermayenin egemenliğinde coğrafi mekânın son yıllarda daha önce görülmedik ölçüde yeniden yapılandırıldığını belirten Smith, Üçüncü Dünya’nın sanayileşmesi ve yeni uluslararası işbölümünün, artan milliyetçilik ve yeni savaş jeopolitiğinin kapitalizmin coğrafyasından bağımsız gelişmeler olarak düşünülemeyeceğini söylüyor.

Coğrafi mekânın yeniden yapılandırılmasını motive eden teorik mantığı açığa çıkaran çalışma, bu yönüyle eleştirel mekân teorisine nitelikli bir örnek.

  • Künye: Neil Smith – Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekân Üretimi, çeviren: Esin Soğancılar, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 332 sayfa

Kolektif – Yeni İstanbul Çalışmaları (2014)

Büyük dönüşümler geçiren İstanbul’u siyaset, ekonomi, emek, ekoloji ve toplumsal cinsiyet gibi yönleriyle irdeleyen harikulade yazılar.

Neoliberalizmin baskıları, devlet şiddeti, kentsel muhalefet gibi konuları tartışan çalışmanın önemli bir katkısı da, İstanbul’a politik ekoloji çerçevesinden bakması.

  • Künye: Kolektif – Yeni İstanbul Çalışmaları, hazırlayan: Ayfer Bartu Candan ve Cenk Özbay, Metis Yayınları

Kolektif – Mekân Meselesi (2014)

Yaşadığı mekân üzerinde hak iddia etme talebi, yakın zamanda Gezi Direnişi’yle doruğa ulaştı.

Bu kitaba katkıda bulunan Andy Merrifield, Antonio Negri, David Harvey, Asef Bayat, Loïc Wacquant, Miguel Amorós ve Soner Torlak, kent hakkı, kentsel mekân mücadeleleri, neoliberal kent politikaları, mekân siyaseti tartışmalarına kuramsal ve pratik bir katkı sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Mekân Meselesi, Tekin Yayınevi

Lütfi Bergen – Kent-İslam ve Kapitalizm (2014)

İslamcılığın bir modernleşme ideolojisi, bir Batıcılık fikriyatı ve en nihayetinde sekülerlik olduğuna dikkat çeken yazılar.

“Batı’nın bilimini alalım” fikrinin İslâmî bir temeli bulunmadığını özellikle vurgulayan Bergen, rantta sınır tanımayan şimdinin kentleşme sürecini küresel kapitalizmin yeni kolonyal siyaseti olarak okuyor.

  • Künye: Lütfi Bergen – Kent-İslam ve Kapitalizm, Doğu Kitabevi, kent çalışmaları, 304 sayfa

Pınar Eraslan Yayınoğlu ve A. Filiz Susar – Kent, Görsel Kimlik ve İletişim (2008)

İki yazarlı ‘Kent, Görsel Kimlik ve İletişim’, kent kimliğini ve bunun bir parçasını oluşturan kent görsel kimliğini, iletişim disiplini yönünden inceliyor.

Görsel kent kimliği, aynı zamanda, son zamanların moda kavramlarından “marka kentler”e kadar uzanabiliyor.

İşte bu çalışma, kent markalaşmasına odaklanırken, bunun sınırlılıklarını ve eleştirilerini de ihmal etmiyor.

Kitabın ilk bölümünde, kent kavramı ve bu kavramın içeriğini oluşturan ölçütler ele alınıyor.

İkinci bölümde, görsel kimlik kavramı inceleniyor.

Çalışmanın son bölümünde ise, kent görsel kimliği, İstiklal Caddesi’ni hedefleyen Güzel Beyoğlu Projesi üzerinden izleniyor.

  • Künye: Pınar Eraslan Yayınoğlu ve A. Filiz Susar – Kent, Görsel Kimlik ve İletişim, Umuttepe Yayınları, medya, 189 sayfa