Dominic Pettman – Libido Zirvesi (2024)

Libidonuzun karbon ayak izi nedir?

Bu son derece özgün kitapta Dominic Pettman, insan arzusu ve ekolojik krizin karşılıklı etki ve sonuçlarını inceliyor.

Pettman’ın anlatısı basit ama şaşırtıcı bir gözleme dayanıyor: Dünya nüfusu arasında libidonun azalması, insan cinsel dürtüsünün kaybı, dünya çapında çevrenin tahribatını yakından takip ediyor.

Antroposen’in ortaya çıkışı erosun azalmasına, cinsel haz ile insan üremesi arasındaki bağın zayıflamasına ve dolayısıyla potansiyel olarak insan neslinin tükenmesine yol açıyor.

Birbirimizle anlamlı bir şekilde ilgilenme kapasitemizin yerini huzursuz, teknolojik olarak geliştirilmiş bir zombi dürtüsü alıyor.

Zamanımızın çevresel krizi aynı zamanda ve eş zamanlı olarak insan üremesinin ve kişiler arası yakınlığın da krizidir.

Freud’un ‘libidinal ekonomi’ dediği şey libidinal ekolojiye dönüşmüştür.

Georges Bataille’dan Donna Haraway’e kadar çok çeşitli düşünürlerin çalışmalarından yararlanan Pettman, bu gelişmeyi eko-cinsellik, poliamori ve diğer ‘libidonun yeşillenmesi’ vakalarına yönelik yeni kültürel ilgiyle ilişkilendirerek libidonun zirvesinin sonuçlarını araştırıyor.

Azalan arzuya dair incelikli bir teoriyi cinsel metaların kültürel analizleriyle birleştiren Pettman’ın yirmi birinci yüzyıl yaşamının arzu halleri anlaşılır ve özgün bir bakışla ele alıyor.

  • Künye: Dominic Pettman – Libido Zirvesi: Seks, Ekoloji ve Arzunun Çöküşü, çeviren: Oya Gürbahçe Teoman, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 160 sayfa, 2024

Danielle Quinodoz – Baş Dönmesi (2024)

 

Tıpkı yaşayan kişilerce tarifinde güçlük çekilen baş dönmesi ya da sersemlik hissi gibi belirtileri klinisyenin çeşitli sorularla tanıma, ayırt etme ve anlamlandırmaya çalışmasında olduğu gibi bu kitap da sözün ve sözcüklerin kısıtlı olduğu karmaşık ve sınırları belirsiz bir konuyu artık hacim ve doku içeren temsil edilebilir bir alana dönüştürüyor.

Kitabın en büyük meziyetlerinden biri, bizi son derece zengin bir klinik pratikten yola çıkarak baş dönmesinin ruhsallıktaki temel işlevi üzerine düşünmeye ve bu deneyimin, ruhsal hayata içkin haz ilkesinin en muhtelif alanlarındaki çeşitli dönüşümleri üzerine yazarla birlikte hayal kurmaya davet edişi.

Kitaptan bir alıntı:

