Bill Nichols – Belgesel Sinemaya Giriş (2017)

Belgesel sinema, yaşadığımız dünyayı anlatır.

Bu ilk başta çok basit gibi görünse de, belgesel sinema tam da bu sebeple diğer sinema türlerinden daha fazla etik kaygılarla muhatap olan bir türdür.

Çünkü gerçekliği olduğu gibi aktarabilmek iddiasını ne kadar gerçekleştirdiği, bir belgesel sinema eseri için hayati önemdedir.

İşte Bill Nichols’un elimizdeki çalışması da, belgesel sinema için hem teorik hem de pratik bir zemin sunmasıyla, alana yeni başlayanlar için tam bir hazine.

Kitap,

  • Etik meselenin neden belgesel sinemanın merkezinde yer aldığını,
  • Belgesel sinemaya ilişkin temel tanımları,
  • Türün tarihsel gelişimini,
  • Belgeselin biçimsel unsurlarını,
  • Ve belgesel sinemanın politik yönlerini ayrıntılı bir bakışla irdeliyor.

Nichols’un çalışmasının, belgesel sinema tarihi ve eleştirisi hakkında bilgilenmek isteyenler için çok iyi bir başlangıç olduğunu ve bu yönüyle hem profesyonellere hem de öğrencilere fazlasıyla hitap edeceğini söyleyelim.

  • Künye: Bill Nichols – Belgesel Sinemaya Giriş, çeviren: Duygu Eruçman, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, sinema, 358 sayfa

Dave Saunders – Belgesel (2014)

Sinemaya girişin ilk basamağı olan belgeselin içinde barındırdığı muazzam çokluk ve çeşitliliği ortaya koyan bir kaynak.

Dave Saunders, belgesel filmin tarih boyunca ve günümüzde anlamı sunmakta kullandığı yöntemleri, belgesel sinema etrafında gelişen akademik söylemleri, teknolojik gelişmelerin belgesel yapımına etkilerini anlatıyor.

  • Künye: Dave Saunders – Belgesel, çeviren: Ali Nejat Kanıyaş, Kolektif Kitap

Tuğba Esen – Aktör Dediğin Nedir ki: Kevork Malikyan Kitabı (2017)

Diyarbakır doğumlu bir oyuncu olan Kevork Malikyan, şu ana kadar

Anka’nın Uyanışı, Indiana Jones: Son Macera, Geceyarısı Ekspresi, Mind Your Language, Şarkı Söyleyen Kadınlar ve Binbir Gece Masalları gibi birçok filmde rol aldı.

Sinema mesleğini hayatının merkezine koymuş Malikyan’la yapılmış bu uzun soluklu söyleşi de, kendisinin bir oyuncu ve insan olarak portresini sunuyor.

Malikyan bu söyleşide,

  • Hayata gözlerini açtığı Diyarbakır’a dair anımsadıklarını,
  • Ardından İstanbul’da devam eden hayatını,
  • Londra’ya göç edişini,
  • Burada ilkin din eğitimi, daha sonra da Rose Bruford College’da oyunculuk eğitimi alışını,
  • Royal Shakespeare Company’de sahneye çıktıktan sonra oyunculuk kariyerinin nasıl dönüştüğünü,
  • Oyuncu olarak sinema dünyasına dair gözlem ve deneyimlerini,
  • Ve kuşkusuz, sürgünde olmanın hayatını nasıl kökten değiştirip dönüştürdüğünü bizimle paylaşıyor.

Fotoğraflar ve günlüklerle de desteklenen kitap, Malikyan’ın bir oyuncu ve insan olarak portresini sunduğu gibi, Türkiye’nin yakın tarihine ışık tutan ayrıntılar da barındırıyor.

Künye: Tuğba Esen – Aktör Dediğin Nedir ki: Kevork Malikyan Kitabı, Aras Yayıncılık, söyleşi, 240 sayfa

Halit Refiğ – Gazi ile Latife (2008)

Türkiye’nin önemli sinemacılarından Halit Refiğ, tartışmalı senaryosu ‘Gazi ile Latife’de, Cumhuriyet tarihinin günümüzde de etkisinden hiçbir şey kaybetmeyen bir dönemini anlatıyor.

