Adam Baczko, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay – Suriye (2018)

2011’de Suriye’de başlayan savaş, her anlamda korkunç bakiye bıraktı, bırakmaya da devam ediyor.

300.000’den fazla ölü söz konusu.

Bunun yanı sıra, beş ila altı milyonu sürgünde olmak üzere yarısı yer değiştirmek zorunda kalmış bir halk, 11.000’den fazlası feci koşullarda ölmüş olan rejimin hapishanelerinde işkence görmüş yüz binlerce insan, İslâmcı gruplar tarafından dinsel azınlıklara uygulanan zulümler (kaçırılma, mal mülklerinin ellerinden alınması, infazlar), kaçırılmış ya da öldürülmüş onlarca gazeteci ve insani yardım örgütü üyesi.

İşte bu kitabın üç yazarı, Adam Baczko, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay, Suriye’de yaşanan bu büyük yıkımın izini sürüyor ve bu savaşın Suriye toplumunun yok edilmesinin ötesinde, Ortadoğu’nun, Sahil’den Afganistan’a kadar yeniden oluşmasında belirleyici bir moment olduğunu gözler önüne seriyor.

Çalışmanın, Suriye’de saha araştırmasını temel almasıyla önem arz ettiğini özellikle belirtmeliyiz.

Kitapta, Suriye’de iç savaşın başlaması, savaşın tarafları ve konumları, ayaklanmanın uluslararası yansımaları, ayaklanmanın parçalanması ve savaşın sosyal sermayede, ekonomide ve kimliklerde yarattığı değişimler gibi konular kapsamlı bir bakışla ele alınıyor.

  • Künye: Adam Baczko, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay – Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi, çeviren: Ayşe Meral, İletişim Yayınları, siyaset, 367 sayfa, 2018

İbrahim Semih Akçomak – Ahlaksız Büyüme (2018)

Türkiye ekonomisindeki büyüme, ne kadar ahlaklı?

Türkiye’de ekonomik, toplumsal ve siyasal kurumlar hiçbir zaman gerçek anlamda işler durumda olmadı ve büyümenin öncelikli hedef ve hatta kimileri için saplantı derecesinde öncelik kazanmasının başlıca nedenini de burada aramak gerekir.

İbrahim Semih Akçomak elimizdeki ufuk açıcı çalışmasında, Türkiye’deki uzun dönem ekonomik büyüme sorunsalıyla demokratik kurumların ve eğitim sisteminin işlevsizliği ile ilişkisini sorguluyor, ekonomik büyümeden kimlerin ne şekilde yararlandığını gözler önüne seriyor ve en önemlisi de bu bakış açının nasıl değiştirilebileceğini tartışıyor.

Şunu da özellikle vurgulamak gerekir ki, yazarın burada tanımladığı şekliyle ahlaksız büyüme sadece ekonomik alanla değil, siyasetten spora gündelik yaşamımızın her alanına nüfuz etmiş bir olgudur.

Akçomak kitabında,

  • Ahlaksız büyümenin basit iktisadı ve çıkar ekonomisini,
  • Siyasal, ekonomik ve toplumsal kurumların işlevsizliği ile ahlaksız büyüme ilişkisini,
  • Borç-güdümlü büyüme, inşaat-güdümlü büyüme, sanayisizleşme, işsizliğe mahkûm olmak gibi büyümenin ekonomik bileşenlerini,
  • Ve ahlaksız büyümeden kurtulmanın yollarını anlatıyor.

Demokratik kurumlar, hukukun üstünlüğü ve eğitim sistemi kaygan bir zemine kurulu olduğu için, ahlaksız büyüme sürecini kıracak dinamiklerin oluşmadığını belirten Akçomak’ın kitabından bir alıntı:

“Ahlaksız büyüme kimimize erzak torbası, kimimize iş, kimimize maaş zammı, kimimize kömür yardımı, kimimize faiz rantı, kimimize arsa rantı, kimimize de sattığımız oylarımız karşılığı aldığımız para olarak döndü. Bu nedenle ahlaksız büyümeye göz yumduk toplum olarak.”

  • Künye: İbrahim Semih Akçomak – Ahlaksız Büyüme, Efil Yayınevi, iktisat, 144 sayfa, 2018

 

Judith Butler – Biziz, Halk! (2018)

Sokakta toplanmak ne anlama gelir, nasıl bir işlev görür?

Judith Butler bu kitabında, tam da bu sorunun yanıtını arıyor ve sokakta olmayı tamı tamına performatif bir eylem olarak tartışıyor.

