Richard G. Erskine – İyileştiren İlişkiler (2024)

Her terapi seansı eşsizdir ve insanın içi
çoğu zaman teori kitaplarına sığmaz.

Richard G. Erskine, terapinin son derece karmaşık ve hassas bir karşılaşma olduğunun bilincinde olan, ona saat tamircisi titizliğinde yaklaşan bir psikoterapist.

‘İyileştiren İlişkiler’de yaptığı şey de sağlıklı bir terapötik ilişkiye yönelik çabalarını bir dost mektubu sıcaklığında okuyucusuyla paylaşmak.

Adına ilişkisel odaklı terapi denen bu yaklaşımda ne yaptığını, nasıl yaptığını ve neden yaptığını izah ediyor.

Üç danışanıyla gerçekleştirdiği terapi seanslarını olduğu gibi ortaya döküyor ve bunları soğukkanlılıkla yorumluyor.

Söylenenler kadar söylenmeyenleri de kefeye koymaya murat eden, tüm boşluklara sızmaya çalışan bir ihtimam var satırlarında.

  • Künye: Richard G. Erskine – İyileştiren İlişkiler: Terapideki Diyaloglar Üzerine Yorumlar, çeviren: Aysun Babacan, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 204 sayfa, 2024

Christopher Bollas – Sonsuz Soru (2024)

Psikanalizdeki kişiler, serbest çağrışım aracılığıyla bilinçdışında kendilerini nasıl ifade ederler?

Christopher Bollas klinik hikâyelerden yola çıkarak bastırılmış bilinçdışı düşünme ve ifadenin örüntülerini ele alıyor.

Bollas ‘Sonsuz Soru’da gerçek klinik uygulamalara ilişkin ayrıntılı çalışmalardan yola çıkarak, insanın sorgulama dürtüsüne vurgu yapan bir psikanalitik teori ortaya koyuyor.

Kişinin çocukluğunun ilk yıllarından hayatının sonuna kadar bu dürtünün farklı biçimlerinin etkisinde kaldığı gerçeğinden hareketle, Freud’un serbest çağrışım yönteminin hem analizan hem de analiste nasıl yanıtlar sağladığını ve bunun karşılığında sürekli başka soruları tetiklediğini gösteriyor.

‘Sonsuz Soru’nun merkezinde, pratikteki serbest çağrışım yönteminin temel yönlerini vurgulayan paralel yorumlar eşliğinde gerçek analitik seansların dökümlerine yer veriliyor.

Bu dökümler, vakaların daha ayrıntılı tartışılmasına olanak sunmakla birlikte Freud’un silsile mantığı teorisini temel alarak daha geniş bir teorik çerçeve içinde bağlamsallaştırıyor.

Böylece Bollas, söz konusu serbest çağrışım mantığına kulak vermekle, Freud’un bastırılmış fikirler teorisinden daha zengin ve daha karmaşık bir bilinçdışı ses keşfedebileceğimizi öne sürüyor.

Kitabın en büyük katkılarından biri Freudcu yönteme, özellikle serbest çağrışıma duyulan ilgiyi canlandırması.

  • Künye: Christopher Bollas – Sonsuz Soru, çeviren: Zeynep Baransel, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 200 sayfa, 2024

Melanie Klein – Nesne İlişkileri (2024)

Metis Yayınları’nın daha önce yayımladığı ‘Haset ve Şükran’ı da kapsayan bu kitap, Melanie Klein’ın 1946’dan 1960’taki ölümüne dek yazdığı metinleri bir araya getiriyor.

Nesne ilişkileri kuramının köşe taşlarını oluşturan yazılar birlikte okunduğunda Klein’ın düşüncesini bütün boyutlarıyla tanıma imkânı sunuyor.

Kitapta psikanalizin kuramsal ve klinik alanlarına dair katkıların yanı sıra, psikanalitik edebiyat incelemesi sayılabilecek, biri Oresteia diğeri Julien Green’in bir romanı üstüne iki yazı ve ruh sağlığı konularının herkesin anlayabileceği bir dille anlatıldığı yazılar yer alıyor.

