Catherine O’Flynn – Kaybolan (2008)

Catherine O’Flynn, psikolojik gerilim türündeki ilk romanı ‘Kaybolan’da, bir kızın kayboluşunun, insanların yaşamlarında nasıl yansımalara yol açtığını hikâye ediyor.

Küçük kız çocuğu Kate Meaney, 1983 yılında bir alışveriş merkezinde ortadan kaybolur.

Bu olayın yaşandığı andan başlayıp 2004 yılına uzanan kurgu, yitip giden şeylerin, insanların yaşamlarında nasıl bir iz bıraktığını, zengin karakterleri; zeki, sürükleyici ve heyecanlı gerilimiyle anlatıyor.

Romanın özellikle, kapitalist, çılgın tüketim toplumuna getirdiği eleştiriyle dikkat çekeceğini söyleyebiliriz.

Ayrıca, O’Flynn’ın eserinin, Whitbread İlk Roman Ödülü aldığını da belirtmekte fayda var.

  • Künye: Catherine O’Flynn – Kaybolan, çeviren: Algan Sezgintüredi, Siren Yayınları, roman, 246 sayfa

İbrahim Altun – Sıcak (2008)

İbrahim Altun, Abdullah Oğuz tarafından farklı bir bakış açısıyla filme çekilen ‘Sıcak’ta, evlilikleri çözülme aşamasına gelmiş Yusuf ve Meryem’in hikâyesini anlatıyor.

Birlikte tatile çıkan çiftten Meryem, umudunu kaybetmeden, her şeye rağmen kocasını geri alma hayalini kurarken, eşi Yusuf, sevgilisine öfkelendiği için yola çıkmış, fakat verdiği karardan pişman olmuştur.

Çift, boğucu bir sıcakta yol alırken, aynı zamanda kendi zihinlerinde geçmişi ve ilişkilerini de gözden geçirir.

Fakat yolda başlarına gelen kaza, ikisini de büyük bir karabasanın içine itecek, aralarındaki iletişimsizliği düşmanlığa dönüştürecektir.

Olaydan sonra tüm ümidini yitiren Meryem ise, evliliğine, kocasına ve en başta da kendisine başkaldıracaktır.

  • Künye: İbrahim Altun – Sıcak, Doğan Kitap, roman, 288 sayfa

David Herbert Lawrence – Oğullar ve Sevgililer (2008)

Modern çağ İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden David Herbert Lawrence ‘Oğullar ve Sevgililer’de, aşkı ve aileyi sorguluyor.

Kuzey İngiltere’de bir madenci kasabasında geçen roman, Morel ailesindeki sıra dışı ilişkileri hikâye ediyor.

Anne Gertrude Morel, içkiye düşkün, kaba ve ilgisiz kocasında aradıklarını bulamaz ve tüm ilgisini iki çocuğuna, özellikle de en büyüğü olan Paul Morel’a yöneltir.

Fakat anneyle oğul arasındaki bu karmaşık ilişki, aileyi geri dönüşü olmayan bir çıkmaza da sürükleyecektir.

Zira Paul, baskın bir karakter olan annesinin sahiplenme duygusu nedeniyle, hem babasıyla hem de âşık olduğu iki kadınla ilişkilerinde büyük sorunlar yaşayacaktır.

  • Künye: David Herbert Lawrence – Oğullar ve Sevgililer, çeviren: Tülin Nutku, Can Yayınları, roman, 484 sayfa

İlker Aksoy – Ölümden Beter Yaşamlar (2014)

Farklı kökenlerden gelip bir komün evinde yolları kesişen Âdem Ziya ile Diler’in, geçmişleri, umutları ve hayata bakışlarıyla giriştikleri zorlu bir hesaplaşma.

Güçlü bir ilk roman.

İlker Aksoy’un kent yoksullarının izini sürdüğü romanı, sınıfsal farklılıklar ve toplumsal rollerin bireyi getirdiği çelişkili, çatışmalı noktayı, modern hayatın cehennemi halini anlatıyor.