Performatif kuram bağlamında toplanma özgürlüğünü ele alan Butler, sınırsız şekilde esnekleşmiş, sürekli değişen, başka bir deyişle düzenli olarak düzensiz işlerde çalışan kesimleri anlatan; kimilerince “çalışan yoksullar” veya “güvencesiz işçiler” olarak tanımlanan prekaryaların bu süreçte nasıl devindirici bir güç olabileceğini irdeliyor.

Bunu yaparken toplumsal cinsiyet siyaseti, sokak siyaseti, birlikte yaşamın etiği ve koalisyon siyaseti gibi kavramları enine boyuna tartışan Butler, kamusal toplanmanın dışavurumcu ya da göstergesel biçimlerini anlamaya çalışıyor.

Butler’a göre toplanma özgürlüğü de, tıpkı konuşma özgürlüğü gibi bir “ifade özgürlüğü”dür.

  • Künye: Judith Butler – Biziz, Halk!: Toplanma Özgürlüğü Üzerine Düşünceler, çeviren: Ferit Burak Aydar, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 217 sayfa, 2018

Anne Applebaum – Gulag (2009)

Gulag, birçok siyasî ve adli tutuklunun bulunduğu, büyük Sovyet toplama kamplarıydı.

Dönemin diğer kamplarının aksine, Gulag’lara dair araştırmaların sayısı sınırlı.

İşte Anne Applebaum bu çalışmasında, 1917’de kurulup 1986’ya kadar açık kalan kamplardaki yaşamı, belgeler ve tanıklıklar aracılığıyla anlatarak, bu eksikliği bir nebze gideriyor.

Gulag’ların köklerinin Çarlık Rusya’sına, 17. yüzyıla dayandığını ve Rus Devrimi’nden sonra kampların Sovyet sisteminin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini savunan Applebaum, Gulag’ların büyümesinin 1940’lar boyunca devam ettiğini ve 1950’lerin başında doruk noktasına ulaştığını iddia ediyor.

Yazar, kampların tarihçesini, bunların Bolşevik Devrimi’nde yer alan kökenlerini, ekonomide önemli bir yer edinecek şekilde gelişimlerini, buradaki yaşamı ve arkasında bıraktığı travmayı, çok sayıda belge ve tanıklık aracılığıyla anlatıyor.

  • Künye: Anne Applebaum – Gulag, çeviren: Ufuk Demirbaş, Arkadaş Yayınevi, tarih, 680 sayfa

Ömer Çaha – Türkiye’de Seçmen Davranışı ve Siyasi Partiler (2009)

Ömer Çaha’nın kaleme aldığı; Metin Toprak ve İbrahim Dalmış’ın iki makaleye katkıda bulunduğu ‘Türkiye’de Seçmen Davranışı ve Siyasi Partiler’, siyasal değerler, siyasal katılım, seçmen davranışını etkileyen faktörler ve siyasi partilerle ilgili önemli analizler barındırıyor.

Kırıkkale örneğinden hareketle siyasal parti üyelerinde siyasal katılım düzeyi ve ANAP ile SP örnekleri üzerinden Türk sağının özel alana ilişkin tutumları, kitapta dikkat çeken konuların başında geliyor diyebiliriz.

Türkiye’deki siyasal partilerin AB’ye bakışı; 2002 seçimleri ertesinde AKP’nin sahneye çıkışı ve DP’den AKP’ye Türkiye’de merkez sağ, okurun karşısına çıkacak diğer konular.

  • Künye: Ömer Çaha – Türkiye’de Seçmen Davranışı ve Siyasi Partiler, Orion Yayınları, siyaset, 281 sayfa

Aytekin Yılmaz – Doğunun Talanı ve İnkârı (2009)

Aytekin Yılmaz ‘Doğunun Talanı ve İnkârı’nda, Doğu’yu hedef alan Batı kapitalist sömürgeci sistemin tarihini anlatıyor.

Yılmaz, tarihi seyri içinde talanı analiz ederken, Batı orijinli iktidarların, saldırıyı meşru kılmak için sergiledikleri fikri, siyasi ve felsefi dayanakları da irdeliyor.

Yılmaz’ın çalışmasının ilginç yönlerinden biri de, Doğulu toplumların özgünlüklerinden biri olduğunu söylediği despotizme odaklanmayı da ihmal etmemesi.

