Howard L. Kaye – Toplumsal ve Kültürel Kuramcı Olarak Freud (2024)

Bu kitap Freud’u bir tıp insanı olarak değil, her zaman olmayı arzuladığı bir toplumsal kuramcı ve filozof olarak ele alıyor ve onun çalışmalarını bu gözle okumaya dayanan yeni bir bakış açısı öneriyor.

Howard L. Kaye Freud’un nevrozlar üzerine yazdığı ilk denemelerden başlayıp rüyalar ve cinsellik üzerine yazılarından geçerek sanat, din ve kültürün dinamikleri hakkındaki geniş kapsamlı düşüncelerine varan çalışmalarını birbirine bağlayan ortak noktaları ortaya koyuyor.

Freud’un çalışmalarını harekete geçiren en temel konulara (kötülüğün doğası; dinin, ahlakın ve geleneğin kökenleri ve tetikte bekleyen barbarlığın yeniden dirilmesi tehdidi) geri dönen bu kitap, Freud’un toplumsal ve kültürel düşüncelerinin sistematik bir yeniden incelemesini sunuyor.

Bu niteliğiyle de toplumsal ve kültürel kuramcıların, felsefecilerin, entelektüel ve kültürel tarihçilerin, ayrıca psikanalizle ve kökenleriyle ilgilenen herkesin ilgisini çekecek bir çalışma.

Kitap, Freud’u bir toplumsal kuramcı olarak ayrıntılı ve bilimsel bir şekilde anlatıyor.

  • Künye: Howard L. Kaye – Toplumsal ve Kültürel Kuramcı Olarak Freud: İnsan Doğası ve Uygarlaşma Süreci Üzerine, çeviren: Hasan Can Utku, Minotor Kitap, psikanaliz, 448 sayfa, 2024

Bella Habip – Psikanalitik İncelemeler (2024)

‘Psikanalitik İncelemeler’, Bella Habip’in 2018-2023 yılları arasında seminer, konferans, makale, panel vb. vesilelerle kaleme aldığı metinlerden oluşan bir derleme.

Her biri farklı temalara işaret etse de hepsi konusuna psikanalizin klinik bakış açısından yaklaşan 14 makale, “Sanat ve Edebiyat” ve “Toplumsalın Klinikteki İzdüşümleri” adlı iki bölümde toplanmış.

Bella Habip bu makalelerde Freud’un ve Freud sonrası psikanalistlerin psikanaliz kavramlarını çalıştırarak onları klinikte nasıl canlı tuttuğunu gözler önüne seriyor.

Bilinçdışının işleyişini ve yaşamın farklı alanlarındaki çeşitli tezahürlerini ele alan bu metinler klinik bakış açısının sadece hasta başında ya da bir psikanaliz seansında geçerli olmadığını, sanatta, edebiyatta, gündelik hayatta ve toplumsal hayatta da anlam kazandığını göstermeyi hedefliyor.

  • Künye: Bella Habip – Psikanalitik İncelemeler: Resim Sanatı, Edebiyat, Sinema Analizi ve Toplumsalın Klinikteki İzdüşümleri, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 192 sayfa, 2024

Arno Gruen – Normalliğin Deliliği (2024)

Psikanalist yazar Arno Gruen ‘Normalliğin Deliliği’nde toplumun, Sigmund Freud’un insanın doğuştan yıkım ve şiddete eğilimli olduğu iddiasına dair yaygın inancını alt üst ediyor.

Kitap, kötülüğün kökeninde öznefretin ve çocuklukta başlayan kendine ihanetin yattığını iddia ediyor.

Güçlülerin “sevgisi ve onayı” için bağımsızlığımızdan vazgeçtiğimizde, derin bir korkudan doğan sahte bir benlik yaratıyoruz ve modern toplumun “gerçekçilik” olarak benimsediği bu çılgınlığı çoğunlukla fark etmiyoruz.

Gruen bu tehlikeli uyum ve gizli isyan döngüsünü çarpıcı vaka çalışmaları, Nazizm’den Reaganizm’e uzanan sosyolojik örnekler ve edebi eserler üzerinden gözler önüne seriyor.

Peki, bu döngüden nasıl kurtulabiliriz?

Gruen’e göre çözüm isyanda değil gerçek bir kişisel bağımsızlık geliştirmekte yatıyor.

Bağımsızlık kolay elde edilmese de yokluğunun hem bireyler hem de toplum için yıkıcı sonuçlar doğurduğunu vurguluyor.

Gruen şefkat ve kararlılıkla, normallik olarak kabul edilen çılgınlığı gözler önüne seriyor.