Sinema için yazıldığı halde bir türlü filmi çekilemeyen senaryo, Atatürk’ün 1922-1925 yılları arasındaki üç yılını kapsıyor.

Bu üç yılın içinde, İstiklal Savaşı’nın kazanılması, İzmir geri alındıktan sonra Latife Hanım’la tanışmaları, Cumhuriyet’in ilanı, hilafetin kaldırılması, 1925’te Şeyh Sait İsyanı’nın başlaması, isyanın bastırılması ve kısa bir süre sonra Mustafa Kemal ile Latife Hanım’ın evliliklerinin bitişi bulunuyor.

Refiğ, bir “sinematografik tarih” olarak tanımladığı kitabında ayrıca, Atatürk’ün yukarıda sözünü ettiğimiz üç yıllık zaman dilimi içinde, Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy ve Refet Bele gibi, Milli Mücadele’nin önde gelen isimleriyle Atatürk’ün yollarının nasıl ayrıldığını da anlatıyor.

  • Künye: Halit Refiğ – Gazi ile Latife, Alfa Yayınları, senaryo, 221 sayfa

Pınar ilkiz – Hakikaten: Sevin Okyay Anlatıyor (2017)

“Hakikaten” lafını çok seven ve sıklıkla kullanan Sevin Okyay, yalnızca bir sinema yazarı değil, aynı zamanda usta bir çevirmen, caz müzik ve spor yorumcusu olarak da gönlümüzde taht kurmuş, Türkiye’nin en üretken yazarlarından.

Pınar İlkiz’in sorularıyla yol alan bu nehir söyleşi ise, Sevin Okyay’ın dünyasına dair bilinmeyenleri, onun bir insan, entelektüel ve kadın olarak portresini sunuyor.

Okyay’ı bilenler bilir; kendisi yazılarıyla bile insana keyif bulaştıran bir isim.

Kitabı okurken ilk fark ettiğimiz şey de kendisinin bu hususiyetinden hiçbir şey kaybetmediğidir.

Söyleşi boyunca Okyay’ın kültürel, sanatsal, entelektüel, yazınsal ve sportif dünyasında adım adım ilerliyoruz, böylece bir anlamda bellek de tazelemiş oluruz.

Öte yandan söyleşinin, Sevin Okyay’ın çocukluğuna, yetişme çağlarına, beslendiği kaynaklara ve özellikle de ailesinin kendisi üzerinde bıraktığı, Okyay’ı Okyay yapan silinmez etkileri görünür kılmasıyla ayrıca önemli olduğunu söylemek lazım.

  • Künye: Pınar ilkiz – Hakikaten: Sevin Okyay Anlatıyor, Ayizi Kitap, söyleşi, 216 sayfa

Roland Barthes – Sesin Rengi: Söyleşiler (2017)

“Yazı”nın ve “yazarın/yazmanın” konumundan gündelik yaşamdaki mitlere, klasik yazın üzerine incelemelerden göstergebilim kuramına zengin bir alanda eser üretmiş Roland Barthes’la yapılan, düşünürün dünyasından aydınlatıcı detaylar sunan söyleşiler.

Barthes bu söyleşilerinde sinema, modanın sistemi, kültür ve karşı-kültür, haz, yazı, okuma, edebiyat, öğretim, gerçeküstücüler, beden, hakikat krizi, entelektüelin görevi, aşk, mitler, şiddet ve tembellik gibi pek çok konu hakkındaki görüşlerini, özgün bakış açısıyla paylaşıyor.

“İlk kaybettiğimiz, belli ki, masumiyettir; sözün kendiliğinden diri, doğal, spontane, doğru, bir nevi saf içselliğin dışavurumu olması nedeniyle değil; tersine, sözümüz ağzımızdan çıktığı anda teatraldir, hünerlerini koca bir kültürel ve söylevsel kodlar kümesinden devşirir: Söz her zaman taktiktir…” diyen Barthes’ın söyleşileri, bu büyük düşün insanının engin kültürünü,  sıra dışı zekâsını gözler önüne sermesiyle önemli.