Doğu’yu, kendi şartları içinde inceleyen çalışmanın bir özgünlüğü de, Türkiye sol anlayışın Doğu’ya, Avrupa merkezci bir tarih felsefesi perspektifinden baktığı iddiasıdır denebilir.

Yılmaz’ın kitabındaki kimi iddialar, yeni tartışmaların kapısını açabilir.

  • Künye: Aytekin Yılmaz – Doğunun Talanı ve İnkârı, Belge Yayınları, siyaset, 250 sayfa

Abdullah Aysu – Modern Dünyada Tarım ve Özgürlük (2018)

Bugün dünyamız, yalnızca işsizlik ve yoksulluğun artması gibi büyük sorunlarla uğraşmıyor.

Son yıllarda, buna açlık ve beslenme yetersizliği de eklendi ki, bu çok daha geniş bir kesimi etkileyen büyük sorunlardandır.

Yakın zamanda burada, Leandro Vergara-Camus imzalı ‘Toprak ve Özgürlük’ adlı kitabı göstermiştik.

Camus, söz konusu kitabında, Brezilya’nın Topraksız İşçi Hareketi (MST) ile Zapatist hareketi kapsamlı bir şekilde karşılaştırmış ve bu iki hareketin küreselleşen bir dünyada bizim için ne gibi mücadele olanakları sunduğunu tartışmıştı.

Abdullah Aysu’nun bu çalışması da, Türkçede MST konusunda yapılmış ilk çalışma olmasıyla büyük öneme haiz.

Kitap, hem topraksızlaştırılan köylülere, hem işsizleştirilen işçilere, hem de toprakları ellerinden alınmaya çalışılan köylülere dayanan ve mücadelesinin en belirgin yönü, toprakları “işgal” etme ve yerleşme olan MST’yi geniş bir çerçevede ele alıyor.

Aysu, bu hareket üzerinden, doğanın talanına ve bu talana eşlik eden kültürün talanına karşı doğayı nasıl toplumsallaştırabileceğimizi, Brezilya’nın yirmi üç eyaletinde 1,5 milyondan fazla kır yoksuluyla birlikte hareket eden Topraksız Kır İşçileri’nin birebir deneyimlerini izleyerek tartışıyor.

Topraksız Kır İşçileri,

  • Büyük bedeller ödeyerek kurdukları yerleşimler ve kamplarda kendi geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar.
  • Geçimlerini hayvancılıkla ve meyve-sebze-hububat üreterek sağlamaya çalışıyorlar.
  • Kurdukları üretim ve tüketim kooperatifleriyle sömürü düzeninden kaçınıyorlar.
  • Eğitim kurumları inşa etmişler: Çocukları için kreş, okul açmışlar, gençleri için eğitim merkezleri kurmuşlar.
  • Meslek edindirme kursları açmışlar, organik gıda ve tarım eğitimleri veriyorlar.

Özetle, Topraksız Kır İşçileri Hareketi; doğayı ve insanı serbest sömürü alanı dışına çıkarma mücadelesi veriyor ve bu konuda oldukça da büyük başarı kaydettikleri ortada.

Aysu da, bu başarılı örnekleri tek tek gösteriyor ve bizi de toprağımıza, doğamıza, ekmeğimize ve yaşamımıza sahip çıkmaya davet ediyor.

  • Künye: Abdullah Aysu – Modern Dünyada Tarım ve Özgürlük: MST, Topraksız Kır İşçileri, Epos Yayınları, inceleme, 219 sayfa

Kolektif – İran: Ulusal Kimlik İnşası (2009)

Hamid Ahmedi’nin editörlüğünü üstlendiği ‘İran: Ulusal Kimlik İnşası’ başlıklı bu çalışma, İran kimliğinin oluşumundaki tarihsel, toplumsal ve siyasi temelleri irdeliyor.

Kitaba alınan çok sayıda makale, İran’da ulus kavramının ve toplumsal kimliğin oluşumu; ülkede din ve milliyet ilişkisi; Şah Pehlevi’nin modernizm çabaları; İran’da siyasal ideoloji; Sasani, Safevi ve İslam devrimi gibi dönemlerde İran kimliğinin tarihsel değişimi; İran şehir hayatının kimlikler ve siyasetler üzerindeki etkisi gibi birçok konuyu ele alıyor.

Kitapta, konunun teorik çerçevesi çizildikten sonra, alan incelemeleri yoluyla da İran kimliğinin oluşumu araştırılıyor.

