G. Willow Wilson – Elif (2014)

G. Willow Wilson, aşk, hackerlık, Arap Baharı ve devlet baskısıyla örülü bir hikâye sunuyor.

Bir Ortadoğu şehrinde yaşayan Elif, yetenekli bir hackerdır. Tahmin edileceği gibi kahramanımızın çalışmaları, baskı ve sansür araçlarını pervasızca kullanan devletin dikkatinden kaçmaz.

Kendini devletin güvenlik aygıtlarıyla sonu gelmez bir kovalamacanın içinde bulan, aynı zamanda üstesinden gelemediği bir aşk açmazıyla da kuşatılmış Elif’in tek çaresi, ölümüne bir kaçıştır.

  • Künye: G. Willow Wilson – Elif, çeviren: Gökhan Sarı, MonoKL Yayınları, roman, 364 sayfa

A. M. Homes – Bizi Bağışla (2014)

Usta yazar A. M. Homes, ödüllü romanı ‘Bizi Bağışla’da, bir burjuva ailesinde yaşanan çatışmadan yola çıkarak Amerikan rüyasıyla hesaplaşıyor.

Orta sınıf bir aileye mensup Harold Silver, kardeşiyle çekişmeli bir ilişki sürdürmektedir.

Fakat son zamanlarda çekişmeleri, fiili bir çatışmaya dönmüştür. Silver bu esnada yaşanan trajik olayların ardından, ailesinin orta sınıf değerleri ve Amerikan rüyasıyla vaat edilenlerle yüzleştiği gibi, ailesinin aslında ne denli kırılgan olduğuna da tanık olacaktır.

  • Künye: A. M. Homes – Bizi Bağışla, çeviren: Yasemin Karalı, Sel Yayıncılık, roman, 596 sayfa

Ahmet Güntan – Tam O Sırada (2014)

Ahmet Güntan’ın deneme, senaryo ve roman arasında gidip gelen bir tarzda kurduğu ‘Tam O Sırada’sı tamamıyla diyaloglardan oluşuyor.

Kitap, gece başlayıp ertesi sabah biten, içinde bir hırsızlık vakasının olduğu bir yatılı okul hikâyesi sunuyor

Hikâye Kız Cengiz, Kara Murat, Melek Orhan, Çamur Timur, Çoban Hasan, Arı Tarık, Beket Şevket, Beygir İsmail ve Kirpi İsmail gibi yatılı okulda arkadaş olan karakterlerinin sapkınlık, adalet, ceza, aşk ve suç gibi temalar etrafında dönen diyaloglarıyla ilerliyor.

  • Künye: Ahmet Güntan – Tam O Sırada, Edebi Şeyler Yayınları, edebiyat, roman, 106 sayfa

Georgi Gospodinov – Hüznün Fiziği (2017)

Bulgaristan’ın en çok yabancı dillere çevrilen yazarlarından Georgi Gospodinov’dan güçlü bir labirent roman.

“Ben geçmiş satın alan bir kişiyim. Öykü tüccarı. Başkaları çay, kişniş, çek senet, altın saat, toprak ticareti yapar. Ben geziyorum ve toptan geçmiş satın alıyorum.” diyen romanın anlatıcısı, başkalarının zihinlerine nüfuz ederek onların yaşadıklarını yaşayabilme gibi bir yeteneğe sahip.

Bu teknikle ilerleyen roman, Yunan mitolojisindeki Minotorlar efsanesini de kurguya yedirerek Bulgaristan’ın 1. Dünya Savaşı’ndan bugününe uzanıyor.

Hikâyeler arasındaki hızlı geçişler, yazarın kendine has üslubu ve Bulgaristan’ın özgün tarihinden detaylar, romanı akıcı kılan hususların başında geliyor.

Yeraltı dehlizlerinde, insan ruhunun derinliklerinde yol alan romanın, Jan Michalski Edebiyat Ödülü’nü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Georgi Gospodinov – Hüznün Fiziği, çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları, roman, 272 sayfa

Yalçın Hafçı – Yağmurdan Sonra (2017)

Yalçın Hafçı, tutsak bir yazar.

Şu ana kadar bir şiir ve öykü kitabı yayımlanan Hafçı, şimdi de romanıyla karşımızda.