Bu kitap, liderler ve takipçiler, uyumlular ve isyankârlar ve daha şefkatli bir dünya arayan herkes için.

  • Künye: Arno Gruen – Normalliğin Deliliği (Hastalık Olarak Gerçekçilik: İnsandaki Yıkıcılık Üzerine Bir Kuram), çeviren: İlknur İgan, Kolektif Kitap, psikanaliz, 272 sayfa, 2024

Dominic Pettman – Libido Zirvesi (2024)

Libidonuzun karbon ayak izi nedir?

Bu son derece özgün kitapta Dominic Pettman, insan arzusu ve ekolojik krizin karşılıklı etki ve sonuçlarını inceliyor.

Pettman’ın anlatısı basit ama şaşırtıcı bir gözleme dayanıyor: Dünya nüfusu arasında libidonun azalması, insan cinsel dürtüsünün kaybı, dünya çapında çevrenin tahribatını yakından takip ediyor.

Antroposen’in ortaya çıkışı erosun azalmasına, cinsel haz ile insan üremesi arasındaki bağın zayıflamasına ve dolayısıyla potansiyel olarak insan neslinin tükenmesine yol açıyor.

Birbirimizle anlamlı bir şekilde ilgilenme kapasitemizin yerini huzursuz, teknolojik olarak geliştirilmiş bir zombi dürtüsü alıyor.

Zamanımızın çevresel krizi aynı zamanda ve eş zamanlı olarak insan üremesinin ve kişiler arası yakınlığın da krizidir.

Freud’un ‘libidinal ekonomi’ dediği şey libidinal ekolojiye dönüşmüştür.

Georges Bataille’dan Donna Haraway’e kadar çok çeşitli düşünürlerin çalışmalarından yararlanan Pettman, bu gelişmeyi eko-cinsellik, poliamori ve diğer ‘libidonun yeşillenmesi’ vakalarına yönelik yeni kültürel ilgiyle ilişkilendirerek libidonun zirvesinin sonuçlarını araştırıyor.

Azalan arzuya dair incelikli bir teoriyi cinsel metaların kültürel analizleriyle birleştiren Pettman’ın yirmi birinci yüzyıl yaşamının arzu halleri anlaşılır ve özgün bir bakışla ele alıyor.

  • Künye: Dominic Pettman – Libido Zirvesi: Seks, Ekoloji ve Arzunun Çöküşü, çeviren: Oya Gürbahçe Teoman, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 160 sayfa, 2024

Danielle Quinodoz – Baş Dönmesi (2024)

 

Tıpkı yaşayan kişilerce tarifinde güçlük çekilen baş dönmesi ya da sersemlik hissi gibi belirtileri klinisyenin çeşitli sorularla tanıma, ayırt etme ve anlamlandırmaya çalışmasında olduğu gibi bu kitap da sözün ve sözcüklerin kısıtlı olduğu karmaşık ve sınırları belirsiz bir konuyu artık hacim ve doku içeren temsil edilebilir bir alana dönüştürüyor.

Kitabın en büyük meziyetlerinden biri, bizi son derece zengin bir klinik pratikten yola çıkarak baş dönmesinin ruhsallıktaki temel işlevi üzerine düşünmeye ve bu deneyimin, ruhsal hayata içkin haz ilkesinin en muhtelif alanlarındaki çeşitli dönüşümleri üzerine yazarla birlikte hayal kurmaya davet edişi.

Kitaptan bir alıntı:

“Bunlar baş dönmesi hissinin eşlik ettiği, paniğe kapıldığı ve kontrolünü kaybettiği ani düşüşlerdi; mesleki ve ailevi hayatına zarar veriyorlardı. Bu son dışavurumlar, bölünmelerin varlığını gözler önüne seriyordu. Fakat öylesine iyi bölünmüşlerdi ki onları nispeten az fark etmiştim. Gerçekten de Luc bunlardan havadan sudan söz edermişçesine, sanki ona ait değillermişçesine kopuk bir biçimde bahsediyordu. Sanki bana kendinden başka birini, bana kendisiymiş gibi tanıttığı “iyi uyum sağlamış” kişi ile pek alakası olmayan birini tasvir ediyordu. Oysa, Luc ilk psikanaliz seansında divana uzanır uzanmaz bölünme var gücüyle kendini belli etti ve kaygıdan kıvranan, titremelerle sarsılan vücudu divana yapışmış, sessizliğini sadece devamını getiremediği kelimelerle bozan bir analizan görünce irkildim. Luc’ün sezebildiğimden çok daha gerilemiş, bölünmüş parçası tüm odayı kaplamıştı. Korkmasına korkmuştum fakat kendimi hastanın bana sunduğu malzeme ile bir analitik maceranın içinde buluvermiştim. Söz konusu malzeme yalnızca ön görüşmelerin neredeyse tamamını dolduran nispeten iyi uyum sağlamış tarafı değil, Luc’ün bütünüydü. Luc’ün seansın ardından günlük hayatına nasıl devam edebileceğini soruyordum kendime. Ama seansın sonunda yeni bir şok yaşamıştım: Luc bir anda benliğinin ‘uyum sağlamış’ yönünü geri kazanmış ve kendinde var olan gerilemeci tarafı hiçe sayarmışçasına enerjik adımlarla yürüyüp gitmişti. Luc’ün anlam veremediği tarafının ciddi şekilde bölünmesi pahasına da olsa mesleki ve toplumsal rolünü oynaması gerektiğinin farkına varıyordum.”