  • Künye: Melanie Klein – Nesne İlişkileri: Haset ve Şükran ve Diğer Yazılar (1946-1963), çeviren: Menekşe Arık, Metis Yayınları, psikanaliz, 440 sayfa, 2024

Karen Horney – Çağımızın Tedirgin İnsanı (2024)

Karen Horney; Adler, Fromm ve Sullivan gibi sosyal psikolojik kişilik teorisi geliştirmiş ve bu teoriyi yaygınlaştırmış önde gelen psikiyatristlerdendir.

Berlin Psikanaliz Enstitüsü’nde Karl Abraham ve Hanns Sachs tarafından analiz edildikten ve yetiştirildikten sonra Franz Alexander’ın davetiyle ABD’ye gitti; önce Chicago Psikanalist Enstitüsü’nde, daha sonra çeşitli kuruluşlarda üst düzey yönetici olarak çalıştı.

Bilim çevrelerinde takdirle karşılanmış ve eserler üretmiş bir bilim kadınıdır.

Geniş bir kitlenin anlayabileceği bir dille yazılmış ‘Çağımızın Tedirgin İnsanı’, bugünün kültüründe nevrozluğun oluşma şekillerini inceleme konusu yapan öncü kitaplardan biri oldu.

Karen Horney’e göre Freud’da bireyin karşılaştığı sorunların biyolojik bir yönelişle ele alınmasına karşılık sosyolojik yöneliş eksik kalmıştır.

Freud sosyal olayları daha çok psikolojik etkenlerle ve psikolojik etkenleri de daha çok biyolojik etkenlerle açıklamaya çalıştı.

Horney’e göre “nevrozlar, insanlığın kültürel gelişme için ödemek zorunda kaldığı bir bedeldir”, karakter gelişiminde meydana gelen değişikliklerin sebebi de budur.

Horney, elinizdeki kitapta şöyle bir uyarıda bulunuyor: “Kültürel olarak belirlenmiş güçlükleri şiddetli bir şekilde hisseden kimseler –özellikle çocukluk yaşantılarında bu gibi güçlüklerin etkisini şiddetle duymuş olanlar–, bunun sonucu olarak da bu güçlüklerin içinden çıkamayanlar ya da kişiliklerinden çok şey yitirerek çıkabilenler büyük bir olasılıkla nevrotiktirler. Onları kültürümüzün üvey çocukları olarak niteleyebiliriz.”

  • Künye: Karen Horney – Çağımızın Tedirgin İnsanı, çeviren: Ayda Yörükân, Doğu Batı Yayınları, psikoloji, 282 sayfa, 2024

Rainer Funk – Erich Fromm’un Önemi (2024)

Erich Fromm’un hümanist ve bilimsel fikirlerine bugün neden daha fazla ihtiyaç duyduğumuzu, onun son asistanı ve edebi mirasının yöneticisi Rainer Funk, araştırmacı Hamid Lechhab tarafından yöneltilen 100 soruya verdiği cevaplardan oluşan bu kitapta açıklıyor.

Fromm’la olan kişisel deneyimlerinden yola çıkarak başta Fromm’un düşünce dünyasında devrim yaratan sosyal psikoloji kavramına odaklanıyor ve insanların teknik, ekonomik ve toplumsal değişimler karşısındaki tutumunu, özgürlük ve bağlanma sorununu Fromm’un hayatı ve çalışmaları çerçevesinde günümüz için anlamlı kılacak tespitlerle ortaya koyuyor.

  • Künye: Rainer Funk – Erich Fromm’un Önemi: Neden Ondan Vazgeçemiyoruz? (Hamid Lehhab ile Rainer Funk Söyleşisi), çeviren: Rumeysa Oğuz, Say Yayınları, söyleşi, 104 sayfa, 2024

Nilgün Tutal – Julia Kristeva (2023)

Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesinde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Nilgün Tutal, entelektüel yaşamında merkezi bir yer tutan ve kimi kitaplarını Türkçeye çevirdiği ünlü psikanalist, dilbilimci, edebiyat teorisyeni Julia Kristeva ile diyaloga girerek onun düşüncesi eşliğinde insanlık durumlarına dair farklı temaları bir araya getiriyor.