  • Künye: İlker Aksoy – Ölümden Beter Yaşamlar, Sel Yayıncılık

Charlie Jane Anders – Gökteki Bütün Kuşlar (2018)

Kuşların ve doğanın dilinden anlamak gibi sıra dışı bir yeteneğe sahip, kendisini “cadı” olarak tanımlayan Patricia Delfine…

Olduğu yaştan daha zeki, bir zaman makinesi icat etmiş Laurence Armstead…

Tesadüf eseri yolları kesişen ikilinin yaşadıkları, yalnızca onların değil, dünyanın kaderini de belirleyecek türdendir.

Birbirinden oldukça farklı bu iki kişiden ilki büyüyü, diğeri ise bilimi temsil etmektedir.

Dolayısıyla bu buluşma da iki güç arasındaki çekişmenin doruğa ulaşmasına vesile olacaktır.

Acımasız bir suikastçı, muazzam güçleriyle dudak uçuklatan cadılar ve büyücüler ve başka gezegenlere açılabilen kapılar inşa etmeye muktedir bilim insanları da, kahramanlarımızın yaşadıkları maceralara eşlik edecektir.

Bilimkurgu-fantazi türünün bu yetkin örneğinin, şu ana kadar Locus, Nebula ve Crawford gibi üç prestijli ödül kazandığını da belirtmeliyiz.

  • Künye: Charlie Jane Anders – Gökteki Bütün Kuşlar, çeviren: M. Boran Evren, İthaki Yayınları, roman, 384 sayfa, roman, 2018

Herman Melville – Kâtip Bartleby (2018)

‘Kâtip Bartleby’ bir klasik yapıt olduğu kadar, pasif direnişin kült kitaplarından.

Bartleby’nin çalıştığı işyerinin patronunun gözünden anlatılan hikâye, sıradan bir insanın egemenlerin keyfini nasıl kaçırabileceğini, hatta onlar için ne denli aşılamaz bir kâbus haline gelebileceğini anlatıyor.

Hikâyenin en vurucu yanı da, hiç kavgaya gürültüye gerek kalmadan, sadece güçlüyü güçlü kılan ana etkenlerden olan karizmasını aştığımız zaman, özünde onun tüm gücünü elinden aldığımızı, onun nezaketle örülmüş ikiyüzlü maskesinin ardındaki gerçek kötülüğü gün yüzüne çıkarabileceğimizi ortaya koyması.

Herman Melville’in eşi benzeri olmayan novellası, işleri gibi insanları da malları bellemiş güler yüzlü zorbalarla mücadele etmek için muhteşem bir anahtar.

  • Künye: Herman Melville – Kâtip Bartleby, çeviren: Eda Kara, Nika Yayınevi, roman, 80 sayfa, 2018

Hans Fallada – Küçük Adam Ne Oldu Sana? (2018)

Hans Fallada’nın başyapıtı ‘Küçük Adam Ne Oldu Sana?’, yeni bir çeviriyle Türkçede.

Fallada, 1932 yılında basılmış romanı nedeniyle “Nazi karşıtı faaliyet” suçlamasıyla bir süre hapsedilmişti.

Ayrıca ‘Küçük Adam Ne Oldu Sana?’, metni olduğu haliyle yayınlamaktan korkan yayıncısı tarafından sansür edilmişti.

Romanın tam 85 yıl sonra, özgün haliyle ilk kez yayınlandığını belirtelim.

2018’in en güzel haberlerinden biri bu olsa gerek.

Roman, Nazi rejiminin gittikçe güç kazandığı, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki Almanya’da geçiyor.

Büyük bir ekonomik çöküşün yaşandığı ülkede, özellikle yoksul kesimler için hayatta kalmak mucize demektir.

Bu küçük insanlardan biri olan Johannes Pinneberg de, üç kişilik ailesine onurundan taviz vermeden bakabilmek için çabalamaktadır.

Fakat hayat acımasızdır ve sefalet dört bir yanı sarmaktadır.

Nitekim ailenin yaşam koşulları, bir süre sonra açlık sınırına dayanacaktır.

Johannes Pinneberg, bir yandan Nazizmin hızla yükselişe geçtiği, haksızlıkların pervasızca arttığı bu şartlarda ailesiyle birlikte hayatta kalmaya, içinde büyüyen öfkeye ve çaresizliğe söz geçirmeye çalışacaktır.

‘Küçük Adam Ne Oldu Sana?’, bilhassa gerçekçi oluşu ve karşımıza capcanlı, derinlikli karakterler çıkarmasıyla tam bir şaheser.