  • Künye: Danielle Quinodoz – Baş Dönmesi: Kaygı ile Haz Arasında, çeviren: Gizem Şakar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2024

Kolektif – Mazoşizm (2024)

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2023 “Mazoşizm” başlığını taşıyor.

Yıllığın 15. sayısı, Freud’dan günümüze mazoşizm kavramında ortaya çıkan kuramsal farklılıkları ve bunların kliniğe yansımalarına dair çağdaş makaleleri içeriyor.

Seçkide ayrıca tekrarlama ve çöküş kavramlarına dair bir Freud-Winnicott karşılaştırması, Vamık Volkan’ın “neden savaş” sorusuna büyük grup psikolojisi odaklı yanıtı, Baranger’lerin psikanalize katkıları, analistin bastırılmamış bilinçdışına yaklaşma uğraşının birincil aracı olarak sezgi kavramı ve ebeveyn-bebek terapisinden esinlenen erişkin analizinde analistin metafor nitelikli işlevine üzerine metinler de yer alıyor.

Psikanaliz alanının bugün dünya çapında en köklü ve en kapsamlı hakemli bilimsel dergisi olan The International Journal of Psychoanalysis (IJP) 1920’de Sigmund Freud’un teşvikiyle Ernest Jones tarafından kuruldu.

IJP’nin geçmiş bir yıl içinde çıkmış makalelerinden derlenen Uluslararası Psikanaliz Yıllığı uluslararası psikanaliz camiasında yürütülen güncel tartışmaları, çağdaş klinik deneyimi, kuramsal ve teknik birikimi okurlara Türkçe olarak ulaştırıyor.

Uluslararası Psikanaliz Yıllığı, psikanalist Melis Tanık Sivri editörlüğünde, Psike İstanbul üyesi psikanalistlerden oluşan yayın kurulu tarafından hazırlanıyor.

  • Künye: Avner Bergstein, Bjorn Salomonsson, Catalina Bronstein, Claudia Frank, Denys Ribas, Dominique Bourdin, Jack Novick, Johannes Picht, Jorge Luis Maldonado, Kerry Kelly Novick, Melis Tanık Sivri, Vamık D. Volkan – Mazoşizm (Uluslararası Psikanaliz Yıllığı 2023), çeviren: Aslı Day, Aslı Kuruoğlu, Aylin Erbahar, Bella Habip, Cemile Serin Gürdal, Dicle Gençer Eren, Ebru Salman, Gizem Köksal, Melis Tanık Sivri, Nilgün Taşkıntuna, Şeyda Postacı, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, psikanaliz, 272 sayfa, 2024

Antonino Ferro – İki Kişilik Alan (2024)

 

Çocuk psikanalizi alanının önde gelen isimlerinden olan Antonino Ferro, psikanalitik diyaloğun iki zihnin karşılaşması olduğunu düşünür: hastanın ve analistin zihni.

Bu karşılaşma, hastanın ‘tarihsel, olgusal ilişkiler ağı’na vurgu yapan klasik Freudçu analizlerden elde edilenden farklı, yeni bir hikâye üretir.

Ferro’nun yaklaşımı, psikanalitik diyaloğun hasta ile analist arasındaki bilinçli ve bilinçdışı ilişkiden doğan ortak duygusal deneyime odaklanan ‘öznelerarası alanda’ gerçekleştiğini varsayar.