“Bunlar baş dönmesi hissinin eşlik ettiği, paniğe kapıldığı ve kontrolünü kaybettiği ani düşüşlerdi; mesleki ve ailevi hayatına zarar veriyorlardı. Bu son dışavurumlar, bölünmelerin varlığını gözler önüne seriyordu. Fakat öylesine iyi bölünmüşlerdi ki onları nispeten az fark etmiştim. Gerçekten de Luc bunlardan havadan sudan söz edermişçesine, sanki ona ait değillermişçesine kopuk bir biçimde bahsediyordu. Sanki bana kendinden başka birini, bana kendisiymiş gibi tanıttığı “iyi uyum sağlamış” kişi ile pek alakası olmayan birini tasvir ediyordu. Oysa, Luc ilk psikanaliz seansında divana uzanır uzanmaz bölünme var gücüyle kendini belli etti ve kaygıdan kıvranan, titremelerle sarsılan vücudu divana yapışmış, sessizliğini sadece devamını getiremediği kelimelerle bozan bir analizan görünce irkildim. Luc’ün sezebildiğimden çok daha gerilemiş, bölünmüş parçası tüm odayı kaplamıştı. Korkmasına korkmuştum fakat kendimi hastanın bana sunduğu malzeme ile bir analitik maceranın içinde buluvermiştim. Söz konusu malzeme yalnızca ön görüşmelerin neredeyse tamamını dolduran nispeten iyi uyum sağlamış tarafı değil, Luc’ün bütünüydü. Luc’ün seansın ardından günlük hayatına nasıl devam edebileceğini soruyordum kendime. Ama seansın sonunda yeni bir şok yaşamıştım: Luc bir anda benliğinin ‘uyum sağlamış’ yönünü geri kazanmış ve kendinde var olan gerilemeci tarafı hiçe sayarmışçasına enerjik adımlarla yürüyüp gitmişti. Luc’ün anlam veremediği tarafının ciddi şekilde bölünmesi pahasına da olsa mesleki ve toplumsal rolünü oynaması gerektiğinin farkına varıyordum.”

  • Künye: Danielle Quinodoz – Baş Dönmesi: Kaygı ile Haz Arasında, çeviren: Gizem Şakar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2024

Kolektif – Mazoşizm (2024)

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2023 “Mazoşizm” başlığını taşıyor.

Yıllığın 15. sayısı, Freud’dan günümüze mazoşizm kavramında ortaya çıkan kuramsal farklılıkları ve bunların kliniğe yansımalarına dair çağdaş makaleleri içeriyor.

Seçkide ayrıca tekrarlama ve çöküş kavramlarına dair bir Freud-Winnicott karşılaştırması, Vamık Volkan’ın “neden savaş” sorusuna büyük grup psikolojisi odaklı yanıtı, Baranger’lerin psikanalize katkıları, analistin bastırılmamış bilinçdışına yaklaşma uğraşının birincil aracı olarak sezgi kavramı ve ebeveyn-bebek terapisinden esinlenen erişkin analizinde analistin metafor nitelikli işlevine üzerine metinler de yer alıyor.

Psikanaliz alanının bugün dünya çapında en köklü ve en kapsamlı hakemli bilimsel dergisi olan The International Journal of Psychoanalysis (IJP) 1920’de Sigmund Freud’un teşvikiyle Ernest Jones tarafından kuruldu.

IJP’nin geçmiş bir yıl içinde çıkmış makalelerinden derlenen Uluslararası Psikanaliz Yıllığı uluslararası psikanaliz camiasında yürütülen güncel tartışmaları, çağdaş klinik deneyimi, kuramsal ve teknik birikimi okurlara Türkçe olarak ulaştırıyor.

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı, psikanalist Melis Tanık Sivri editörlüğünde, Psike İstanbul üyesi psikanalistlerden oluşan yayın kurulu tarafından hazırlanıyor.

  • Künye: Avner Bergstein, Bjorn Salomonsson, Catalina Bronstein, Claudia Frank, Denys Ribas, Dominique Bourdin, Jack Novick, Johannes Picht, Jorge Luis Maldonado, Kerry Kelly Novick, Melis Tanık Sivri, Vamık D. Volkan – Mazoşizm (Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2023), çeviren: Aslı Day, Aslı Kuruoğlu, Aylin Erbahar, Bella Habip, Cemile Serin Gürdal, Dicle Gençer Eren, Ebru Salman, Gizem Köksal, Melis Tanık Sivri, Nilgün Taşkıntuna, Şeyda Postacı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 272 sayfa, 2024

Antonino Ferro – İki Kişilik Alan (2024)

 

Çocuk psikanalizi alanının önde gelen isimlerinden olan Antonino Ferro, psikanalitik diyaloğun iki zihnin karşılaşması olduğunu düşünür: hastanın ve analistin zihni.

Bu karşılaşma, hastanın ‘tarihsel, olgusal ilişkiler ağı’na vurgu yapan klasik Freudçu analizlerden elde edilenden farklı, yeni bir hikâye üretir.