Kitap, Kristeva’nın çalışmalarının 1970’lerden bugüne uzanan elli yılda nasıl bereketli bir zemin oluşturduğunu vazıh bir biçimde ortaya koyarken onun kavramsal anahtarlarından yararlanarak okurlarına “tiksinilen dişillik”ten sevginin türlerine, günümüze hâkim olan “anlam yitimi”nden “içedönük şiddet”e dek birçok konuda yeni kapılar açıyor.

Kristeva’nın düşüncesini toplumsal cinsiyetle, psikanalizle, felsefeyle, edebiyatla harmanlayan ve yedi bölümden oluşan ‘Julia Kristeva: Anlamlandırılamayanla Yüzleşmek’, alanındaki ilk telif eser olma özelliğini taşıyor.

  • Künye: Nilgün Tutal – Julia Kristeva: Anlamlandırılamayanla Yüzleşmek, Beyoğlu Kitabevi, inceleme, 140 sayfa, 2023

Adam Phillips – İyileşmek Üzerine (2024)

Bize tam veya mutlak tatmin vaat eden herhangi birine veya herhangi bir şeye karşı son derece dikkatli olmalıyız.

Bu sadece öfke, şiddet veya hayal kırıklığı getirebilecek bir vaattir.

Başka bir deyişle psikanaliz, yalnızca kurtuluş kültürlerini eleştirebilir ve onlara karşı bir panzehir olabilir.

Tam tatmin sadece tanrılar, hükümdarlar veya tiranlar ya da daha yıkıcı hırslarımızı taşımak ve kapsamak için yarattığımız figürler içindir.

İngiltere’nin önde gelen psikanalistlerinden Adam Phillips, son eseri ‘İyileşmek Üzerine’de kişisel gelişim furyasına farklı ve eleştirel bir bakış atıyor, iyileşmenin anlamını bizlerle birlikte didikliyor.

Yazar, önceki kitabı ‘Değişmeyi İstemek Üzerine’ ile tamamlayıcı olarak kurguladığı bu metinde haz, tatmin, kültür, iyileşme kavramlarına dair fikir yürütüyor.

Tüm bu yolculukta Phillips; Freud, Winnicott, Masud Khan ve Bion gibi psikanaliz alanındaki büyük kuramcıları William James ve David Hume gibi isimlerle harmanlıyor.

Bu kitapla Adam Phillips, iyileşmek üzerine konuşmakta nasıl daha iyi olabileceğimize yönelik bir keşfe çıkıyor.

  • Künye: Adam Phillips – İyileşmek Üzerine, çeviren: Berçem Su Ozak, Ayrıntı Yayınları, psikanaliz, 144 sayfa, 2024

Salman Akhtar – Kederi Anlamak (2023)

Psikiyatrist Salman Akhtar bu eserinde adına keder denen ruh halini güvensizlik ve kıskançlık gibi dışsal tetikleyicilerden, pişmanlık ve umutsuzluk gibi içsel kaynaklara kadar detaylı bir şekilde analiz ediyor.

Soğuk ve mesafeli bir keder atlası oluşturmakla yetinmeyip umut ve iyimserlik dolu yaklaşımını da işin içine katıyor.

Herkesin tanıdığı bu içsel vaziyeti bir tür iyi hissetme seansına çevirmeden, bilimsel ihtimamından ödün vermeden ele almayı başarıyor.

‘Kederi Anlamak’, bir ruh halinin karmaşık mekanizmalarına dair derinlemesine bir kavrayışın ifadesi.

İnsan olma deneyiminin en kasvetli yüzlerinden birine dair çok boyutlu ve iyimser bir rehber.

İnsana umut veren, elindeki malzemeden en iyisini çıkarmasını sağlayan bir çalışma.