‘Yağmurdan Sonra’, Türkiye yakın tarihinin utanç verici sayfalarından olan, halen tartışılan ve izleri uzun zaman silinmeyecek Hayata Dönüş Operasyonu’nda yaşananları hikâye ediyor.

2000 yılında geçen roman, üniversite öğrencisi Tahir’in başından geçenler üzerinden ilerliyor.

Ülkesinde yaşanan olumsuzlukları sorgulayan Tahir öfkesini eylemlerle, polisle girdiği çatışmalarla dindirmeye çalışmaktadır.

Aynı zamanda bir edebiyat tutkunu ve yazar adayı olan kahramanımız, arkadaşlarıyla birlikte bir edebiyat dergisi çıkarmak ve öykü dosyasını yayınevlerine kabul ettirmek için uğraşmaktadır.

Günler böyle geçip giderken, ülkenin içinde bulunduğu siyasi koşullar da gittikçe boğucu hale gelmektedir.

Bu koyu hava, Hayata Dönüş Operasyonu’nun başlamasıyla doruğuna ulaşacak ve bu durum, Tahir’in kişisel hayatında da büyük bir kırılmanın yaşanmasına neden olacaktır.

Hafçı’dan sağlam bir dönem romanı.

  • Künye: Yalçın Hafçı – Yağmurdan Sonra, Nota Bene Yayınları, roman

Özcan Karabulut – Amida, Eğer Sana Gelemezsem (2008)

‘Hüzünle Bazı Günler’, ‘Aşkın Halleri’, ‘Belki de Kaybeden Zaman’ ve ‘Baştan Sona Yalnızlık’, Özcan Karabulut’un daha önce yayınlanmış öykü kitapları.

Bu kez, ‘Amida, Eğer Sana Gelmezsem’ isimli bu romanıyla okuyucunun karşısına çıkan Karabulut, karakteri Arat üzerinden, Türkiye’nin doğusunda yaşanan şiddeti ve bunun neden olduğu çıkışsızlığı, kısır döngüyü hikâye ediyor.

Karabulut’un öykülerinde karşımıza çıkan güçlü politik hava, romanın ele aldığı konuya da bağlı olarak daha da baskın bir hal alıyor.

Arat, çocuk işçilerle ilgili bir araştırma için Diyarbakır’a gider.

Burada bir kadına âşık olur ve ona, zamanında kente hükümdarlık etmiş Amida ismiyle seslenir.

Fakat bu yasak aşk, Arat’ı, siyasal çatışmalardan, kimlik ve aidiyet sorunundan oluşan zorlu bir mücadeleye sürükleyecektir.

Arat’ın hikâyesi, bölgenin içinde bulunduğu sıkıntıyı, gerçekçi ayrıntılar eşliğinde veriyor.

  • Künye: Özcan Karabulut – Amida, Eğer Sana Gelemezsem, Can Yayınları, roman, 316 sayfa

Kobo Abe – Kumların Kadını (2017)

Japon savaş sonrası edebiyatının önde gelen yazarlarından Kobo Abe’nin varoluşçuluk felsefesiyle örülmüş meşhur romanının Türkçe baskısı uzun zamandır tükenmişti.

Kimilerinin Kafkaesk bir karabasan, kimilerinin düşsel bir başyapıt olarak selamladığı roman, Beckett, Kafka ve Sartre’ın romanlarının Japon muadili olarak alkışlanmıştı.

Bir böceğin izini süren romanın başkahramanı, günün birinde garip bir kasabaya ulaşır. Kahramanımız burada, erotik bir yakınlık kuracağı dul bir kadının evine yerleşir.

Fakat kısa süre sonra bu misafirliğin cazibesi, ürkütücü bir hapishane hayatına dönüşmeye başlar.

Roman, başkahramanının sürekli başarısızlıkla sonuçlanan kaçma girişimlerini ve bunun onun açısından gün geçtikçe hayatı ve duygularıyla hesaplaştığı bir karabasana nasıl dönüştüğünü çarpıcı bir üslupla tasvir ediyor.

Huzursuz, düşsel, psikolojik, karanlık ve harikulade bir roman.