Ferro’nun yaklaşımı, psikanalitik diyaloğun hasta ile analist arasındaki bilinçli ve bilinçdışı ilişkiden doğan ortak duygusal deneyime odaklanan ‘öznelerarası alanda’ gerçekleştiğini varsayar.

‘İki Kişilik Alan’, Antonino Ferro’nun kendi klinik çalışmasında karşılaştığı vakalardan yola çıkarak, çizim, oyun, rüya gibi malzemelerin çocuk analizinde ne şekilde kullanılabileceğini ve bu süreçte analitik diyaloğun nasıl gelişebileceğini örnekleriyle gösteriyor.

  • Künye: Antonino Ferro – İki Kişilik Alan: Çocuk Psikanalizi Deneyimleri, çeviren: Cemre Yaşöz, Elif Erol, Faruk Gütmen, Serap Serbest Saygılı, Sfenks Kitap, psikanaliz, 256 sayfa, 2024

Michael Shoshani Rosenbaum – İnsan Olma Cesareti (2024)

Daniel.

Dışta başarılı bir bilim insanı, içteyse duygulardan nasibini almamış bir sarmaşık yuvası.

İstismar ve ihmalle büyümüş bir çocuk, birini sevmeyi yahut arzulamayı hiç deneyimlememiş bir yetişkin.

Kendi aleminin pürüzsüz kıyılarında yaşamaya alışmışken otuz beşinde psikoterapist Michael Shoshani-Rosenbaum’un divanında buluyor kendini.

Rosenbaum’un ustalıklı dokunuşu ona iyi geliyor.

Bu sayede terapi ve analizin imkanları kitap boyunca sergilenirken, okur da kendi korkularıyla yüzleşmeye, bağlanma ihtiyacını kucaklamaya davet ediliyor.

‘İnsan Olma Cesareti’, insanı insan yapan kırılganlıkların cesurca kucaklandığı bir hikâye.

Tümüyle çarpıcı, tümüyle gerçek.

  • Künye: Michael Shoshani Rosenbaum – İnsan Olma Cesareti: Çağdaş Bir Psikanalitik Yolculuk, çeviren: Eda Biçici, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 356 sayfa, 2024

David J. Wallin – Psikoterapide Bağlanma (2024)

David J. Wallin, bağlanma teorisi ile psikoterapinin dinamik dünyasını birleştirdiği bu eserinde çocukluktan yetişkinliğe bizi şekillendiren bağlantıların tekâmül etmede nasıl kullanılabileceğini araştırıyor.

Travma araştırmaları, ilişkisel psikoterapi, nörobiyoloji ve mindfulness alanlarından elde edilen güncel bulguları bir araya getirerek, dönüşümün kilit noktasının ilişkiler olduğunu öngördüğü bir tedavi modeli sunuyor.

Çocukluğunda sağlıklı bir bağlanma becerisi geliştirememiş danışanlara karşı terapistler neler yapabilir, bu noksanlığı takviye edecek terapötik yaklaşımlar nasıl geliştirilebilir sorularını soruyor ve cevabı gerçek vakalar üzerinden adım adım keşfediyor.

‘Psikoterapide Bağlanma’, terapi odasında kurulan iletişimin niteliğinin iyileşmenin katalizörlerinden biri olduğunun güçlü bir delili niteliğinde.

Pür akademik bir çabadan fazlası hem divana hem sandalyeye hitap edebilen samimi bir çağrı.

  • Künye: David J. Wallin – Psikoterapide Bağlanma, çeviren: Onur Yılmaz, Okuyanus Yayınları, psikoterapi, 636 sayfa, 2024

Karen Horney – Nevroz ve İnsan Gelişimi (2024)

Freud’un ardından gelen en özgün psikanalistlerden biri olan Karen Horney, yabancılaşma, kendini gerçekleştirme ve idealize edilmiş imge gibi kavramlara öncülük etmiş, kültür ve çevrenin önemine dair psikanalize yeni bir anlayış getirdi.