  • Künye: Roland Barthes – Sesin Rengi: Söyleşiler, çeviren: Ahmet Nüvit Bingöl, Metis Yayınları, söyleşi, 328 sayfa

Ali Özuyar – Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi (1895-1922) (2017)

Sinemanın Türkiye’deki hikâyesi II. Abdülhamit’in İstibdat döneminde başladı ve saltanatın kaldırılmasına kadar geçen süreçte dönemin siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına paralel bir seyir izledi.

İşte, Ali Özuyar’ın bu uzun soluklu çalışması, sinemanın bu topraklardaki ilk yirmi yedi yıllık macerasının kapsamlı bir dökümünü yapıyor.

Kitapta,

  • Sinemanın Osmanlı’ya gelişi ve ilk yıllar,
  • Osmanlı’da ilk sinematograf gösterimleri,
  • İstibdat döneminin sinema üzerindeki etkileri,
  • Osmanlı İmparatorluğu’nda erken dönem film yapımı,
  • Meşrutiyet döneminin sinema üzerindeki etkileri,
  • 1908-1914 arasında İstanbul’da açılan yeni sinema salonları,
  • Donanma, Müdafaa-i Milliye ve Hilâl-i Ahmer gibi Osmanlı yardım cemiyetlerinin sinema faaliyetleri,
  • Birinci Dünya Savaşı zamanlarında sinema,
  • Osmanlı cephelerinin filme alınması,
  • Mütareke ve işgal döneminde film yapımı,
  • Ve Kurtuluş Savaşı’nın filme alınması gibi pek çok ilgi çekici konu yer alıyor.

Sinemanın Türkiye’deki ilk yılları ve gelişimi hakkında iyi bir kaynak.

  • Künye: Ali Özuyar – Sessiz Dönem Türk Sinema Tarihi (1895-1922), Yapı Kredi Yayınları, sinema, 408 sayfa

Mehmet Öztürk – Sine-Masal Kentler (2014)

Paris, Berlin, Roma, New York ve İstanbul…

Yirminci yüzyılda kimi kentler, pek çok filmin gerek tematik yapısının gerekse biçiminin metaforu, aktörü olmuştu.

Mehmet Öztürk burada, yukarıdaki kadim kentleri, film hikâyesinin oluşturucu öğelerinden biri olarak kullandıkları gibi sinema sanatına da yeni anlatım olanakları açmış kimi filmleri masaya yatırıyor.

  • Künye: Mehmet Öztürk – Sine-Masal Kentler, Doğu Kitabevi

Stephen Lowenstein – İlk Filmim (2014)

Dünyaca ünlü yirmi yönetmen, ilk filmlerine dair bilinmeyen detayları paylaşıyor.

Ken Loach’tan Gary Oldman’a, Mike Leigh’tan Pedro Almodovar’a yönetmenler, ilk film maceralarını, bu deneyimin daha sonraki çalışmalarında ne gibi izler bıraktığını anlatıyor.

Bilhassa yönetmen adaylarının kaçırmaması gereken bir röportaj çalışması.

  • Künye: Stephen Lowenstein – İlk Filmim, çeviren: Sinan Okan, Kolektif Kitap

Andrew Osmond – Ruhların Kaçışı (2014)

Hayao Miyazaki’nin yankı uyandıran; gizemli, rüyavari ve fantastik çizgi filmi Ruhların Kaçışı’na doğru bir yolculuk.

Andrew Osmond, bu olağanüstü filmin açık ve örtük anlamlarını detaylı bir bakışla irdeliyor ve bunu yaparken Miyazaki sinemasının beslendiği kaynaklardan Japon mitolojine kadar geniş bir alanda geziniyor.

  • Künye: Andrew Osmond – Ruhların Kaçışı, çeviren: Hakkı Doğan Dalay, Alfa Yayınları