  • Künye: Salman Akhtar – Kederi Anlamak: Güvensizlik, Kıskançlık, Sevgisizlik, Utanmazlık, Pişmanlık ve Umutsuzluk, çeviren: Damla Atamer, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 248 sayfa, 2023

Kolektif – Tekinsiz Evren ve Yalnızlık (2023)

Tekinsizlik ve yalnızlığı psikanalitik kuram ve uygulamalardan yola çıkarak, pandeminin gölgesinde yeniden düşündüren ve tartıştıran bir kitap.

İstanbul Psikanaliz Eğitim Araştırma ve Geliştirme Derneği (Psike İstanbul) tarafından 6 Aralık 2020 tarihinde “Tekinsiz Evren” ve 11-12 Aralık 2021 tarihinde “Yalnızlık” başlıklarıyla gerçekleştirilen Psikanalitik Bakışlar sempozyumlarındaki sunumların derlemesini içeren bu kitap, tekinsizlik ve yalnızlığı psikanalitik kuram ve uygulamalardan yola çıkarak pandeminin gölgesinde yeniden düşünen ve tartışan yazılardan oluşuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Hülya Akar Özmen, Aslı Day, Ayla Yazıcı, Berrak Ciğeroğlu, Salman Akhtar, Işın Sayın Tamerk, Yeşim Korkut, Bella Habip, Ayfer Tunç, Danielle Knafo, Shmuel Erlich, Türkay Demir, Alp Kamazoğlu, Y. Özay Özdemir, Refhan Balkan.

Kitaptan bir alıntı:

“Yalnızlık veya kendini yalnız hissetme meselesi, esas itibarıyla iki temel boyutla, ayrı veya birlikte olmakla ilişkilidir. Bu meselenin merkezinde, hayatımızı ve ruhsal durumumuzu sürekli şekillendiren bu iki temel nitelik arasında nasıl bir etkileşim olduğu ve bunların birbirlerini nasıl etkiledikleri, tamamladıkları ve birbirleriyle nasıl çeliştikleri sorusu yatar. Hele ki psikanalitik perspektiften (sosyolojik, psikolojik, ampirik ve betimleyici perspektifin tersine) yaklaşıldığında daha da önemli olan soru şudur: Bu ayrıklık veya birliktelik boyutları nasıl deneyimlenir? Ve ruhsallığımızın hangi yönleri bu deneyimi şekillendirir?

“Ayrıklık-yapma biçiminde yalnızlık, nesne kaybının, yasın ve nesnenin yeniden bulunmasının tanıdık hatlarında deneyimlenir. Birliktelik-olma biçiminde ise nesnenin yanında bile kopukluk, ölülük ve boşluk olarak deneyimlenir.”

  • Künye: Kolektif – Tekinsiz Evren ve Yalnızlık, derleyen: Hülya Akar Özmen, Minotor Kitap, psikanaliz, 224 sayfa, 2023

Kolektif – Sınırların Ötesinde Lacan (2023)

Daha Lacan hayattayken bile, öğretisi etrafında dünyada bir hareket yaratılmıştı.

Bu hareket o günden bugüne büyüyerek yayılmaya devam etti.

Ve bu söylemin yayılması sadece canlı olmakla kalmadı, aynı zamanda psikanalizdeki yönelim için belirleyici hale de geldi.

Bugün dünyanın pek çok ülkesinde Lacancı hareket başat psikanalitik yaklaşımı temsil ediyor.

Lacancılık dışındaki psikanalitik anlayışlarda belirgin bir gerileme yaşanırken Lacancı düşünce psikanaliz dışındaki alanları etkilemeye devam ediyor.

Film okumalarından felsefeye, radikal politikadan özne tartışmalarına, edebiyat eleştirisinden feminizme kadar bir dizi alanda Lacancı psikanalize göndermeler yapılıyor.

Bu yaşayan, canlı bir teori ve pratiğe işaret ediyor.

Türkiye de bu gelişmelerin dışında kalmadı, burada da Lacancı psikanalize dair güçlü bir ilginin olduğunu söyleyebiliriz.

Bu kitap işte bunu gösteriyor.

Yazarlar aktarımın etkisiyle ve Lacan’la karşılaşmalarının bir sonucu olarak farklı ülkelerde kendileri için temelde neyin değiştiğine tanıklık ediyorlar.