  • Künye: Hans Fallada – Küçük Adam Ne Oldu Sana?, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, roman, 550 sayfa, 2018

Thomas de Quincey – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet (2018)

Thomas de Quincey eserlerinde, suçu estetik bir eylem olarak ele alması, intikam ve şiddeti dürüstçe restmetmesiyle hem kendi dönemindeki edebiyatta yapılmayanı yaptı hem de daha sonraki suç edebiyatı, özellikle de dedektiflik edebiyatı üzerinde önemli etkiler bıraktı.

de Quincey’nin ‘Güzel Sanatların Bir Dalı olarak Cinayet’ adlı bu eseri ise, John Williams’ın 1811’deki bir dizi dehşetli cinayetinin izini sürüyor.

Roman, bir yandan bu cinayetleri ayrıntılı olarak tasvir ederken, diğer yandan da toplumdaki egemen ahlak anlayışındaki ikiyüzlülükleri net bir biçimde ortaya koyuyor.

Karanlık mizah duygusunun egemen olduğu bir üslupla yazan de Quincey’nin ardılları olarak Edgar Allan Poe, Charles Baudelaire, Aldous Huxley ve William Burroughs gibi yazarları örnek gösterebiliriz.

  • Künye: Thomas de Quincey – Güzel Sanatların Bir Dalı Olarak Cinayet, çeviren: İsmet Birkan, İletişim Yayınları, roman, 172 sayfa, 2018

Ursula K. Le Guin – Vahşi Kızlar (2018)

Ursula K. Le Guin’e boşuna “Fantezi âleminin kraliçesi” denmiyor.

Yazarın Nebula Ödülü kazanmış bu kısa ama etkileyici hikâyesi de bunun en iyi kanıtlarından.

Roman, esir alınmış iki “toprak çocuğunun” adaleti arayışlarını anlatıyor.

Kılıç ve ipek toplumunda bu iki çocuk, baskınlarda esir alınmış ve köleleştirilmiş çocuklardır.

İki çocuk, şiddetin kol gezdiği bu dünyada özgürlüklerine kavuşmak ve uzun yıllardır esamisi okunamayan adaleti sağlamak için zorlu bir yolculuğa çıkacaktır.

Hayat, ölüm ve aşkla örülü bu yolculuk, kahramanlarımızı çok farklı dünyalara sürükleyecektir.

Kitapta, Le Guin’in kapitalistleşerek çığırından çıkmış yayıncılık dünyasını kıyasıya eleştirdiği bir yazısıyla, kendisiyle yapılmış aydınlatıcı bir röportajın yer aldığını da belirtelim.

  • Künye: Ursula K. Le Guin – Vahşi Kızlar, çeviren: Seda Taş, Ayrıntı Yayınları, roman, 112 sayfa, 2018

Volker Weidermann – Karanlıktan Önceki Yaz (2018)

Nazilerin yalnızca Avrupa’dan başlayarak dünyayı büyük bir cehenneme çevirdiği bir zamanda, Belçika’nın küçük bir kentinde Stefan Zweig, sevgilisi Lotte, Joseph Roth ve başka yazarların son kez bir araya gelişlerinin hikâyesi.

Yıl, 1936…

Nazilerin hedefindeki yazar Zweig, Belçika’nın sayfiye kenti Oostende’ye gelir. Zweig’ın ardından sevgilisi Lotte, onun da ardından yazar Joseph Roth, bir nevi son sığınak olarak bu kente gelir.

Gelenler bunlarla sınırlı değildir.

Faşizmin olanca ağırlığıyla sürdüğü, enkaz halindeki Avrupa’dan başka birçok yazar, muhalif ve aydın da bu kente gelmeye başlamıştır.

Volker Weidermann, bir yandan bu isimlerin bu zaman zarfında yaşadıkları çıkışsızlığın, geleceğe dair beklenti ve hayal kırıklıklarının izini sürüyor diğer yandan da dönemin nitelikli bir fotoğrafını çekiyor.

  • Künye: Volker Weidermann – Karanlıktan Önceki Yaz, çeviren: Zehra Kurttekin, Can Yayınları, roman, 144 sayfa, 2018