  • Künye: Kolektif – İran: Ulusal Kimlik İnşası, editör: Hamid Ahmedi, çeviren: Hakkı Uygur, Küre Yayınları, siyaset, 339 sayfa

G. A. Cohen – Kendinin Sahibi Olmak (2018)

“Her insan, kendi hayatını kendi yaptığı seçimler doğrultusunda yaşama hakkına sahiptir-ancak kimseye bıçak çekemez ve zor kullanamaz; bu en önemli haktır, kişinin kendi üzerinde sahip olduğu haklar insanın kendinin-sahibi olma düşüncesini oluşturan haklardır.”

Cohen’in, ‘Kendinin Sahibi Olmak’ adlı bu kitabı, adaletin tam olarak ne olup olmadığı hakkında kapsamlı bir tartışma eşliğinde Marksizmin eşitlik ve özgürlüğe yaklaşımı hakkında iyi bir analiz sunmasıyla önemli.

Kölelik zamanlarında, insan bedeni bey, ağa veya aristokrat gibi köle sahiplerine aitti.

Kapitalizm bu döngüyü değiştirerek, insanın kendi bedeni ve emeği üzerinde kontrole sahip olmasını sağladı.

Kuşkusuz bu, bildiğimiz anlamda bir özgürlükten ziyade, özünde köleliğin biçim değiştirmiş halinden başka bir şey değildir.

Kapitalizm, bir yandan süslü cümleler kurup, öte yandan farklı araçları kullanarak bireyi köleleştirir.

Cohen’in kitabı ise, hem kapitalizmin bu ikiyüzlü özgürlük ve eşitlik anlayışını gözler önüne seriyor, hem de Marksistleri de, kapitalist özgürlüğü sadece kapitalizmin hatalarından yararlanarak eleştirdiklerini savunuyor.

Marksistlerin kendilerine has özgürlük ve eşitlik düşüncesi var mıdır sorusundan yola çıkan Cohen, liberallerle sosyal demokratlar, liberallerle liberteryenler, liberteryenlerle Marksistler ve reel Marksistlerle Marksistlerin kapitalizm ve özgürlüğe bakışlarını ana farklılıklarını merkeze alarak irdeliyor.

Yazar, özgürlük ve eşitlik konusunda Marksistlerin bir anlamda liberteryenler gibi düşündüklerini savunuyor.

Künye: G. A. Cohen – Kendinin Sahibi Olmak: Özgürlük ve Eşitlik, çeviren: Fahri Bakırcı, Epos Yayınları, siyaset, 410 sayfa, 2018

Cafer Solgun – 90’larda Mahpus Olmak (2018)

Dersim, Alevi ve Kürt sorunuyla ilgili önemli çalışmalarıyla bildiğimiz, Dersimli Kürt, Alevi bir ailenin çocuğu olan Cafer Solgun, katıldığı bir boykot eylemi nedeniyle lise öğrencisiyken ilk kez gözaltına alınıp işkence gördüğünde 16 yaşında bile değildi.

Solgun, siyasi nedenlerle sıkıyönetim mahkemesi ve DGM’de yargılandı.

Toplam 17,5 yıl gibi, neredeyse bir ömür kadar uzun bir süre hapis kaldı.

Ömrünün en genç yıllarını, 20’li ve 30’lu yaşlarını cezaevinde geçiren Solgun, bu kitaptaki anılarında, bu uzun tutukluluk sürecinde Van, Muş, Diyarbakır, Adıyaman, Antep, Bursa ve Kaman cezaevlerinde yaşadıklarını, dönemin sağlam bir panoraması eşliğinde bizimle paylaşıyor.

Solgun’un anıları, yalnızca kişisel bir tanıklık olarak değil, ülkenin inişli çıkışlı yakın tarihinin sağlam bir belgesel kaydı olarak okunmayı fazlasıyla hak ediyor.

Solgun şöyle diyor:

“Geçmişten bahsederken, yüzleşme derken, 12 Eylül’ü, 90’ları hatırlatırken, sizinle dilim döndüğünce, kalemim yazdığınca yaşadıklarımı, tanıklığımı paylaşırken, aslında çocuklarımız nezdinde geleceğimize hitap ediyorum ben… Onların gözlerine utanç duymadan bakabilmek ve onları, bizi anlamaya çalışırken şaşkınlık ve hayal kırıklığına uğratmamak için…”

Künye: Cafer Solgun – 90’larda Mahpus Olmak: Van, Muş, Diyarbakır, Adıyaman, Antep, Bursa, Kaman, İletişim Yayınları, anı, 400 sayfa, 2018