  • Künye: Kobo Abe – Kumların Kadını, çeviren: Barış Bayıksel, MonoKL Yayınları, roman, 184 sayfa

Lieve Joris – Şam Kapıları (2017)

Avrupa’da doğmuş, büyümüş ve tam bir Avrupalı olarak yetişmiş bir kadının Suriye’ye yaptığı bir yolculuğun ertesinde yaşadığı dönüşümün hikâyesi.

Avrupa’da yaşayan Lieve, yıllar önce tanıdığı Hala’yı ziyaret etmek amacıyla Suriye’ye gider.

Suriye daha önce Lieve için uzak, anlamsız ve sıradan bir coğrafyadır.

Fakat Suriye’de geçirdiği günler Lieve’nin bu talihsiz coğrafyanın gerçekleriyle yüzleşmesine vesile olacaktır.

Lieve, burada yaşananlara, özellikle bu coğrafyanın yerlisi olan Hala’nın gözünden bakmaya başladıkça, bildiklerinin tümüyle tersi bir gerçekliğin varlığını idrak etmeye başlayacaktır.

Joris’in otobiyografik ayrıntılar üzerine kurduğu bu metin, kendisinin gazetecilik gözlemlerinden gücünü alıyor.

Modern Suriye’nin nitelikli bir fotoğrafını ortaya koymasıyla dikkat çeken roman, Doğu ve Batı’nın birbirinden kopuk apayrı dünyalara sahip düşmanlar mı olduğu yoksa bu ayrılığı özünde içi boş dini ve siyasi söylemlerin mi üretmiş olduğu üzerine düşünüyor.

  • Künye: Lieve Joris – Şam Kapıları, çeviren: Barış Behramoğlu, Tekin Yayınevi, roman, 320 sayfa

Susanna Jones – Deprem Kuşu (2008)

Susanna Jones’un ilk romanı olan ‘Deprem Kuşu’, yayınlandığı 2001 yılında, gerilim edebiyatının iyi örneklerden biri olarak övgüyle karşılanmıştı.

Otuz dört yaşındaki İngiliz Lucy Fly etrafında dönen roman, bir cinayeti hikâyesi üzerinden ilerliyor.

Japonya’da yaşayan ve teknik metinler çevirerek geçimini sağlayan Lucy Fly tekdüze bir hayat yaşamaktadır.

Günün birinde Fly’ın arkadaşı Lily Bridges, esrarengiz bir cinayete kurban gider.

Fly ise, bu cinayetin baş şüphelisi olarak tutuklanır.

Kahramanımız, bir yandan masum olduğunu kanıtlamaya çalışacak, bir yandan da bu cinayeti işleyenin, kendisini de öldürme ihtimaline karşı tetikte olacaktır.

Jones’un söz konusu cinayetle başlayan kurgusunun devamı, adım adım saplantılı aşklar ve kıskançlık krizlerinden oluşan hastalıklı karakterlerin dünyasına açılır.

Jones’un romanının, yayınlandığı dönemde üç önemli edebiyat ödülü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Susanna Jones – Deprem Kuşu, çeviren: Özlem Yüksel, Doğan Kitap, roman, 145 sayfa

Marguerite Duras – Yaz Yağmuru (2008)

Fransız edebiyatının önemli isimlerinden Marguerite Duras’nın ‘Yaz Yağmuru’, dahi kahramanı Ernesto’yu ve onun çocukluğunda yaşadıklarını hikâye ediyor.

Duras, kalabalık ve yoksul bir ailede yaşayan Ernesto ve kız kardeşi Jeanne’ın hiçlik ve ölüm fikriyle örülü çocuk dünyalarını, ailenin diğer bireylerini de kurguya dâhil ederek anlatıyor.

Vitry banliyösünde yaşayan kalabalık ailenin çocuklarından Ernesto ve Jeanne, suç ortaklığı yapmışlardır.

Bu suç ortaklığı kısa süre içinde ensest bir ilişkiye dönüşecektir.

Duras, çocukların yaşadığı ilişkiyi, ikisinin dünyayı anlama ve yorumlama çabaları çerçevesinden verir.

Çocukların hisleriyle gerçek dünyanın uyuşmazlığı ise, romanın asıl trajik boyutunu oluşturuyor.

  • Künye: Marguerite Duras – Yaz Yağmuru, çeviren: İsmail Yerguz, Sel Yayıncılık, roman, 137 sayfa