Bu kitapta Dr. Horney nevrotik süreci, sağlıklı gelişimin antitezi olan insan gelişiminin özel bir biçimi olarak tartışıyor.

Bu durumun farklı aşamalarını ortaya koymuş, nevrotik talepler, içsel buyrukların zorbalığı, kendinden nefret etme, hastalıklı bağımlılık ya da boyun eğme ve insan ilişkilerinde nevrotik rahatsızlıklar gibi duygusal tutumlardaki çatışma gerilimlerini hafifletmek için bulduğu çözümleri tanımlıyor.

‘Nevroz ve İnsan Gelişimi’, baştan sona, kişinin potansiyelini hem olumlu hem olumsuz yönde etkileyen güçleri çarpıcı bir anlayışla özetleyen bir eser.

  • Künye: Karen Horney – Nevroz ve İnsan Gelişimi: Kendini Gerçekleştirme Mücadelesi, çeviren: Yonca Kocadağ, Say Yayınları, psikanaliz, 376 sayfa, 2024

 

Jean-Michel Quinodoz – Hanna Segal’i Dinlemek (2024)

Jean-Michel Quinodoz, Hanna Segal’in kendisiyle ve Segal’i çeşitli bağlamlarda dinlemiş meslektaşlarla yapılmış biyografik ve kavramsal söyleşileri bir araya getirerek, okurlara, Segal’in hayatı, klinik ve kuramsal çalışmaları ve son altmış yıldaki psikanalize katkısı hakkında kapsamlı bir genel bakış sunuyor.

‘Hanna Segal’i Dinlemek’, hem Segal’in kişisel ve mesleki geçmişini hem de bunların arasındaki etkileşimi inceliyor.

Kitap, Segal’in Polonya’daki doğumundan, Britanya Psikanaliz Cemiyeti’nin en genç üyesi olduğu, Londra’da Melanie Klein’la analizine kadar olan hayatının otobiyografik bir anlatımıyla başlıyor.

Quinodoz, Segal’in psikanalizin çeşitli alanlarına katkılarını açıklayarak devam ediyor:

  • Psikotik hastaların psikanalitik tedavisi
  • “Simgesel denklem” kavramının öne sürülmesi
  • Estetik ve yaratıcı itki
  • Yaşlı hastaların analizi
  • Melanie Klein’ın çalışmasının tanıtımı

Quinodoz, Segal’in psikanalize en son katkısı olan nükleer dehşet, psikotik kaygılar ve grup görüngülerine dair incelemesini ele alarak kitabı sonlandırıyor.

Segal’in, söyleşiler boyunca, Klein, Rosenfeld ve Bion gibi önemli meslektaşlarla yakın ilişkilerinden söz etmesi bu kitabı hem psikanaliz tarihine değerli bir katkı hem de psikanalitik düşüncelerin son altmış yılda gelişiminin bir göstergesi hâline getiriyor.

Hanna Segal’in hayatı ve psikanalize katkılarının bu net özeti, Segal’i ve çağdaşlarını inceleyen herkes için temel bir rehber olacaktır.

  • Künye: Jean-Michel Quinodoz – Hanna Segal’i Dinlemek: Hanna Segal’in Psikanalize Katkıları, çeviren: Ebru Salman, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 280 sayfa, 2024

Todd McGowan – Kapitalizmin Ruhsal Bedeli Nedir? (2024)

Nasıl oluyor da kapitalizm tekrar ve tekrar kendisini yarattığı krizin ilacı olarak dayatıyor?

Bu soruya psikanalitik temelli yanıtlar veren Todd McGowan, küresel kapitalizmin yıkıcı ruhsal sonuçlarını gözler önüne seriyor.

Büyük eşitsizlikler yaratmasına ve gerici dünya rejimlerini desteklemesine rağmen, kapitalizmin pek çok tutkulu savunucusu var –ama bazılarından esirgediği ve diğerlerine verdiği şeylerden dolayı değil.

Todd McGowan’a göre kapitalizm, sistemin yarattığı travmayı gizlerken arzularımızın yapısını taklit ettiği için baskındır.