Bize Japonya’dan Arjantin’e, Çin’den Türkiye’ye, Kolombiya’dan İtalya’ya kadar Lacan’ın dünya çapındaki etkisini kavrayabileceğimiz bir panorama sunuyorlar.

Kitaptan alıntılar:

‘Sınırların ötesinde Lacan’ tabii ki psikanaliz hakkında bir meseledir, fakat aynı zamanda dillerle ilgili bir meseledir, yerleşik politik sistemlerle ve aynı zamanda politik, sosyal sarsıntılar veya savaşlar ve savaşları çıkaran diktatörlerle her zaman bağlantı halinde olan diller tarihine dair bir meselesidir de. Bu yüzden bu, bir farklılıklar meselesidir, teorik külliyatın ve çeşitli pratiklerin farklı bir okumasıdır: Çin’de analiz, örneğin ABD’de, İsrail’de ya da Polonya’daki gibi yapılmıyor. İşte bu yüzden bu kitabın ortaya koymayı amaçladığı sorulardan biri de şu: Lacan’ın öğretisini temel alan bu ortak zeminden yola çıkan dünyadaki güncel pratikler nelerdir? Örneğin Fransa’daki gibi Lacan’ın mevcudiyetiyle, Lacan’ın sadece kitaplar üzerinden bilindiği ülkelerdeki durumu karşılaştırdığımızda nasıl farklılıklar görebiliriz? Ortak payda olarak ne ortaya çıkarılabilir ve farklılık anlamında neler elde edilebilir?

“Lacan psikanalizi değiştirdi, bu konuda ısrarcıyız, psikanalizin sonunu ve ayrıca sonlarını değiştirdi. Onun öğretisi tedavi pratiğini dönüştürdü, analitik kliniğe yeni bir biçim kazandırdı ve aynı zamanda sınırları aştı: Bu kitap buna tanıklık ediyor. Bugün kimse onun Freud’u yeniden okuduğundan, aynı zamanda analitik deneyimi dönüştüren güçlü önerilerde bulunduğundan, tam yirmi beş yıl boyunca Lacancı bir analiz uygulaması var ettiğinden şüphe duyamaz: Ben, a nesnesini, analitik eylemi, passe’ı (geçiş çalışması) ve gerçeği [le réel] vurgulayacağım örneğin. Bu pratik Lacan’ın metinlerine ve bunlara aktarımı olanların çabalarına dayanmaktadır. Ayrıca onun teorik önerilerinin gücüne ve sağlamlığına ve bu düşünceyi ulusal sınırların ötesine taşımayı seçenlerin çabalarına dayanmaktadır. Bu kişiler bilinçdışıyla kendi deneyimleri onları kendi içsel sınırlarından kurtardıktan sonra bu noktaya gelmişlerdir. Bütün bunlar, işler kişi olarak Lacan’la doğrudan bir ilişkinin ötesine geçtiğinde ortaya çıkmıştır.

“Bilinmeyene doğru gitmeyi kabul etmek, kendini bulmak için dışarıya gitmek, işte analize girişteki vaat budur. Analizin sonuna gelecek olursak, her kim ki arzusunu bu yola koyarsa bu deneyimi sınırların ötesine götürebilir. Bu kitabı eline alıp şöyle bir sayfalarını karıştıran veya okuyan herkes Lacan’ın öğretisinin olağanüstü yayılımını, Freud’dan sonra tekrar okuduğu kavramların genişleyen kapsamını ve kendisinin oluşturduklarını ve icat ettiklerini tartabilecektir. Dikkate değer yapıtı, analizin geleceği ve hatta bunun da ötesinde kendi alanının dışındaki alanlar açısından önemli gelişmelerin yaşanmasına olanak sağladı: Bilimle, aynı zamanda, felsefe, mantık, matematik, din ve edebiyatla sürdürdüğü sürekli diyalog buna örnek verilebilir.”

  • Künye: Kolektif – Sınırların Ötesinde Lacan, editör: Albert Nguyên, çeviren: Özgür Öğütcen, Ceren Korulsan, Axis Yayınları, psikanaliz, 208 sayfa, 2023