‘İki Kişilik Alan’, Antonino Ferro’nun kendi klinik çalışmasında karşılaştığı vakalardan yola çıkarak, çizim, oyun, rüya gibi malzemelerin çocuk analizinde ne şekilde kullanılabileceğini ve bu süreçte analitik diyaloğun nasıl gelişebileceğini örnekleriyle gösteriyor.

  • Künye: Antonino Ferro – İki Kişilik Alan: Çocuk Psikanalizi Deneyimleri, çeviren: Cemre Yaşöz, Elif Erol, Faruk Gütmen, Serap Serbest Saygılı, Sfenks Kitap, psikanaliz, 256 sayfa, 2024

Michael Shoshani Rosenbaum – İnsan Olma Cesareti (2024)

Daniel.

Dışta başarılı bir bilim insanı, içteyse duygulardan nasibini almamış bir sarmaşık yuvası.

İstismar ve ihmalle büyümüş bir çocuk, birini sevmeyi yahut arzulamayı hiç deneyimlememiş bir yetişkin.

Kendi aleminin pürüzsüz kıyılarında yaşamaya alışmışken otuz beşinde psikoterapist Michael Shoshani-Rosenbaum’un divanında buluyor kendini.

Rosenbaum’un ustalıklı dokunuşu ona iyi geliyor.

Bu sayede terapi ve analizin imkanları kitap boyunca sergilenirken, okur da kendi korkularıyla yüzleşmeye, bağlanma ihtiyacını kucaklamaya davet ediliyor.

‘İnsan Olma Cesareti’, insanı insan yapan kırılganlıkların cesurca kucaklandığı bir hikâye.

Tümüyle çarpıcı, tümüyle gerçek.

  • Künye: Michael Shoshani Rosenbaum – İnsan Olma Cesareti: Çağdaş Bir Psikanalitik Yolculuk, çeviren: Eda Biçici, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 356 sayfa, 2024

David J. Wallin – Psikoterapide Bağlanma (2024)

David J. Wallin, bağlanma teorisi ile psikoterapinin dinamik dünyasını birleştirdiği bu eserinde çocukluktan yetişkinliğe bizi şekillendiren bağlantıların tekâmül etmede nasıl kullanılabileceğini araştırıyor.

Travma araştırmaları, ilişkisel psikoterapi, nörobiyoloji ve mindfulness alanlarından elde edilen güncel bulguları bir araya getirerek, dönüşümün kilit noktasının ilişkiler olduğunu öngördüğü bir tedavi modeli sunuyor.

Çocukluğunda sağlıklı bir bağlanma becerisi geliştirememiş danışanlara karşı terapistler neler yapabilir, bu noksanlığı takviye edecek terapötik yaklaşımlar nasıl geliştirilebilir sorularını soruyor ve cevabı gerçek vakalar üzerinden adım adım keşfediyor.

‘Psikoterapide Bağlanma’, terapi odasında kurulan iletişimin niteliğinin iyileşmenin katalizörlerinden biri olduğunun güçlü bir delili niteliğinde.

Pür akademik bir çabadan fazlası hem divana hem sandalyeye hitap edebilen samimi bir çağrı.

  • Künye: David J. Wallin – Psikoterapide Bağlanma, çeviren: Onur Yılmaz, Okuyanus Yayınları, psikoterapi, 636 sayfa, 2024

Karen Horney – Nevroz ve İnsan Gelişimi (2024)

Freud’un ardından gelen en özgün psikanalistlerden biri olan Karen Horney, yabancılaşma, kendini gerçekleştirme ve idealize edilmiş imge gibi kavramlara öncülük etmiş, kültür ve çevrenin önemine dair psikanalize yeni bir anlayış getirdi.

Bu kitapta Dr. Horney nevrotik süreci, sağlıklı gelişimin antitezi olan insan gelişiminin özel bir biçimi olarak tartışıyor.

Bu durumun farklı aşamalarını ortaya koymuş, nevrotik talepler, içsel buyrukların zorbalığı, kendinden nefret etme, hastalıklı bağımlılık ya da boyun eğme ve insan ilişkilerinde nevrotik rahatsızlıklar gibi duygusal tutumlardaki çatışma gerilimlerini hafifletmek için bulduğu çözümleri tanımlıyor.

‘Nevroz ve İnsan Gelişimi’, baştan sona, kişinin potansiyelini hem olumlu hem olumsuz yönde etkileyen güçleri çarpıcı bir anlayışla özetleyen bir eser.

  • Künye: Karen Horney – Nevroz ve İnsan Gelişimi: Kendini Gerçekleştirme Mücadelesi, çeviren: Yonca Kocadağ, Say Yayınları, psikanaliz, 376 sayfa, 2024