Her kesimden insan kapitalizmin sunduklarından faydalanıyor ama aynı zamanda daha fazlasının ve daha iyisinin geleceği söyleniyor.

Kapitalizm bizi yeninin, daha iyinin ve daha fazlasının peşinden koşmaya zorlayan eksik bir tatmin yoluyla tuzağa düşürür.

Kapitalizmin arzularımızla olan parazitik ilişkisi, ona doğal dürtülerimize karşılık geldiği yanılsamasını verir ki kapitalizmin savunucuları da onu bu şekilde nitelendirir.

McGowan, bu ruhsal stratejiyi anlayarak bizi kapitalist zenginleşmeye olan bağımlılığımızdan kurtarmayı ve gerçekte deneyimlediğimiz gibi hazzı yeniden keşfetmemize yardımcı olmayı umuyor.

McGowan, kapitalizmi şimdiki zamanda konumlandırarak bizi daha iyi bir geleceğe olan bağlılığımızdan ve kapitalizmin insan doğasının temel bir sonucu olduğu inancından kurtarıyor.

Bu bakış açısıyla, ekonomik, toplumsal ve siyasi dünyalarımız gerçek siyasi değişime açılıyor.

Film, televizyon, tüketim kültürü ve gündelik hayattan örneklerle canlanan ‘Kapitalizmin Ruhsal Bedeli Nedir?’, siyaset ve toplum teorisine psikanalitik temelli ve kökten biçimde yeni bir yaklaşım getiriyor.

Kapitalizm ve psikanaliz arasındaki gerçek bağlantılarını çarpıcı biçimde ortaya koyan kitap, kapitalizmin eleştirisini temellendirmek amacıyla başarılı bir Marx ve Freud sentezi yapıyor.

  • Künye: Todd McGowan – Kapitalizmin Ruhsal Bedeli Nedir?, çeviren: Işık Doğangün, Axis Yayınları, psikanaliz, 384 sayfa, 2024

Kolektif – Duygulanım Kuramları (2024)

‘Duygulanım Kuramları’, 2000’li yılların başından bu yana toplumsal düşünceyi derinden etkilemekte ve dönüştürmekte olan duygu/duygulanım araştırmalarına dair kapsamlı bir çalışma.

Kitabın derleyicilerinin de belirttiği üzere, duygulanıma dair genelleştirilebilir ya da tek bir kuram henüz bulunmamakta ve kuvvetle muhtemel –şükürler olsun– hiçbir zaman da olmayacak.

Kitapta yer alan yazılar bizi fenomenoloji, psikanaliz, psikoloji, Kartezyen sonrası felsefeden Marksizm, feminizm ve bilim ve teknoloji çalışmalarına kadar uzanan geniş bir yelpazede birbirinden oldukça farklı kuramsal çerçevelerde ele alınan duygulanım çalışmalarıyla tanıştırıyor.

Derlemede yer alan makaleler, duyulanım çalışmalarının sağladığı kuramsal avadanlıklarla deneyime ve deneyimin bedensel veçhelerine dair ayrıntılı bir yaklaşım geliştirmek üzere seferber edilmiş.

Çoğu Spinoza esinli bu yazarlara göre deneyimin özünü oluşturan ve hem öznelliği hem de nesnelliği önceleyen duygulanım gayri şahsidir; bedenin etkileme ve etkilenme kapasitesiyle imlidir.

Bu çalışmalar bizi tüm maddiliği ile dünyanın his ve anlamını ayrıntılı bir biçimde betimleme gayretine ve yaşantılanan gerçekliğin zengin katmanlarına daha keskin bir dikkatle bakmaya, eldeki kavramların kısıtlarını aşmaya dair özene ve tefekküre çağırmaktalar.

  • Künye: Kolektif – Duygulanım Kuramları, derleyen: Melissa Gregg, Gregory J. Seigworth, çeviren: Zehra Cunillera, Alef Yayınları, psikoloji, 492 sayfa, 2024